Anne- bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Anne- bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2013 Salı

0

Çocuklarda orta kulak iltihabı başarısını etkiliyor

Çocuklarda orta kulak boşluğunda biriken iltihabı sıvının okul başarısını etkileyen işitme azlığına neden olduğu belirtiliyor.

Yrd. Doç. Dr. Özmen Öztürk, özellikle çocuklarda görülen orta kulak iltihabının tedavi edilmediği taktirde, orta kulak boşluğunda biriken iltihabı sıvının okul başarısını etkileyen işitme azlığına neden olduğunu ve kulak zarında kalıcı değişikliklere neden olduğunu belirtiyor.

Özel İstanbul Medipol Hastanesi Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Özmen Öztürk, küçük büyük herkesi tehdit eden orta kulak iltihabının (otitis media) özellikle çocuklarda ciddi sorunlara yol açtığını söylüyor. İstatistiklerin 6 aylık oluncaya kadar her 4 bebekten birinin orta kulak iltihabı geçirdiğini ortaya koyduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Özmen Öztürk, orta kulak iltihabının mikroorganizmalara bağlı geliştiğini dile getiriyor.

Genellikle tek başına ortaya çıkan bir hastalık olmayan ortak kulak iltihabı, viral ya da bakteriyel nedenlerle orta kulağın iltihaplanması olarak görülüyor.

Orta kulak iltihabının en sık görülen belirtisinin ağrı olduğunu hatırlatan Yrd. Dr. Özmen Öztürk, şöyle devam ediyor: “Bunun dışında işitme azlığı, ateşlenme, beslenme güçlüğü ve huzursuzluk gibi şikayetler görülür. Kulaktaki enfeksiyonun etkenine ve yayılımına bağlı olarak bu temel belirtilere baş ağrısı, kulakta uğultu, denge bozuklukları, konuşmada gecikme şikayetleri eklenebilir. Eğer orta kulak yolunda biriken iltihap kulak zarını delerse kanlı ve iltihaplı akıntı dış kulak yoluna boşalır. Kulak zarı delinmesini takiben bu safhada ağrının azaldığı fark edilir. Seröz orta kulak iltihabında ise işitme azlığı ve kulakta basınç hissi tespit edilir.”

Çok küçük çocukların kulak ağrısını tam ifade edemeyebileceğini ifade eden Yrd. Dr. Özmen Öztürk,  “Bu nedenle ailelerin çocuklarını yakından gözlemlemesi gerekmektedir” diyor.

Orta kulak iltihapları genellikle çocukların son 10 gün içinde geçirdiği bir soğuk algınlığını takiben geliştiğini vurgulayan Yrd. Dr. Özmen Öztürk, tedavi edilmediği taktirde ortaya çıkabilecek komplikasyonlara ait belirtileri şöyle sıralıyor: “Orta kulak iltihabı sırasında nadir görülmekle birlikte beyin apsesi, menenjit, kulak arkası sahada abseler ve yüz felci geçirme riski mevcuttur. Bunlar çok yüksek riskler olmamakla birlikte, enfeksiyon sıklığı arttıkça risk de artar.”

Oturarak beslenen bebeklerde daha az görülüyor
Bebeklerin anne sütüyle beslendiği andaki pozisyonun hastalığı önlemede çıkacak etkin olduğunu belirten Öztürk, “Oturarak beslenen bebeklerin, orta kulak iltihabına daha az yakalandığı görülmüştür. Ayrıca anne sütü bağışıklığı kuvvetlendirerek hastalığa yakalanma riskini azaltır. Kulak ağrısı çeken çocukların doktora götürülmesi hastalığın ilerlemeden tedavisi için gereklidir. Soğuk algınlığını önlemek için yapılan aşılar bakteri ve virüslerin de üremesini engeller ve hastalığa yakalanma ihtimalini azaltır. Sigara içilen ortamlarda pasif içici olan çocukların orta kulak iltihaplanmasına yakalanma olasılığı artmaktadır” diye konuşuyor.

Nasıl tedavi edilir?
Orta kulak iltihabı tedavisinin şeklinin orta kulaktaki iltihabın akut, kronik ya da seröz olmasına göre değiştiğini belirten Öztürk,  şunları kaydediyor: “Bakterilere bağlı orta kulak iltihaplanmaları genellikle ilaç tedavisiyle kısa sürede düzelirken seröz orta kulak iltihabı inatçı bir durumdur. Akut orta kulak iltihabı antibiyotikler ve ağrı kesici ilaçlarla uygun şekilde tedavi edilir. Medikal tedavi genellikle 10 gün süreyle verilir. Antibiyotiklere cevap alınamadığı nadir durumlarda parasentez (kulak zarını delerek orta kulakta biriken iltihabı boşaltmak) gerekebilir. Seröz otitis mediada da önce ilaç tedavisi uygulanır. Özellikle alerjiye bağlı seröz orta kulak iltihapları ilaç tedavisine iyi yanıt verir. Ancak pek çok kez cerrahi müdahale ile orta kulağın havalanması sağlanırken, biriken basınçlı sıvı dışarı alınır. Dekonjestanlar ve antihistaminikler grubunda yer alan ve soğuk algınlıklarında kullanılan ilaçların kısmi faydaları da mevcuttur.”

Eğer orta kulak iltihabı uygun ilaç tedavisine cevap vermezse, sıvı birikimi sürekli hale gelirse ve iltihabi durum sık aralıklı tekrarlarsa cerrahi tedavi önerebileceklerini de aktaran Yrd. Dr. Özmen Öztürk, “Seröz orta kulak iltihabında eğer hastada işitme kaybı varsa ve bu durum ilaç tedavisiyle düzelmiyorsa tedavi cerrahi bir işlemdir” diyor.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

0

Bebek Bakımında Altın Kurallar

Onu başka bebeklerle kıyaslamayın. İlk bir yıl yorgan ve yastık kullanmayın. Giysileri yüzde 100 pamuklu olsun. Bırakın çıplak ayakla yere bassın. Beslenmesinde 3N-1N kuralını uygulayın...

Çocukların bedenen, zihnen ve ruhen sağlıklı olabilmesi için ilk bir yaştaki bakım ve beslenmenin en temel nokta olduğunu söyleyen Medical Park Göztepe Hastane Kompleksi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Yeşim Coşkun, "Her şeyden önce doğru bebek bakımıyla ilgili olarak bilgilenin. Her bebeğin gelişimi aynı değildir, diğerleriyle kıyaslamayın. Beslenmesi konusunda ısrarcı olmayın; 3N-1N kuralını uygulayın Yani ne, nerede ve ne zaman yiyeceğine siz, ama ne kadar yiyeceğine o karar versin! En önemlisi de ona her zaman sevgiyle yaklaşın" dedi.

Dr. Yeşim Coşkun; ilk bir yaşta bebeğin gelişimi, bakımı ve beslenmesiyle ilgili dikkat edilmesi gereken temel noktaları anlattı:

• Doğru bebek Bakımını Öğrenin: Çocuğumuzun bedenen, zihnen ve ruhen sağlıklı olabilmesi için ilk bir yaşta bakım ve beslenmesi çok önemlidir. Bu sorumluluk ise tamamen anne-babaya aittir. Bebeğinizin ileride sağlıklı bir çocuk olmasını istiyorsanız, öncelikle doğru bebek bakımı konusunda bilgilenin.

• Mutlu Bebeğin Temeli Sevgi: İlk bir yaşta çocuğun ruhsal durumu, sizin ruhsal durumunuzu yansıtır. Siz mutluysanız çocuğunuz mutlu, siz sinirliyseniz çocuğunuz da sinirli olur. Çocuk bakımında temel nokta; anne-baba ya da bakıcının güler yüzlü, rahat ve hoşgörülü olmasıdır. Sürekli çocukla yumuşak ve tatlı tatlı konuşmak gerekir. Ani tepkiler vermek çocuğu ürkütüp şaşırtır. Gelişebilecek her durum karşısında mümkün olduğunca soğukkanlı davranmak gerekir.

• Başka Bebeklerle Kıyaslamayın: Her bebeğin gelişimi aynı değildir. Mesela bazı bebekler onuncu ayında yürümeye başlarken, bazı bebekler onikinci ayında yürür. Ya da bazı bebekler erken konuşmaya başlarken, bazı bebekler daha geç konuşur. Bu tip gelişimler bebekler arasında fark gösterebilir. Bu nedenle anne ve babaların bebeklerini başka bebeklerle mukayese etmesi yanlıştır.

• Yorgan ve Yastık Kullanmayın: Prensip olarak bir yaşına kadar yorgan, iki yaşına kadar da yastık kullanmamak gerekir. Bebeğin yatağı sert, çarşafı gergin serilmiş olmalıdır. Üstüne üşümemesi için uygun kalınlıkta örtü örtmek gerekir; ama bu örtü, bebek istediğinde ayağıyla itip açabileceği ağırlıkta olmalıdır.

• Giysileri Pamuklu Olsun: Bebeklerin kıyafetleri yüzde 100 pamuklu kumaştan olmalıdır. Sentetik, yün ya da pamuk dışındaki giysiler, bebeklerin ciltlerinde tahrişe neden olabilir.

• Bırakın Çıplak Ayakla Kalsın: Ayakkabı giydirmek için acele etmeye gerek yoktur. Bebek tam yürümeye başlamadan ayakkabı giydirmek gereksizdir. Çıplak ayakla yere basmak, bebeğin ayak kaslarının güçlenmesini sağlar. Yürümeye başladığında da yumuşak ayakkabı tercih edilmeli. Uygun ayakkabı; ayak ucu ve tabanından ortaya doğru katlandığında kolayca katlanabilmelidir. Tabanı sert ayakkabılar uygun değildir.

• Banyosunu Akşam Yatmadan Yaptırın: Akşam yatmadan önce banyo yaptırmak bebeği rahatlatır ve huzurlu uyumasını sağlar. Banyo; bebek açken yaptırılmalı ve banyo sonrası bakımı tamamlanan bebek beslenip uyutulmalıdır.

• İlk 6 Ay Sadece Anne Sütü: İlk altı ay sadece anne sütü, altıncı aydan sonra uygun ek gıdalara geçerek, emzirmenin de en az iki yaşına kadar sürdürülmesi temel prensibimiz olmalıdır. Tıbbi bir engel olmadığı sürece her anne emzirebilir. Sütü artıracak özel bir gıda yoktur. Sütün artmasını sağlayan; sık emzirme, annenin dinlenmesi ve annenin özgüveninin olmasıdır.

• 3-4 Günde Bir Yeni Besin Deneyin: Ek gıdalara geçerken temel prensibimiz; 3-4 günde bir yeni bir besinin bebeğe tattırılması, birkaç çay kaşığı miktarında başlanarak yavaş yavaş arttırılması ve bebeğe dokunan bir gıda tespit edildiğinde o gıdayı vermemek olmalıdır. Özellikle inek sütü, yumurtanın beyazı, bal, şeker, tuz, bakla, patlıcan ve baharatlar ilk yaşta verilmesi uygun olmayan gıdalardır. Elma, armut, havuç, patates, yoğurt ve pirinç ek gıdaya geçişte ilk tercih edilecek gıdalardır. Gıdalar önce sulu, ardından püre kıvamında ve en son pütürlü şekilde verilmelidir. Pütürlü gıda verilirken gıdalar çatalla ezilmelidir. Asla blender kullanmayın.

• Beslenmesinde 3N-1N Kuralına Uyun: Bebeği yemesi için zorlamak ve inatlaşmak da son derece hatalıdır. Zorla yemek yedirmeye çalışmak bir süre sonra bebeğin daha kaşığı görür görmez ağzını sıkı sıkı kapamasına neden olabilir. İlk bir yaş beslenmesinde 3N-1N kuralı vardır. Yani öğünde NE yeneceğine, öğünün NEREDE yeneceğine ve öğünün NE ZAMAN yeneceğine ebeveyn, NE KADAR yeneceğine ise çocuk karar verir.

Uygun Oyuncak Seçin: Oyuncak alırken mutlaka üzerindeki yaş sınırı dikkate alınmalıdır. Çünkü oyuncaklar, çocukların zihinsel gelişimine yönelik tasarlanmış olduğu gibi güvenlik de düşünülmüştür. İlk bir yaşta bebekler, ellerine geçen her şeyi ağızlarına atarlar. Dolayısıyla küçük parçalar içeren bir oyuncağın, bu yaş grubundaki bebeğin eline verilmesi, bebekte boğulmaya neden olabilir.

Televizyon Otizmi Körükler: Televizyonun çocuğun hayatında yeri yoktur. Bu dönemde televizyon izlenmesi; hem çocuğun konuşmasını geciktirir, hem de otizmi körükler. Bir çocuğun konuşması için dudak hareketlerini görüp, sesi duyması gerekir. Oysa televizyon izleyen bir çocuk; dudak hareketlerini göremez, sadece ses duyar. Rengarenk görüntüler hızla akar, bu da adeta çocuğu büyüler. Çocuk ekrana kilitlenir, gözünü bile kırpmadan görüntüleri izler.

Yesin Diye Televizyon İzlettirmeyin: Yemek yedirmek için ya da biraz soluklanmak için annelerin çocuğu televizyon karşısına oturtması yanlıştır. Bu dönemde çocuk televizyondan uzak tutulmalıdır. İlerleyen yıllarda ise belirli bir süreliğine şiddet ve cinsellik içermeyen, yaşına uygun programlar izletilebilir.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

0

Çocuğunuzun Doğum Tarihine Dikkat!

Çocuğunuzun doğum tarihinin sadece burcunu belirlediğini sanıyorsanız yanılıyorsunuz. Hatta sadece doğum tarihi değil, doğum şekli de çok önemli... Neden mi? 

Uz. Dr. İlkay Keskinel'in verdiği bilgilere göre, doğumdan itibaren maruz kalınan alerjenler, eğer çocukta alerjik bir genetik alt yapı varsa, ileri yaşlarda nelere karşı alerji gelişeceğini belirler. Örneğin rutubetli bir evde çok yoğun küf mantarına maruz kalan ve alerjik aileden gelen bir bebeğin, ilerleyen zamanda küf alerjisi geliştirmesi beklenebilir. “Ne kadar koruyabiliriz ki, bırakalım çocuklar bu maddelere alışsın” yaklaşımı, ne yazık ki alerjenler için geçerli değildir.

