Aşk Sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Aşk Sevgi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

6 Eylül 2013 Cuma

0

Mutlu Evliliğin 10 Altın Kuralı!

Evliliğinizde veya ilişkinizde sorunlar mı var? Sorunsuz ilişki olmaz ama kronikleşirse korkulan son kaçınılmaz olabilir. Oysa uzmanların tavsiye ettiği birkaç basit ve etkili kurala uymak sizi mutluluğa kavuşturabilir.

Mutlu ve sorunsuz bir evlilik, bu kuruma adımını atmış çiftler için en önemli tercihtir. Ancak ister evlilik olsun ister beraberlik, başarılı bir ilişki göründüğü kadar kolay değildir. Karmaşık bir yapıya ve hassas dengelere dayalı olan kadın-erkek ilişkisinin başarısıysa, uzmanların tavsiye ettiği bir takım basit ama önemli kurallara uymakla mümkün.

Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Genel Başkanı Dr. Cem Keçe, insanın doğuştan yarım ve yalnız olduğunu ifade ederken, evliliğin aslında kişinin kayıp olan yarısını bulma arayışı olduğuna dikkat çekti.

Güven Yoksa Evlilik de Yok

Evliliği tamamlanmak, bütünleşmek ve bütünlenmek olarak tanımlayan Dr. Keçe, evlilik kurumunu kişilerin kendini güvende hissetmek amacıyla oluşturduğu bir olgu olarak açıkladı. Dr. Keçe şunları kaydetti:
“Bu kurumun amacı bütünleşme arzusudur. Çünkü insanoğlu annesi ile bir bütün olarak ana rahminde gelişir. Bu bütünlük duygusu anneyle bir olma isteğidir. Anne rahminde kişi kendini güvende ve cenneteymiş gibi hisseder. Fakat annenin rahminden çıktığında insan o duyguya yeniden kavuşmak ister. İşte sağlıklı ve mutlu bir evlilik, bu bütünlük duygusunu verdiği için kişiye güveni hissettirir. Ama güven yoksa bu takdirde hırçın ve çaresiz hissettirir. Bu yüzden evlilikler çoğu zaman insanı ya hırçın ve çaresiz ya da huzurlu ve mutlu kılar.”

İç Sesinize Takılmayın, Anlatın!

Peki evlilik nasıl çatışmaya dönüşüyor? Dr. Keçe bunu iki olguya bağlıyor:
“Bir insanı iki olgu rahatsız eder. Biri kendi iç sesidir. Diğeriyse başkalarının onun hakkında söyledikleridir. Bunu evliliklere de uyarlayabiliriz. Evliliklerde de kişiler eşleri hakkında iç seslerine ve eşlerinin kendilerine sarf ettiği sözlere ve yaptıklarına kafalarını çok takarlar. Bununla birlikte hem kendilerini hem de eşlerini suçlamaya başlarlar. Bir insanı mutlu eden de iki olgu vardır: Anlatmak ve anlaşılabilmek… Eğer evlilikte çatışma başlamışsa karı-koca ne dertlerini birbirlerine anlatabilirler ne de anlaşıldıklarını düşünebilirler. Bu nedenle kendilerini güvende hissetmezler. Demek ki iç seslere kulak vermek ya da düşüncelerinizi içinize hapsetmek yerine anlatabilmek ve de doğru bir şekilde anlaşılabilmek çok önemli.”

Dr. Keçe, evliliğin yolunda gitmemesinin en önemli nedenlerini, birbirini suçlayıcı tavır alma, küçümseme, saygısızlık, sürekli kendini savunma, iletişimsizlik ve saldırganlık olarak sıralıyor.

İşte Mutlu Evliliğin 10 Altın Kuralı

Peki mutlu bir evliliğin kuralları nedir? Dr. Keçe 10 altın kuralı şöyle açıklıyor:

1- Bankada bir hesap açtığınızı düşünün. Bu hesaba ne kadar mutlu an yatırırsanız ilişkiniz de o kadar mutlu ve uzun ömürlü olur. Amacınız hesabınızı mutlulukla doldurmak olmalı.
2- Birbirinize olan ilgisizliğinizin nedenini bulun. Kıskançlıklar, hep bir arada olma, ilginin çocuklara kayması, maddi sorunlar, evlilik sorumluluklarının ağır gelmesi ve gerçekçi olmayan beklentiler çiftin birbirlerine olan ilgisini azaltabilir.
3- Aklınızda bir anahtarlık hayal edin. Anahtarlığınıza koşulsuz sevme, anlayış, hoşgörü, arkadaş olabilme, samimiyet, şefkat, emek, sabır ve fedakarlık anahtarlarını takın. Anahtarlığa takılan tüm bu olgular mutlu evliliğin kapılarının altın anahtarlığını barındırır.
4- Sevgiliyken yaptıklarınızı tekrarlayın. Çiftler her nedense evlenince, toplumun onlara yüklediği roller doğrultusunda evlilik sürecine sevgililiği birbirlerine yakıştıramazlar. Böylece kısa süre önce sevgiliyken yaşadıkları güzel paylaşımları evliliklerine taşıyamazlar. Hatta flörtü evliliğin doğal süreci olarak görmeme eğilimi hâkim olur. Oysaki insanları değiştiren evlilik değil evliliğe bakış şekilleridir. Evlilikle birlikte sevgiliyken yaptıkları davranımlardan uzak duran çiftler zaman içerisinde hayatın onlara sunduğu monotonluğu yaşar ve sevgilerini, paylaşımlarını sorgulamaya başlarlar. Halbuki sevgiliyken yapılan küçük paylaşımların devam etmesi ilişkiyi ateşler. Kişilerin kendilerini daha iyi hissetmesi ve tutkularının devam ettiğini görmek kişileri birbirine bağlar. Eski tutku ve sevgilerinin devam ettiğini görmek ayrıca yeni paylaşımların artmasına da neden olur.
5- Eşinizin bir konu hakkındaki fikirlerine ya da hayallerine değer verin. Katılmasanız dahi onun ortaya koyduğu fikirlere saygı duyun ve sonuna kadar dinleyin.
6- Evliliğinizi monotonluktan kurtarmak için yenilikler yapın. Kaliteli zaman geçirmek için olanaklar yaratın. Ona beklenmedik küçük sürprizler yapın. Özel bir gün olmasa dahi ona küçük bir hediye alın. Birlikte vakit geçirmek için fırsat kollayın. Ortak zevklerinize uygun paylaşımlar yaratın.
7- İlgi çekmek için ilişkinize gizem katın.
8- Narsistik gereksinimlerinizi karşılayın. Kendinizi sevin ve beğenin.
9- Eşinizi fark edin. Onun saçını boyadığını, zayıfladığını, sizin için yaptığı küçücük de olsa özel bir şeyi görün ve takdir edin.
10- Öfkelendiğinizde asla şiddete başvurmayın. Mola verin, ortamı terk edin, duş alın ve uyuyun. Müzik dinleyin. Kavganızın dozajının yükseldiği anda nefes alıp vererek gevşeyin. Çatışmalarınızı yıkıcı değil yapıcı olarak ele alın. Kişisel eleştiri değil davranışsal eleştiri yapın. Kendinizi onun yerine koyun ve empati yapın.

5 Eylül 2013 Perşembe

0

Hastalıklı ilişkinin belirtileri neler?

İlişkinizde kendinizi sürekli mutsuz, üzgün ve kullanılmış mı hissediyorsunuz? Bunlar sağlıksız ilişkinin ilk belirtileri...

Bazen ilişkinin içindeyken gözlerimiz kör olur ve neler yaşadığımızın farkına varamayız. İnsanlara kulaklarımızı tıkar ve tüm olumsuzlukları sırf sevdiğimiz kişiyi kaybetmemek adına devam ettiririz.   Bir şekilde ilişki biter ve biz dünyanın ortasında geçici bir süre yapayalnız hissederiz. Pişmanlıklar duyar, geçmişi geri almak ve hataları düzeltmek isteriz. İlerde psikolojisi bozulmuş, kendisine olan güvenini kaybetmiş ve aşktan korkan bir kadın olmak istemiyorsanız aşağıda yazan 'sağlıksız ilişki' belirtilerini okuyun ve biran önce kendinize çeki düzen verin.

Mali sıkıntılarınız yüzünden ruhsal bir tıkanıklığa mı girdi? Benlik saygısı, aile ve iş problemleri mi başladı? Tüm bunların acısını sizden çıkarıyorsa hastalıklı bir ilişkinin adımları atılıyor demektir. Bu 'doğru ilişki' ya da 'mükemmel insan' ise her şeyi daha iyi hale getirmeye çalışacak ve pek az şeyi size yansıtacaktır.

Onun sürekli etrafınızda olmasını istiyorsunuz, onu mutlu etmek için uğraşıyorsunuz. Siz kendinizi iyi hissetmek için onu kullanıyorsunuz. Bu insan bağımlılığı işareti olabilir. Profesyonel bir yardım öneririz.

Onun ya da yaşadıklarınız hakkında konuşmak sizi gerçekten rahatsız ediyor. Kendiniz ve eşiniz için ne istediğiniz hakkında sürekli hem kendinize hemde çevrenize yalan söylüyorsunuz. İlişkinizde ciddi problemler var, bunları görmezden gelmeyin deriz.

Size istemediğiniz şeyleri yaptırmaya çalışıyor ve yapmazsanız tehdit ediyor. Zehirli bir ilişki içinde kapana kısılmış hissediyorsunuz. Artık onunla gerçekten istediğiniz için bir arada değilsiniz. Ama ondan ayrılmakta zor. Bu insanlar göz ardı ettiğiniz sağlıksız bir ilişkinin temelidir.

Birbirinize güvenmiyorsunuz. Eşinizin sizi gerçekten sevdiğine inanmıyor veya sürekli sizi aldattığını düşünüyorsunuz. Bu sağlam bir ilişki için olmaması gereken durumdur. İleride çok büyük problemlere dönüşebilir.

Geçmiş ilişkileriniz sürekli hayatınızın içinde. Takıntılı bir eski kız arkadaş, gece gelen sessiz telefonlar, hakaret mesajları... İçinizde sürekli 'ona geri dönebilir, neden bunu yapmasına izin veriyor?' gibi kuşkularla yaşayamazsınız.

Bağımlılık sorununuz/sorunu var. Alkol kullanıyor ve parasını buna yatırıyor. Alkollüyken verdiği sözleri, söylediklerini sabah unutuyor. Size sözlü ya da tensel şiddette bulunuyor. Bu ilişkinin hala devam edebileceğine inanıyor musunuz?

22 Ağustos 2013 Perşembe

0

Bu oyun ne zaman aldatma olur?

Beğenildiğini hissetmek, sadece kadınların değil herkesin arzusu. Hele ki bu karşı cinsten geliyorsa…

Kabul edelim, küçük flörtler kendimizi daha iyi hissettiriyor. Peki, Zarasız görünen bu oyun ne zaman aldatma sayılıyor?

Evlisiniz ya da uzun süredir biriyle birliktesiniz, ilişkinizde her şey yerli yerinde. Sadece biraz heyecan kaybınız var. Son zamanlarda da iş yerindeki biriyle arada bakışlarınız karşılaşıyor, konuşurken ya siz ona ya o size nazikçe dokunuyor, adı üzerinde flörtleşiyorsunuz. Bu da size o anlarda kendinizi iyi hissettiriyor. Ya da tesadüfen karşılaştığınız birini çok beğeniyorsunuz. ‘hmmm hoş adammış’ diye geçiriyorsunuz içinizden. Belki de ayaküstü sohbet edip, güzel vakit geçiriyorsunuz. Ama nedense bir yandan da içiniz huzurlu değil. İçiniz rahat olsun; korkmayın, eşinizi y ada sevgilinizi aldatmıyorsunuz! Yani sizin birini beğeniyor ya da başka biri tarafından beğeniliyor olmanız, var olan ilişkinizin kötü gittiği ya da sevgilinizi aldattığınız anlamına gelmiyor.

