3 Ocak 2011 Pazartesi

0

Godot'yu Beklerken

Samuel Beckett'in "Godot'yu Beklerken" (en attendant godot) adlı oyununda beş kişiyle karşılaşırız: Estragon, Vladimir, Pozzo, Lucky ve Çocuk.

Estragon ve Vladimir Godot'yu bekleyen iki garip insanoğlu, Pozzo ve Lucky karşılarına çıkan birileri ve Çocuk da Godot'dan haber getiren bir ulaktır. Oyunun geçtiği mekan büyük bir olasılıkla tepsi gibi düz bir tepe ve o tepedeki tek ağacın çevresidir. Mekan ıssız, zaman ise konuşmalardan anladığımız kadarıyla 20.yy.'ın ortalarıdır. Godot'yu bekleyenler kimi zaman bulundukları yeri ve zamanı unutan, kimi zaman çekip gitmek isteyen ama bunu yapacak cesareti içlerinde bulamayan, ancak yine de neden beklediklerini tam olarak bilemedikleri halde beklemeyi kendilerine iş edinenlerdir.

Vladimir, Estragon'a göre belki biraz daha aklı başında gözükür. En azından Estragon gibi unutkanlık sorunu yoktur. Hatta zaman zaman düşünmeye bile teşebbüs eder. Estragon Pozzo'nun sıyırıp attığı kemiklere saldırır, Vladimir ise buna yüz vermez. Ancak sonuçta ikisi de sefil yaşamlarına bir anlam kazandırmaya çalışan, bunun için de kendilerine Godot'yu beklemeyi amaç edinen iki insandır. Mekandaki o tek ağaç belki tüm "Dünya", belki de neden içinde olduklarını çıkaramadıkları "Yaşam" dır.

Oyundaki zaman kavramının belirsizliği ağaçtan bize yansır. Dün ile bugün arasında geçen, saatler de olabilir, yıllar da. Eğer Estragon ile Vladimir'e İnsan ırkının genel özelliklerini yüklersek, onları tek tek kişiler olmaktan çıkarıp daha toplam bir varlığa dönüştürürsek, zamanın belki de sayısız yılları kapsadığını düşünebiliriz.

Ne de olsa insanlar genellikle bir şeylerin olmasını beklerler. Yıllardır, yüz yıllardır, hatta bin yıllardır. Ayağa kalktıkları o ilk andan beri hep, neden ayağa kalktıkları da dahil olmak üzere yaşamı, yeryüzünü, yıldızları sorgulamış ve ne kadar bilgi sahibi olurlarsa olsunlar, aslında ulaşmak istedikleri bilginin kıyısına bile varamadıklarını hissetmişlerdir. Durum böyle olunca da, tüm varoluşların sırrına ermek için hep birinin ya da bir şeylerin gökten inip açıklama yapmasını beklemişlerdir. Ölümü tanımışlar ama daha varoluşu bilemeden, yok oluşu kabule yanaşmamışlardır.

Estragon ile Vladimir'in karşılaştıkları Pozzo onlara, toprakları üzerinde bulunduklarını söyler. Pozzo bir toprak ağası olabilir ya da daha geniş anlamıyla bir efendi. Pozzo'nun sermayeyi temsil ettiğini düşünürsek diyebiliriz ki Pozzo aslında iktidara sahip olan egemen sınıftır. Ben Pozzo'yu Devletle eşleştiriyorum.

İnsanların bir araya gelip doğaya ve kendilerince düşman ilan ettikleri başkalarına karşı oluşturdukları bir aygıt olarak görüyorum devleti. Birlikte olduklarında bir üst yapıya ait olduklarını hissettiklerinde, uğrunda yaşayıp ya da ölebilecekleri bir amaç edindiklerinde, insanların kendi varoluşlarını yok oluşlarını pek de umursamadıklarını düşünüyorum. Devletin insanların yaşamlarına anlam kazandıran bir yanı var. İsyan etmek istediklerinde bile buna zemin hazırlayan ve yıkıp, yerine yine bir benzerini getirme sürekliliği sağlayan başka bir yönü de.