Vatan'da yer alan habere göre, bazı solunum yolu virüs enfeksiyonları dışında kalan enfeksiyonlara erken yaşlarda maruziyetin ise tam tersine alerji açısından koruyucu olabileceği düşünülmektedir. Son yıllarda geçerli olan bu görüşe, “hijyen hipotezi” adı verilmektedir. Buna göre, mikroptan fazlasıyla arındırılmış, aşırı hijyenik ortamlarda büyüyen çocuklarda alerji ve astım riski artabilmektedir.

Risk Doğum Ayına Göre Değişiyor

Alerjenlere sürekli maruz kalmanın kişinin o maddelere karşı duyarlı olmasına neden olduğu gerçeğine dayanarak yapılan çalışmalarda, doğum tarihinin alerjik hastalıklarla ilişkili olabileceği gösterilmiştir. Buna neden, bebeklerin doğduklara aylara göre karşılaştıkları alerjen cinslerinin farklı olmasıdır.

Hangi Çocuklar Risk Altında?

Mevsimsel polenlerin en yoğun olduğu ve daha çok açık havada zaman geçirdiğimiz ilkbahar ve yaz aylarında doğanların, mevsimsel alerjik rinit (saman nezlesi) açısından daha büyük risk altında oldukları bilinmektedir. Örneğin, Mart ve Nisan aylarında doğanlarda huş polenine bağlı olarak huş ağacı alerjisi riski daha fazladır. Polenler, her ne kadar bitkinin cinsine göre, Şubat ayından Kasım sonuna kadar yayılabilse de, saman nezlesi olanlarda, daha çok ilkbaharda yakınmalara neden olurlar.

Sonbaharda Doğanlar...

Sonbahar aylarında doğanlarda ise, ev tozu akarı alerjisi daha sıktır. Buna neden olarak, iç ortamda daha uzun süre kalınması gösterilebilir. Ek olarak, nemli sonbahar günleri, akarların üremesi için zemin hazırlamaktadır. “Ev tozu” ile kast edilen, evlerde gördüğümüz “toz” değil, çıplak gözle görülemeyen çok küçük canlılardır. Bu canlıların dışkıları alerjiye sebep olmaktadır.

Eylül-Şubat Arasında Doğanlar...

Yine, iç ortamda çokça vakit geçirilen Eylül ve Şubat ayları arasında doğan bebeklerin yaz ve bahar aylarında doğan bebeklere göre besinlere ve hayvan tüylerine karşı alerji geliştirme olasılığı daha fazladır. Ayrıca, yaz aylarında ve sonbaharda doğan bebeklerin astıma yakalanma riski daha yüksek bulunmuştur.

Sezeryenle Dünyaya Gelen Bebekler...

Bunların dışında, sezaryenle doğan bebeklerin de normal yolla doğan bebeklere göre ileriki yaşlarda astım geliştirme riski artmaktadır. Normal doğum sırasında, annenin doğum kanalından geçen bebek, bağırsaklarına yerleşecek faydalı mikroplarla tanışmaktadır. Bu mikroplar, yeni doğan bebeğin bağışıklık sistemini sağlıklı bir biçimde uyarmaktadır. Oysa sezaryenle doğan bebeklerde, bu faydalı mikroplar yerine ciltte yaşayan mikroplara vb. maruziyet, bağışıklık sisteminin bu ilk gelişim noktasında bir sapmaya neden olmaktadır.

Sigara Dumanı da Çocuk Sağlığının Baş Düşmanı

Sonuç olarak belirtmek isteriz ki, alerjik hastalıklardan korunmak için bebeğin doğum tarihinin ya da doğum şeklinin saptanmasının yanı sıra önemli olan bir diğer nokta da, doğum öncesi ve sonrası dönemde sigara dumanına maruz kalınmamasıdır. Bebekliklerinde sigara dumanına maruz kalan çocukların ilerleyen yaşlarda, çok daha sıklıkla alerjik hastalıklara ve astıma yakalanabildikleri gösterilmiştir. Astımın da, diğer alerjik hastalıkların da birden fazla faktörün etkisiyle (genetik, çevre koşulları vb) geliştiği unutulmamalıdır.

25 Haziran 2013 Salı

0

Memeden kesme nasıl yapılmalı?

İpuçlarımız memeden kesmenizde size yardımcı olacak

Bebeğiniz kendiliğinden emmeyi bırakmazsa yavaş yavaş alıştırarak sütten kesebilirsiniz.

Her süt öğününü kestiğinizde bir başka öğünü kesmek için 3 gün beklemelisiniz. Bebeğinizi aniden emmeden uzaklaştırırsanız huysuz ve mutsuz olur. Beslenmeyi reddedebilir, hastalanabilir, bu nedenle beslenme bozuklukları ortaya çıkabilir.

Eğer bebeğinizi katı yiyeceklere alıştırdıysanız, çiğnemesini öğrendiyse beslenmede verilen yiyecek miktarlarını arttırarak seyrek emzirerek memeyi yavaş yavaş unutturmalısınız.

Bebeğinizi emzirme sayısı azaldığından dolayı göğüslerinizde biriken sütler birkaç gün içerisinde yok olur.

Günde bir kez emzirmeyi atlayarak işe başlayın. Kademeli olarak bir öğün-bir öğün azaltın, bebeğiniz zamanla alışacak. Besin maddesi olarak varsa sağılmış anne sütü, formül süt (devam maması) veya 1 yaştan büyük ise inek sütü verebilirsiniz.

Emzirme sürenizi kısaltın. Emzirme sonrası yaşına uygun ek besin verin.

Emzirmeyi erteleyin ve ilgisini başka tarafa çekin.

1 yaşından büyükse bebeğinize nerede ve ne zaman emzireceğinize dair kısıtlamalar koyabilirsiniz: Sadece bu koltukta ve uykudan önce emebilirsin veya sadece hava karardıktan sonra emebilirsin gibi.

Bu dönemde babalara büyük iş düşer. Siz etrafta değilken eşinizin beslemesi faydalı olabilir. Gece öğünlerinin kesilmesi her zaman daha zor. Bu nedenle gece emzirmeyi kesmeyi en sona bırakın. Gece uyandığında eşiniz veya bir yakınınız kucağına alsın ve sakinleştirmeye çalışsın.

21 Haziran 2013 Cuma

0

Bebeğinizin tırnaklarını keserken

Bebeklerin tırnakları genellikle ince ve yumuşaktır. Bu yüzden tırnaklarını keserken çok dikkatli olmalısınız.

Bebek bakımında en önemli şeylerden biri tırnak kesimidir bu yüzden haftalık olarak bebeğinizin el tırnaklarını aylık olarakta ayak tırnaklarını kesmeniz gerekir. Yeni doğan bebeğinizin tırnaklarını kesmenin için 4 adım rehberimizi okuyun.

Öncelikle bilmeniz gereken bebeğinizin tırnaklarını kesmenin en iyi zamanı banyo sonrası ve bebeğiniz uykuda olduğu zamandır. Dikkatli bir şekilde bebeğinizin tırnaklarını kestiğinizde, bebeğinizin tırnak bakımı 30-35 dakikanızı alır.

Bebeğinizi rahat bir yere yerleştirin
Bebeğinizin banyosundan sonra tırnaklarını kesmek istiyorsanız en doğru zamanı seçmişsiniz demektir. Bebeğinizi rahat bir yere yerleştirin, birinden yardım alıp bebeği tutmasını isteyebilirsiniz. Bebeğinizin dikkatini bir oyuncağa yönlendirirseniz tırnak kesimini daha kolay ve doğru yapabilirsiniz.

Bebeğinizin parmaklarını sıkıca tutun
Eğer bebeğiniz uyanıkken tırnaklarını kesmek istiyorsanız, yaralanmalardan ve kazalardan korumak için parmaklarını sıkıca tutun çünkü bebeğiniz sık sık elini kapatmak isteyecektir.

Bebeğinizin tırnaklarını pürüzsüzleştirin
Bu işlem bebeğinizin kendi tırnaklarıyla yüzünü ve vücudunu yaralamaması için son derece önemlidir. Bebeğinizin tırnağını kestikten sonra mutlaka bebek törpüsüyle tırnaklarını pürüzsüzleştirin.

Bebeğinizin ayak tırnaklarını kesmek
Bebeğinizin ayak tırnaklarını kesmek el tırnakları kadar zor olmayacaktır. Dikkatli bir şekilde kestikten sonra bebek törpüsüyle pürüzsüzleştirmeyi unutmayın.

Sıkça Sorulan Sorular
Doktorlar bebeklerin tırnaklarını sıkça kesilmesi gerektiğini neden tavsiye eder?
Bebeklerin yeterli kas kontrolü olmadığından, tırnakları uzun olduğunda oyun oynarken kendi vücudunu yaralayabilir.

Bebeğin tırnaklarını güvenli bir şekilde kesmek için gerekli olan şeyler nelerdir?
Ucu yuvarlak ve çok keskin olmayan bebek tırnak makası, bebek tırnak törpüsü bebeğinizin tırnak kesimi için yeterli olacaktır.

Tırnak kesme sırasında yanlışlıkla bebeğin parmaklarına zarar verirsem ne yapmalıyım?
Bebeğinizin tırnak kesme işlemi sırasında parmak veya yumuşak derisine küçük zarar verme olasılığınız vardır. Böyle bir kaza meydana gelirse, derhal, steril bez veya gazlı bezden bir parça alıp ve yaraya uygulayın. Pamuk bebeğinizin cildine yapışabilir bu yüzden pamuk kullanmayın. Bazı anti-biyotik krem veya kanama durduran çözümler uygulayın.

İpuçları
Bebeğinizin tırnaklarını keserken asla yetişkin tırnak makası kullanmayın.

Bebeğinizin tırnaklarını güvenli bir şekilde kesmenin en iyi yolu onun neşeli olduğu zamanlarda bunu yapmanızdır. Eğer bebeğiniz iyi bir ruh halinde tutabilirseniz, sorunsuz bir şekilde tırnaklarını kesebilirsiniz.

Bebeğinizi huzursuz gördüğünüzde tırnaklarını kesmekten kaçının, ona zarar verebilirsiniz ya da canı acımış olabilir.

21 Mayıs 2013 Salı

0

1 Yaşından Önce Tuz Yasak!

Bebeklere ek besin verirken son derece dikkatli olmak gerekiyor. Çünkü basit gibi görülen hatalar ileri yaşlarda ciddi sağlık sorunları oluşturabiliyor. Örneğin bebeklere 1 yaşından önce verilen tuz damarlarda birikerek erken yaşta hipertansiyon hastası olmalarına yol açabiliyor.

Bebeklerin ilk 4-6  aylarına kadar sadece anne sütüyle beslenmeleri, ardından da mutlaka ek besinlere başlamaları öneriliyor. Ancak ek besinlere 4. aydan önce kesinlikle başlanmaması gerekiyor. Bunun nedeni ise bebeklerin mide-bağırsak sistemi ve böbrek fonksiyonları yeteri kadar olgunlaşmadığı için bu dönemde ek besinleri almaya hazır olmamaları. İnek sütü ve buğday unu gibi ek besinlere erken başlamanın en büyük riski ise bebekte besin alerjisine yol açabilmesi! Bunun aksine ek besinlere geç başlandığında ise yetersiz enerji ve protein alımına bağlı enfeksiyon riskinin artması, demir eksikliğine bağlı anemi, katı besinleri ve çiğnemeyi öğrenememe ile yetersiz vitamin – mineral alımına bağlı büyüme- gelişme geriliği gibi pek çok ciddi tablo ortaya çıkabiliyor.

International Hospital’den Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Ersoy, bebeklere ek besin verirken son derece dikkatli olunması gerektiğini belirterek, “Çünkü basit gibi görülen hatalar ileri yaşlarda ciddi sağlık sorunları oluşturabiliyor. Örneğin bebeklere 1 yaşından önce verilen tuz damarlarda birikerek erken yaşta hipertansiyon hastası olmalarına yol açabiliyor” uyarısında bulunuyor!

Tuzlu Besinler Damarlara Zarar Veriyor!

Bebeklerin beslenmelerinde yapılan en sık hatalardan biri, tuzlu besinler yedirmek oluyor. Yapılan araştırmalar, Türkiye’de bebeklerin yüzde 60’ının 1 yaşından önce evde yetişkinler için yapılan  salçalı, tuzlu ve baharatlı yemekleri yediğini gösteriyor. Oysa bebeklere 1 yaşına gelinceye dek tuzlu hiçbir besini tattırmamak gerekiyor. Çünkü bebeklik dönemi aşırı sodyum, dolayısıyla tuz tüketimine bağlı ileri yaşlarda oluşacak tansiyon hastalığı yönünden hassas  ve belirleyici bir dönem. Amerika Birleşik Devletleri’nde yapılan bir çalışmada, doğumdan itibaren 15 yaşına kadar kan basınçları izlenen bebeklerin, ilk 1 yaşta diyetlerinde yüksek oranda tuz bulunanların, düşük tuz içerenlere göre kan basınçları daha yüksek bulundu. Çünkü bebeklik döneminde aşırı tuz, yani sodyum tüketimi kan basıncını yükselterek aort ve koroner damarlarda  erken dönemde damarsal değişikliklere ve dolayısıyla kalp –damar ile böbrek hastalıklarına zemin  hazırlıyor. Bunun sonucunda da bebeğin yetişkinlik dönemine geldiğinde daha erken yaşta, hatta çocukluk çağında bile tansiyon hastası olmasına yol açabiliyor!

Yarım Çay Kaşığından Az Almalı!

1 yaşından küçük bebeklerin günde  1000mg, yani yarım çay kaşığından da az tuz almaları  gerekiyor. Bu konuda Amerikan Pediatri Akademisi, Amerikan Kalp vakfı gibi önemli sağlık  otoritelerinin önerdikleri günlük tuz alımı 1-3 yaş arası çocuklarda 1500mg dan az ve 4-8 yaş aralığında da 1900mg altında olması yönünde.