Bu tür flörtler, kendinizi iyi hissettiriyorsa hiçbir sorun yok! 
Hatta ilişki uzmanları bu tür durumların ilişkiye iyi geldiğini bile söyleyebiliyor. Psikiyatrist Murat Dokur da şöyle destekliyor: “Kişilerin kendilerini daha iyi, daha güzel hissedebilmelerine, sevebilir ve sevilebilir olmalarına yardımcı olan ‘sosyal flört’ aldatma değildir. Hatta bu şekildeki bir iyi hissedişin ilişkilere doğrudan yararı olduğunu söyleyebiliriz.”

Yaşam koçu ve İlişki Terapisti Yeşim Varol Şen ise, uzun süreli ilişkilerde ve evliliklerde bu tür Zarasız flörtlerin egoyu yenilediğini belirtiyor: “Bu tür Zarasız flörtler, bireye ‘ben beğeniliyorum, kendimi iyi hissediyorum’ tarzında olumlu bir motivasyon duygusu veriyor ve kişinin mevcut ilişkisine bu olumlu hisleri yansıtmasını sağlıyorsa, faydalı sayılabilir. Sonuçta birey kendisini özel ve güzel hissetmesini, keyifli hissetmesini sağlayacak ve bu pozitif duygularını ve özgüvenini mevcut ilişkisine de yansıtacaksa bunun ilişkiye olumlu bir katkı olacağını varsayabiliriz.”

Peki, zararsız bir flörtle aldatmanın arasında nasıl bir çizgi var? O çizgiyi ne zaman ihlal etmiş oluyoruz? Bunu da şöyle özetlemek mümkün: Eğer siz bir ilişki yaşarken bir başkasını düşünüyorsanız, ilişkiniz yetersiz kalıyor ve bu boşluğu flört ederek doldurma ihtiyacı duyuyorsanız, o zaman zararsız bir flörtten bahsedemeyiz. Flört, spontanelikten çıkıyorsa ve planlı buluşmalara dönüşüyorsa, artık burada bir ilişkiden söz edebiliriz. İçinizi huzursuz eden, var olan ilişkinize yansıtmaktan kaçınacağınız, görülme ve duyulma korkusu yaşayacağınız bir flört artık zararsız olmaktan çıkıyor. Var olan ilişkinizi zedeleyeceğini bile bile flört etmeye devam ediyorsanız, mevcut ilişkinizde yetersiz noktalar olduğu anlamına geliyor. Yeşim Varol Şen, “Bu durumda da çözüm ihanet değil, ilişkideki yetersiz noktaların farkına varılması ve onarılmasıdır” diyor.

“Özel olduğumuzu hissetmeye ihtiyacımız olabilir”
Yeşim Varol Şen, bu tür davranışlarda egoyu tatmin etme arayışının da etkili olabileceğini söylüyor: “Mevcut ilişkimizde özel olduğumuzu, beğenildiğimizi veya rutinden sıkıldığımızı yeterince hissetmiyor ve bu duyguları Zarasız flörtlerle karşılamaya ihtiyaç duyuyor da olabiliriz. Küçük sosyal flörtler, eğer sonrasında akla takılıp o anı düşündürmüyor ve planlı bir tekrara yol açmıyorsa, bunu aldatma değil de egoyu tatmin etme arayışının da bir ihtiyaçtan doğduğunu yadsıyamayız.”

0

O, ruh eşiniz olabilir mi?

Eğer gerçekten iyi bir kimyaya ve uzun dönem ilişki potansiyeline sahip olup olmadığınızı merak ediyorsanız...

 “Eee neler yapıyorsun?” ve “Nerelisin?”  bir randevuda sormak için yeterli ışıltıyı taşıyan sorular değil elbette. Zaten size karşınızda oturan insan hakkında cazip bilgiler de sağlamayacaklar. Eğer gerçekten iyi bir kimyaya ve uzun dönem ilişki potansiyeline sahip olup olmadığınızı merak ediyorsanız, bundan daha iyisini yapmalısınız.

Ama ne tür sorular sormalısınız? Farklı ilişki uzmanlarının ortak söylemi, doğru ya da yanlış soru olmadığına dair bir. “Klonunuzu aramıyorsunuz,” diyor Laurie Seale, The Questions to Ask Before You Jump into Be’in yazarı. “birisinin sizin değer ve hedeflerinizi paylaşıp paylaşmadığını yargılıyorsunuz- ki bunu onunla uzun süreli bir ilişki içine girip giremeyeceğinizi bilmek için yapıyorsunuz.”

İşte sorulabilecek bazı sorular:

Eğer şirketin sana bir senelik maaşlı izin dönemi verse, o süreçte neler yaparsın?
Belki Pasifik’te bir adaya kaçacaktır; belki kendi yeni işini kurmaya girişecektir. Ne cevap verirse versin, “Bu son derece açıklayıcı bir soru, ve ilk randevuda sormak için ideal” diyor Seale. “Partnerinizin tutku ve önceliklerini ortaya koyar; bencil ya da hırslı olduğunu öğrenebilirsiniz.” Ayrıca bu insanın neyi önemsediğini ancak şu an zaman ayıramadığını de öğrenmiş olacaksınız.

Utandığın bir anını benimle paylaşır mısın?
Üzerine ketçapla çizdiği bir tabloyu kahkahalarla takdir edebileceğiniz kadar rahat bir insan mı? Eski sevgilisini etkilemeye çalışırken patenlerle tepetaklak olduğu anın gülünçlüğünü sizinle paylaşmaya hazır mı? Burada mühim olan olayın kendisi değil, savunmasız kaldığı zamanları kabullenip kabullenmediğidir. “Eğer partneriniz kabul ederse, mesela bir tv şovuna katıldığını ve gerçekten berbat bir performans sergilediğini, en azından kendisini fazlasıyla ciddiye almıyor demektir” diyor Diane Mapes, How to Date in a Post-Dating World’ün yazarı. Ve unutmayın, bir insan özel fiyaskolarını paylaşıyorsa aynı samimiyeti sizin de göstermeniz gerekir. En iyisi ilk baklanın sizin ağzınızdan çıkması! İşte bunun en basit yollarından biri : “İlk randevular beni tedirgin ediyor, ama kendime her zaman ayakkabımın topuğu kırıldığında mesaim bitene kadar masamdan kalkamadığım günü hatırlatıyorum.”

Eğer evinde yangın çıksa, kurtaracağın tek şey ne olur?
Karşınızdaki insanın duygusal mı yoksa nesnel mi olduğunu merak mı ediyorsunuz? Büyükbabasının cep saatini mi kendi laptopını mı kurtarıyor bunu öğrenin diyor Sharyn Wolf, So You Want to Get Married: Guerilla Tactics for Turning a Date into a Mate’in yazarı. “Neden özellikle onu?” diye sormayı da unutmamalısınız. Böyle tuhaf bir konuyu nasıl açacağınızı düşünüyorsanız, mesela “Bir sürü ilgi alanım ve hobim var, ama en sevdiğim şey yazmak. Evimde yangın çıksa ilk kurtaracağım şey defterlerim olur. Ya senin?”i deneyin.

İnsanların senin hakkında en büyük yanılgısı nedir?
Aslında sadece utangaç olmasına rağmen herkesin hakkında züppe ve burnu havada olduğunu düşündüğünü söyleyebilir. Bunu bilmek güzel olacaktır, özellikle de geçirdiğiniz kısa sürede siz de aynı şeyi çoktan düşünmeye başlamış idiyseniz. “Onun kendisini nasıl gördüğü hakkında fikriniz olacak” diye açıklıyor Wolf. “Ve bu da bir adım geri atıp, yeniden düşünmenize şans tanıyacak.” Bu konuya giriş için ise şöyle bir yöntem öneriliyor: “Bazen insanlar çok fazla konuştuğumu düşünüyor, oysa sadece gergin olduğumda gevezelik ederim. Senin hakkında da yanılgıya düşenler oluyor mu?”

Hayatının hangi bölümünü değiştirmek istersin?
İşte potansiyel sevgilinizin geçmişiyle ilgili çok önemli ayrıntılar öğrenebileceğiniz bir soru. Üniversitede okumak istediği bölüm farklı mıydı? Ya da eski sevgilisi ile ayrılmasına sebep olan o aptallığı yüzünden hala pişman mı? Herkesin pişmanlıkları vardır, bazen kendisinin bile unutmaya çalıştığı. Kimi sorumluluk ve mecburiyetler insanın yaşamını şekillendirebilir. Bu konuya girmek için de yine kendinizi öne atmanızı öneriyor uzmanlar: “Şu an hayatımdan oldukça memnunum, üniversiteden sonra hep düşlediğim seyahate çıkmak yerine o korkunç işe başladığım günleri hatırladıkça çok kötü hissediyorum.”

29 Temmuz 2013 Pazartesi

0

Erkekleri etkileyen 15 ayrıntı

Sevgilinizin hoşlandığı şeyleri kendi hobiniz haline getirerek erkeğinizin yaşamında daha fazla alana sahip olabilirsiniz. İşte erkek arkadaşınızı ya da kocanızı etkilemek için kulağınıza küpe olması gereken 15 ayrıntı…

Erkek arkadaşınızın ya da kocanızın sizinle birlikte daha fazla vakit geçirmesini istiyorsanız veya ilişkiniz rutine girdikten sonra da sizden sıkılmamasını istiyorsanız

1. Onunla aynı dili konuşabilmeniz için en önemli şey, futbolla ilgilenmeniz. Bunun için yapılacak çok işin var, doğru antrenmana!

- Sabahları gazeteyi tersten okumalısınız. Birden garip geldi, değil mi? Haklısın, ama erkekleri ilgilendiren spor sayfaları son bölümde yer aldığı için. Onlara ayak uydurmanız lazım.

- Onun tuttuğu takım hakkında bilgiye sahip olmalısınız, hatta asla kötü bir şey söylememelisiniz!

- Takımlara yapılan yeni transferleri takip etmeyi unutmayın.

- Hangi futbolcu hangi takımda oynuyor, bilmemek olmaz!

2. Biz kadınlar, nedense erkekler hoşlandıkları kadınlardan bahsederken hemen kulp takarız. Artık bundan vazgeçmelisiniz. Onun size bahsettiği kadından hoşlanmasan bile olumsuz konuşmamalısınız, yoksa çok bozulur!

3. Play Station için çıkan bütün oyunlarını takip etmelisiniz.

4. Tıraş olmamış birine laf etmeyin. Siz her gün tıraş olmak ne demek biliyor musunuz? (Ah, bir de onlar bizim ağda yaparken yaşadıklarımızı bilseler…)

5. Onunla beraber alışverişe çıkmayı aklınızdan bile geçirmeyin. Birlikte sadece Nike, Puma, Adidas gibi spor malzemeleri satan mağazalara gidebilirsiniz. Zaten diğerlerine gitmek istemez.

6. Saçma sapan espriler yaptığında ona gülmelisiniz. Hatta siz de ona katılın!

7. Her gün gömlek ve çorap değiştirmenin ne kadar “gereksiz” olduğunu yoksa bilmiyor musunuz? Hemen öğrenseniz iyi olacak.

8. Bir şey anlattığında anlamadıklarınızı ona sormayın. Sonradan nasılsa anlarsınız.

9. Sizin yanınızdayken arkadaşlarıyla ilgileniyorsa kıskançlık yapmayın. Zamanla sizin varlığınızı kabul edecektir.

10. Onun tarzını yakalayın.

11. Cep telefonlarının markalarını, modellerini bilmenizde fayda var. Böyle önemli bir genel kültür konusunu (!) bilmediğin zaman ortamda bakakalmak islemezsiniz, değil mi?

