6 Ağustos 2010 Cuma
0
Anneannem ve dedem için hazırladığım 5 sofrası... Salatası bol yaz sofrası...Tarifleri sırasıyla yayınlamayı düşünüyorum inşallah....
Kuru Börülce SalatasıPirinç SalatasıKabak KayganaZeytinyağlı Biber DolmasıTuzlu Kek Sodalı Börek ve
Krokanlı Nescafeli Yaş Pasta
Malzemeler;
Kek için;3 yumurta1/2 su bardağı sıvı yağ1 su bardağı süt3/4 su bardağı toz şeker2. 5 su bardağı kadar unKabartma
Bol Salatalı Sofra ve Krokanlı Nescafeli Yaş Pasta
Anneannem ve dedem için hazırladığım 5 sofrası... Salatası bol yaz sofrası...Tarifleri sırasıyla yayınlamayı düşünüyorum inşallah....
Kuru Börülce SalatasıPirinç SalatasıKabak KayganaZeytinyağlı Biber DolmasıTuzlu Kek Sodalı Börek ve
Krokanlı Nescafeli Yaş Pasta
Malzemeler;
Kek için;3 yumurta1/2 su bardağı sıvı yağ1 su bardağı süt3/4 su bardağı toz şeker2. 5 su bardağı kadar unKabartma
0
Kış Oje Trendleri
Alıntı: refinery29
1. Morlar: Yazın rengi olan gri'den sonra Chanelin'de ürettiği mor rengi bu kış herkesin tırnaklarında olacak gibi duruyor.
2.Metalikler: Özel gecelerde böyle simli tırnaklar çok hoş duruyor. Benim favorim soldaki pembe Lippmann Collection oje ve gri Dior.
3.Natureller: Antika havasında bir kıyafet giydiğinizde böyle natürel renkler çok hoş duruyor. Favorim soldaki açık pembe Sephora rengi.
4. Kıymetli Taş Renkleri: Bu kısım favorim. 3 renge(turuncu MAC) bayıldım ve denemek için sabırsızlanıyorum.
5 Ağustos 2010 Perşembe
0
Namus belasına gardaş!
Cem Karaca ile çook güzel bi anım var benim.. Onca zaman olmuş kafadan dört nala firar edeli, ama işte bi şarkılık menzili varmış. Öylesine denk geldi az önce dinledim, baktım o güzelim anı kapıma dayanmış “gitmedim bi yere hep buradaydım ben” diye.
“Madem öyle gel geç içeri, yine kurul baş köşene” dedim. Buyurdu, siz de buyurun bi döküleyim ben:
Bi dönem ev kadınlarını hedef kitle belleyen bi canlı yayın yaptık. İşte bi sunucumuz vardı, her telden çalan konuklar vardı, orkestramız bile vardı. Koskoca stüdyomuz, ellerinde mendilleriyle hazır kıta her gün yerlerine geçen stüdyo izleyicilerimiz vardı. Telefon bağlantılarımız, canlı yayın hatalarımız, kafayı sıyıran teknik ekibimiz ve her gün yayından önce mendilli teyzeleri havaya sokmak için bildiğin göbek atan cefakar stajerlerimiz vardı.
Özel bi takım günler haricinde hep canlı yayınlandı bizim program. Ama Cem Karaca’nın konuk olacağı gün o özel günlerden birine denk geldi, canlı yayınmış havasında bant kaydı yapıldı daha önce. İzleyen aradaki farkı anlayamazdı, telefon bağlantıları bile yerli yerindeydi, herbi şeyi tamdı. Zaten bir gün öncesinden çekilmişti, montajlık pek bi şeyi yoktu. Sadece bizim ekip bir günde( biri canlı diğeri bant) iki bölüm çekerek telef olmuştu. Ki bu da, kimsenin umurumda değildi.