1 Yaşından Önce Yasak Olan Besinler!

International Hospital’den Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Ersoy, 1 yaş öncesinde bebeklere verilmesi yasak olan besinleri şöyle sıralıyor:

• Bal: Kabızlık, emme ve yutma güçlüğü, solunum durması, kas zayıflığı gibi belirtilerle ortaya çıkan ve ölüme neden olabilen Botulizm hastalığına yol açabiliyor. Bu hastalığa  Clostridium  Botulinum adında, toprak, toz ve balda  üreyebilen  bir bakteri neden oluyor. Balı yiyen  bebeğin bağırsaklarında toksin üreterek zehirlenme tablosuna yol açıyor. 1 yaşından sonra az miktarlarda verebilirsiniz. Bal içeren  hazır mamaların üretiminde  kullanılan bal ise  bu tehlikeyi ortadan kaldıracak şekilde  yüksek derecelerde ısıtıldığı için bu riski taşımıyor.
• Yumurta Akı: Alerjiye neden olabiliyor.
• İnek Sütü: Alerji, kabızlık ve demir eksikliğine yol açabiliyor
• Kakao, Çikolata ve Çilek: Alerjik reaksiyon oluşturabiliyor,
• Şarküteri Ürünleri:  Aşırı tuz ve nitrat içerdikleri için kalp damar ve böbrek hastalıklarına zemin hazırlayabiliyor.
• Kuruyemiş Gibi sert Besinler: Nefes borusuna kaçma riski var.

Besinleri Mutlaka Hafif Pütürlü Yedirin

Beslenme alışkanlığında yapılan bir başka hata da, bebek 1 yaşına gelmesine rağmen besinleri blenderden geçirerek muhallebi kıvamında yedirmek oluyor. Bunun sonucunda da bebek ileride pütürlü yemekleri kabul etmiyor; yemek seçen, problemli bir çocuk haline geliyor. Örneğin çiğneme fonksiyonunu gerektirdiği için et yemeyi reddediyor. Bunun sonucunda da beslenme yetersizliğine bağlı kansızlık veya büyüme-gelişme gerilikleri ortaya çıkabiliyor. Bu nedenle özellikle 8. aya kadar besinleri püre kıvamında, ancak hafif pütürlü yedirin, böylelikle bebeğiniz çiğnemeye alışır. Bu aydan itibaren besinleri daha iri pütürlü de yedirebilirsiniz. Kendi kendine beslenmesini öğrenebilmesi için de 9. aydan itibaren bebeğinizin eline ekmek veya bisküvi parçası verin. Özellikle 1 yaşından sonra da sizinle sofraya oturup, aynı besinleri yemesini sağlayın.

Bu Uyarılara Dikkat!

International Hospital’den Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Şebnem Ersoy, 1 yaş öncesinde bebeklere verilmesi yasak olan besinleri şöyle sıralıyor:

• Miktarını Yavaş Artırın: Bir besini ilk kez yedirecekseniz az miktarda verin ve miktarını yavaş yavaş artırın. Örneğin armut püresi yedirecekseniz ilk önce 2 çay kaşığı ile başlayın, eğer ciltte döküntü ya da kızarıklık gibi sorunlar gelişmezse veya sindirim sisteminde problem ortaya çıkmazsa bu miktarı 4-5 kaşığa kadar çıkarabilirsiniz.

• Tek Bir Besin Yedirin: Aynı anda birkaç ek besin verirseniz, alerjik bir reaksiyon oluştuğunda buna hangi besinin yol açtığını belirlemeniz güçleşir. Bu nedenle 1 hafta boyunca sadece tek bir besin yedirin, 2. hafta başka bir besine başlayın. Böylelikle bebeğinizin yedirdiğiniz besine alerjisi olup olmadığını daha kolay anlayabilirsiniz.

• Besini Reddediyorsa Israr Etmeyin: Bebeğiniz verdiğiniz ek besini reddediyorsa, ısrar etmeyin. Çünkü bu besini tümüyle reddetmesine yol açabilirsiniz. Başka bir ek besine geçin ve 1-2 gün sonra tekrar yedirmeyi deneyin.

• Sebze ve Meyveler Taze Olsun: Besin içerikleri zengin olmadığı için 1 yaşından önce dondurulmuş sebze ve meyve ile konserve besinler yedirmeyin. Aksi halde vitamin ve mineral eksikliğine bağlı kansızlık ile büyüme geriliği oluşabilir. Bebeğinizin yeterli vitamin ve mineral alabilmesi için taze sebze ve meyve yedirmeye özen gösterin.

• Yoğurdu Kendiniz Mayalayın: Dışarıda satılan yoğurtlar raf ömrünün uzaması için katkı maddesi içerebiliyor. Evde yapılmış yoğurtlar ise hem daha sağlıklı, hem de bebeklerin gelişiminde önemli bir rol oynayan probiyotikler de içeriyor. Bu nedenle bebeğiniz en azından 1 yaşına gelinceye dek yoğurdunuzu evde kendiniz mayalayın.

1 Mayıs 2013 Çarşamba

0

Misafir, çocuk için iyi bir eğitim fırsatıdır

Anne babalar eve misafir geldiğinde çocuğuna “Şimdi işim var; odana git!” diyerek ayak bağı muamelesi yapmamalı. Böyle bir muamele çocuğu misafirlere karşı soğutur. Misafiri annesinden koparan insanlar olarak görür. Hâlbuki misafir gelmesi çocuğunuzun eğitimi açısından önemlidir.

Annesi kitapları çok severdi. Kızına da 1,5 yaşından beri kitap okuyordu. Evlerinin bir duvarı boydan boya 6 yaşındaki kızının kitaplarıyla doluydu. Anne bir tek misafir geldiği geceler kitap okuyamıyordu. Çocuk bu yüzden evlerine gelen yatılı misafirleri hiç sevmez olmuştu. Çünkü misafirler onların hayatlarının düzenini bozuyordu.

Terapi sırasında “Misafirleri hiç sevmiyorum çünkü o zaman annem benimle ilgilenmiyor. Ne zaman onu yanıma çağırsam, “Kızım gelemem, şimdi çok işim var diyor!” demişti. Bu kadar ilgili ve mükemmeliyetçi anneyi misafirlerle paylaşmak pek de kolay değildi. Annesini özlüyordu. Annesi de onun misafir gelmesini normal karşılamasını istiyor, bunun için ne yapabileceğini soruyordu.

Aslında bu durum birçok evde yaşanan bir sorun. Eve misafir geldiğinde anneler genelde çocuklarıyla ilgilenemez. Ve bazı anneler de bahane olarak misafirin varlığını öne sürer. Çocuk da annesinin ilgi ve sevgisini kendinden çalan bu misafirden pek de hoşlanmaz olur… Hâlbuki misafir gelmeden önce çocukla konuşulması, yapılacak hazırlıklara onun da katkıda bulunmasına fırsat verilmesi, çocuğun misafirleri sevmesine yardımcı olacaktır.

Örneğin, anne baba çocuğa, “Bugün bize misafir gelecek ve seninle bazen ilgilenemeyebiliriz, misafirlere hizmet ederken bize yardımcı olursan çok mutlu oluruz. Mesela onlar geldiğinde çay şekerlerini ikram edebilirsin. Misafir demek eve bereket gelmesi demektir!” diyebilir. Misafirlere ikram edilecek yiyecekler için alışverişin çocukla beraber yapılması da onun gelecek kişileri benimsemesini kolaylaştırır.

Misafir varken yaptığı her güzel davranışı tebessümle karşılayın ve misafir sonrası “Bana yardım ettiğin için sana teşekkür ederim.” diyerek pekiştirin. Çocuk bu davranışları yaparak yani ikram ve hizmet ederek ve misafirlerle duygularını paylaşarak misafiri sevecektir. Hatta önceden annesini kimseyle paylaşmak istemeyen 6 yaşındaki kızımız gibi yeni bir eve taşındıklarında “Neden bizim evimize hiç misafir gelmiyor!” diye de üzülebilecektir. Yeter ki anne baba, misafir geldiği zaman çocuğuna “Şimdi işim var odana git!” diyerek ayak bağı muamelesi yapmasın.

Misafir geldiğinde çocuk ne yapabilir?

Çocuğunuza misafire karşı nasıl davranması gerektiğini anlatabilirsiniz. Çocuğunuzdan ayrıca şu davranışları yapmasını isteyebilirsiniz:

Misafirlere ‘hoş geldiniz’ demesini öğütleyebilir, misafirleri kapıda karşılayabilirsiniz.

Büyüklerin ellerini öpmesini isteyebilir, bunun saygı için yapıldığını belirtebilirsiniz.

Misafirlerin giymesi için terlik vermesini sağlayabilirsiniz.

Çocuğunuzun sizinle birlikte sofrayı hazırlamasını ve ufak şeyleri taşımasını isteyebilirsiniz.

Onlar için seninle birlikte yaptığımız keki onlara “Sizin için annemle birlikte kek yaptık!” diyerek ikram edebilirsiniz.

Misafirlerin çocuklarıyla oyuncaklarını ve odasını paylaşmasını temin edebilirsiniz. Çok sevdiği oyuncakları paylaşmak istemezse çocuk zorlanmamalıdır.

Psikolog Fazilet Seyidoğlu

21 Nisan 2013 Pazar

0

Anne Sütü Alan Bebeklerde Meme Kanseri Riski Azalıyor!

Anne sütü, bebeği enfeksiyon hastalıkları, alerjik rahatsızlıklar, obezite ve diyabet gibi bir çok hastalıktan koruyor. Yapılan araştırmalar anne sütünün aynı zamanda kız bebekleri meme kanseri riskinden de koruduğunu ortaya koyuyor. 

Anne sütü bir bebek için vazgeçilmez bir besin kaynağı. Bebeğe sağladığı sayısız yarar var. Anne sütünün bebeklerin sağlığı üzerindeki etkisi üzerine yapılan araştırmalarsa her geçen gün yeni bir faydasını ortaya çıkartıyor. Acıbadem Maslak Hastanesi Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Ülkü Tıraş, yapılan son araştırmaların sonuçlarına bakıldığında anne sütünün, bebeği meme kanserinden lösemiye kadar birçok hastalıktan koruyucu etkisi bulunduğunu belirtiyor.

Anne Sütü Bebeği Hastalıklara Karşı Koruyor

Anne sütü alan bebeklerde alerjik hastalıklar, çocukluk çağı şeker hastalığı, ishal, orta kulak enfeksiyonları ve tüm diğer enfeksiyon hastalıkları daha az görülüyor. Hatta yapılan araştırmalar, anne sütünün bağışıklık sistemini güçlendiren özelliği nedeniyle kız bebeklerin ileride meme kanserine yakalanma risklerinin çok daha az olduğunu gösteriyor. Ayrıca anne sütü ile beslenen bebeklerde lösemi yüzde 9, Hodgin lenfoma yüzde 24, çocukluk çağı kanserlerinden biri olan nöroblastomun ise yüzde 41 oranında daha az görülüyor.
Emzirmenin sonunda gelen yağlı süt bebeği obeziteden koruyor

Anne sütü bebeğin ihtiyaçlarına özel olarak üretiliyor. Bu yüzden her annenin sütü kendi bebeğine özel. Hatta emzirmenin başlangıcındaki sütle son kısmı bile birbirinden farklı oluyor. Emzirmenin sonuna geldikçe anne sütünün yağ oranı da artıyor. Bu da bebeğin doymasını sağlıyor. Böylece bebeği obeziteden de koruyor.

İlk Süt, Bebeği Enfeksiyonlardan Korur

Anneden doğum yapar yapmaz gelen ve kolostrum denilen ilk süt bebekler için yaşamsal önem taşıyor. Bebeğin bu dünyadaki ilk besininin mutlaka anne sütü olması gerekiyor. İlk süt enfeksiyonlara karşı koruyucu madde içeriyor. Bu da enfeksiyonlara karşı direnci düşük olan yeni doğan için çok önemli. Bu nedenle bebeklere doğumdan sonra şekerli su gibi başka besinlerin kesinlikle verilmemesi gerekiyor.

Formül Mama Anne Sütünün Yerini Asla Tutmaz

Bebeği hastalıklardan korumak adına anne sütünün, ilk 6 ay tek başına, daha sonra ise ek gıdalarla birlikte 2 yıl boyunca bebeğe mutlaka verilmesi gerekiyor. Özellikle doğumdan sonraki bebeğin yeterli anne sütü alıp almadığı açısından bebeğin kilosu ölçülerek takip edilmeli. Belirli zaman dilimlerinde aldığı kilo, bebeğin yeterli anne sütü alıp almadığını gösteriyor. Pek çok anne bebeğinin yeterli kilo almadığını düşünerek, daha tombul olsun diye formül mama verme ihtiyacı duyuyor. Ancak sütleri varken, bebeklerine formül mamaların verilmesi doğru değil. Çünkü bu mamalar anneye ve bebeğe özel olarak üretilmiyor.

Dereotu, Maydanoz ve Nane Suyu Sütü Artırıyor

Anne sütünü artırmak için mümkün olduğu kadar sık aralıklarla bebeği emzirmek ve memeye masaj uygulamak gerekiyor. Bunun yanı sıra anneler mutlaka beslenmelerine özen göstermeli ve bol su tüketmeliler. Dereotu, maydanoz ve naneden elde edilen bitki çayları anne sütünü artırıyor.

Çalışan Anneler de Anne Sütü Verebilir!

Bebeğini belirli bir dönemin sonunda evde bırakıp çalışmaya başlayan anneler emzirme dönemlerinin biteceğini düşünüp, kaygıya kapılıyor. Oysa bu yanlış bir  düşünce. Anneler iş yerlerinde belirli aralıklarla sütlerini sağmaya devam ederlerse, bebeklerini istedikleri kadar anne sütüyle besleyebilirler. Süt sağılmaya devam ettikçe, beyinden salgılanan hormonlar da çocuğun süte ihtiyacının sürdüğünü düşünüyor ve bol miktarda salgılanmaya devam ediyor. İş yerinde sağılan anne sütü, özel kaplara konularak buzdolabının kapağında 24 saat, derin dondurucuda ise 6 aya kadar saklanabiliyor. Ancak anne sağma işlemine ara verirse beyin, hormon salgılanmasını azaltıyor, bunun sonucunda da süt yapımı giderek azalıyor.

11 Nisan 2013 Perşembe

0

Gebelikte Sigara Kullanımı Bebeği Tehdit Ediyor

Sigaranın genel olarak sağlık üzerindeki olumsuz etkilerinin iyi bilindiğini belirten Bayındır Hastanesi Söğütözü Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Uzm. Dr. Levent Alaybeyoğlu, gebelik sırasında sigara kullanımının hem anne hem de bebek üzerinde olumsuzluklara yol açabileceğine dikkat çekti.