12. Onun arkadaşlarını asla eleştirmeyin, çünkü bunu kaldıramaz! Arkadaşları yüzünden onunla kavga etmeye değmez…

13. Yanınızdayken kalori hesabı yapmamalısınız. Aldığınız kiloları boş bir zamanınızda nasılsa verirsiniz.

14. 24 saat romantizm olmaz… En azından sinemada aksiyonu tercih etmelisiniz!

15. Onun yanındayken evlilikten bahsetmeyin. Erkekler evlilik hususunda biraz hassastırlar!
0

'Ne seninle ne de sensiz' diyen kadınlara

İlişkinin uzunluğu ya da kısalığı önemli değildir. Önemli olan ilişkinin içinde ne kadar yoğun duygular yaşadığınız ... Doğmak, büyümek ve ölmek kadar doğaldır ayrılıklar. İlişki başlar, gelişir ve biter.

İlişkiniz tek taraflı ya da anlaşarak bitti ama siz onu hala unutamıyorsunuz. O hala aklınızda. Onu gördüğünüzde kendinizi kötü hissediyor ve özlüyorsunuz. Hatta hayatınızı daim ettiremeyecek duruma geldiniz. Uyuyamıyorsunuz, işlerinize yoğunlaşamıyorsunuz. Onunla olmak istiyorsunuz ama geri dönmemeniz için pek çok nedeniniz var. Ne beraber olabiliyorsunuz ne de ayrı kalabiliyorsunuz.

Birbirinizin hayatına başkalarının gireceği sinyallerini alınca çılgına dönüyorsunuz ve bitmez tükenmez çatışmalar yaşıyorsunuz. Eğer durum bu kadar vahimse öncelikli olarak profesyonel bir yardım almanızı öneririz. 'Ben kendim atlatacağım' diyorsanız, eski sevgili sendromunu atlatabilmeniz için birkaç tüyo vereceğiz.

Az ya da çok, bir şekilde bu ayrılık size zarar verdi. Şimdi kendinizi toparlama zamanı. İlk olarak onu sosyal ağlarınızda arkadaşlıktan çıkarsanız iyi edersiniz. Yoksa uykusuz gecelerde 'Kime ne yazmış, kimi eklemiş, kiminle beraber nereye gitmiş' diye sabahlara kadar sürecek araştırmalar içinde bulacaksınız kendinizi. Ve en kötüsü gördüğünüz en küçük şeyde kurmaya başlayacaksınız ve canınız daha çok yanacak. 'Yok, hayır ben kendimi tutarım kurcalamam' diyorsanız unutmayın; bir şekilde karşınıza çıkacaklara hazır olmalısınız. 'Sinek küçüktür ama mide bulandırır.'

Sosyal ağlar hayatımızda çok fazla yer kapladığı için olacak ki uzmanların 'sevgiliyi unutma' kurallarının içinde sosyal medyadan uzaklaşın uyarıları yer alıyor. Ayrıldığınız sevgilinizi ağınızdan silmiyorsanız ya da sildiyseniz ve  ortak arkadaşlarınız hala duruyorsa duvarınızda 'aşk acısı çeken kadın' sözleri paylaşmayın. Hem 'vah zavallı' demesinler hem de bir süre ortadan kaybolmak, sizden haber alamaması ya da ruhunuzun ne durumda olduğunu anlayamaması iyi olacaktır.

Karşılaşacağınız yerlere gitmeyin. Ortak doğum günü partileri, sosyal etkinlikler, gitmekten zevk aldığı mekanlar, aynı spor salonu. Bir süre karşılaşmamanız sizin için çok iyi olacaktır. Diyelim ki aynı iş yerinde çalışıyorsunuz ya da aynı okulda okuyorsunuz. Ders aralarında onun olmadığı yerlerde bulunun. İşlerinize ve derslerinize yoğunlaşın. Uzmanlar unutmak için beyni yorgun düşürmenin en iyi etken olabileceğini belirtiyorlar.

Eski mesajları ve mailleri silin. Evet, bazen bunları hatıra olarak saklamak yıllar sonra tekrar okumak istiyor olabilirsiniz ama şunu düşünün. Bu günler geçecek ve siz yeniden aşık olacaksınız. Hayatınıza aldığınız yeni insanın bunlarla karşılaşması pek hoş olmayacaktır. Hem 'Ne kadar mutluymuşuz, neden bitti?' gidi soruları kafanızdan atmak için artık o mesajlara ihtiyacınız yok!

'Ne kadar severse sevsin, insanın durup dinlenmesi gereken bir saat var.' Aynen böyle! Sevdiğiniz adamı unutmak için asla bir başkasının kollarına atmayın kendinizi. Hem beraber olduğunuz insana hem de kendi kişiliğinize ciddi bir yanlış yapmış olursunuz. Bir süre durup, dinlenmeli ve aklınızdan tamamen çıkarana kadar kimseyle beraber olmamalısınız. Yoksa eski ve yeni arasında kıyaslamalar yapar yine mutsuz olan siz olursunuz.

Saçlarınızla oynamayın! Hepimizin ayrılık sonrası ilk işi kuaförüne koşmak olur. Sonra pişmanlıklar başlar. 'Bu renk bana yakışmadı, keşke kestirmeseydim, saçlarımdan ne istedim'. Evet, değişiklik insana iyi gelir ama neden hıncınızı saçlarınızdan alıyorsunuz ki? Radikal kararlar almamanız gereken bu evrede bırakın saçlarınız olduğu gibi kalsın. Onun yerine tarzınızda, gardırobunuzda değişiklikler yapın.

Alkol almayın. Alkol alacaksanız telefonunuzu yanınıza almayın. Ayrıldığınızdan beri hiçbir şekilde iletişim kurmamış olabilirsiniz ama alkolün etkisiyle ertesi gün pişman olacağınız mesajlar atabilirsiniz. O size geri dönüş yaparsa ya da yapmazsa her iki durumda da kendinizi daha kötü hissedeceksiniz.

Onu kıskandırmaya çalışmayın. Acıdan ne yaptığınızı bilemez hale geldiniz. Kız arkadaşlarınızla çıkıp geziyorsunuz, uzun zamandır görüşmediğiniz arkadaşlarınızla görüşüyorsunuz. Bunlar çok güzel ve olağan şeyler lakin tüm bunlar yaşanırken ayrıldığınız sevgilinizin gözüne sokmayın.

Ve unutmayın; Çıktığınız kapıyı asla sert çarpmayın çünkü geri dönmek isteyebilirsiniz.

13 Temmuz 2013 Cumartesi

0

Sizden hoşlanıyor mu? Vücut dilini izleyin!

Onu izleyin, vücut dili size olan alakası hakkında fazlaca ipuçları verecektir.

Seviyor, sevmiyordan önce yani sevgisini sorgulamadan önce asıl bilmemiz gereken bizimle ilgilenip, ilgilenmediğidir. Bunu çok merak ediyorsunuz fakat söylediklerinden Hiçbir şey anlamıyorsunuz. Onu izleyin, vücut dili size olan alakası hakkında fazlaca ipuçları verecektir.

Kaşlarını kaldırıyor! 
İnsan davranışları hakkında araştırma yapanlar, erkeklerin sevdikleri bir şey gördükleri zaman kaşlarını kaldırdıklarını söylüyorlar. Kaşlarını kaldırdıkları zaman gözleri daha büyük gözükür  ve ışığın da yansımasıyla daha çekici görünürler. Bu saniyelik bir hareket değildir, siz farkedene kadar dakikalarda sürebilir.

Önüne eğiliyor! 
Sizinle ilgilenip, ilgilenmediğini öğrenmek için davranışlarını izlerken buna özellikle dikkat edin. Yanınızdayken davranışlarına özellikle çok dikkat edin. Kelimeler dudaklarından dökülmeden önce çoktan davranışlarına yansımış olabilir. Karşılıklı oturuyorsunuz ya da yan yana duruyorsunuz, eğer sürekli size sırtını dönüyor, sandalyesiyle oyunuyorsa kesinlikle sizden hoşlanmak bir yana kardeşi gibi görüyordur. Zamanınızı boşuna harcamayın.

Açık beden! 
Eğer bir kadın bacak, bacak üzerine atıyorsa buradan çok bir anlam çıkmaz. Fakat bunu bir erkek yapıyorsa size açılmak istemiyor olabilir. Kollarını önünde bağlaması da kendini kapatması anlamına gelir. Yanınızdayken ne kadar rahat davrandığına bakın. Sizinle ilgilendiğini anlamak için yanınızda bir süre kalıp ortama alıştıktan sonra ne kadar kendini açtığına ve rahat davrandığına bakın.

Sizin için iyi görünmeye çalışıyor! 
Sizinle ilgileniyorsa, sizin için iyi gürünmeye çalışacaktır. Peki siz bunu nereden anlayacaksınız? Yanınızdayken sürekli saçınız düzeltmesinden, üzerine başına çeki düzen vermesinden tabiiki.

Size baktığını çok belli ediyor! 
Size baktığını çok belli ediyor çünkü baktığı şeyden keyif alıyor. Kendinizi yeni keşfedilen bir ada gibi hissedebilirsiniz. Çünkü her 5 dakikada bir sizi baştan aşağıya süzecek ve bunu gizlemeyecek.

Yüzüne dokunuyor! 
Yüzüne, kulaklarına veya çenesine dokunuyorsa, sizinle ilgilendiğini düşünmeniz için iyi bir sebebiniz var. Uzmanlara göre erkekler heyecanlı ve gergin olduklarında ciltlerine bir kereden daha fazla dokunuyorlar.

Size dokunmak istiyor! 
Bir şey anlatırken, size doğru eğilir bir şekilde temasta bulunur.

Size bir şey ödünç vermeye çalışıyor! 
Centilmen her erkek yanında üşüyen bir kadın olduğu zaman mutlaka ceketini ödünç verir. Fakat geri vermenize rağmen almamakta hoşlanıyorsa hanımlar kesinlikle sizinle ilgileniyor. Bu centilmen davranışı yüzünden sadece iyi anılmayacak aynı zamanda sizinle bir daha buluşmak için iyi bir bahanesi olacak.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

0

Sağlıklı aşk hayatı için yapmanız gerekenler

Mutlu ve sağlıklı bir ilişki yaşamak yaşam kalitenizi arttırır, hayata bakış açınızı değiştirir...

Sağlıklı ve mutlu bir ilişki nasıl yaşanır? Hayat şartları, zamanın getirdiği ve gerektirdiği prensipler, kişisel egolar... Uzun ve mutlu bir ilişki yaşamanın ilk adımını atın!

Akıllıca bir partner seçin. Birçok nedenle insanlar bizimle ilgilenir ama biz, bize en yakın olan kişiyi seçmeliyiz. İlk önce bir arkadaş olarak potansiyel sevgili adayınızı değerlendirin. Karakterine, kişiliğine, değerlerine, cömertliğine, ruhuna, sözlerine ve eylemlerine bakın. Diğer insanlarla olan ilişkilerini gözlemleyin.

İlişkiler hakkındaki inançlarını, düşüncelerini öğrenin. Farklı insanlarla yaşadığı ilişkiler hakkında sık sık çatışan inançlara mı sahip? Onlar hakkında kötü konuşuyor mu? Onları aldatmış mı?

Seksi, sevgi ile karıştırmayın. Özellikle ilişkinin başında, cinsel cazibe ve keyif sık sık aşk ile karıştırılmaktadır.

Birbirinizin ihtiyaçlarını bilin ve onlar için açıkça konuşun. İlişkiler kişilerin kendilerini tatmin yolu değildir. Bir çok kişi, özellikle de kadınlar ihtiyaçlarını  bildirmekten korkarlar. Bunun sonucu olarak duygularını gizlerler ve maske takarlar. Sonucunda sevgilisinin ne istediğini bilmeyen ve anlamayan bir adam, mutsuz ve mutlu numarası yapan bir kadın. Yakınlık, dürüstlük olmadan oluşmaz.