Peki, Pozzo eğer Devlet ise ya da gerçek iktidarı ellerinde bulunduran egemen sınıflar, Lucky ne oluyor? Oyunda Lucky, efendisinin yanından ayrılmayan bir köle gibi. Aşağılanmayı kaldırıyor hatta Pozzo'ya göre, terk edilmemek için tüm bunlara seve seve katlanıyor. Ancak diğer yandan, efendisini çileden çıkarabiliyor. Eskiden onu eğlendirirken, oyalarken ve düşündürürken şimdi ağzını açmıyor. Açtığında da kafalar karışıyor, sinirler geriliyor. Efendisinin yükünü o taşıyor, hizmetini görüyor ve belki de, efendi ile diğerleri arasındaki iletişimi sağlıyor. Yani, ona eskiden anlattığı hikayeler, oradan buradan duyup getirdiği haberler ya da eğlenip dinlensin diye yaptığı her şey aslında efendisiyle, hükmettiği ahali arasındaki köprüyü oluşturuyor.

İktidarlara egemen olan sınıfların sahip oldukları ideolojik aygıtlara denk düşüyor Lucky. İstenince güdülen halk için dans ediyor, istenince düşünüyor. Ancak ucu elden kaçınca gevşeyen ipler gibi, gün gelip de işlevini yitirmeye başlayınca efendi tarafından gözden çıkarılabiliyor. Tabii yerine yenisi konmak koşuluyla. Lucky'nin o tek söylevini ben, belki biraz komik olacak ama bizim medyanın bu günlerdeki haline benzetiyorum. Baskıdan kurtulunca "konuşmaya başlayan" ancak, her şeyi aynı anda yılların sabırsızlığıyla söyleyip bitirmek isteyen, rüştünü ispat etme isteğiyle, efendiye karşı kusur işlememe dürtüsü arasına sıkışıp kalan bir hali var.

Pozzo'nun zamanın bir yerinde kör olmasıyla, Lucky'nin de dilsiz olması, temsil ettiklerini düşündüğüm sistemlerin yapısına aykırı olmasa gerek. Egemenlerin zaafa düştükleri anlarda, onları ayakta tutan, bir sonraki bahara çıkaran birileri hep olmuştur. Ya uyguladıkları korku dozu yüksek baskı metotları, ya da geleceğe yönelik teklif edilen pay almalar, rüşvetler. İdeolojik aygıtlar sistemin bu gününü pekiştirirken, yarınını da kotarma görevine ve gücüne sahip değiller mi? Biri kör olduğunda diğerinin dilsizliği veya sağırlığı sürpriz mi sayılmalı?

Tüm bu karmaşanın ortasında bir şekilde dünyaya gelmiş olmanın dışında bir suçu ve aslında pek de bir işlevi bulunmayan insanoğlu ise, içinde olduğu ne alınır ne de satılır bu durumuna bir anlam vermeye çalışıyor. Ne yapıyor? Sığınacak bir kuytu arıyor, elinden tutacağı bir veli ve dayanacağı bir ağaç.

Estragon ile Vladimir'in bekledikleri Godot, aslında Tanrı mı? Eğer öyleyse bu Tanrı'dan neden Pozzo'nun ve Lucky'nin haberleri yok? Dahası, neden Pozzo'yu gördüklerinde onu Godot sanıyorlar? Godot eğer Tanrı oluyorsa, ondan haberler getiren Çocuk bir tür peygamber olabilir mi? Ya da bir melek? Öyleyse bu nasıl bir elçi ya da melek ki, yalan söylüyor? Çok iyimser bir yaklaşımla Çocuk için diyebilirim ki, o bir gelecek umududur. Ancak bir çocuk söylediğinde yalan sayılmayan şeyler söyler ve tüm saflığıyla der ki: "Ümit etmekten vazgeçmeyin."

Belki de Godot, hepimizin içinde zaman zaman belirip yok olan "çekip gitme" isteğini bastıran bahanelerin toplamıdır. Ayağa kalkan ama aslında kendi ayakları üzerinde duramayan insanoğlunun, varoluşunun ve yok olacak olmasının acımasız gerçeğiyle yüzleşmesini önleyen bir tür supaptır.

Sonuç olarak bence "Godot'yu Beklerken" bir insanlık öyküsüdür. Absürd tiyatronun bir örneğidir. Bu oyunu izleyenler, salondan ayrılırken pek de mutlu sayılmazlar. Hoşça bir-iki saat geçirip, sıkıntılarını unutmamışlardır. Yoğun bir söz ve mimik bombardımanına uğramış, silkelenmiş ve biraz da hırpalanmışlardır. Çoğunun aklında, o bildik sorular şekillenmiştir: "Ben kimim?", "Burada ne işim var?", "Nasıl yani?!"