Sigara kullanımı, kalp-damar ve kronik akciğer hastalıkları ve başta akciğer kanseri olmak üzere pek çok kansere yol açmaktadır. Sosyal hayatta ve iş yaşamında devletçe alınan tüm önlemlere, yüksek vergilere, televizyonlarda “Kamu Spotu” olarak yayınlanan sigara sonucu kronik hastalara ait görüntülere rağmen sigara, milyonların bağımlısı olduğu zararlı bir madde olarak önemini korumaktadır.

Gebelik, anne adayının bebeği etkileyebilecek her türlü çevresel faktörden uzak durması gereken bir dönemdir. İçtikleri meyve sularının ya da yedikleri sebzelerin doğal olup olmadıklarını sorgulayan gebelerin, sigara içmeye devam etmeleri düşündürücüdür. Oysaki sigara, nikotin dışında karbonmonoksit, siyanid, anilin, metanol, hidrojen sülfit, arsenik gibi birçok toksinin yanında, kurşun ve kadmiyum gibi ağır metaller ve iki binin üzerinde kimyasal madde içermektedir.

Gebelik sırasında sigara kullanımı hem anne hem de bebek üzerinde olumsuzluklara yol açar. Sigara içen bir annenin egzersiz kapasitesi azalır, nefes alıp vermesi zorlaşır, solunum yolu enfeksiyonlarına karşı direnci düşer, çabuk yorulma, öksürük ve nefes darlığı yakınmaları ortaya çıkar. Gebe olmayan insanlarda uzun dönemde görülecek hastalıklara yakalanma olasılığından ise bahsetmeye gerek bile yoktur.

Bebeği Nasıl Etkiliyor?

Sigara içen bir annenin bebeğinde ortaya çıkabilecek sorunlar şöyle sıralanabilir:

Gelişme Geriliği ve Düşük Doğum Ağırlığı: Nikotin ve karbonmonoksit, sigaradan çekilen her nefesle kana karışır. Nikotin, damarları büzerek rahme giden kan akımını azaltır. Karbonmonoksit ise normalde oksijenin bağlanacağı hemoglobine bağlanarak dokulara giden oksijen miktarını azaltır. Bunun sonucunda sigara içen annelerin bebekleri, içmeyenlerinkine oranla daha küçük doğarlar.

Hipertansiyon: Nikotinin etkisiyle damarlar büzülür ve tansiyon yükselir.

Preeklampsi: Hipertansiyonla birlikte böbrek ve karaciğerin de etkilenmesi neticesinde daha ağır bir tablo ortaya çıkar.

Plasentanın erken ayrılması: Anne ve bebek arasında bir filtre görevi olan plasenta, sigaranın etkisiyle, tutunduğu rahim içi dokusundan doğumdan önce ayrılabilir. Bu, aşırı bir kanamaya yol açarak hem annenin hem de bebeğin hayatı için ciddi bir tehdit oluşturur.

Erken doğum: Sigara içen kadınlarda doğumun 37 haftadan önce gerçekleşme olasılığı, sigara kullanmayanlara oranla daha yüksektir.

Anne karnında bebek kaybı: Yukarıda sayılan patolojiler, bebeğin anne karnında hayatını kaybetmesine yol açabilir.

Bebekte doğum sonrası solunum sıkıntısı (RDS): Bebeğin hava yolları ve akciğerlerinin tam olarak gelişememesi sonucunda ortaya çıkar. Sigara içen annelerin bebeklerinde daha sık rastlanır.

Doğumsal anomaliler: Tam olarak gösterilememiş olsa da sigaradaki binlerce kimyasalın, bebeklerdeki bazı yapısal anomalilere yol açtığı düşünülmektedir. Yarık damak bunların başında gelmektedir.

Gelişim Bozukluklarına Neden Olabilir

Gebelik esnasında yukarıdaki sorunlara yol açan sigara, doğumdan sonra da bebeklerde bazı hastalıkların ve gelişme bozukluklarının ortaya çıkmasına neden olabilir. Gebelik esnasında anne karnında sigaraya maruz kalan bebeklerde, sonraki yıllarda astım ve diğer solunum yolu hastalıkları, hiperaktivite, sigara bağımlılığı, gelişme ve öğrenme ile ilgili problemler daha sık görülmektedir.
Gebelikte içilen sigara sayısının şu ya da bu olması durumunda bebeğe zarar vermemesi gibi bir düşünce (örneğin; günde 3-5 sigaradan bir şey olmaz)kesinlikle yanlıştır. Sigara içindeki maddeler ilk solunduğu andan itibaren kana ve oradan da bebeğe geçer. Ancak tüm bu anlatılanlara rağmen halen bırakmamakta direnenlere doğal olarak en azından günde içilen sigara miktarını azaltmaları önerilir.

1 Nisan 2013 Pazartesi

0

Bebek Mamaları Masum Değil!

Beyin gelişiminden, bağışıklık sisteminin güçlenmesine kadar pek çok faydası olan anne sütünün yetmediği noktalarda, annelerin imdadına koşan bebek mamaları sanıldığı kadar masum değil.

Çocuk Doktoru ve Alerji Uzmanı olan Prof. Dr. Yonca Tabak; inek sütü proteinin çocuklarda çok sık alerji geliştirdiğini belirterek, anne sütü yetmediği durumlarda tercih edilen bebek mamalarının büyük bölümünün içeriğinde de inek sütü olduğuna dikkat çekiyor.

Genel ortalamalara göre bebeklerin anne sütü ile besleme süresi doğumdan itibaren 4 ay sürüyor. Bu süre içinde bazen sütün yetmemesi bazen de bebeğin doymadığı endişesi, anneleri bebek mamalarına yönlendiriyor Anne sütüne adapte edilmiş bu mamaların büyük bir bölümü aslında, çocukların çok kolay alerji geliştirdiği, inek sütünden imal ediliyor.

İnek Sütü Proteini Alerjiye Neden Olur

İnek sütünün, içerdiği protein çeşidi nedeniyle çocuklarda çok sık alerji gelişmesine neden olan bir gıdadır olduğunu belirten Prof. Dr. Tabak, bu durumun çocuklarda yansımasının ise alerjik egzama ve sindirim sistemi problemleri olduğunu söylüyor.

Yonca Tabak, alerjik egzamanın bebeklerde cilt kuruluğu, yanaklarda pütürleşme ve bazen yaralara varan döküntüye neden olabileceğine dikkat çekiyor. Alerjik egzamanın bebeklerde ciddi anlamda kaşıntı yapabileceğini söyleyen Tabak, bebeklerde kaşıntının neden olacağı stresin huzursuzluk ve gece uykusunda sorunlara yol açabileceğini vurguluyor. Prof. Dr. Tabak, sözlerine şöyle devam ediyor:

"İnek sütüne karşı gelişen bu alerji, bazı çocuklarda ise sindirim sistemini tutarak; kusma, ishal hatta gizli reflüye neden olabilir. Gizli reflü olan çocuklarda tekrarlayan bronşitler, ses kısıklığı gibi şikâyetler ile kendini gösterebilir. Bu durumun ileride astıma çevirme riski vardır."

Anne Sütünün İkamesi Yok

Yonca Tabak, bebek için en ideal besinin anne sütü olduğunu söyleyerek, anne sütü aldığı dönemde bebeklere, mümkün olduğunca inek sütünden yapılmış mama verilmemesi gerektiğinin altını çiziyor.
Anne veya babada alerjik hastalık hikâyesi varsa, çocuğunda potansiyel olarak alerjik olabileceğini aktaran Tabak, anne sütü verilirken annenin beslenme düzeninden de inek sütünün çıkarılmasını öneren çalışmalar olduğunu ifade ediyor.

Keçi Sütü ve Soya Sütü Alternatif Değil

Prof. Dr. Yonca Tabak, alternatif olarak önerilen sütlere de değinerek, “Keçi sütü veya soya sütü inek sütüne benzer sütlerdir. Bunlar inek sütü alerjisinde alternatif olarak kullanılamazlar” diyor. Tabak; anne sütünün yetmediği ve bebek maması takviyesinin zorunlu olduğu alerjik çocuklarda, ailelere; süt proteini içermeyen özel mamaları tercih etmelerini öneriyor.

11 Mart 2013 Pazartesi

0

İlk yıl bebeğe inek sütü vermeyin

Anne sütü verilmesi gereken ilk bir yılda bebeğe normal süt vermenin demir eksikliğine yol açtığını belirten uzmanlar, inek sütündeki proteinin anne sütüne göre daha yüksek olduğu için şişmanlığa neden olduğu uyarısında bulunuyor.

Bebekler için en iyi besinin anne sütü olduğu tartışılmayacak bir gerçek. Tüm bebeklerin gerektiği kadar anne sütü içmesi, hem ailelerin hem de çocuk sağlığı ve beslenmesiyle uğraşan uzmanların en büyük hayali.

Anne sütü konusundaki çalışmalarıyla dikkat çeken ve ‘Hayat Boyu Sürecek Sağlığın Temelleri’ konulu seminere konuşmacı olarak katılmak için Türkiye’ye gelen, Iowa Üniversitesi Çocuk Hastanesi Pediatri Profesörü Dr. Ekhard E. Ziegler, ne kadar çabalasa da her annenin bebeğine anne sütü vermesinin mümkün olmadığını söylüyor.

“Annelerin yüzde 15’i bebeklerine anne sütü veremiyor” diyen Prof. Dr. Ziegler, günümüz mamalarının bebek beslenmesindeki en iyi 2. seçenek olarak görülmesi gerektiğini dile getiriyor.

Demir eksikliğine yol açar

Bebeklere, hayatlarının ilk yılında inek ya da keçi sütü içirilmesini kesinlikle önermeyen Prof. Dr. Ziegler, bunun nedenlerini şöyle açıklıyor:

“1. neden inek sütünde anne sütünün 3-4 katı yüksekliğinde protein bulunmasıdır. Yüksek protein tüketimi ileri yaşlarda şişmanlığa neden olarak böbrekleri yorar.

2. neden inek sütünün sodyum, kalsiyum ve potasyum gibi çok yüksek oranlı bazı mineraller içermesidir. Bu mineraller inek sütüyle alındığında, vücuttan atılabilmeleri yüksek miktarda su alımını gerektirir. Bunların atılması çok yüksek miktarda su kaybına (dehidratasyon) neden olur ve vücudun su stoğu azalır.

3. neden ise demir eksikliğidir. Buna, inek sütünde demirin yok denecek kadar az olması yol açar. Çok sayıda çalışma, 2 yaşına kadar inek sütü içen çocuklarda ciddi demir eksikliği olduğunu göstermektedir. Beynin gelişimi üzerindeki olumsuz etkisinden dolayı, bu konunun özellikle dikkate alınması gerekmektedir.”

B vitamini açısından eksik!

Prof. Dr. Ziegler, ABD’deki inek sütlerinin B vitaminiyle güçlendirildiğini, Türkiye’de ise böyle olmadığı için ciddi bir B vitamini eksikliğiyle karşılaşmanın kaçınılmaz olduğunu dile getiriyor. Ziegler, “1982’den önce Amerika’da ciddi oranda inek sütü tüketiliyor, bebeklere 3. aylarından itibaren inek sütü veriliyordu. 1982’de Amerikan Pediatri Akademisi’nin ‘1 yaşın altındaki çocuklarda kullanılmamalıdır’ şeklindeki yayını üzerine, Amerika’da 1 yaş altında inek sütü tüketimi çok azaldı. Tüketim çok düşük oranlı olarak 10, 11 ve 12. aylardan itibaren başlar oldu” diyor.

Türkiye’nin süt banyosu yok

PROF. Dr. Ziegler, izin süreleri dolduğu için çalışma hayatına geri dönen annelerin süt miktarlarının azaldığını görmenin, sık karşılaştıkları bir sorun olduğunu söylüyor. Bazı annelerin bebeklerine yetecek sütü yokken, bazı annelerin çok miktarda sütü olduğuna dikkat çeken Prof. Dr. Ziegler, ihtiyacın üzerinde sütü bulunan annelerin sütlerinin boşa gitmemesi için süt bankalarına bağış yapılmasının önemine değiniyor.

Türkiye’de süt bankası bulunmamasının bir eksiklik olduğunu belirten Ziegler, sütü olmayan annelerin anne sütünü katı gıdayla değiştirmemelerini, bebeğin ciddi miktarda anne sütüne ihtiyacı olması durumunda bunun bir mamayla tamamlanmasını öneriyor.

0- 1 yaş arası beslenmenin püf noktaları

Prof. Dr. Ekhard E. Ziegler, “İdeal bebek beslenmesi nasıl olmalı?” sorusunu, şu sözlerle yanıtlıyor:

“Bebekler, hayatlarının ilk 4 ayı muhakkak anne sütü tüketmeli. Dünya Sağlık Örgütü (WHO) bu sürenin 6 ay olması gerektiğini söylese de, anneler bebeklerine en az 4 ay sadece anne sütü vermeye çalışmalı. Anne sütü dışında bebeğin ilk olarak tahıl bazlı ek besinlerle tanıştırılması gerekiyor. Bunun ardından ise sebze ve meyve tüketimi öneriliyor. Bebek beslenmesinde son sırayı ise bebeğin yiyebileceği şekilde ezilmiş ya da parçalanmış etin alması gerekli.”

2 Mart 2013 Cumartesi

0

Tuvalet eğitimine nasıl başlanır?

Çocuğa nasıl bir tuvalet eğitimi vermeli? Çocuk tuvalet eğitimi esnasında başarılı ve başarısız olduğunda ona karşı ebeveynin tutumu nasıl olmalı? 

Ebeveynin hangi hatalı davranışları çocuğun tuvalet eğitimini tamamlamasını geciktirir? İşte tüm bu soruların yanıtları için uzmana başvurduk.

Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Hatice Karaböcüoğlu, sabır gerektiren tuvalet eğitimine başlarken anne babaların nelere dikkat etmesi, hangi hatalardan kaçınması gerektiğini anlatıyor.