Cem Karaca stüdyoya eşiyle geldi. Muhtemelen belleğinin kayda değer bir kısmını gerilerde bi yerde bırakmıştı, ya da.. umurunda değildi artık gerçekmiş, hayatmış, millet ne dermiş vs.. Yayından önce kulis faslında dibinden ayrılmadım. Çocukluğumdan beri, ilk gençliğimden beri.. ne bileyim işte ben beni bildiğimden beri, bilirdim onu. Ülkeyi bırakıp gittiğinde de bilirdim, abuk sabuk döndüğünde de. Yahu Namus Belasını bilirdim! Daha ne?
Dahası şöyle bi şeydi: Yayın öncesi sohbet muhabbet kısmı aldı başını gitti. Nasıl güzel bi ortam, anlatmam mümkün değil.. Sanki az sonra kayda geçilmeyecek de, böyle oturulmuş bi yere zaman durmuş, kimse farkına varmamış. Cem Karaca Namus Belası’nı anlatıyor. Ben meftun. Alenen eşini kıskanıyorum. Kadına da fena halde gıcığım zaten, o da ayrı bi mevzu.
Bi ara diyor ki Karaca: “Bazı türküler, şarkılar erkek ağızlıdır. Namus Belası da öyledir. Erkek söylemeli bunu. Kadınlar söyleyince olmuyor, sakil duruyor, saçma oluyor.”
Çok üzüldüm. Ama hakikaten çok fena üzüldüm, çünkü ben bacak kadar çocukken bile yana yakıla “Düştüm mahpus damlarına akıl veren çok olur” diye bağır bağır bağırmışım. “Namus belasına gardaş, verdiğimiz can bizim!” diye paralamışım hançeremi. Olacak şey değil! Nasıl erkek ağızlı olur bu şarkı? Nasıl kadın söylerse olmaz?? Nasıl!
İşi gücü unutalı zaten sağlamından bir saat geçmiş, battı balık çoktan yan gitmiş, böyle ufaktan ufaktan itiraza başladım “Olur mu öyle.. ama ben söylerim hep? Nasıl yani şimdi çok mu saçma hakkaten ki?” diye. Diyesi şu, evet çok saçmaymış. Bu arada eşi de destek veriyor, olmaz falan diyor, ben iyice delleniyorum.
Sonra hayata döndük, stüdyoya geçtik. Burada bi kısa özet geçeyim mekanla ilgili: Stüdyo bizim tv kanalının kiraladığı bi yer. Kanalın binasındaki stüdyo bu tür yapımları kotaracak kadar büyük değil. Hani o maçlara falan giden devasa canlı yayın arabaları var ya, işte onlardan biri stüdyonun bahçesinde park halinde, biz de yayını oradan yapıyoruz. Yani stüdyo ile iletişim öyle kısa yoldan gideyim bi bakayım mesafesinde değil. Ama benim de kafam fena halde bozuk, mesafe falan zerre umurumda değil.
Aklım hangi ara başımdan gitti şimdi bile tam olarak hatırlamıyorum. Program gayet güzel akıp gidiyor, başka konuklar da girip çıkıyor mevzuya.. Cem Karaca arada bi şarkı söylüyor. Öyle playback falan değil, geçen her yıla inat gayet canlı söylüyor hem de. Ve bitiyor artık program. Namus Belası’nı söyleyecek, bitecek. Başladı söylemeye, millet mest, ben iptal.
İşte o ara arabadan çıkıp stüdyoya gitmişim, kameramanlardan birinin yanında mevzilenmişim. Bas bas bağırarak şarkıya eşlik ediyorum. Ama nasıl şevkle söylüyorum, tarifi imkansız. Elim kolum mevzuya dahil olmuş, say ki meydanlarda tek yumruk olmuş slogan ata ata yürüyorum. Kameraman ezelden arkadaşım, feleğini şaşırdı:/ Delirdiğimi düşünmüş.