Saygı, saygı, saygı... Sevgilinizle her zaman saygınızı korumalısınız. Böylece ilişki içinde veya dışında birbirinizi asla kaybetmezseniz. Saygı bir ilişki için şarttır.

Farklı bakış açılarınızı kabul edin. İkinizde eşsiz bireyler olduğunuz için farklılıklar ilişkiye hem güç hem de bir takım değerler kazandıracaktır.

Tartışmaya başlamadan önce keşfedin. İstemediğiniz bir şey yaptığından bunu neden yaptığını sorun. Ve anlamaya çalışın.

Gerçekten karar vermeden birbirinizin kaygılarını ve şikayetlerini dinleyin.

Uzun menzilli bir ilişki görünümü alın. Evlilik, birlikte gelecek geçirmek için bir anlaşmadır. Hayallerinizi sürekli olarak güncelleyin. İlişkinin her döneminde birbirinize ne istediğinizi sorun ve cevapları kabullenin.

Seks yapmayı ihmal etmeyin. İyi ve düzenli seks kişilerin birbirlerine olan bağını pekiştirir. Tarafların birbirlerini tanımasına izin verir.

25 Haziran 2013 Salı

0

Aşkın hayatımıza kattığı anlamlar

Aşk; kabullenmektir, neşedir, sorumluluktur, uyumdur, düşüncedir, beklentidir, mizahtır. Bunlar, muhteşem duygu olarak tanımlanan aşkın hayatımıza kattığı özel anlamlardan sadece birkaçı.

Hayatın insana sunduğu en güzel sürprizdir aşk. İşte ayaklarınızı yerden kesen o özel duygunun hayatınıza kattığı anlamlar…

- Aşk, iyi geceler öpücüğünü uzun tutmaktır.
- Aşk, beklentidir.
- Aşk, zaaflarınızın olduğunu ortaya çıkartır.
- Aşk, kabullenmektir.
- Aşk, "Şimdi zamanı değil" diye beklemeyi bilmektir.

Mutluluktur…

- Aşk sabırdır.
- Aşk, saçlarda başlayıp, topuklarda biten bir gezintidir.
- Aşk, keşiftir.
- Aşk, bağlandığında, karşındakine "Hayır" demektir.
- Aşk, şansını tanımaktır.
- Aşk, inceliktir.
- Aşk, korumaktır.
- Aşk, sorumluluktur.
- Aşk, ciddi bir tokalaşmayı kıkırdamaya dönüştürmektir.
- Aşk, mizahtır.
- Aşk, evinizdeki her şeyin yerinin değiştirilmesini kabullenmektir.
- Aşk, teslimiyettir.
- Aşk, saatin kaç olduğunu bilip aldırmamaktır.
- Aşk, neşedir.
- Aşk, sizi kucaklayan kolların gittikçe daha çok sarılmasıdır.
- Aşk, mutluluktur.
- Aşk, gecenin bir vakti "Sen uyu, benim gitmem gerek" dediğinizde, "Uyanık kalıp seni biraz daha görmeyi tercih ederim" cevabını almaktır.
- Aşk, sıcaklıktır.
- Aşk, tanıdığınızı zannettiğiniz insanın yeni yanlarını keşfetmektir.
- Aşk, tazeliktir.
- Aşk, uyandığınızda rüyanızı yanınızda bulmanızdır.
- Aşk düşlerin gerçek olmasıdır. Aşk, kocaman yatağın 3′te 1′ine sığışmaktır.
- Aşk, yakınlıktır.
- Aşk, evin anahtarlarından bir kopya daha yaptırmaktır.
- Aşk, güvendir.

Derstir…

- Aşk, "Hoşçakal" dedikten sonra tekrar karşılaşacağını bilmektir.
- Aşk, "gerildiğinizde sızlayan vücut" lafının anlamını bilmektir.
- Aşk, derstir.
- Aşk, banyo dolabını açtığınızda, diş macunu kapağını kapatılmamış bulmaktır.
- Aşk, uyumdur.
- Aşk, pencereden dışarıya baktığında kiminle olduğunu hatırlamaktır.
- Aşk, düşüncedir.
- Aşk, rüzgarın ağaçların arasında dolaşırken çıkarttığı sesi dinleyip, sevgilisinin yanında olmadığına hayıflanmaktır.
- Aşk, yalnızlıktır.
- Aşk, asla anlatılmayacak hikayelerdir.
- Aşk, çok özeldir.

21 Haziran 2013 Cuma

0

Evlilik kalbe iyi geliyor

Evlilikle ilgili yapılan tartışmaların sonu gelmiyor. Bir taraf evliliğin hayata olumsuz etkilerinden bahsetse de araştırmalar aslında evliliğin hayat kurtardığını ortaya koyuyor. 

Evliliğin hem kalp sağlığı yönünden, hem de kalp krizine bağlı ölümleri azaltması açısından kalbe iyi geldiği söyleyen Liv HOSPITAL Kalp Sağlığı Kliniği’nden Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Alp Burak Çatakoğlu, 14 Şubat Sevgililer Günü öncesi evliliğin yararlarından bahsetti.

Evlilik hem kadında hem de erkeklerde kalp krizi riskini azaltıyor. Daha önce yayınlanmış bazı çalışmalarda, evliliğin kalp hastalıkları yönünden riski azaltıcı etkisi gösterilmişti ama bunlar daha çok erkek hastalar üzerine yoğunlaşmıştı. ‘Europan Journal of Preventive Cardiology’ de yayınlanan yeni araştırmaya göre hem kadın hem de erkeğin akut koroner olaya bağlı bir kalp krizi ve ölüm olasılığının belirli oranda azaldığı ortaya çıktı.

Bekarlık sultanlık değilmiş
Finlandiya’da yapılan bu araştırmaya göre her iki cinsiyette ve tüm yaş gruplarında, evli olanlarda akut koroner olaya bağlı bir kalp krizi ve ölüm olasılığının belirgin olarak azaldığı vurgulanıyor. Özellikle orta yaşlı evli ve birlikte yaşayan çiftlerde akut olaydan sonraki süreç çok daha olumlu seyrediyor. Araştırmada 1993 ile 2002 arasında kalp krizi geçirmiş 15.300 hasta incelendi. Bu hastalardan 7.700’ü ilk 28 gün içinde hayatını kaybetti. Bekar olan erkeklerde kalp krizi gelişme ihtimali evli olanlara göre yüzde 58-66 daha yüksek bulundu. Kadınlarda da bu oran yüzde 60-65 daha yüksek saptandı.

Kalp krizine bağlı ölüm oranlarının ise bekar olanlarda çok daha yüksek olduğu gözlendi. Bekar erkeklerde kalbe bağlı ölüm oranı evli erkeklere göre yüzde 60-68 daha yüksek saptanırken bekar kadınlarda bu oran yüzde 71 daha fazlaydı. Bekarlığın sultanlık olmadığını bu çalışmayı referans göstererek vurgulamak yanlış olmaz. Sağlıklı bir kalp için önce kalbi sevgi ve aşkla dolduracak bir eş bulmak önemli.

İşte nedenler
• Yalnız yaşayan insanın yemek alışkanlıkları ve hayat düzeni sağlıklı olmaz. Ayrıca günün getirdiği zorlukları da paylaşacağı bir eşi olmaması nedeniyle hayatın yükünü tek başına omuzlar.

• Birlikte yaşayan çiftler birbirlerine özen gösteriyorlarsa, hem yemek alışkanlıkları daha sağlıklı olur, hem de bir hastalık ile karşı karşıya kaldıklarında daha titiz bir bakım sağlanır.

Kardiyoloji Uzmanı
Doç. Dr. Alp Burak Çatakoğlu
• Çiftler el ele yürüyüşlere de çıkıyor, günlük egzersizlerini yapabiliyorlarsa sonuçlar kalp sağlığı yönünden daha da başarılı olur. Sağlıklı bir kalp için mutlu ve sevgi dolu bir evlilik artık reçetelerimize yazılabilir.

• Bekar insanların sosyo-ekonomik düzeyi daha düşük olabilir.

• Evli insanların ekonomik düzeyi daha iyi, daha sağlıklı yaşıyorlar, sosyal çevreleri var ve destek alma ihtimalleri daha yüksek.

• Evli çiftlerin ambulans çağırmaları daha kolay oluyor. Evli insanların hem hastane hem de eve çıktıktan sonraki süreçlerinde bakım ve tedavileri daha başarılı oluyor. Bekar veya yalnız yaşayanların sağlıkları ile takipleri yetersiz kalabiliyor. Günlük ilaç takibi, kolesterol düşürücü veya tansiyon ilaçların düzenli alımı aksayabiliyor.

2 Haziran 2013 Pazar

0

Gönül mahkemem ve karar

Yakın zamanda yaşadığım bazı olaylardan sonra ruh mahkememi kurmanın zamanının geldiğini ve acil olarak yapılması gereken duruşmadan sonra yine yıldırım hızıyla alınan kararları bir an önce uygulamam gerektiğini anladım. 

Öyle ya zararın nersinden dönersem kardır diyordu içimdeki farkındalığını bekleyen ben... Beden sağlığım ve içimdeki benin yani ruh sağlığım için bir şeyler yapmam gerekiyordu.

Aslında zaman zaman hepimizin üstünde sanki kara bulutlar dolaşır, omuzlarımız düşer, gözlerimizdeki ışık söner, beklentilerimiz umutsuzluğa dönüşür ya; dipsiz kuyular içinde sesimizi kimse duymaz olur! Çığlıklar beynimizi boğarken, sessizliğimiz aslında kalkanımızdır zannederiz..

İşte şimdi karar zamanı: Hayır demek bencillik değilmiş yanılgı bir, hayat kısa ve zamanda hızlı akıyorsa mutluluk beklenmez işte o an da yakala, başkalarının ne düşündüğü değil, benim ne hissettiğim önemli. Bunu önce kendim kabul edersem çevremde kabul eder ve saygı duyar. Hayatımızdaki radikal değişikliklerin çoğu aslında aldığımız ani kararların sonucudur. Bu alınan kararlardaki başarı ya da başarısızlık ise uygulamdaki istikrara ya da istikrarsızlığa bağlı. Şikayet etmek mazeretler üretmek işin en kolayı olduğu için ee bizde tabii onu seçeriz. Bizi sorumsuzluğa iten, işte bu başarısız olduğumuz anda ki kendimize acıma duygumuzun sağlamlığı olmalı :)!

Hayır diyebilmenin asilliğinden nereye geldik?! Nerde kalmıştık arkadaşlar? Ben ve çevremde tanıdığım, hani tabiri caizse dertleştiğim tüm dostlarım hep aynı şeyden yakınır"bir hayır diyebilsem, bu kadar üzülmeyecektim!" Haklı başta kullanacağı beş harfli bir kelime şuan ki kendiyle yaptığı bu savaşa mani olacak, yaşama sevincini, umudunu ve insanlara olan güvenini sarsmayacaktı. Hayır diyemediği gün aslında bugün akıttığı göz yaşlarını birktirmeye başlamıştı bile. Zaten birilerini mutlu etmek için gönülsüz dediğimiz her evet önce bizi sonra çevremizi mutsuz etmek için kendi dinamitimiz olacaktır. Eşimi, çocuklarımı, arkadaşlarımı, annemi babamı, kardeşimi liste uzar gider ; sevdiklerimizi mutlu etmek için önce kendimizi mutlu etmemiz gerktiğinin farkındalığını anladığımız gün gönül bahçemizdeki gül kokulu huzura ilk adımı atmış oluruz derim:) ve uygulamaya başlayan biri olarak ruhumun ve evimdeki huzurun tadını anlatmaksa ayrı bir yazı konusu olur inanın bana.