İlk ihtiyacınız olan şey, çocuğunuza kendi başına oturup kalkabileceği, ayaklarının yere rahatça değebileceği bir tuvalet sandalyesi almak ve onun sadece kendisine ait olduğunu çocuğunuza hissettirmektir. Tuvalet sandalyesi zeminde olmalı, asla başka bir sandalyenin üzerine bağlanmamalı. Aynı şekilde kolayca tırmanabileceği merdivenli klozet adaptörleri de kullanılabilir.

İlk günler alışması için elbiseleriyle oturmasına izin verebilirsiniz, hatta isterse kalkıp gitmesine ses çıkarmayın. Eğer çocuğunuz oturmayı reddediyorsa veya şiddetle karşı geliyorsa ısrar etmeyin, belki çocuğunuz henüz hazır olmayabilir. Başka bir zaman veya başka bir gün tekrar deneyin veya 2-3 hafta erteleyin.

Çocuğunuz tuvalet sandalyesine oturmaya alıştıktan sonraki adım, bu sandalyenin ne işe yaradığını anlamasını sağlamaktır. Bunun için çocuğunuzun bezine kaka yapmaya başladığını anladığınız zaman bezini açıp dışkıların oturağa dökülmesini sağlayın ve çocuğunuzu hemen oturağa oturtun.

Çocuğunuz 1-2 hafta içinde o oturağın gerçekte ne işe yaradığını öğrenecektir. Çocuğunuz biraz daha büyüyüp daha rahat ilişki kurulabilir hale geldiğinde, oturağın yakınlarında kısa süreli bezsiz oynamasına izin verin. Oturağını uygun kullandığı sürece siz olayı çok abartmadan öpücük, alkış veya güzel sözlerle ödüllendirin. Başarısız olduğu durumlardaysa asla cezalandırmayın.

Mesane kontrolü daha geç olur
Mesane kontrolü daima dışkı kontrolünden sonra gelişir ve daha uzun süre alır. İdrar kontrolünden önce çocuğunuzun mesanesi belli süre idrar tutabilecek kadar gelişmeli. Çocuğunuz öğlen uykusundan kuru kalkmalı. Çişinin geldiğini anlamalı. Çocuk bunu size idrarını yaptıktan sonra söyleyerek belli eder. Çocuğunuz bu olgunluğa eriştiği zaman onu oturağa yaptığı her başarı için yine fazla abartıya kaçmadan ödüllendirin. Altını ıslattığı her zamansa bir dahaki seferde daha başarılı ve dikkatli olması gerektiği konusunda teşvik edin.

Gece kontrolü daha geç gelişebilir. Uygun olan, yatmadan hemen önce ve uyanır uyanmaz hemen tuvalete götürerek gece eğitimini de birlikte vermektir. Gece bez bağlamak yerine havlulu külotlar kullanmak onun kafasını daha az karıştırır ve kendine güvenini sağlar.

Mutlaka birkaç kez kazalar yaşanır, ancak ona bunun bir kaza olduğunun anlatılması, kuru kalktığı her gece için ödüllendirilmesi eğitimin başarısını sağlar.

Dikkat!
Tuvalet eğitiminde önemli olan pozitif tutum, doğal olmak ve kesinlikle korku unsurunu kullanmama. Gündüz tuvalet terbiyesi tamamlandıktan bir yıl sonra gece sorunları sürüyorsa doktorunuza danışın.

Tuvalet eğitiminde yapmamanız gerekenler
2 yaş çocukların her şeye karşı çıktıkları, aksilendikleri bir gelişim dönemi, kitaplarda berbat 2 yaş (terrible 2) dönemi olarak geçer. Bu dönemde çocuğun isteğinden bağımsız tuvalet eğitim vermeye çalışmak, doğru olmaz. Mutlaka istekli olması gerekir.

Başarısızlık ve zorlanmak onu çok üzer. Bu nedenle oturağa oturmuyorsa zorlamayın, korkutmayın, cezalandırmayın. Sürtüşmeye asla girmeyin, bu eğitimin sizin için önemli olduğunu hissettirmemeye çalışın.

Çocuğunuz size tuvalet gereksinimini söylemeden oturağa oturtmak için uğraşmayın. İnisiyatifin onda olduğunu hissettirin. 
Eğitim süresince kazalar olacaktır, doğal karşılayın, azarlamayın. Kızgınlık, sabırsızlık sizi başa döndürecektir. Çocukta onarılması güç psikolojik sorunlara neden olabilecek ısrarcı ve otoriter, suçlayıcı eğitimi asla uygulamaya kalkmamalısınız. Bilmelisiniz ki aslında çocuk gelişmeye hazır olmadan siz ne yaparsanız yapın hiçbir konuda zorla eğitim veremezsiniz.

Cesareti yoksa, yürümeye hazır değilse, 1 yaşına geldi artık yürümeli deyip elinden tutarak zorla ortada desteksiz bırakarak yürümeyi öğretemeyeceğiniz gibi bezsiz bırakarak, 10 dakikada bir tuvalete götürerek de tuvalet eğitimi veremezsiniz. Kendi istediği zaman hazır olduğunu hissettiği zamandır ve siz sadece ona nereye ve nasıl yapılacağı eğitimini verebilirsiniz.

Özellikle dışkılama zorla verilen eğitimlerde kabusa dönüşür, günlerce tutulan dışkı katılaşıp makatta çatlaklara, kanamalara yol açabilir.

25 Şubat 2013 Pazartesi

0

Çocuk neden altını ıslatır?

Gece uyurken altını ıslatan çocuğunuza kızıp, sorunu onda aramayın. Çünkü bilimsel araştırmalar; genellikle altını ıslatan çocukların anne babalarının da aynı problemi ebeveynlerine yaşatmış olduğu gösteriyor.

Böbrek ve idrar yolu enfeksiyonları, şeker hastalığı gibi etkenler de çocukların alt ıslatmasında önemli rol oynayabiliyor ancak uzmanlar alt ıslatan çocukların takibi ve tedavisi konusunda hassas olunması gerektiği konusunda uyarıyor.

Uz. Dr. Gökhan Mamur, “Çocuklarda alt ıslatma” problemleri hakkında önemli bilgiler verdi.

Çocuğunuz kuru yatağa hasret kaldıysa…

Çocuğunuzun mahcup bakışlarıyla size “günaydın” demesi, her sabah çamaşır makinesinde çarşaf yıkamanız, yatağı havalandırmak için balkona çıkarmanız, bir anne veya baba olarak sizin için olağan bir sabah olabilir; çünkü çocuğunuz yine yatağına altını ıslatmış.

Gece idrar kaçırma (Enuresis nocturna) çocuk sağlığı ve hastalıklarında çok sık rastlanılan çok sık rastlanılan şikâyetlerden biridir. Anne babalar genellikle çocuklarının alt ıslatma sorunundan daha çok ruhsal bir sıkıntılarının olup olmadığından endişe ederler. Halbuki bazen alt ıslatmanın psikolojik bir durum ile ilgisi yoktur. Beş yaşa kadar birçok anne ve baba bu sorunun artık ortadan kalkmış olması gerektiğini ve geçmediği takdirde bir hastalığın söz konusu olduğunu düşünürler. Ancak bu doğru bir yaklaşım değildir.

Çocuğunuz alt ıslatmasının nedeni psikolojik ya da fiziksel olabilir

Gece alt ıslatma iki şekilde görülür:

Birincil: Çocuk doğduğundan beri en az ayda iki kez yatağını geceleri ıslatmaktadır.

İkincil: Çocuk son 6 aydır tamamen kuru olmasına rağmen tekrar ıslatmaya başlamıştır.

İkincil gece alt ıslatmanın arkasında genelde bir neden vardır ve bu neden ortadan kaldırıldığında sonuç alınabilir. Bu sebepler arasında başka bir eve taşınma, boşanma veya okul sorunları gibi ruhsal sorunlar olabilir. Bunların yanı sıra; idrar yolu enfeksiyonu veya şeker hastalığı gibi fiziksel hastalıklar da söz konusu olabilir. Bir de çocuğun yaşantısı içinde düzen değişiklikleri olabilir (Örneğin çok su içmeye başlama, uyku saatlerinin kayması gibi) Neticede doktorunuza başvurduğunuzda olası değişiklikleri onunla paylaşmalı ve sorunun üstesinden gelmeye hep birlikte çalışmalısınız.

Çoğu zaman birincil alt ıslatma ile karşı karşıya kalınmaktadır. Burada stres veya davranışsal sorunlar söz konusu değildir.

Araştırmalara göre gece birincil gece alt ıslatmanın en önemli nedeni kalıtsaldır. Eğer tek ebeveyn çocukken aynı durumu yaşadıysa, çocuğunda olma olasılığı %44; her iki ebeveyn de bu durumu yaşadıysa çocukta olma olasılığı % 77 olarak saptanmıştır. Yani çocuğunuz altını bu şekilde ıslatıyorsa ona kızmayın; çünkü bu durum büyük ihtimalle sizin ona verdiğiniz genlerle ilgilidir. Üstelik ona kızmamak için bir neden daha vardır. Bu genler nedeniyle o da kendi çocuğundan dolayı aynı durumda kalıp, sizin ne yaşadığınızı bire bir öğrenecektir.

Çocuklarda alt ıslatmayı ilgilendiren ENUR 1 ve ENUR 2 adında iki gen tespit edilmiştir. Bu genlerden ilki 13. kromozomda, diğeri de 12. kromozomda bulunmaktadır. Bu genleri taşıyan çocuklarda gece alt ıslatma olasılığını yaşama bu genleri taşımayanlara kıyasla daha çoktur. Anne veya baba çocukken gece altını ıslatmadıysa çocuklarında bunu yaşama olasılıkları %15’dir.

Geceleri çocukların alt ıslatmalarının 3 nedeni vardır:

İdrar kesesi kasları arasında dengesizlik vardır. Yani idrarın dışarı çıkmasını engelleyen kas, mesanenin kasılmasını sağlayan kaslardan daha zayıf olabilir.

Mesane küçük olabilir ve normal miktarda idrar için yetersiz olabilir.

Normal boyuttaki mesanelerinin tutabileceği idrardan daha fazlası üretilebilmektedir. Bunun nedeni:

a. Yatmadan 2 saat önceki dönem içinde çok sıvı tüketiyor olabilir.

b. Çocuk başka bir hastalığı nedeniyle idrar sökücü kullanıyor olabilir.

c. İdrar yolu enfeksiyonu veya şeker hastalığı olabilir.

d. Hormonal dengesizlik olabilir.

Çocuğunuz çok derin uyuyor olabilir

Bazı çocukların anne ve babaları ise ısrarla çocuklarının çok zor uyandığını ve gece uyandırıp tuvalete götürmek istediklerinde bile uyandıramadıklarını ifade ederler. Yıllar boyu araştırmalar bu durumun gece alt ıslatma ile bir ilgisi olmadığını belirtmiştir. Ancak Kanada’da yapılan bilimsel bir çalışmada gece uyuyan çocuklara kulaklıklar takılmış ve ses şiddeti kademe kademe yükseltilerek çocukları uyandırmaya çalışmışlardır. Çok daha yüksek seslere maruz kalmalarına rağmen uyanamayan çocuklarda gece alt ıslatma istatistiksel olarak daha sık görülmüştür.

Sonuç olarak genelde çocuklar babalarının geceleri altını ıslatmayı durdurduğu yaşa kadar altlarını ıslatmaya devam edebilirler. Bu durumun önüne geçmek için kullanılan yöntemler konusunda mutlaka çocuk doktoruna başvurmanız gerekmektedir.

11 Şubat 2013 Pazartesi

0

Yeni annelere çocuk bakımı ile ilgili ipuçları

Yenidoğan bebeklerin yaşamdaki ilk günleri, annelerin de en mutlu; ancak bir o kadar da en zor zamanlarıdır. Bu dönemde bebekte görülen en küçük bir değişiklik dahi anneyi korkutur ve endişelendirir. Bu süreci en rahat atlatmanın yolu ise; bebek bakımı konusunda bilinçlenmekten geçmektedir.

Kafatasındaki şekil bozukluklarını önemsemeyin!
Bebekler, kafatası kemikleri henüz tam gelişmeden dünyaya gelir Bu yüzden bebek doğum kanalına girdiğinde sıkışmaya veya vakumla çekilmeye bağlı olarak kafatasında şekil bozuklukları görülebilir. Zamanla, beyin büyüdükçe kemikler de beynin şeklini alır ve kafatasındaki şekil bozuklukları ortadan kalkar.

Bebeğinizi “teri kokmasın” diye tuzlamak ölüme dahi götürebilir
Bebek doğduğundan itibaren 1 hafta veya 10 gün içinde görülen döküntülerin çoğu fizyolojiktir. Bazı bebeklerde morluk veya akne benzeri oluşumlar görülebilir. Bu sorunların çoğu tedavi gerektirmez. Tedavi için kullanılan birçok madde bu tür cilt problemlerinin daha da artmasına neden olur. Örneğin; bebeklerin cildine yapılan en yanlış uygulama, teri kokmasın diye yapılan tuzlamadır. Bebeğin cildi hassas olduğundan tuz vücutta emilmekte ve bu durum ölüme kadar gidebilen sonuçlar doğurabilmektedir.

Düzenli kilo artışı bebeğinizin doyduğunun göstergesidir
Bebeğin doyduğunu anlayabilmenin en iyi yolu, düzenli kilo artışının gözlenmesidir. 2-3 saat uyku uyuyan, düzenli kaka yapan çocuk doymuş demektir. Emzirme sırasında emme ve yutma işlemlerinde, bebeğin hal ve hareketleri de doyduğuna dair ipuçları verebilir. Bebekler dümdüz yatırdıklarında sütün fazlasını gaz ile birlikte çıkartabilir, bazen fazla miktarlarda da kusabilirler. Bebek düzenli kilo aldığı sürece, bu durum bir sorun teşkil etmez. Kusmaması için bebek 30-40 derece eğimle yatırılmalıdır. Bu uygulama, yer çekiminin etkisi ile sütün midede kalması için yapılır.

Fön makinesi bebeğinizin gaz çıkarmasına yardımcı olabilir
Bebeklerin gaz çıkarmadaki sıkıntısı, sindirim sisteminin bazı öğelerinin olgunlaşmasında gecikmeden kaynaklanmaktadır. Bu süreçte sabır çok önemlidir. Piyasada satılan gaz sorununu gideren ilaçlar bebekler için önerilmemektedir. Bebek emzirilirken devamlı meme değiştirmek sakıncalıdır. Bir meme boşaltılmadan diğer memeye geçilmemelidir. Çünkü birini boşalttıktan sonra diğerine geçmesi doyduğunu hissetmesini sağlayacaktır. Fön makinesi sesi bebeğin gaz çıkarmasına yardımcı olabilir.