Oyunun bir başı ya da sonu olduğunu kimse iddia edemez. Her an, bittiğini sandığımız noktadan başlayabilir. "Saçma" kavramına açıklama getirmenin bir yoludur bu, tıpkı insanoğlunun halleri üzerine edilecek ciltler dolusu sözler gibi.

---------

Elzem not: Eski ama çok sevdiğim yazılarımı bu ne idüğü belirsiz blogumda toplamak istiyorum. Godot'yu Beklerken de böyle bir yazı. 1999 yılında Radyo-Tv'de okurken bir dersin ödevi olsun diye yazmıştım. İlk olarak Düşle'de yayınlandı yanlış hatırlamıyorsam. Sanatlog ve Dipnot.tv'de var bir de. Benim bildiğim bunlar, tabii, arşiv blogum liladee dışında. Ama galiba birleştirecem iki blogumu, bakalım, niyet bu en azından..
0

Alışverişe çıkınca kalori de yakılır mı?

2 bin deneğin katıldığı araştırmaya göre, indirimi yakalamak için alışverişte yılda toplam 250 kilometreye yakın yol kateden kadınların yarısından biraz fazlası, bir alışveriş gününden sonra kendilerini spor salonunda egzersiz yapmaktan daha yorgun hissettiklerini belirtiyor.

Kadınların alışveriş sırasında ortalama 4,7 km yol katetmelerine ve mağazaları taramak için haftada 2,5 saat harcamalarına karşın, erkekler ortalama 2,4 km yol katediyor ve haftada 50 dakika sarf ediyor.

Kadınlar alışveriş sırasında doktorlar tarafından tavsiye edilen günlük 10 bin adımın dörtte üçüne yakınını yerine getirerek, 7 bin 305 adım atıyor.

Araştırmaya katılan 10 kadından 9’u, büyük bir alışveriş için eşofman veya rahat ayakkabılar giydiğini açıklarken, üçte ikisi bunu geçerli bir sportif egzersiz olarak görmediğini belirtiyor.

Denek kadınların üçte biri haftada bir kez "ciddi" alışveriş yaptığını, 10 kadından 8’i de arkadaşlarıyla gittiğinde daha uzun alışveriş yaptığını ve daha çok gezdiğini kabul ediyor.

Kadınların yüzde 45’i de ara ve mola vermeden "yıkılana dek alışveriş" yaptığını söylüyor.
Araştırmanın verilerine göre, haftada iki kez alışveriş yapan kadınların, ayda 2 kiloya yakın kilo kaybetmelerini sağlayacak kadar "egzersiz" yapmış gibi olacakları hesaplanıyor.

Düşük kalorili bir tatlı üreticisi tarafından bu konuda yapılan bir başka araştırmada da uzmanlar kadınların rafları taradıkları her beş dakikada beş kalori, yılda yaklaşık 48 bin kalori yaktıklarını hesap ediyorlar. Bunun günlük 1940 kalori alımı tavsiye edilen kadınların 25 gününe bedel olduğu belirtiliyor.

3 bin kişinin katıldığı bu araştırmada da kadınlar, ayda 11 kez alışverişe çıktıklarını ve yaklaşık 13 saat harcadıklarını açıklıyorlar.

Araştırmacılar, 3 saatlik bir alışverişin 495 kalorilik bir Big Mac hamburgeri, iki saatlik alışverişin de 283 kalorilik kremalı bir kahveyi yakabileceğini hesaplıyorlar.

0

Diyeti bozmanın nedeni arkadaş mı?

Restoranda arkadaşınla birlikte yemek siparişi vermek üzeresin. Sen, kremalı jambonlu spagetti düşüncesiyle ağzının sularını akıtırken bir anda kendine itiraf ediyorsun: ’Hayır, yapmamalıyım!’.

Yakın arkadaşların kararlarının bizim üzerimizde aslında çok eğlenceli bir etkisi var. Onların kararları o kadar önemli ki Dünya Sağlık Örgütü, insan sağlığı üzerindeki arkadaş faktörüne genetik ve gelir düzeyi faktörleri kadar önem atfetmiş. 

Arkadaşların birbirinin beslenme ve sağlık alışkanlıklarına etki etmesi Healthy People 2010 raporunda bile işlenmiş. Sigara içmek, grip aşısı olmaya karar vermek ve vitamin almaya başlamak sosyal çevreden bulaşan davranışlar. Ancak arkadaş çevremizin etkisini en çok hissettiğimiz zamanlar yemek, içmek ve egzersiz saatleri.