Cem Karaca fark etti halimi, ki zaten etmemesi mümkün değildi. Ama nasıl bi tepki verecek, zaten yapyığım iş mesleğin hiçbir tarafına uymuyor, adamın dikkati yerle yeksan. Naaptı ama biliyor musunuz? Döndü bana, yaptığımız tarışma hikaye oldu, şarkının kalanını bana söyledi. Böyle bir kamera, arkasında ben, kameranın önünde Cem karaca.. Karşılıklı “at bizim avrat bizim silah bizim şan bizim” diyoruz.
Ayıldım tabii sonunda.
Sunucu teşekkür faslına geçtiğinde ben de kendimi yayın aracına attım. Kimsenin yüzüne bakacak halim yok. Ama kimse de umurumda değil, Namus Belası’nı Cem Karaca ile söylemişim yahu daha ne?
At da bizim avrat da :)
bir de son not: ekşi'ye de yolladım, tam oldu..
“Madem öyle gel geç içeri, yine kurul baş köşene” dedim. Buyurdu, siz de buyurun bi döküleyim ben:
Bi dönem ev kadınlarını hedef kitle belleyen bi canlı yayın yaptık. İşte bi sunucumuz vardı, her telden çalan konuklar vardı, orkestramız bile vardı. Koskoca stüdyomuz, ellerinde mendilleriyle hazır kıta her gün yerlerine geçen stüdyo izleyicilerimiz vardı. Telefon bağlantılarımız, canlı yayın hatalarımız, kafayı sıyıran teknik ekibimiz ve her gün yayından önce mendilli teyzeleri havaya sokmak için bildiğin göbek atan cefakar stajerlerimiz vardı.
Özel bi takım günler haricinde hep canlı yayınlandı bizim program. Ama Cem Karaca’nın konuk olacağı gün o özel günlerden birine denk geldi, canlı yayınmış havasında bant kaydı yapıldı daha önce. İzleyen aradaki farkı anlayamazdı, telefon bağlantıları bile yerli yerindeydi, herbi şeyi tamdı. Zaten bir gün öncesinden çekilmişti, montajlık pek bi şeyi yoktu. Sadece bizim ekip bir günde( biri canlı diğeri bant) iki bölüm çekerek telef olmuştu. Ki bu da, kimsenin umurumda değildi.
Cem Karaca stüdyoya eşiyle geldi. Muhtemelen belleğinin kayda değer bir kısmını gerilerde bi yerde bırakmıştı, ya da.. umurunda değildi artık gerçekmiş, hayatmış, millet ne dermiş vs.. Yayından önce kulis faslında dibinden ayrılmadım. Çocukluğumdan beri, ilk gençliğimden beri.. ne bileyim işte ben beni bildiğimden beri, bilirdim onu. Ülkeyi bırakıp gittiğinde de bilirdim, abuk sabuk döndüğünde de. Yahu Namus Belasını bilirdim! Daha ne?
Dahası şöyle bi şeydi: Yayın öncesi sohbet muhabbet kısmı aldı başını gitti. Nasıl güzel bi ortam, anlatmam mümkün değil.. Sanki az sonra kayda geçilmeyecek de, böyle oturulmuş bi yere zaman durmuş, kimse farkına varmamış. Cem Karaca Namus Belası’nı anlatıyor. Ben meftun. Alenen eşini kıskanıyorum. Kadına da fena halde gıcığım zaten, o da ayrı bi mevzu. Bi ara diyor ki Karaca: “Bazı türküler, şarkılar erkek ağızlıdır. Namus Belası da öyledir. Erkek söylemeli bunu. Kadınlar söyleyince olmuyor, sakil duruyor, saçma oluyor.”
Çok üzüldüm. Ama hakikaten çok fena üzüldüm, çünkü ben bacak kadar çocukken bile yana yakıla “Düştüm mahpus damlarına akıl veren çok olur” diye bağır bağır bağırmışım. “Namus belasına gardaş, verdiğimiz can bizim!” diye paralamışım hançeremi. Olacak şey değil! Nasıl erkek ağızlı olur bu şarkı? Nasıl kadın söylerse olmaz?? Nasıl!