Hani demiştik ya ruh mahkememizdeki alınan acil kararlar var diye... İşte bu radikal kararlar arsında ikinci sırayı kendimizi affetmek geliyor. 

Affetmenin getirdiği rahatlama, üzerindeki attığın yükün getirdiği o kuş misali muhteşem hafifleme. Bu hediyeyi önce kendimize sunmalıyız. Geçmişte yaptığım hatalarım için önce içimdeki beni affetmeliyim. Keşkelerin aciz teslimiyetçiliğinden sıyrılıp, o gün için doğru olan buydu diyebilmeli, bu günün doğru karaları için önümü açabilmeliyim. Geçmişin pişmanlıklarına takılmak bu günümü ve yarınımı gölgeleyen ruhumu karanlığa boğan bir mutluluk yok etme canavarı. Zafer için önce düşmanı tanımalı sonra savaşmalı insan değil mi?:)

Eee aynalara gülümseyerek bakmaya başladıysam, ruh sağlığım da yerinde bitti mi hayır! Şimdi bu güzel dünyanın, varlığımın ve çevremdeki tüm sevdiklerimin hakkını vermek, onlarla daha uzun kalabilmek için beden sağlığımı korumalıyım:). Artık sağlığıma daha dikkat etmeliyim! Doktora gitmeyi, düzenli spor yapmayı ihmal etmemeliyim. Şu uyku saatlerimde artık düzene girmeli. Mazeret üretmeden bakınca aslında, spora da, sinemaya da, tiyatroya da zaman kalıyor. Şİmdi hayat bu kadar kolay mı diyen iç seslerinizi duyar gibiyim. Yurtta, dünyada yüzlerce sorun varken, sen pembe gözlükler mutluluk oyunu oynamaya çalışan sözde Pollyanna! Pek doğru haklısınız. Şu da bir gerçek ki ilk duyduğumuzda yüreklerimizi dağlayıp bizleri kahreden her şey, kendimizle ilgili başka bir sorun karşında eriyip yok olabilir. Ta ki başka bir hatırlatmaya kadar. Madem durum bundan ibaret diyorum; elbette duyarsız kalmadan içinde bulunduğumuz evrene ve getirdiklerine, aldığımız her nefesi hakkını vererek, varabildiğimiz kadar keyfine vararak geçirmeye çalışmalıyız. Mazeretlerimizin esiri olmadan...
Dilek YAKA

Benim bu duruşmalarım uzun sürüyor arkadaşlar. Sizleri daha fazla sıkmadan hayatımdan ve hayata bakış açımdan kesitleri içimden geldiği gibi sizlerle paylaşmaya devam edeceğim:) Sizler de isteyip, fikirlerinizle beni aydınlattığınız sürece:).

Gülümsemenizin aydınlattığı umut çiçekleriniz solmasın.

* Dilek YAKA


© Copyright, Sağlık TV özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.
Yazarımıza mail atmak için tıklayınız.,

21 Mayıs 2013 Salı

0

Kadınları Tahrik Eden 8 Şey

Karşınızdaki kadını tahrik etmek her zaman kolay olmayabilir. İşte kadınları tahrik eden 8 şey...

Saçlarınıza Dokunması

Neden işe yarar?: Kafatası derisi milyonlarca sinir ucu içerir. Bir erkeğin parmaklarının saçlarınızda dolaşması, sizden hoşlandığını da gösteriyor aynı zamanda.
Boşuna burun kıvırmayın, evrimsel psikoloji görev başında.
Bunu deneyin: Bu hissi saçınızı taramasını isteyerek artırabilirsiniz.

Elini Bacağınıza Koyması

Neden işe yarar?: "İç baldırınız gibi, vücudunuzun bazı bölümlerine kazayla dokunmaya imkan yoktur" diyor Dr. Haltzman. Haksız da değil! Birisine duygusal olarak yeterince yakın olunca, o kadar yakına gelmesine izin vermek, duyguları harekete geçiriyor.
Bunu deneyin: Onu, vücudunuzun başka bölgelerine de yönlendirebilirsiniz. Mesela elini jean’inizin arka cebine sokmasını sağlayın!

Uzun Bir Koşu Sonrası Nefes Nefese Kalmak

Neden işe yarar?: Egzersiz dopamin ve norepineprin salgılanmasını tetikler, vücudunuz egzersiz sonrasında endorfin salgılar ve kan akışınız artar. Egzersiz sonrası tüm bu vücutta yaşananlar, cinsellik yaşanırken olanlara paralel.
Bunu deneyin: İşten eve gelince, TV seyretmek için koltuğa yayılmadan önce bir iki zindelik verici yoga hareketi, birkaç mekik veya şınav deneyin.

Hiç Tanımadığınız Bir Adamla Göz Göze Gelmek

Neden işe yarar?: İlk kez göz göze gelindiğinde, bu son derece etkileyici olabiliyor. Heyecanlanıyorsunuz çünkü göz göze gelmek kafalarda bir anda cinsel bir soru işaretini de çağrıştırıyor.
Bunu deneyin: İster şaka yollu ister bilerek olsun; bir kol teması ile işe başlayabilirsiniz. Bu, bir yabancıda ufak da olsa etkileşim yaratacaktır.

Jean Pantolon Giymesi

Neden işe yarar?: Erotik anlamda sutyen kadın bedeni için neyse, jean pantolon da erkek bedeni için o! Uzmanlar "Burada biyolojinin de etkisini unutmayın" diyor. Sıkı bir jean pantolon, sağlıklı bacak kasları, karın kasları anlamına geliyor! Bunlar da sağlıklı ve güçlü bir partner demek tabii ki! 
Bunu deneyin: Unutmayın, erkekler de en az kadınlar kadar iltifat edilmeyi sever. Ona, jean giydiği zaman yakışıklı göründüğü yönünde ne kadar çok iltifat ederseniz, o kadar çok jean giyecek.

Sabun Gibi Kokması

Neden işe yarar?: Sabun kokan bir erkekten hoşlanmak, fırından geçerken kokusundan ötürü canınızın ekmek çekmesi gibidir. Koku karşılaşana dek tanımadığınız bir iştahı tetikler. Kolonyanın tersine, sabun onun doğal kokusunu bloke ediyor. Sabun kokusu ve erkeğin kokusu birbirine karışıyor. Burada vücudun salgıladığı doğal kimyasallar devreye giriyor. 
Bunu deneyin: Yürüyüşe çıkın veya beraber koşun. Böylelikle onun vücut ısı derecesini artırarak doğal kokusunu duyabileceksiniz.

Bir Köpük Banyosunda Uzanmak

Neden işe yarar?: Köpük banyosu, rahatlamanın en kolay yolu. Genelde zihnimizdeki yapılacaklar listesi ile uğraştığımız için kendi fiziki uyanışımızın işaretlerini kaçırıyoruz ama ılık su, kanın cilt yüzeyinin altındaki sinir uçlarına gidişini hızlandırıyor ve bu da uyarılmayı kolaylaştırıyor.
Bunu deneyin: Düzenli olarak banyoyu akşam rutininiz içine alın. Vücudunuzun hisleriyle ilgili olarak ne kadar rahat ve uyanıksanız, onları ilerletmekle ilgili o kadar istekli olacaksınız. Ayrıca duş başlığının gücünü asla hafife almayın.

Omzunuzu Öpmesi

Neden işe yarar?: Çünkü size beklenmedik bir şekilde yaklaşır. Ayrıca sürpriz öpücükler sizin çekiciliğinizi ve onun size bağlılığını gösterir. 
Bunu deneyin: Partnerinize vücudunuzun ihmal edilmiş bölgelerini fark etmesi için yol gösterici olabilirsiniz. Cosmotürk'ün haberine göre, bu konuda açıkça konuşmaktan çekiniyorsanız, kalemi kağıdı elinize alın ve romantik bir not yazın. Köprücük kemiğinizin okşanması, kulak memenize dille küçük dokunuşların ne kadar tahrik edici olduğunu öğrenince bakalım ne yapacak!

15 Mayıs 2013 Çarşamba

0

Erkeklerin Gözüyle "İdeal Kadın" Tipi...

Erkeklerin gözüyle 'ideal kadın'ın özellikleri bir listede toplandı. Bu listeye göre, ideal kadın olmak için 15 ayrı özelliğe sahip olmak gerekiyor. Makyajdan alışverişe, vücut tipinden alışkanlıklara kadar pek çok  konuda ideal kadının özellikleri şöyle sıralandı:

• İdeal bir kadının okuma alışkanlığı olmalı. Erkekler gazetelerin sadece ilk ve son sayfalarını okuyan ve gündemi takip etmeyen kadınları sohbet arkadaşı olarak görmüyorlar.

• Telefonla gerektiği kadar konuşmalı. Kadınların telefon konuşmalarını saatlerce uzatmaları erkeklerin sinirlerini bozuyor.

• Ağır makyaj yapmaktan, aşırı parfüm ve çok çarpıcı ojeler kullanmaktan kaçınmalı. Böyle görünen kadınlar daha çok ilgi çekse de erkeklerin tercihi doğal ve masum güzellikten yana oluyor.

• Televizyon dizilerine bağımlı olmamalı. Yaşamını bu dizilere göre programlayan ve bu saatlerde dünyadan kopan kadınları anlayamayan erkekler, doğal olarak onlardan uzaklaşıyorlar.

• Lüks tutkunu olmamalı, alışveriş sırasında da mantığını koruyabilmeli. Taksit imkanı var diye eve gereksiz eşyalarla dolu paketler taşımamalı.

• Alkol ve sigaradan uzak durmalı. Beğendikleri kadınları aynı zamanda birer anne adayı olarak gören erkekler kötü alışkanlıkları olan kadınlardan içgüdüsel olarak uzaklaşabiliyorlar.

• Formuna dikkat etmeli. Ama her yemeğe ‘diyetteyim’ diye başlamamalı. Çünkü bu erkekleri en çok sıkan kelimelerden biri…

• Evi ya da odasını oyuncaklarla doldurmamalı. Sadece görüntüsü güzel diye evi hiçbir işe yaramayan eşya kalabalığına boğmamalı.

• Türkçe’yi kötü kullanmamalı. Bol bol yani, filan, şey gibi kelimeler kullanan ve argo konuşan kadınlar yerine etkili ve tane tane bir konuşma her zaman daha çekici geliyor.

• Sadece kızlarla değil erkeklerle de arkadaş olabilen kadınlar, erkeklere daha çekici geliyor. Böyle kadınlarla daha kolay ve iyi iletişim kurabiliyorlar.

• Çocuk taklidi yaparken itici olmamalı. Kadınların şirin olmak adına yaptıkları küçük çocuk taklitleri yerinde ve dozunda olmadığında erkeklerde ters tepki yaratabiliyor.

• Kıskanç olmamalı. Sevgilisini sürekli sorgulayan ve takip eden kadınlar, kendilerine güvenmedikleri mesajını vererek çekiciliklerini kaybedebilirler.

• Erkeğin her şeyiyle ilgilenmemeli. Bazen annesinden daha ileriye geçerek, erkeğin her işiyle ilgilenen kadınlar, aradaki büyünün bozulmasına ve erkeğin kaçmasına neden oluyorlar.

• İç dünyasında huzurlu olabilmeli. Geçmişte yaşadığı psikolojik sorunları ve ailesel problemleri çözümleyememiş kadınların, erkeklerin gelecek planlarına girmeleri zorlaşıyor.

• Kendi ayakları üzerinde durabilmeli. Hiçbir işlerini bir erkeğin yardımı olmadan yapamayacağını düşünen kadınlar, erkeklerde önceleri bir koruma duygusu yaratsa da bir süre sonra bu duygu sıkılmaya dönüşüyor.
0

Siz hangi aşıklardansınız?