Yeni annelere çocuk bakımı ile ilgili ipuçları;
*Annenin eli sürekli temiz olmalıdır.
*Kulak temizliğinde kulak çöpü kullanılmamalıdır. Sadece kulak kemerini pamuk yardımı ile silmek yeterli olacaktır.
*Gözlerinde bulunan çapaklar, kaynatılmış su yardımı ile temizlenebilir.
*Doğduğu günden itibaren bebeğin tırnakları düz, batık oluşmayacak şekilde kesilebilir ve kenarları hafif törpülenebilir.
*Ağız özel bir temizlik gerektirmez; çünkü tükürük bezlerinin temizleyici bir etkisi vardır. Fakat pamukçuk gibi bir madde görüldüğünde karbonatlı su ile yıkanabilir.
*Burun tıkanıkları için aspiratör kullanımı zararlıdır. Aspiratör negatif basınç uyguladığı için burun mukozası daha da şişip, tıkanabilir. Küçük poşetlerde satılan tuzlu sular birer damla damlatmak, hem temizlik hem nem hem de burun tıkanıklığını gidermek açısından yeterli olacaktır.
*Cilt temizliği banyo ile yapılır. Bebek bir gün duru su, bir gün şampuan ile her gün yıkanabilir. Şampuan seçerken PH nötr olan ve içerisinde kozmetik ürün olmayanlar tercih edilmelidir.
*Alt temizliği kızlarda suya batırılan pamuklarla veya sadece su içeren ıslak mendillerle, önden arkaya doğru yapılmalıdır. Kullanılan mendil veya pamuklar alkol içermemelidir. Erkek çocuklarda ise; sünnet derisi geriye çekilmemelidir. Bu uygulama ile deri çatlayıp, iltihap kapabilir.
*Bebeğin kıyafetlerinin pamuklu ürünlerden seçilmesi önerilip, kullanmadan önce sıcak suyla yıkanıp ütülenmesi sağlanmalıdır.
*Genellikle göbek kordonu, doğumdan sonra 10 gün içinde düşer. Göbek bağı düşmeden önce su ile temas ettirilmemelidir. Bu bölgenin kuru tutulmasına özen gösterilmeli ve doktorun önereceği alkollü bir antiseptikle sabah akşam pansuman yapılması gereklidir.
*Bebek doğduğu günden itibaren dışarı çıkartılabilir. Ancak kalabalık ortamlarda bulunmamasında fayda vardır. Sürekli dışarıda olmak bebeğin bakımının ihmal edilmesine neden olabilir.
*Yenidoğanda ateş, morarma ve nefes kesilmesi acil bir durumdur. Ateş yüksek ise vakit kaybetmeden hastaneye başvurmak gerekir.

9 Şubat 2013 Cumartesi

0

Ağlayan bebeği sakinleştirmenin 20 yolu!

Ağlayan bebeğinizi sakinleştirmenin pek çok farklı yolu var. Bunlardan birkaçını sizin için sıraladık. Buyrun okuyun...

1- Sakin olun. Sizin sakin olmanız, bebeğinizi de etkileyecektir.

2- Bebeğinizin altını kontrol edin.

3- Bebeğinizin ateşi olup olmadığını kontrol edin. Ensesine bakarak, anlayabilirsiniz.

4- Bebeğinizi emzirin.

5- Bebeğinizin gazı olup olmadığını kontrol edin. Her emzirmeden sonra mutlaka bebeğinizin gazını çıkartmasına yardımcı olun, masaj yapın. Onu rahatlattıktan sonra uykuya geçmesiniz sağlayın.

6- Bebeğinizle yatın. Bazen küçük bebeğinizin sadece size ihtiyacı vardır. Beraber yatarak, onun tüm ihtiyacını karşılamış olursunuz.

7- Bebeğiniz kucağınıza alıp, onu dışarıya bakmasını sağlayacak pozisyonda tutun.

8- Bebeğinize sakinleştirici şarkılar söyleyip, onu rahatlatmaya çalışın.

9- Bebeğiniz kucağınıza alıp, onunla dans edin. Sizinle beraber olması, teninizin teması onu rahatlatabilir. Kendini sizin yanınızda güvende hissedecektir.

10- Bebeğinizi sallayın. Bunu kucağınıza alarak, sallayabilirsiniz. Bu pozisyon bebeğinizin anne karnındaki pozisyonunu hatırlatacağı için, onu rahatlatacaktır.

11- Bebeğinizi soyup, onun vücudunu kontrol edebilirsiniz. Vücudunda kızarıklık var mı? Acaba bebek bezi bebeğinizin bacağını sıkıştırmış mı?

12- Sıcaklık ve su bebeğinizi yatıştırabilir. Bebeğinizi ılık su ile banyo yaptırabilirsiniz. İsterseniz suyuna lavanta yağı ekleyebilirsiniz. Lavantanın yatıştırıcı etkisinden yararlanabilirsiniz.

13- Bebeğinizin karnına ve sırtına dokunmak, bebeğiniz rahatlatacağı gibi anne bebek arasındaki bağı da arttıracaktır.

14- Bebeğinize masaj yağı ile masaj yapın.

15- Bebeğinize emziğini verebilirisiniz. Bazen emme ihtiyacı olduğu zaman da bebeğiniz huzursuz olabilir.

16- Dış sesleri azaltın. Bazen bebeklerimiz dış etmenlerden de etkilenebiliriler. O nedenle ışıkları, televizyonun ya da müziğin sesini kısın.

17- Sıkı, sıcak, yumuşak bir battaniye ile bebeğinizi kundaklamanız, onun sakinleşmesine  yardımcı olabilir.

18- Arabada bir yolculuk bebeğinizin sakinleşmesine yardımcı olabilir. Titreşim ve yatıştırıcı bir ses bebeğinizin rahatlamasını sağlar.

19- Bebeğinizle dışarıya çıkın. Bebek arabası ile dışarıda yürüyüş yapmak, hem sizin hem de bebeğinizin rahatlamasına yardımcı olabilir.

20- Ağlayan özellikle kolik bebeklere elektrik süpürgesi ve ya saç kurutma makinesinin sesi, anne karnındaki dolaşımının sesine benzediğinden bebeğinizin rahatladığını göreceksiniz.

Hamile eğitmeni Esra Ertuğrul

2 Şubat 2013 Cumartesi

0

Anne sütünü sağma ve saklama

Anne sütünü sağma, ya elinizle, ya da manuel (elle) veya elektrikle çalışan bir pompa yardımı ile, memenizdeki sütü alma işlemidir.

Anne sütünü sağma, ya elinizle, ya da manuel (elle) veya elektrikle çalışan bir pompa yardımı ile, memenizdeki sütü alma işlemidir. Süt sağma, şu durumlarda bir gereksinim olabilir:

Memenizdeki doluluk sizi rahatsız ediyor: Sütü sağmak, doluluk hissini azaltacak ve bebeğinizin memenizi almasını kolaylaştıracaktır.

Bir başka kişinin sizin sütünüzü bebeğinize vererek, sizin bir süreliğine bebekten uzaklaşmanızı veya işinize geri dönmenizi sağlar.

Bebeğiniz iyi beslenemiyor (örneğin bebeğinizde çatlamış dudak ve yarık damak var ise).

Bebeğiniz erken doğduysa, memeden emebilecek olana kadar(eğer sağlıklı bir bebekse, 32 hafta süresinde) sütünüzün gelişini hızlandırmanız gerekir. Sütünüzü nasıl sağacağınızı bilmek, yararlıdır. Bu işlemi ya sizi rahatlatmak adına, ya da saklayıp daha sonra bebeğinize vermek için yaparsınız. Böylece, bebeğinizin, besleyici ve sağlıklı anne sütünüzden yararlanmaya devam etmesini sağlamış olursunuz. Bazı anneler, hamilelik dönemlerinin son dönemlerinde ‘kolostrum’ (karbonhidrat, protein ve antikor açısından zengin ilk süt) çeker ve bunu damlalıklara doldurarak dondururlar. Bunu amacı, kendilerinin veya bebeklerinin doğum sonrası dönemde yaşama olasılıkları olan emzirme zorluklarına karşı bir tedbir almaktır. Bu annelerin sağlıklı ve hamilelik dönemlerinin de iyi gidiyor olmaları gerekir.

Elle sütünüzü sağma
Emzirme süresince, memeden elle süt sağmak, faydalı bir yöntemdir.

Önce, ellerinizi iyice yıkamalısınız. Biraz öne eğilip, memenizin rahat bir konuma gelmesini sağlayın. Sanki bir meme muayenesi yaparmış gibi, memenizi hafifçe okşayarak ve masaj yapın.

Oturun ve elinizi (herhangi biri olabilir) memenizin üstüne yerleştirin; parmaklarınızla ve başparmağınızla, meme ucundan 3 cm. uzak bir bölgede bir C harfi çizer gibi, genelde meme ucunun kahverengi bölümünün (areola) etrafında çevirin.

Başparmağınızla ilk iki parmağınızı yavaşça birbirlerine yaklaştırın ve göğüs duvarına doğru bastırın. Sonra da meme ucuna doğru ilerleyin. Genelde parmaklarınızı meme üstünde kaydırmak yerine yuvarlayarak meme ucuna getirmek, size daha rahat gelecektir. Bu hareket, meme kanalarına baskı yapacak ve kısa bir zaman sonra, meme ucunuzdan birkaç damla süt geldiğini göreceksiniz. Bir zaman sonra bir fışkırma olabilir ve bu sütü steril bir kaba doldurabilirsiniz. Süt akışı yavaşlayınca, elinizi, koyu renkli bölgenin etrafında gezdirin ve ritmik hareketlerle, sütünüzü çekmeye devam edin. En az iki kere meme değiştirerek, toplamda 20-30 dakika süresince memenizden süt çekin. Eğer bebeğiniz, memenizi almakta ve emmekte zorlanıyorsa, bu şekilde süt sağmaya hemen başlamanız ve bebeğiniz acıktıkça devam etmeniz önerilir. Bu da ilk günlerde, 24 saatlik zaman içinde 8-12 kere demektir.

Eğer doğumdan çok kısa bir süre sonra, ilk sütü- kolostrumu sağarsanız (rengi koyu turuncudan açık sarıya değişebilir), bunu 12 saat boyunca, 32ºC ye kadar olan ısı düzeninde saklayabilirsiniz. Çok kısa miktarlarda çekme yapabileceğiniz beklenendir; örneğin, ilk birkaç günde, sadece bir çay kaşığı kadar. Bebeğinize bunu, sizden başka bir kimse daha da rahat verebilir; bunun için bir damlalık, emzik, kaşık veya fincan kullanılabilir.

Memeden Süt Sağmak, Öğrenilen Bir Sanattır
Anne sütünü çekmek, öğrenilen bir beceridir. Bu nedenle, ilk başlarda sütünüzü sağamazsanız, hayal kırıklığı yaşamayın. Bebeğinizin doğumundan 3-5 gün sonra, memeniz ‘olgun süt’ üretmeye başlayacaktır. Kolostrum ise, az miktarda, iki hafta süresince, bu olgun sütte de var olmaya devam edecektir. Memenizin ürettiği süt miktarı ise, gittikçe artacaktır. ‘Olgun süt’ memeye dolmaya başladığında, birçok anne, elle veya elektrikle çalışan pompalarla memeden süt sağmayı tercih ederler. Elle süt sağma işlemi bazı zamanlar için rahat ve kolaysa da, pompa yöntemi genellikle daha hızlıdır. Kullandığınız pompanın ağız kısmının, meme ucunuza rahatça yerleşecek kadar geniş olmasına dikkat edin. Bazı pompaların birden fazla ağız genişliği seçenekleri vardır; eğer meme uçlarınız küçük değilse, bu tip pompaları tercih edin.

Pompalar, meme ucunu emerek ve serbest bırakarak çalışır ve böylece memeden süt çekerler. Elektrikle çalışan bazı pompalar, sizin rahatınıza uygun olarak, emme seviyesini ayarlarlar. Bazıları da sağma işlemi esnasında, size hareket izni verir. Bir elinizle rahatça kullanabileceğiniz bir pompa, size daha yararlı olacaktır. Özellikle bir memeden süt çekerken, diğer memeden bebeğinizi emziriyorsanız, bu önemlidir. Elle çalışan pompaların biçimi ya silindir şeklindedir, veya elinizle sıkmak yoluyla işlev görür. Pompanın her bölümünün çok temiz olması gerekir; bazı çalışan anneler yanlarında yedek parçaları da taşırlar ve bunları sonra evde tekrar yıkarlar. Pompanızı temiz ve kurulmuş olarak muhafaza ederseniz daha rahat sağım yapabilirsiniz. Stresli olmak ve düşük vücut ısısı gibi faktörler, sütün akma refleksini engelledikleri için, sağma işleminin üretkenliğini düşürür. Bu zamanlarda ılık kompres deneyebilirsiniz; memeye masaj yapabilirsiniz ve gevşeme teknikleri uygulayabilirsiniz. Bebeğinizin bir resmine bakmak, yakın zaman önce giyindiği bir giysiyi koklamak ve onun kokusunu anımsamak da yararlı olacaktır.

Sağılmış sütü saklamak
Buzdolabına konulmuş veya dondurulmuş anne sütü, sert kenarlı plastik kaplarda, ağzı sıkı sıkı kapalı cam kaplarda veya özellikle anne sütü için üretilmiş, anne sütü saklama torbalarında saklanabilir. Bir kullanımlık ve atılabilen şişe torbalar önerilmez.