İşi gücü unutalı zaten sağlamından bir saat geçmiş, battı balık çoktan yan gitmiş, böyle ufaktan ufaktan itiraza başladım “Olur mu öyle.. ama ben söylerim hep? Nasıl yani şimdi çok mu saçma hakkaten ki?” diye. Diyesi şu, evet çok saçmaymış. Bu arada eşi de destek veriyor, olmaz falan diyor, ben iyice delleniyorum.
Sonra hayata döndük, stüdyoya geçtik. Burada bi kısa özet geçeyim mekanla ilgili: Stüdyo bizim tv kanalının kiraladığı bi yer. Kanalın binasındaki stüdyo bu tür yapımları kotaracak kadar büyük değil. Hani o maçlara falan giden devasa canlı yayın arabaları var ya, işte onlardan biri stüdyonun bahçesinde park halinde, biz de yayını oradan yapıyoruz. Yani stüdyo ile iletişim öyle kısa yoldan gideyim bi bakayım mesafesinde değil. Ama benim de kafam fena halde bozuk, mesafe falan zerre umurumda değil.
Aklım hangi ara başımdan gitti şimdi bile tam olarak hatırlamıyorum. Program gayet güzel akıp gidiyor, başka konuklar da girip çıkıyor mevzuya.. Cem Karaca arada bi şarkı söylüyor. Öyle playback falan değil, geçen her yıla inat gayet canlı söylüyor hem de. Ve bitiyor artık program. Namus Belası’nı söyleyecek, bitecek. Başladı söylemeye, millet mest, ben iptal.
İşte o ara arabadan çıkıp stüdyoya gitmişim, kameramanlardan birinin yanında mevzilenmişim. Bas bas bağırarak şarkıya eşlik ediyorum. Ama nasıl şevkle söylüyorum, tarifi imkansız. Elim kolum mevzuya dahil olmuş, say ki meydanlarda tek yumruk olmuş slogan ata ata yürüyorum. Kameraman ezelden arkadaşım, feleğini şaşırdı:/ Delirdiğimi düşünmüş.
Cem Karaca fark etti halimi, ki zaten etmemesi mümkün değildi. Ama nasıl bi tepki verecek, zaten yapyığım iş mesleğin hiçbir tarafına uymuyor, adamın dikkati yerle yeksan. Naaptı ama biliyor musunuz? Döndü bana, yaptığımız tarışma hikaye oldu, şarkının kalanını bana söyledi. Böyle bir kamera, arkasında ben, kameranın önünde Cem karaca.. Karşılıklı “at bizim avrat bizim silah bizim şan bizim” diyoruz.
Ayıldım tabii sonunda.
Sunucu teşekkür faslına geçtiğinde ben de kendimi yayın aracına attım. Kimsenin yüzüne bakacak halim yok. Ama kimse de umurumda değil, Namus Belası’nı Cem Karaca ile söylemişim yahu daha ne?
At da bizim avrat da :)
bir de son not: ekşi'ye de yolladım, tam oldu..
0
Lady Gagalı Arabayı Gördünüz mü?