Aşk, belki de insanoğlunun en çok peşinde koştuğu duygu. Ama aşktan aşka da fark var; kimi kısa zamanda başlayıp saman alevi gibi yaşanıp bitiyor, kimi uzun yıllar sürüp gidiyor. Peki sizin aşkınız hangisi?

Acıbadem Eskişehir Hastanesi’nden psikolog Orhan Öztürk aşkın 7 tipi olduğunu söylüyor.

Tarih boyunca romancılar, şairler, düşünürler, sanatçılar aşk konusundan ilham almış, aşk hakkında sayısız eser yarattılar ve yaratmaya devam ediyorlar. Ama aşk yalnızca sanatçıların konusu değil. bilim insanları da son 50 yıldır sistematik şekilde inceliyorlar. Psikologlar aşık olmanın insan duygu, düşünce ve davranışındaki etkilerini daha iyi anlamak için modeller geliştirirken; sinirbilimciler aşkın psikobiyolojik kökenini keşfetmek adına önemli deneyler yapıyor ve karşılaştırmalı metodlarla insanlarla hayvanları kıyaslayarak hangi organik süreçler aşkın doğasını idare ediyor sorusuna yanıtlar vermeye çalışıyorlar. Artık günümüzde aşk bilimi üzerine kitaplar yazıyor, sempozyumlar düzenliyor hale geldik. “Aşkın 7 hali” ise yüzlerce aşk kuramından yalnızca biri...

Platonik aşklar, patolojik (hastalıklı) aşklar, karasevda gibi durumlar haricinde aşk, iki kişi arasında yaşanan ortak bir süreç. Aynı aşıklar gibi aşklar da doğuyor, büyüyor, şekil değiştiriyor ve ölüyor. Bu aşklarda üç farklı özellik ve bu özelliklerin birbiriyle ilişkisi 7 aşk tipini ortaya çıkarıyor. Bu üç özellik şöyle sıralanıyor: “Yakınlık, Tutku ve Bağlılık”. 7 aşk tipini daha iyi anlayabilmek için bu üç temel özelliğin daha detaylı bilinmesi gerekiyor.

Yakınlık: Taraflar arasında kurulan karşılıklı duygusal bağ olarak ifade edilebiliyor. Yakınlık özelliği sayesinde ilişkide sıcaklık, samimiyet, duygusal destek, iletişim, anlayış, huzur, beraber geçirilen zamandan keyif alma durumları gelişiyor.

Tutku: Tutku aşkın psikofizyolojik boyutu olarak tarif ediliyor. Heyecanlanma, sevgilinin yanında olunca soluğun kesilmesi, kalp çarpıntısı, genel bir uyarılmışlık hali, enerji artışı, erotizm, fiziksel çekicilik, dikkatin sevgiliye odaklanması ve takıntılı şekilde sevgiliyi düşünme gibi özelliklerle kendini belli ediyor.

Bağlılık: Çiftler arasındaki karşılıklı bağımlılık, her şeye rağmen birlikte olmayı isteme, ortak bir hayat hedefi oluşturma ve sürdürme özelliği olarak açıklanıyor.

Bu üç temel özellikten her birinin tek başına veya diğer özelliklerle birlikte bulunması durumlarında 7 farklı aşk tipi oluşuyor:

1) Sadece “bağlılık” (Boş aşk): Tutku ve yakınlığın olmadığı, sadece hayat birlikteliğinin olduğu birliktelikler. Bu durum özellikle görücü usulü ile evlenme ve beşik kertmeliğinin yaygın oluğu toplumlarda (ve tabii ki ülkemizde) sıklıkla görülüyor. Bu tip boş aşk´lar ilerleyen dönemlerde diğer özelliklerin etkilenmesiyle şekil değiştirebiliyor; aynı şekil dolu aşklar da zamanla tutku ve yakınlık boyutunu yitirip boş aşk’a dönüşebiliyor.

2) Sadece “tutku” (deli dolu aşk): Genelde çoğu aşığın ilk planda ve en heyecanlı hissettiği, cicim aylarının deli dolu yaşandığı, desteğini erotizm ve cinsellikten alan aşk. Yakınlık özelliği de geliştiğinde bu deli dolu aşklar romantik aşklara evrimleşiyor; aksi taktirde yakınlığın ve bağlılığın olmadığı durumlarda genellikle kısa sürüyor. Bu kişiler birkaç gün veya hafta evli kalıp hemen boşanma davası açabiliyor ya da 40´lı yaşlarında beşinci eşinden de ayrılabiliyorlar.

3) Sadece “yakınlık” (arkadaşça aşk): Yakınlık ve hoşlanma dışında tutku içermeyen, uzun süreli olmayan aşklar. Bu tip aşkta taraflar genellikle partnerlerine ilişkin cinsel çekim hissetmezler. Arkadaşça aşklarda kısa süreli iyi anlaşma, “kardeş gibi sevme”, geçici heves, bittiğinde hemen unutma ama hatırlandığında saygı duyma gibi hallere sıklıkla rastlanıyor.

4) “Yakınlık” ve “tutku” (romantik aşk): Hem fiziksel çekimin hem de ruhani çekimin yoğun hissedildiği aşklar. Romantik aşklarda duygu yoğunluğu ve sevilen kişinin arzulanması ilişkinin dolu dolu hissedilmesine sebep oluyor. Geçmişteki unutulmayan aşk deneyimleri genellikle bu tip aşklardan kaynaklanıyor. Ancak ne fiziksel çekicilik ne de yakınlık hissi, ilişkinin kalıcı olması açısından tek başına yeterli olmuyor.

5) “Yakınlık” ve “bağlılık” (dostluğun paylaşıldığı aşk): Çiftlerin birbirine yoğun yakınlık hissettiği, saygı ve sevgi çerçevesi içinde her türlü duygusal ve düşünsel paylaşımın engellenmeden yaşandığı, ancak fiziksel çekimin olmadığı aşklar. Uzun yıllar evli kalıp hiç münakaşa etmeyen, dışardan bakıldığında resmiyet görünümünün belirleyici olduğu, dengeli ve tutarlı birliktelikler sıklıkla bu tip birlikteliklerde görülüyor. Zamanla arzu ve fiziksel çekimin azaldığını hisseden çiftler de dostluğun paylaşıldığı aşk evrenine geçiş yapabiliyor. Bu tip durumlarda sadakatsizliklere de sıklıkla rastlanıyor. “Eşimi çok seviyorum ama artık bir şey hissetmiyorum” veya “30 sene beraberlikten sonra artık çekim hissedemiyorum” tarzı ifadelerin bulunduğu bu aşklar kimi zaman aşırı kıskançlıklara da gebedir.

6) “Bağlılık” ve “tutku” (arzu dolu aşk): Beraberliği ve evliliği uzun süre devam ettirmenin altındaki temel dürtünün arzu olduğu aşklar. Yakınlık faktörünün olmaması bu tip ilişkilerde ihtilafların ve tartışmaların belirgin olmasına yol açıyor, çünkü taraflar genellikle anlayışsız, bencil, yapıcı iletişim becerilerinden yoksun ve sabırsız oluyorlar.

7) “Tutku”, “yakınlık” ve “bağlılık” (eksiksiz aşk): Her üç boyutun da tamam olduğu, ideal aşklar. “Mükemmel çift, ruh ikizi, hayatımın aşkı” ve benzeri tanımlamaların yapılabilmesi için tutku, yakınlık ve bağlılık boyutlarının eksiksiz şekilde beraber bulunması zorunlu sayılıyor. Eksiksiz aşk, aşıklara müthiş bir ilişki deneyimi sunuyor. Eksiksiz aşkı elde etmenin zor, ancak devam ettirmen daha da zor olduğu biliniyor. İlişkiyi canlı tutmak için çaba sarfetmek, özverili olmak, etkili ve empatik iletişim sağlamak, sürprizlere açık olmak, cinsel açıdan aktif olmak, saygı ve anlayışı her şeyden üstün tutmak gerekiyor.
0

Ayrılmanız gerekiyor!

Artık birbirinize daha fazla zarar vermeden ayrılmanız gerektiğini anlatan 8 madde!

İlişkinizde birbirinize zaman ayırın demenin yükü ağırdır. Zaten bu tavsiyeye ihtiyacınız varsa artık sizin için ayrılık çanları çalıyor demektir. Peki sizin ilişkiniz ne durumda? İşte artık birbirinize daha fazla zarar vermeden ayrılmanız gerektiğini anlatan 8 madde!

Sürekli kavga ediyorsunuz!
Karşınızdaki insanın ters ve iyi yönlerini anlamak ve birlikte yaşamak oldukça zordur. İlişkiler kabul ediyoruz çok kolay değil. Ama sürekli kavga ediyorsanız, artık biraz mola verme zamanınız gelmiş olabilir. Bir ilişki mutlu ve huzurluyken iyidir. Ne kendinizi ne de erkek arkadaşınızı üzmeye değer...

Konuşmuyorsunuz!
Erkek arkadaşınız ve siz artık konuşamıyor musunuz? Her olayda ya da her sıkıntınızda sürekli içinize atıyor durum daha da kötüye gitmesin diye susuyor musunuz? Ya da artık konuşacak bir ortak konu mu bulamıyorsunuz? İşte bu hiç iyi bir işaret değil. Bir araya geldiğinizde bir şeyler paylaşamıyorsanız, ilişkiniz hakkında biraz düşünmeniz gerekir.

Cinsel hayattan ne haber? 
İlişkilerde seksin öneminden bahsetmemize gerek yok sanırım. Bu sizi yakınlaştırmakla kalmaz aynı zamanda daha güçlü bağlar kurabilmeniz için ilişkinizdeki samimiyeti de artırır.

Kendinizi uzak mı hissediyorsunuz? 
Erkek arkadaşınızdan hep uzak olduğunuzu mu hissediyorsunuz? Artık onun kim olduğunu bile tahmin edemiyorsunuz. Kendinizde ona danışacak, sarılacak ya da güvenecek cesareti bulamıyor musunuz? Demek ki artık siz bir çift değilsiniz ve onun sizin hayatınızda bir önemi yok.

Uyuşamıyor musunuz? 
Hayatınızda farklı yönlere ilerlediğinizi mi düşünüyorsunuz? Farklı öncelikleriniz mi var? Bu birbirinizden uzaklaşmaktan çok artık sizin uyuşamadığınızı gösterir.

Farklı odalar, farklı yataklar... 
Yatmadan önceki konuşmalar belki de en samimi ve en içten olduğunuz sohbetlerdir. Fakat bunu en son ne zaman yaptınız? Ya da ne zamandır birlikte yatmıyorsunuz? En son ne zaman seks yaptınız?

Ayrılığı mı hayal etmeye başladınız? 
Ayrılığa hazır olduğunuzu anlamanın tek yolu, ilişkinizi gözden geçirdiğinizde onun olmadığını hayal etmektir. Bu ilişkinin geleceğini düşünürken onsuz hayaller ve hedefler kurabiliyorsanız, o artık sizin için olsa da olur olmasada...

Mutlu değilsiniz! 
Son olarak bu ilişkide siz mutlu değilseniz, kimseyle bir arada olmanız için hiçbir sebep yok. Sürekli ayrılmanın yollarını arıyor, onun yanlış bir hareketini ya da açığını bekliyorsanız, artık ona birşeyleri açıklamanın zamanı geldi. Daha fazla iki tarafında üzülmemesi için ondan ayrılmak istediğinizi söyleyin.

1 Mayıs 2013 Çarşamba

0

Erkeğin kalbini kazanma yöntemleri

Görür görmez sizi etkileyen erkeğin kalbini kazanmak için ne tür taktikler uygulamanız gerektiğini biliyor musunuz? Alçak sesle konuşmak, hafifçe tebessüm etmek gibi zamanın kalp kazanma yöntemlerini öğrenmek istiyorsanız yazımızı okuyun…

Bir dönem, flört rehberleri inanılmaz popülerdi. Kadınlar ve erkekler birbirini etkilemeye çalıştıkları sürece de popüler olacak. Fakat bu rehberlerin çoğunda birbirleriyle çelişkili ifadeler var.