(Sözde) Dalga etkisi

Hızla kilo alan bir arkadaş sahibi olmak senin de yüzde 57 oranında o yolda ilerlemene neden oluyor. Bunu yaptıkları bir araştırma ile ortaya koyan ikili sosyal ağlar üzerine 10 yıldır çalışmalar gerçekleştirdi.  Bu konuda ki açıklamaları: "Bilinçli ya da bilinçsiz olarak, insanlar ne kadar yiyeceğine ya da ne kadar kilonun fazla kilo olduğuna başkalarına bakarak karar veriyor" diyor.

Aslında tatlı mönüsüne bakmaya gerek bile görmezken yemeğin ardından brownie sipariş eden arkadaşlarına katılıp sen de fikrini bir anda değiştirebilirsin. Hatta bazı durumlarda yemek konusunda teslim olacağımız ilişkiler bile geliştirdiğimiz oluyor. Kadının sadece "Berbat bir gün geçiriyorum ve birkaç tane kızarmış patates yersem daha iyi olacağım" demek için "yemek arkadaşları" bulunuyor.

Sosyal çevre içki içme alışkanlıklarına da çok fazla etki ediyor. Alkol, fazlasıyla nam salmış bir diyet düşmanıdır. (Eğer Martini’den sonra baharatlı cipse hayır diyebiliyorsan o ayrı.) Araştırmalarına göre içki içmek risk kategorisinde bulunuyormuş. Çünkü arkadaşları içtiyse içki içme isteği iki katı artan katılımcılarla karşılaşılmış. Bu kadar çabuk etkilenip kendimizi bırakmamızda fiziksel bağlantının etkisi olabilir.

Araştırmalarının ardından şu sonuca ulaşmış: Başkalarından etkilendiğimiz zaman, beynimizin bilinçli kararlar veren bölümü harekete geçmiyor. Bunun yerine kafanın arkasında yer alan bir bölüm (occipital lob) harekete geçiyor (ki burası görme fonksiyonuyla ilgili olan kısımdır.) Türkçesi: Bizim için iyi olacak şeye odaklanmak yerine (bir elmayı ısırdığımız an) başkalarının o sırada ne yaptığına odaklanıyoruz (birinin çikolatalı pastadan ısırık alması).

0

Yılbaşı Masam


Bu yılbaşı misafirlerim için hazırladığım masam. Karşı komşumlarla kutladık yıbaşını.Masayı açık büfe şeklinde hazırladım herkes istediğini aldı. Gülizar'da gelirken sosisli milföy. tavuk nuget, patates kızartması ve sarmısaklı yoğurtlu kurutulmuş biber yapıp getirmiş. Bende misket köfte, zeytinyağlı sarma, haydari, rus salatası, acılı ezme ve patates topları hazırladım. Ayrıca kuruyemiş, meyve ve gece onikiden sonra künefe yaptık. Çok güzel bir gece geçirdik. Yeniyıla Marmaris Atatürk meydanında belediyenin hazırladığı havai fişek gösterisiyle girdik
0

♡ Cute Outfit ♡



Minyon, citi-piti hatunlar icin hos bir kombin ornegi... Bu defa olmus Nicole Richie!

2 Ocak 2011 Pazar

0

Kabaklı Erişte Böreği

Kabaklı Erişte Böreği
Malzemeler;250 gr erişte
1 orta boy kuru soğan
1 orta boy yeşil kabak
1 demet dereotu
1 su bardağı rendelenmiş kaşar peyniri
4 yumurta,
1 kahve fincanı sıvıyağ
1 çay kaşığı kabartma tozu
1 çay bardağı un
2 su bardağı süt
Tuz, karabiber
Yapılışı;Fırında makarna alternatiflerini, börekleri, kaşarı üzerinde erimiş miss gibi kokan fırın yemeklerini, kabak dereotu ikilisini
0

Pudra Rengi Tül Yaka- Boyunluk

2 yazı önceki siyah dantel yakadan sonra, geçenlerde aldığım tülleri de bu şekilde değerlendirdim. Alırken de yumuşacık dokusuna, dökümüne ve pastel renklerine bayılmıştım bu tüllerin. Diğer renklerini de almak istiyorum.
(Kurdela ön ortasında)

Birçok şekilde kullanılabiliyor. İlk tasarlarken bağcıkları arkada düşündüm. Bitince nereye çevirsem güzel oldu. Altına giyilen giysiye göre farklı yönlerde takılabilir...
(Kurdela yanda)


(Kurdela arka ortasında)



Emek Sensin'de satışta
back to top