Dünyadaki Lady Gaga çılgınlığı bence artık çok uç noktalara ulaştı. Artık herkes onun gibi giyinmeye çalışıyor, herkes onu taklit ediyor, ne giyiyorsa olay oluyor. Hatta bu kış cadılar bayramı için yeni Lady Gaga kostümleri, perukları hatta makyajlarını üretmişler. Ben Lady Gagayı bazen seviyorum bazense yaptıklarını çok aşırı buluyorum. Bu resimlerde gördüğünüz araba ise bence hayranlığın son noktası. Bu arabanın sahibi anlaşılması çok zor olmayacağı gibi koyu bir Lady Gaga hayranı . Arabanın sağ tarafına Lady Gaga'nın yeni çıkardığı "You and I" şarkısının sözlerini yazdırmış, üst tarafına ise Lady Gaga'nın gerçek ismi olan Stefani Joanne Angelina Germanotta yazdırmış. Ben ilk başta son resimdeki resmin başka biri olduğunu düşünmüştüm ama oda Lady Gaga'nin Lady Gagalaşmamış haliymiş :)
4 Ağustos 2010 Çarşamba
0
imambayıldı
köy böreği (yardımcısı Hatice ablamın elinden)
yalancı pazı sarması
kayınvalidemin davet sofrası
Kayınvalidemin bizim için hazırladığı hoşgeldin sofrası... On güne yakın beraberdik sayılı gün göz açıp kapayana kadar geçiyor. İki katlı kocaman bir bahçenin içinde müstakil bir evleri var. Bahçede olmayan tek bir meyve ağacı yok limonundan eriğine, fındığından cevizine, şeftalisinden kayısısına bir tek muz ağaçları yok :) oda iklimden dolayı olmaz herhalde... Arda için mükemmel bir ortamdı bahçede kiraz ağacına salıncak yapıldı oyuncakları kitapları ağacın altında keyifli zaman geçirdi. Hatta "anne evimize giderken yumoşuda götürelim" dedi ısrarlı bir şekilde. Yumoş kim derseniz, evin köpeği bahçede yaşıyor :) Orman, deniz, dağ her şey iç içe harika bir yer. Arda orada olmaktan çok mutluydu, haklıda...
kayınvalidemin bizim için hazırladıklarıimambayıldı
köy böreği (yardımcısı Hatice ablamın elinden)
tavuk incik ve biber közlemesi
karışık salata
çilek kompostosuyalancı pazı sarması
tiramisu (benim elimden)
Yaklaşan ramazan için de iftar sofralarınıza minik bir fikir olabilir belki :) imambayıldı çok lezzetliydi ama köy böreği bambaşka bir tattı. Tariflerinide yarın eklerim artık, yorucu bir gündü anca evime yerleştim temizliğim, dağ gibi çamaşırım dolayısıyla ütüm anca bitti. Ufak tefek şeyler kaldı onlarda günlük rütünde olacak şeyler :) Artık sayfama inşallah daha çok zaman ayıracağım tatilden dolayı aksamalar oldu. Farkındayım :)
0
Çılgın Tırnaklar!
Resimlerde gördükleriniz takma tırnakla değil, gerçek tırnakların üstüne boya kalemiyle yapılmış. Ne istiyorsanız sizin isteğinize göre yapıyorlar. Ve bu değişik örnekleri nerede yaptırabileceğinize dair 5 şehirde 5 farklı adres vermişler. Adreslerden biride New York. Döndüğümde bu tırnaklardaki fikirler gibi bir fikir deneyip yaptırmayı düşünüyorum :) Hadi bana fikir verin, ne yaptırayım?
3 Ağustos 2010 Salı
0
Soğuk Ayran Aşı Çorbası
Malzemeler;
1 su bardağı buğday
1 çay bardağı kırık mısır (Aktarlarda ve bazı semt pazarlarında bulabilirsiniz)
3 su bardağı yoğurt
Aldığı kadar su
Nane
Yapılışı;
Sıcak yaz günleri için serinletici ve doyurucu bu çorbayı denemenizi tavsiye ediyorum.
Buğdayı ve mısırı bir gün önceden suda bekletmeye bırakın. Ertesi gün suyunu süzerek aynı tencerede tuzunu ekleyerek
Soğuk Ayran Aşı Çorbası
Soğuk Ayran Aşı Çorbası
Malzemeler;
1 su bardağı buğday
1 çay bardağı kırık mısır (Aktarlarda ve bazı semt pazarlarında bulabilirsiniz)
3 su bardağı yoğurt
Aldığı kadar su
Nane
Yapılışı;
Sıcak yaz günleri için serinletici ve doyurucu bu çorbayı denemenizi tavsiye ediyorum.
Buğdayı ve mısırı bir gün önceden suda bekletmeye bırakın. Ertesi gün suyunu süzerek aynı tencerede tuzunu ekleyerek
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

