Aslında flörtün doğası kişiden kişiye değişiyor. Özellikle sizin ve karşınızdaki erkeğin verdiği tepkiler, aranızdaki iletişimin nasıl gelişeceğini belirleyen en önemli etkenler. Tabii, zaman ve mekân da bir o kadar önemli. Ancak görünen o ki, yeni kuşak genç kadınlar ve erkekler için flörtün anlamı epey değişti.

Sezgilerinizi kullanın

Artık zaman sınırlı ve kimsenin uzun oyunlara vakti yok. Üstelik imaların yerini isteklerin açıkça dile getirilmesi, annelerimizin zamanındaki romantik düşlerin yerini de cinsel dürtüler aldı. Yine de bazı doğrular temelde hiç değişmiyor ama biçim değiştirdikleri kesin. Neyse ki her duygusal ilişkinin hala bir flört evresi var.

Peki, acaba eski yöntemlerin hangisini kullanmaya devam etmeli, komik duruma düşmemek için hangisinden uzak durmalıyız? Bunu anlamak için hem iyi bir gözlemci olmalı hem de sezgilerimizi iyi kullanmalıyız.

Alçak sesle konuşun

Bunun sizi daha etkileyici ve seksi kılacağını düşünseniz de gürültülü bar ve kulüplerde söylediklerinizin hiçbir şekilde anlaşılmaması tehlikesi var. Üstelik konuşma biçimine takılırsanız sohbetin içeriğini de kaçırabilirsiniz.

Her insan gibi sizin de kendinize ait özel bir ses tonunuz ve konuşma biçiminiz var, bunu nereye kadar saklayabilirsiniz ki? Bu noktada ne söylediğinizin nasıl söylediğinizden çok daha önemli olduğu ve söylediklerinizin kişiliğiniz, sosyal konumunuz, zekânız ve birikiminiz konusunda karşı tarafa çok önemli ipuçları sunduğunu unutmayın. Ama siz yine de alçak sesle konuşmaya özen gösterin.

Konuşurken gülümseyin

Hala geçerliliğini koruyan bir flört taktiği. Ama tüm konuşma boyunca sırıtarak gülünç bir konumuna düşmemek için zamanlamayı iyi ayarlamak gerekir. Şen kahkahalarınızı sonraki aşamalara saklayarak hafif tebessüm edebilirsiniz. Ayrıca asla alaycı davranmayın çünkü henüz karşınızdaki erkeği yeterince iyi tanımıyorsunuz ve onun neyi kaldırıp, neyi kaldıramayacağını bilmiyorsunuz.

Bakıp, gözlerinizi kaçırın

Karşınızdaki erkeği etkilemek için bakışlarınızı uzun süre onun üstünde yoğunlaştırmayın. Çünkü bu durumdan rahatsız olabilir. Bunun yerine sevimli bir bakış atın ve daha sonra gözlerinizi kaçırın. Böylece onda daha gizemli bir etki bırakmış olursunuz.

İlk hareketi ondan bekleyin

Evet, bekleyebilirsiniz çünkü aranızda zaten bir elektriklenme olduysa bunu kısa bir süre içinde yapacak ve bu sizin kendinize olan güveninizi artırıp heyecanınızı yenmenizi sağlayacaktır. Hangi çağda yaşarsak yaşayalım bir erkeğin bir kadının yanına gidip konuşmaya başlaması daha kolay ve onlar nasıl bir diyalog kuracaklarını sanki doğuştan biliyorlar. Fakat eğer cesur bir kadın olduğunuzu kendinize kanıtlamak gibi bir amacınız varsa elbette siz de laf atıp sohbeti başlatabilirsiniz.

Bedeninizle sinyal gönderin

Kullanılabilir bir yöntem ama sinyallerin türünü iyi belirlemeniz gerek. Mesela elinizle saçlarınızı karıştırmanız etkileyicidir. Ama dudaklarınızı yalamanız ya da parmağınızı sürekli ağzınızda tutmanız en hafif tabirle komik olur. Ne de olsa bir Playboy kızı değilsiniz. Hangi jestin karşınızdaki erkeğin hoşuna gittiğini birkaç küçük denemeyle bulmalı ama bu jesti yaparken doğal görünmeye çalışmalısınız.

23 Nisan 2013 Salı

0

Kadınların mutlu eden özellikleri

Erkekler kendilerini mutlu edebilen kadınlardan vazgeçmek istemez.

Çekicilik

Bir erkeğin sizi fark etmesini sağlayan ilk nokta dış görünüşünüzdür. Onu etkilemeniz için gereken ilk şey de haliyle biraz çekici olmak.

İdeal vücut

Karşınızdaki erkeğin sizde ikinci olarak dikkat edeceği şey vücut hatlarınızdır. Göğüsleriniz, kalçanız ya da boyunuzun uzunluğu onu cezbedebilir. İdeal vücut hatları olarak yorumladıkları 90-60-90'a yaklaşabiliyorsanız, zaten birçok rakibinizi geride bıraktınız demek.Ancak ideal vücut anlayışı kişiden kişiye değişiyor.

Güzel bir yüz

Sıra geldi yüze...Tanıştığınız erkeğin yavaş yavaş incelemeye başladığı yüzünüzün doğal bir güzelliğinin olması, gözlerinizin, kulaklarınızın ve burnunuzun yüzünüzle orantılı olmasıdır.

Tutku

Bunca adımdan sonra partneriniz sizden tutku ve şehvet de bekleyecektir. Kendisine pozitif yaklaşmanız, birlikte olduğunuzun her anı keyifli yaşamanıza neden olur.

Saygı

Diğer hemcinslerinin yanında onu küçük düşürecek şakalar yapmanız büyük dezajantaj.Buna dikkat etmelisiniz.Erkekler böyle bir hareketi saygısızlık olarak yorumluyor.

Espri anlayışına sahip olma

Karşınızdaki erkeğin yüzünü güldüren her şeye iyi bir tepki vermelisiniz. Eğer çok şakacı bir insan değilse, zaten bu kadar gülümsemesine saygı göstererek sizin de gülmeniz bir jesttir.

Zeka ve kendine güven

Zeki kadın genellikle erkekler için problemdir, ama bu sadece kısa süreli ilişkiler için geçerlidir. Eğer karşınızdaki erkek uzun süreli bir ilişki arayışındaysa, zeki olmanız ve kendinize güvenmeniz sizi daha çekici kılacak.

Dürüstlük ve güven

Karşınızdaki adamın uzun süre yanınızda olmasını istiyorsanız, önce ona güvenmeli ve kademeli olarak dürüst olmalısınız.Eskide kalan ilişkilerinizi ve kötü anlarınızı ilk günlerde anlatmamak, birbirinizi tanıyıp ne kadar güvenebileceğinizi anladıktan sonra aşama aşama paylaşmak önemlidir.

Altın kalpli olmak

Erkeklerin zor günlerinde kadınlar genellikle gündelik planlarını uygulamaya devam ediyor. Erkekler kendilerini anlayacak kadınları bulduklarında bırakmak asla istemiyor.

Aşk

Bazı erkekler ilk üç maddede mutluluğu yakalarken, çoğu erkek ise aşk arar. Kendisine sadık, çekici, tutkulu, güzel, güvenilir, şefkatli ve en önemlisi kendisine aşık bir kadın bulduklarında, aradıkları mutluluğu bulmuş olurlar.

17 Nisan 2013 Çarşamba

0

Aşkın 7 Farklı Hali!...

Aşk, belki de insanoğlunun en çok peşinde koştuğu duygu. Ama aşktan aşka da fark var; kimi kısa zamanda başlayıp saman alevi gibi yaşanıp bitiyor, kimi uzun yıllar sürüp gidiyor. Peki sizin aşkınız hangisi? 

Acıbadem Eskişehir Hastanesi’nden psikolog Orhan Öztürk aşkın 7 tipi olduğunu söylüyor.

Tarih boyunca romancılar, şairler, düşünürler, sanatçılar aşk konusundan ilham almış, aşk hakkında sayısız eser yarattılar ve yaratmaya devam ediyorlar. Ama aşk yalnızca sanatçıların konusu değil. bilim insanları da son 50 yıldır sistematik şekilde inceliyorlar. Psikologlar aşık olmanın insan duygu, düşünce ve davranışındaki etkilerini daha iyi anlamak için modeller geliştirirken; sinirbilimciler aşkın psikobiyolojik kökenini keşfetmek adına önemli deneyler yapıyor ve karşılaştırmalı metodlarla insanlarla hayvanları kıyaslayarak hangi organik süreçler aşkın doğasını idare ediyor sorusuna yanıtlar vermeye çalışıyorlar. Artık günümüzde aşk bilimi üzerine kitaplar yazıyor, sempozyumlar düzenliyor hale geldik. “Aşkın 7 hali” ise yüzlerce aşk kuramından yalnızca biri...

Platonik aşklar, patolojik (hastalıklı) aşklar, karasevda gibi durumlar haricinde aşk, iki kişi arasında yaşanan ortak bir süreç. Aynı aşıklar gibi aşklar da doğuyor, büyüyor, şekil değiştiriyor ve ölüyor. Bu aşklarda üç farklı özellik ve bu özelliklerin birbiriyle ilişkisi 7 aşk tipini ortaya çıkarıyor. Bu üç özellik şöyle sıralanıyor: “Yakınlık, Tutku ve Bağlılık”. 7 aşk tipini daha iyi anlayabilmek için bu üç temel özelliğin daha detaylı bilinmesi gerekiyor.

Yakınlık: Taraflar arasında kurulan karşılıklı duygusal bağ olarak ifade edilebiliyor. Yakınlık özelliği sayesinde ilişkide sıcaklık, samimiyet, duygusal destek, iletişim, anlayış, huzur, beraber geçirilen zamandan keyif alma durumları gelişiyor.

Tutku: Tutku aşkın psikofizyolojik boyutu olarak tarif ediliyor. Heyecanlanma, sevgilinin yanında olunca soluğun kesilmesi, kalp çarpıntısı, genel bir uyarılmışlık hali, enerji artışı, erotizm, fiziksel çekicilik, dikkatin sevgiliye odaklanması ve takıntılı şekilde sevgiliyi düşünme gibi özelliklerle kendini belli ediyor.

Bağlılık: Çiftler arasındaki karşılıklı bağımlılık, her şeye rağmen birlikte olmayı isteme, ortak bir hayat hedefi oluşturma ve sürdürme özelliği olarak açıklanıyor.

Bu üç temel özellikten her birinin tek başına veya diğer özelliklerle birlikte bulunması durumlarında 7 farklı aşk tipi oluşuyor:

1) Sadece “bağlılık” (Boş aşk): Tutku ve yakınlığın olmadığı, sadece hayat birlikteliğinin olduğu birliktelikler. Bu durum özellikle görücü usulü ile evlenme ve beşik kertmeliğinin yaygın oluğu toplumlarda (ve tabii ki ülkemizde) sıklıkla görülüyor. Bu tip boş aşk´lar ilerleyen dönemlerde diğer özelliklerin etkilenmesiyle şekil değiştirebiliyor; aynı şekil dolu aşklar da zamanla tutku ve yakınlık boyutunu yitirip boş aşk’a dönüşebiliyor.

2) Sadece “tutku” (deli dolu aşk): Genelde çoğu aşığın ilk planda ve en heyecanlı hissettiği, cicim aylarının deli dolu yaşandığı, desteğini erotizm ve cinsellikten alan aşk. Yakınlık özelliği de geliştiğinde bu deli dolu aşklar romantik aşklara evrimleşiyor; aksi taktirde yakınlığın ve bağlılığın olmadığı durumlarda genellikle kısa sürüyor. Bu kişiler birkaç gün veya hafta evli kalıp hemen boşanma davası açabiliyor ya da 40´lı yaşlarında beşinci eşinden de ayrılabiliyorlar.