Aşağıda ‘olgun’ anne sütünü saklamak için bilmeniz gerekenler sıralanmıştır:
Isı Saklama süresi
Oda ısısı (19-26ºC) 6 saate kadar

Buzdolabı (<4ºC) 72 saate kadar

Buzluklu ve tek kapılı buzdolabı Buzluk bölmesinde 2 haftaya kadar

İki kapılı buzdolabı / buzluk Buzluk bölmesinde 3-4 kadar aya

Sabit olarak 0ºF (-18ºC) derecede 6 ay tutulan derin dondurucuda

Eğer sakladığınız anne sütü ile ilgili bir şüpheniz varsa, sütü atın ve bebeğinize vermeyin. Eğer anne sütünün doğru saklanması konusuyla ilgili sorularınız varsa, sağlık profesyonellerine danışınız. Meme pompası ile süt sağan ve bunu işyerlerinin ortak buzdolaplarında saklayan çalışan anneler, sütlerini, kendi isimleri yazılı etiketlerle ayırdıkları torbalara yerleştirirler - amaç, inek sütü ile kendi sütlerinin karışmamasıdır. Sütünüzü derin dondurucu poşetlerine aktarıp saklayabilirsiniz. Amaç hem sütü korumak, hem de donmasını önlemektir.

Anne Sütü Nasıl Ilıtılır
İdeal olan, donmuş sütün buzdolabında çözülmesini beklemektir.

Eğer süt buzdolabında erimişse, 24 saat süresince tutulmak üzere ve kabın ağzı açılmadan tekrar buzdolabına konulabilir.

Eğer ısıtma gerekiyorsa, kabı veya torbayı, ya sıcak su dolu bir kaba daldırın veya sıcak akan çeşme suyu altına tutarak, sütü ılıtın.

Sütün ısısını asla kaynama noktasına getirmeyin. Donmuş süt çözülme aşamasında ekşi kokuyorsa, sütü dondurmadan önce, kabı sıcak buhar veya sıcak su altında haşlamak tavsiye edilir. (İçinde yüksek Lipaze bulunan anne sütü dondurulduktan sonra ekşi kokabilir. Süt kabını, sıcak su veya buhara tutmak, bu ekşi kokuyu engeller).

Isısını ölçmeden önce, anne sütünü, kabı içinde hafifçe döndürünüz, çalkalayınız. Üstte biriken kaymak kısmı, bunun sonucunda bütün süte dağılacaktır. (Saklanan sütün kaymak ve sıvı süt olarak ayrışması normaldir.) Kabı çok hızlı ve kuvvetli şekilde çalkalamayınız. Bu, anne sütünün içinde var olan değerli ve gerekli bir takım canlı maddeleri zedeleyecektir.

İçindeki yararlı besinler yok olacağı için, asla mikrodalga fırın kullanmayın. Bu tip bir ısıtma, sütün içinde çok sıcak bölümler yaratabilir; bu nedenle de tavsiye edilmez.

Eritilen anne sütü tekrar dondurulamaz

Kaynak: HT Hayat

1 Şubat 2013 Cuma

0

"Reflekstir" Deyip Hafife Almayın!

Bebeklerde ani sıçramanın nedeni “epilepsi” olabilir! 

Epilepsi, en sık çocukluk çağında, özellikle de 0-1 yaş arasındaki bebeklik döneminde ortaya çıkıyor. Sanılanın aksine sadece vücutta kasılma ve çenenin kitlenmesi gibi büyük nöbetlerle değil, gözden kaçabilecek küçük nöbetlerle de gelişebiliyor. Örneğin, bebeklerde ani sıçrama epilepsinin işareti olabiliyor!

Halk arasında ‘sara’ olarak bilinen epilepsi; ateş ve kafa travması gibi herhangi bir tetikleyici faktör olmadan tekrarlayıcı bilinç kaybı ile bilinçte bozulmanın görüldüğü ataklarla gelişen bir hastalık. En sık çocukluk çağında, özellikle de 0-1 yaş arasında ortaya çıkıyor. Çocukluk çağındaki epilepsi tüm vücutta kasılma/atma, çenenin kitlenmesi ve ağızdan köpük gelmesi gibi belirtilerle seyreden büyük nöbetlerle gerçekleşebileceği gibi; tanınması zor ve kısa süren küçük nöbetlerle de ortaya çıkabiliyor.

Acıbadem Kozyatağı Hastanesi’nden Nöroloji Uzmanı Dr. Uğur Işık, bebeklerde sadece kollar, bacaklar ve baş bölgesinde ortaya çıkan ani sıçramanın hafife alınmaması gerektiğine dikkat çekerek, “Klasik epilepsi belirtilerinin yanı sıra, bu tür kısa süren küçük nöbetlerin de asla atlanmaması gerekiyor. Çünkü bu küçük nöbetler anne babalar tarafından gözden kaçarsa sorun tedavi edilmediği için büyük nöbetlere dönüşebiliyor” diyor.

Hangi Nöbetler Gözden Kaçabiliyor?

• Ani Sıçrama ve Kapanma: Bebeklikte kümeler halinde gelen, kollar, bacaklar ile baş bölgesinde ani sıçrama ve kapanma ile gelişen nöbetler ortaya çıkabiliyor.
• Gözlerin Sabit Bir Yere Bakması: Çocuklarda kasılma, atma, gözlerin sabit bir yere bakması ve kusma ile gelişebiliyor. Vücudun tek tarafında kasılma veya vücudun tek tarafında anormal his ile de görülebiliyor.
• Dalma: Absans nöbetlerinde çocuk sadece 5-10 saniye boyunca dalıyor ve çevresine karşı duyarsız oluyor.
• Gece Uykudan Sık Uyanma: Frontal lob denilen (beynin ön bölgesi) bölgede gelişen nöbetlerde gece uykudan sık uyanma, kasılma ve anlamsız hareketler görülebiliyor. Bu durum çoğunlukla uyku bozukluğu ile karışıyor. Ayrıca çocuk anlamsız yere kendi çevresinde dönme veya koşma şeklinde hareketler sergileyebiliyor.
• Ani Baş Düşmeleri: Ani baş düşmeleri ve yere kapaklanma şeklinde nöbetler görülebiliyor.
• Sıçrama: Bazen sadece ani elektrik çarpması benzeri sıçramalar (myokonik nöbetler) ortaya çıkabiliyor.

Çocuğun Hayat Kalitesini Belirliyor

Bazı türlerinde nöbetler günde 50-60 kez tekrar ederken, bazılarında ise yılda sadece 1-2 kez ortaya çıkıyor. Epilepsiye neden olan durum hayat kalitesinde en önemli belirleyici faktör oluyor. Çünkü bu faktör hem çocuğun zeka düzeyini ve davranış sorunlarını hem de epilepsinin şiddetini beliyor. Nöbet sayısı ve nöbet kontrolü hayat kalitesini belirlemede önemli bir rol üstleniyor. İlaçlarla kontrol altına alınabilirse çoğu çocuk okul, spor ve hobiler gibi günlük yaşam aktivitelerine devam edebiliyor.

Bazı Türleri İlaçla Kontrol Altına Alınabiliyor

Hangi tedavinin uygulanacağında epilepsinin türü çok önem taşıyor. Çocukluk çağının iyi huylu genetik epilepsilerinin yüzde 80-90’ı ergenlikte düzeliyor. Bazen de epilepsiler ergenlik çağında başlıyor, bunların bir kısmı ömür boyu tedavi gerektiriyor. Epilepsilerin bir kısmı ilaç tedavisine çok iyi yanıt veriyor. En az 2 yıl, bazen de ergenlik çağına kadar ilaç kullanmak yeterli gelebiliyor. Ancak altta kafa travması veya menenjit gibi nörolojik bir sorun varsa tedavi edilmesi daha güç olabiliyor. Örneğin hastanın çok uzun yıllar ilaç kullanması gerekiyor.

Epilepsi Cerrahisinde Başarı Oranı Yüksek

Tüm epilepsilerin yüzde 20-30’unu dirençli epilepsiler oluşturuyor. Bu durumda ilaç dışında diğer tedavi seçenekleri gündeme geliyor. İlk yöntem de epilepsi cerrahisi oluyor. İyi seçilmiş hastalarda epilepsi cerrahisinin başarısı yüzde 80’lere ulaşıyor. Ancak ne yazık ki her dirençli epilepsisi olan çocuk ameliyat adayı olamıyor. Çocuğun epilepsi cerrahisi adayı olması için nöbetlerinin belli bir bölgeden kaynaklaması ve çıkarılacak bölgenin dil ve görme gibi önemli bir fonksiyonunun olmaması gerekiyor.

Beyne Takılan Pil Belirgin Düzelme sağlıyor

Çocuğun cerrahi yönteme uygun olmadığı durumlarda “vagus sinir stimülatörü” denilen beyin pili tedavisi düşünülebiliyor. Göğüs altına yerleştirilen pil, vagus sinirini belli aralıklarla uyarıyor ve bu nöbetlerde azalma sağlayabiliyor.  Beyin pili tedavisiyle nöbetlerin tamamen durması mümkün olmasa da iyi seçilen hastalarda belirgin düzelme sağlanabiliyor.  Diğer bir tedavi seçeneği de ketojenik diyet. Bazı tür epilepsilerde etkili olan bu diyet yağdan çok zengin beslenilmesi prensibine dayanıyor.

Nedenleri Neler?

• Kromozom anomalileri,
• Beyin oluşumundaki yapısal bozukluklar,
• Beynin oksijensiz kalması veya beyin kanamaları,
• Tümörler,
• Kafa travması,
• Menenjit gibi beyin enfeksiyonları epilepsiye sebep olabiliyor.

Çocuğunuz Atak Geçirdiğinde… 

• Nöbet sırasında çocuğunuzu sağ ya da sol tarafına doğru yatay pozisyonda yatırın.
• Başının altına bir yastık koyun, yakası sıkıysa gevşetin.
• Sallamayın, üstüne su dökmeyin, ağzına bir şey sokmaya çalışmayın.
• En yakın sağlık kuruluşuna götürün ya da çocuğunuzu izleyen doktoruyla iletişim kurun.

28 Ocak 2013 Pazartesi

0

Çocukları kötü alışkanlıklardan nasıl korumalı?

Çocukluk dönemlerinde çocuklar tarafından sıklıkla yapılan bazı kötü alışkanlıkların olduğunu belirten uzmanlar, anne babalara çocukları bu alışkanlıklardan korumak için çok fazla baskı yapmak yerine farklı yöntemler geliştirme tavsiyesinde bulunuyor.

İyi niyetli ve anlayışlı aileler bile toplumda “kötü alışkanlık” olarak algılanan bu davranışlar yüzünden sinirlenip, çocuklarını vazgeçirmek için onları azarlama veya cezalandırma yoluna giderler. Fakat bu davranışlar üzerine çok fazla odaklanmak ters tepip, sadece çocuğunuzu daha inatçı yapabilir. Daha da kötüsü, çocuğunuza bu konuda rahat vermemek ve ona sataşmak, onunla bu yüzden alay etmek, kendini cesareti kırılmış ve mutsuz hissetmesine neden olabilir.

Aslında bilinmesi gereken bu gibi çocukluk alışkanlıklarının genellikle zararsız olduğu ve özellikle üzerine düşülmediği takdirde çocukların kendiliğinden bu alışkanlıklardan vazgeçtiğidir. Eğer çocuğunuza yardımcı olmak istiyorsanız onu eleştirmek yerine evde ve okuldaki stres ve gerginliğinin olası nedenlerini araştırıp, ona kendini daha güvenli ve rahat hissedeceği bir ortam sağlamalısınız.

1. Burun karıştırma

Neredeyse bütün çocuklar ara sıra parmaklarını burunlarına sokup, içindekileri çıkartırlar ve çıkarttıklarını ya yerler ya da yakınlarında bulunan bir nesneye sürerler. Böyle bir davranışın toplum içinde yapılması kabul görmeyeceğinden ebeveynler de doğal olarak bu davranışa karşı kayıtsız kalmayıp hemen tepkilerini gösterirler. Bu alışkanlığın tam olarak önüne geçemeseniz de çocuğunuza (genellikle 4-5 yaşlarında) toplum içerisinde burnunu karıştırmaması gerektiğini ve burnunu kağıt mendile silmesinin doğru olduğunu öğretebilirsiniz.

Burun karıştırmanın neden olduğu sağlık sorunları

Burun karıştırmak önemsiz burun kanamalarına sebebiyet verebileceği gibi, solunum yolları virüsleri genellikle elden buruna geçtiği için soğuk algınlığı riskini yükseltir. Şayet çocuğunuz burnunu karıştırdıktan sonra gözünü ovuşturursa, mikropların göze geçerek konjüktivit ve bu gibi enfeksiyonlar oluşturmasına sebep olabilir. Çok sık burun karıştırmak, burunun içinde yara ve kabuklar oluşmasına sebep olabilir. Bu da çocuğunuzun burnunu karıştırma dürtüsünü arttırır.

Burun karıştırmaya karşı ne yapmamalı?

Çocuğunuzu burnunu karıştırırken gördüğünüzde, “iğrenç” ya da “pis” gibi kelimeler kullanmayın. Küçük çocuklar, onların davranışlarından ve bedensel hareketlerinden iğrendiğinize inanırlarsa, sizin kendisini reddettiğinizi düşünebilirler. Öte yandan özellikle okul öncesi çağındaki çocuklara gereğinden fazla tepki göstermek, onlara sizi sinirlendirebilmek için yeni bir ipucu verdiğinden, daha fazla burun karıştırmalarına neden olabilir.

Burun karıştırmaya karşı ne yapmalı?

Çocuğunuza toplum içerisinde burnunu karıştırmaması gerektiğini gerçekçi örnekler vererek öğretin. Ona kağıt mendil kullanmasını önerin ve sık sık ellerini yıkayın. Enfeksiyonları önlemek için de tırnaklarını sık sık kesin. Eğer bu alışkanlığı yüzünden burnunun içi çok fazla tahriş olmuşsa kabukların iyileşmesi ve yumuşaması için odasında nemlendirici cihaz ya da buhar makinası çalıştırabilirsiniz. Ayrıca her gün pamuklu bir çubukla burnun iç kısmına vazelin sürün. Çocuğunuz bu alışkanlığından vazgeçmeyi kendisi de istiyorsa parmağına bir bandaj sarmayı deneyebilirsiniz. Böylece parmağını burnuna sokmaması gerektiğini hatırlayacaktır.

2. Saç çekme

Saç çekme genellikle 5 yaşından küçük çocuklarda, bir yandan parmağını emerken bir yandan da saçlarıyla oynaması şeklinde ortaya çıkar. Büyük bir ihtimalle parmağını emmeyi bıraktığında, saçıyla oynamaktan da vazgeçecektir.

Saç çekmenin neden olduğu sağlık sorunları

Bazı durumlarda saç çekme alışkanlığı dikkat çekici derecede kel bölgelerin oluşmasına neden olabilir.

Saç çekmeye karşı ne yapmamalı?

Çocuğunuz saçıyla oynadığı için cezalandırmayın ya da bunu önlemek için saçlarını kısa kestirmeyin. Ona parmaksız eldivenler giydirerek davranışı önlemeye çalışmak, ya da ona oyuncak ve bu gibi rüşvetler vermek de işe yaramayacaktır.

Saç çekmeye karşı ne yapmalı?

Okul öncesi yaşlardaki çocukların saçlarıyla oynamalarını önlemenin en etkili yolu bu davranışı görmemezlikten gelmek ve eğer çocuğunuz vazgeçmeye niyetliyse genellikle bu davranışa eşlik eden parmak emme alışkanlığının üzerine eğilmektir. Eğer çocuğunuzun yaşı daha büyükse ve saçını çekme alışkanlığı varsa bir uzmana danışmak yaralı olacaktır. Bazen böyle yardımlar almak depresyon ve bu gibi hastalıkların başlangıcı olabilecek durumların ortaya çıkmasını sağlar.

3. Parmak emme

Bu alışkanlık bebeğin başparmağını keşfetmesi ve onu emmenin ne kadar zevkli olduğunu fark etmesiyle ortaya çıkar. Aslında parmak emme, bebeklerin ve çocukların yorgun, sıkkın veya endişeli olduklarında kendilerini rahatlatmalarına yardımcı olan zararsız bir davranıştır. Çocukların çoğu bu alışkanlıktan 3-4 yaşlarında vazgeçseler de, bazı çocuklar 5 yaşından sonra da devam edebilirler.

Parmak emmenin neden olduğu sağlık sorunları

Parmak emen çocuklarının bazen parmaklarında yaralar, nasır ve tırnaklarında enfeksiyon oluşabilir. Eğer çocuğunuz 6 yaşlarındaysa ve kalıcı dişleri çıktığı halde parmaklarını emmeye devam ediyorsa, dişleri tel takmayı gerektirecek şekilde yamuk ve yanlış çıkabilir.

Parmak emmeye karşı ne yapmamalı?

Parmak emmek o kadar normal ve zararsız bir davranıştır ki, 4 yaşından küçük bir çocukta bu davranışı durdurmak için hiçbir şey yapmaya gerek yoktur. Çocuğunuzun yaşı daha büyük olsa bile parmağını emmeye devam ettiği takdirde onu küçümsemek, azarlamak veya cezalandırmaktan kaçınmalısınız.

Parmak emmeye karşı ne yapmalı?

Okul öncesi yaştaki çocuğunuza güvenli bir ortam sağlamanın yanı sıra ona sıkılmadan yaratıcı oyunlar oynayabilmesi için fırsatlar yaratmalısınız. İki elini de kullanmasını gerektiren oyunlar da parmak emmeyi unutturmak için etkili yöntemlerdir.

Çocuğunuz 4 yaşından küçükse ve bu alışkanlığından kurtulmak istiyorsa, parmağına acı tadı olan ojeler sürmeyi, parmağını bandajlamayı veya parmağını emmediği zamanları yıldızlarla bir tablo üzerinde işaretleyerek onu motive etmeyi deneyebilirsiniz.

Çocuğunuz 6 yaşında büyükse dişlerdeki bozulmaları önlemek için diş doktorunuz parmak emmeyi güçleştirecek bir takım fiziksel engeller kullanmanızı tavsiye edebilir. Ancak uzun süreli parmak emme alışkanlığı duygusal stres ve güvensizliğe sebep olabileceğinden bu durumu çocuğunuzun doktoru ile paylaşmanız iyi olacaktır.

4. Mastürbasyon

Küçük çocukların cinsel hislerinin olmadığı gibi yanlış bir düşünceye sahip olan ebeveynler, çocuklarını cinsel organlarına dokunurken ya da okşarken gördüklerinde çok şaşırıp kaygılanabilirler. Oysa çocuklar daha bebekliklerinde cinsel organlarını da diğer organlarını öğrendikleri gibi dokunarak keşfederler ve bu organın mutluluk verici duyguların kaynağı olduğunu anlarlar. Duydukları hazzın masum tekrarları ise tamamıyla kendini keşfetmenin ve kendiyle oynamanın normal bir parçasıdır. Yine de birçok ebeveyn bu davranışı onaylamaz. Ancak ebeveynler çocuklarının cinsel keşiflerine aşırı tepki gösterirlerse, çocuklar kendilerinde yanlış bir şeyler olduğu sonucuna varabilirler.

Neredeyse bütün çocuklar, genellikle 4 yaşlarında ve ergenlik dönemlerinde olmak üzere, ara ara mastürbasyon yaparlar. Okul öncesi yaşlardaki çocuklar genital bölgelerini elleriyle uyararak, bacaklarının baldır kısımlarını birbirine sürterek ya da bir nesneye sürtünerek mastürbasyon yaparlar. Çocuk bunu yaparken çok meşgul görünebilir ya da kızarmış olabilir.

Kuşkusuz, birçok aile çocuğunu çoğunlukla penisiyle oynarken değil de, parmağını emerken görecektir. Fakat aynı burun karıştırmak gibi bu davranışın kontrol altına alınabilmesi için uygulanırken müdahale edilmesi gerekmektedir. Zaten çocuğunuz bu davranışın toplum içerisinde yapılmasının uygun olmadığını hissettiğinde, sadece yalnızken mastürbasyon yapacak ve dolayısıyla aileler de bu davranıştan daha az haberdar olacak ve daha az endişeleneceklerdir.

Mastürbasyonun neden olduğu sağlık sorunları

Birçok söylentinin aksine mastürbasyon yapmanın sağlık açısından hiçbir riski yoktur. En büyük tehlike ebeveynlerin bu durum karşısında gösterecekleri tepkinin altında yatmaktadır. Çocuklar ailelerin kötü ve aşırı tepkileri nedeniyle vücutlarını keşfetmek ve sevmekten dolayı kendilerini suçlu hissedebilir ve bu davranışlarının ahlaksızlık olduğunu düşünerek duygusal zarar görebilirler.

Mastürbasyona karşı ne yapmamalı?

Ne kadar şaşırmış olursanız olun, çocuğunuza mastürbasyon yaparken rastladığınızda kesinlikle olumsuz tepkiler vermemeye ve yargılayıcı yorumlarda bulunmamaya çalışın. Böyle bir tepki sadece çocuğunuzun mahcup olmasına yol açar. Diğer davranışlar gibi bu davranışa da aşırı tepki göstermeniz halinde onu daha fazla mastürbasyon yapmaya itmiş olur ve bu yüzden de suçlu olduğunu düşünerek kendisine olan saygısını kaybetmesine neden olursunuz.

Mastürbasyona karşı ne yapmalı?

Çocuğunuza vücudunun bölümlerini öğretirken genital bölgelerin gerçek isimlerini kullanın. Okul öncesi yaşlardaki çocuğunuzu mastürbasyon yaparken gördüğünüzde dikkatini başka bir yöne çekmeye çalışın. Anlayabilecek yaşlara yani 4-5 yaşlarına geldiğinde genital bölgelere dokunmanın toplum içinde yapmadığımız bir davranış olduğunu anlatın.

Eğer çocuğunuzun bakımıyla sizden başka bir kişi de ilgileniyorsa, o kişinin de sizinle aynı yaklaşım içinde olması gerekir. Aksi takdirde sizin bütün çabalarınız ve soğukkanlılığınıza rağmen diğerlerinin verdiği olumsuz tepkiler çocuğunuzun yine kendini suçlu hissetmesine ve kafasının karışmasına neden olabilir.

Öte yandan çocuğunuz kendini mastürbasyon yapmaktan alıkoyamıyorsa, yapmamasını söylediğiniz halde bu davranışı toplum içerisinde de tekrarlıyor ya da başkalarını da buna zorluyorsa doktoruna başvurmalısınız. Zira böyle bir davranış çocuğunuzun cinsel tacize uğradığının bir göstergesi olabilir.

5. Tırnak yemek

Bu alışkanlığın 3 yaşından itibaren başladığı görülmekle beraber çocukların çoğu 10-18 yaşları arasında tırnaklarını yerler. Tırnak yeme alışkanlığı 10 yaşından itibaren erkek çocuklarda kızlara oranla daha fazla görülür.

Çocuklar tırnaklarını genellikle gergin ve sıkkın olduklarında veya televizyon seyretmek ya da ödev yapmak gibi aktivitelere konsantre olduklarında yerler. Tırnak kırıldığında da bilinçaltından gelen pürüzleri düzeltme isteğiyle tırnaklarını daha sık yemeğe başlarlar. Kuru ve çatlamış ellerde çocukları tırnak yemeye kışkırtan sebeplerdendir. Kurumuş ellerde tırnak etrafındaki ölü deri pürüzlü bir hale gelir ve çocuğu bu derileri çiğneyerek pürüzsüz bir yüzey yaratmaya teşvik eder.

Tırnak yemenin neden olduğu sağlık sorunları

Tırnak yemek, tırnak etrafındaki derininin iltihaplanmasına bu da kanama ve enfeksiyona neden olabilir. Bu alışkanlık aynı zamanda özellikle kesici olan ön dişlerin kenarlarında kırılma ve çatlamalara da neden olabilir.

Tırnak yemeye karşı ne yapmamalı?

Diğer durumlarda olduğu gibi bu davranışın da üzerinde fazla durmamak ve özellikle çocuğa tırnaklarının çirkin olduğunu söylememek gerekir. Çünkü böyle söyleyerek çocuğunuzun sürekli olarak tırnağının şeklini düşünmesini ve düzeltmek için daha fazla yemesini sağlarsınız.

Tırnak yemeye karşı ne yapmalı?

Çocuğunuza günlük tırnak bakımı yapmaya başlayın. Tırnaklarının kurumasını önlemek için bir nemlendirici ve kuvvetlendirmek için bir tırnak sertleştirici kullanın. Tırnakların kenarlarını ve şeytan tırnaklarını bir törpüyle düzeltin. Günde birkaç defa el losyonu sürün. Eğer bir kızınız varsa tırnaklarının daha kuvvetli olması için şeffaf renkli bir parlatıcı da sürebilirsiniz.

6. Dudak yalama ya da çiğneme

Dudakları ısırma ya da yalama alışkanlığını çocuğunuz dudakları fazlasıyla kuruduğunda onları hafifçe çiğneyerek ve ısırarak, pürüzlü deriyi kopartmaya ve dudağı nemlendirmeye çalışırken edinir. Çocuğunuz gergin, yorgun ve sıkılmış olduğu durumlarda bu davranış artar ve dudaklar ne kadar çok yalanıp ısırılırsa o kadar pürüzlenecekleri için çocuğunuzda da onları ısırıp pürüzsüz bir hale getirebilmek için karşı konulmaz bir istek oluşacaktır.

Dudak yalama ya da çiğnemenin neden olduğu sağlık sorunları

Bu alışkanlık kronikleşirse dudak ve ağız çevresindeki derinin tahriş olmasına ve enfeksiyonlara karşı daha savunmasız hale gelmesine neden olur. Bu da rahatsızlık ve acı veren bir durumdur. Genellikle ağız kenarlarındaki deri kızarır ve tahriş olur.

Dudak yalama ya da çiğnemeye karşı ne yapmamalı?

Dudaklarının çevresinde oluşan kırmızılıktan hiç söz etmeyin.

Dudak yalama ya da çiğnemeye karşı ne yapmalı?

Çocuğunuza bir dudak nemlendiricisi verin ve bunu gün boyunca kullanmasını sağlayın. Çocuğunuz okul öncesi yaşlardaysa bunu muhtemelen siz yapmak durumunda kalacaksınız. Bu şekilde kurumuş, çatlamış ve pürüzlenmiş dudak ve çevresinin düzelmesini ve çocuğunuzun bu alışkanlıktan vazgeçmesini sağlayabilirsiniz. Çatlakların tekrar açılmasını önlemek için nemlendiriciyi dudak çevresine ovarak sürmek yerine, aşağı yukarı ufak darbelerle sürün. Yatma vakti geldiğinde ise iyileşmeyi hızlandırmak için çocuğunuzun dudaklarına ve dudak çevresine lanolin uygulayın.

7. Diş gıcırdatma

Çocukların ve ergenlerin %15’inde uyurken diş gıcırdatma alışkanlığı olduğu görülmektedir. Bu davranışın kesin sebebi bilinmemekle beraber bir teoriye göre korku ve endişenin sebep olduğu sinirsel bir davranıştır. Genel olarak, çocuklar kalıcı dişlerinin tamamı gelinceye kadar diş gıcırdatmaya devam ederler ancak yetişkinlik döneminde bile bu davranıştan vazgeçemeyenler vardır.

Diş gıcırdatmanın neden olduğu sağlık sorunları

Bir çocuk gece boyunca dişlerini gıcırdatıyorsa bu, çenesini, gece boyunca, uyanıkken bilinçli olarak yapabileceğinden çok daha kuvvetli olarak sıktığını gösterir. Bunun sık sık tekrarlanması ise çene ağrıları, aşınmış, yıpranmış, ayrık dişler ve baş ağrılarına neden olabilir.

Diş gıcırdatmaya karşı ne yapmamalı?

Çocuğunuzu dişlerini gıcırdattığı için eleştirmeyin çünkü o büyük bir ihtimalle dişlerini gıcırdattığının farkında bile değildir. Ayrıca diş gıcırdatmasını engellemek için onu uykusundan uyandırmak da doğru bir davranış olmaz.

Diş gıcırdatmaya karşı ne yapmalı?

Diş kontrollerini aksatmayarak çocuğunuzun diş sağlığını düzenli takip etmeye dikkat edin.

Siz de çocuğunuzda bu problemlerden herhangi biriyle karşılaşıyorsanız ilk olarak onu rahatlatmak, hayatındaki stresi azaltmak için yollar arayın. Endişeli göründüğü zamanlarda ona destek olup derdini anlamaya çalışın. Eğer çocuğunuz sizi memnun etmek için sürekli bir çaba içindeyse, beklentilerinizin onun endişelerinin kaynağı olmamasına dikkat edin ve özellikle yatmadan önce mümkün olduğunca rahatlamış olmasını sağlayın.
back to top