3) Sadece “yakınlık” (arkadaşça aşk): Yakınlık ve hoşlanma dışında tutku içermeyen, uzun süreli olmayan aşklar. Bu tip aşkta taraflar genellikle partnerlerine ilişkin cinsel çekim hissetmezler. Arkadaşça aşklarda kısa süreli iyi anlaşma, “kardeş gibi sevme”, geçici heves, bittiğinde hemen unutma ama hatırlandığında saygı duyma gibi hallere sıklıkla rastlanıyor.

4) “Yakınlık” ve “tutku” (romantik aşk): Hem fiziksel çekimin hem de ruhani çekimin yoğun hissedildiği aşklar. Romantik aşklarda duygu yoğunluğu ve sevilen kişinin arzulanması ilişkinin dolu dolu hissedilmesine sebep oluyor. Geçmişteki unutulmayan aşk deneyimleri genellikle bu tip aşklardan kaynaklanıyor. Ancak ne fiziksel çekicilik ne de yakınlık hissi, ilişkinin kalıcı olması açısından tek başına yeterli olmuyor.

5) “Yakınlık” ve “bağlılık” (dostluğun paylaşıldığı aşk): Çiftlerin birbirine yoğun yakınlık hissettiği, saygı ve sevgi çerçevesi içinde her türlü duygusal ve düşünsel paylaşımın engellenmeden yaşandığı, ancak fiziksel çekimin olmadığı aşklar. Uzun yıllar evli kalıp hiç münakaşa etmeyen, dışardan bakıldığında resmiyet görünümünün belirleyici olduğu, dengeli ve tutarlı birliktelikler sıklıkla bu tip birlikteliklerde görülüyor. Zamanla arzu ve fiziksel çekimin azaldığını hisseden çiftler de dostluğun paylaşıldığı aşk evrenine geçiş yapabiliyor. Bu tip durumlarda sadakatsizliklere de sıklıkla rastlanıyor. “Eşimi çok seviyorum ama artık bir şey hissetmiyorum” veya “30 sene beraberlikten sonra artık çekim hissedemiyorum” tarzı ifadelerin bulunduğu bu aşklar kimi zaman aşırı kıskançlıklara da gebedir.

6) “Bağlılık” ve “tutku” (arzu dolu aşk): Beraberliği ve evliliği uzun süre devam ettirmenin altındaki temel dürtünün arzu olduğu aşklar. Yakınlık faktörünün olmaması bu tip ilişkilerde ihtilafların ve tartışmaların belirgin olmasına yol açıyor, çünkü taraflar genellikle anlayışsız, bencil, yapıcı iletişim becerilerinden yoksun ve sabırsız oluyorlar.

7) “Tutku”, “yakınlık” ve “bağlılık” (eksiksiz aşk): Her üç boyutun da tamam olduğu, ideal aşklar. “Mükemmel çift, ruh ikizi, hayatımın aşkı” ve benzeri tanımlamaların yapılabilmesi için tutku, yakınlık ve bağlılık boyutlarının eksiksiz şekilde beraber bulunması zorunlu sayılıyor. Eksiksiz aşk, aşıklara müthiş bir ilişki deneyimi sunuyor. Eksiksiz aşkı elde etmenin zor, ancak devam ettirmen daha da zor olduğu biliniyor. İlişkiyi canlı tutmak için çaba sarfetmek, özverili olmak, etkili ve empatik iletişim sağlamak, sürprizlere açık olmak, cinsel açıdan aktif olmak, saygı ve anlayışı her şeyden üstün tutmak gerekiyor.

12 Nisan 2013 Cuma

0

Aldatıldığınıza dair işaretler

Evlilikte aldatılmanın kaçınılmaz olduğunu mu düşünüyorsunuz? Buna halk dilinde zina deniyor yani eşiniz olmayan biriyle cinsel ilişki içerisinde olmak. Asıl soru eşinizin bir ilişki yaşadığını nereden bileceksiniz? Sizi aldattığını nasıl anlayacaksınız? Tavrındaki bazı değişikliklerden sizi aldattığını anlamanız mümkün.

Evlilikte aldatılmanın kaçınılmaz olduğunu mu düşünüyorsunuz? Buna halk dilinde zina deniyor yani eşiniz olmayan biriyle cinsel ilişki içerisinde olmak. Asıl soru eşinizin bir ilişki yaşadığını nereden bileceksiniz? Sizi aldattığını nasıl anlayacaksınız? Tavrındaki bazı değişikliklerden sizi aldattığını anlamanız mümkün. İşte birkaç işaret:

Davranışta değişiklik
Bu, eşinizde farkedeceğiniz en belirgin değişiklik olacak. Davranışları hemen değişir. Evlendiğinizde sevgi dolu, düşünceli, doğumgününüzü, evlilik yıldönümünüzü ve ikinize dair tüm özel günleri hatırlıyordu. Ama şimdi özel günler unuttuğunda özür diliyor. Unutma bahanesi ise hep çok meşgul olması olabilir.

Rahatsızlık
Bir diğer işaret ise ikiniz birlikteyken hep rahatsız olması. Mesela odada olduğunuzu düşünün, gün içinde ne olduğuna dair bile size soru sormuyor ve hiç konuşmuyor. Hatta öyle bir zaman gelecek ki evden çıkmak için durduk yere en ufak şeyler için kavga bile çıkaracak.

Alışkanlıkların değişmesi
Davranışları normalde olduğundan farklılaşıyor mesela işte daha fazla zaman geçirmeye başlıyorsa veya size daha az zaman ayırıyor ve onun sizden kaçtığını hissedebilirsiniz.

Sessiz telefonlar
En belirgin ipuçlarından biride eşinizin veya partnerinizin telefonu çaldığında ve buna siz cevap verdiğinizde karşıdaki ses aniden kesilir. Çoğu zaman partnerinizin telefonundaki arama listesinin boş olduğunu görürseniz asosyal olduğunu düşünmeyin,  sadece sizin öğrenmemeniz için tüm arayanları temizliyordur. Genellikle aldattılları insanlarla görüştükleri anlarda ses tonları düşük olur, ve uzaklaşırlar.

Tuhaf hediyeler
Eşiniz veya partneriniz elleri paketlerle dolu eve geldi fakat o paketlerin hiçbirinde size ait Bir şey yok. Genellikle bu paketlerin içinde parfüm veya aksesuar gibi değerli hediyeler vardır.

Kredi kartı faturasının artması
Kredi kartı harcamalarının artttığına tanık olabilir ve ortak hesabınız varsa birikiminizin azaldığını farkedebilirsiniz.
0

Gönlünü açmak

Gönül, her ne kadar bir kız ismi olsa da taşıdığı anlam kızlarda hayat bulduğu için onlara yakışmaktadır. Şarkılarda, şiirlerde en duygusal haliyle yer alır, satırlarda, mısralarda...Hep gönlümüz dolu olsun isteriz, boş kalması sanki hiç olmaması gerekirmiş gibi. Buradaki gönlün dolu ya da boş olması hep karşı cinsle ilişkilendirilir. Gönül, o kadar geniş bir yerdirki, orada herkese yer bulunur.

İçini Allah aşkı, insan aşkı, çevre aşkı, çocuk aşkı vs vs doldurabilirsiniz. Bir o kadar da dardır ki içinde kimseye yer yoktur. Bu ise biraz rahatsızlık durumudur. İnsanlar yaşadıklarıyla var olurlar. Yaşanmış her şey kişide bir iz, bir olgunluk yaratır. Hergün bir şeyler öğrenilir. Her yeni sabah öğrenme için zemin hazırlar. Hayatta hergün güzel şeyler yaşanmaz ki... O zaman nereden bilirdik güzel günlerin kıymetini. Zaten onlarda GÜZEL olarak nitelendirilmezdi. Bilemezdik neye güzel diyebileceğimizi. Yaşadığımız hergün birbirimizle etkileşerek geçer. Gün içinde öyle durumlar yaşarızki karşımıza biri çıkmasın diyebiliriz.

Öfkemize hakim olamamaktan korkarız. Soluğumuz sıklaşmış, kan damarlarımız ortaya çıkmış, gözlerimiz yerinden çıkacak gibi bakış fırlatıyoruzdur. El, kol hareketlerimiz de bunlara eşlik eder. Belki sesimizin ton ayarı da kaçmıştır. Dişlerimizi sıkıp belli etmemeye çalışıyorda olabiliriz. Bazılarımız bedensel tepkilerini gün içinde kendine saklamayı başarıyor olarak görünüp, uykuda kendilerini anlatıyor olabilirler. Kabus dolu rüyalar, diş gıcırdatmalar, bir türlü uykuya geçemeyenler... Neden biz böyleyiz?

Hep sorunlarımızı kendimize mi saklamalıyız? Kendimizi ifade edersek ne olur? Sorunlarım herkesi sevindirir diye mi düşünüyoruz? Onlarda belki bizden daha çok sorun var. Düşünce yapımızı değiştirmeli, kendimizi anlatabilmeliyiz. Kendimizi, derdimizi anlatırken ağlayabiliriz de... Ağlamak, tamamen insani bir özellik olup, duygularımızın nasırlaşmadığını gösterir. Ağlayamayan kişilerde ise, mutlaka psikolojik durumlar, değerlendirmeye tabi tutulmalıdır.

Günümüzde herkes kendini başkalarından bir adım önde görmek istiyor. Çocuklara da bu şekilde hissettiriliyor. Sosyal alanlar yaratılmaya çalışılıyor. Proje çocuklar ailelerin geçmişte şu nedenle ya da bu nedenle yapamadıklarını var güçleri ile yapmaya çalışıyorlar. Anneleri- babaları mutlu olsun diye. Ebeveynlerde çevrelerine çocuklarını gururla takdim ediyorlar. Çünkü kendileri de çocukları üzerinden bir adım önde oluyorlar. Öyle hissediyorlar, kendilerini... Çocuklarına tren alırlar, kendileri oynarlar. Geçmişte alınamayan oyuncaklar, yapılamayan etkinlikler ebeveynlerin tatmin duygularına hitap etmekte ve doygunluk yaşamaktadırlar.

Çocuklarımız çeşitli etkinlikleri yaparken biz kendimizi tatmin ediyoruz da onun gönlünü açabiliyor muyuz? Onu ne kadar dinleyebiliyoruz? Dinlediklerimizden bir sonuca ulaşıp, çocuğumuz için ne yapabiliyoruz? Yoksa yalancı baharı hayatımız boyunca yaşayacak mıyız?

Çocukları dinlemek, ona yeteri kadar zaman ayırmak çok önemli. Biz kendi işimizi yaparken biraz kulağımızın onda olmasını yeterli görüyorsak, olmaz. Çocuğumuz yalnızca onu dinlediğimizi ve kendisinin önemli olduğunu hissetmeli.

Öznur Simav
Yoksa ‘’seni seviyorum’’ la sevdiğimizi gösteremeyiz. Kişiler birbirini dinlerken etkin dinleme yapmalıdır. Karşımızdaki kişinin gözünün içine bakmalı ve beden dili ile bunu belirtmeliyiz. Çocuğumuz için de aynı durum geçerlidir, ‘’yetişkinler dikkat eder, çocuk nasılsa konuşur, anlatır, özel olarak dikkat etmeme gerek yok, ben işimi de yaparım, onu da dinlerim’’ diyemeyiz. Onların küçücük, ama büyük gönüllerinden nelerin geçtiğini dinleyip, anlamamız ve bize yüreklerini açmaları için ortam yaratmalıyız.

*Öznur Simav
 Pedagog- aile ve iletişim danışmanı

© Copyright, Sağlık TV özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.
back to top