Hastalıklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Hastalıklar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2013 Salı

0

Kanser korkutarak yayılıyor

/_np/5032/8875032.jpgKanserin gelişmekte olan ülkelerde verem, sıtma ve AIDS'ten daha fazla can aldığı bildirildi.

Çalışma grubu CanTreat International'ın Berlin'de düzenlenen Avrupa Medikal Onkoloji Topluluğu (ESMO) 34. kongresi dolayısıyla yayımladığı raporda, rahim kanserinden ölümlerin yüzde 85'inden fazlasının gelişmekte olan ülkelerde görüldüğü belirtildi.


Dünya genelinde kanser vakası sayısının 20 yılda iki katına çıkabileceğine dikkat çekilen raporda uzmanlar, kanserin verem, sıtma ve AIDS'ten daha fazla can aldığı gelişmekte olan ülkelerde vaka sayısının daha da artabileceği uyarısında bulundu.

Raporda, geçen yıl 12,4 milyon yeni 
vakanın yarısından fazlası ve 7,6 milyon kanserden ölümün üçte ikisinin gelişmekte olan ülkelerde tespit edildiği belirtildi.

Yoksul ülkelerde 2007'de rahim ağzı kanserinden 272 binden fazla kadının öldüğü, meme kanserinden ölümlerin de 1990'dan beri bu ülkelerde 10 kat hızlı arttığı kaydedilen raporda, 2007'de meme kanserinden ölümlerin yarısından fazlasının (255 bin 500) gelişmekte olan ülkelerde görüldüğüne dikkat çekildi.

Raporda, rahim ve meme kanserlerinin erken teşhisi ve tedavisi için kullanılan yöntemlerden birçok kadının yararlanamadığı belirtildi.
Hindistan'da her yıl teşhis edilen 75 bin meme kanserinden yüzde 50-70'inin ilerlemiş olduğu belirtilirken, bu nedenle hastanın tedavi edilmesinin daha zor ve tedavinin pahalı hale geldiği, oysa bu oranın Avrupa'da 38, ABD'de de 30'a indiği bildirildi.

Gelişmekte olan ülkelerde kadınların ortalama yüzde 19'unun rahim ağzı kanserinin teşhisinde kullanılan yöntemden yararlanabildiği, gelişmiş ülkelerde ise bu oranın 63 olduğu vurgulandı.

Raporda, yoksul ülkelerde daha basit, kırsal kesimde de uygulanabilecek ve herkese ulaştırılabilecek teşhis yöntemlerinin gerekliliğine işaret edildi.

Afrika'da hastaların sadece yüzde 20'sinin ışın tedavisi olabildiği, 30'dan fazla Afrika ve Asya ülkesinde ışın tedavisinin bulunmadığı belirtildi.

8 Temmuz 2013 Pazartesi

0

Verem Hakkında Merak Edilenler

Bilinen en eski hastalıklardan biri olan verem, 50 yıldır tedavisi olmasına rağmen, hâlâ ölümlere sebebiyet veriyor. İşte verem hakkında merak edilen soruların yanıtları...

Ocak ayının ilk haftası, Verem hakkında bilinçlendirmek amacıyla her yıl 'Verem (Tüberküloz) Haftası' olarak değerlendiriliyor. Verem, 'mycobacterium tuberculosis' mikrobunun bulaşmasıyla oluşan, genellikle akciğerlere yerleşen ancak lenf bezleri, kemikler, böbrekler, karın ve beyin zarlarında da görülebilen ve hava yoluyla yayılan öldürücü fakat tedavi edilebilir bir hastalıktır.

Dünya Sağlık Örgütü 2009 Küresel Tüberküloz Kontrol Raporu'ndaki verilere göre Türkiye'nin olgu bulma hızı yüzde 76, tedavi başarısı ise yüzde 91 seviyelerinde seyretmekte. Medline Acil Sağlık Hizmetleri Operasyonlarından Sorumlu Direktör Dr. Barış Mutluer yılda üç milyonu aşkın kişinin tüberküloz nedeniyle hayatını kaybettiği verem hastalığı ile ilgili bilgi veriyor…

- Nasıl bulaşır? 
Hastalığa sebep olan mikrop veremli hastadan sağlam kişiye, hava yoluyla (damlacık enfeksiyonu yoluyla) geçerek yayılır. Çok daha nadir olarak hasta sığırların sütlerinden yapılan süt ürünleri ile de bulaşabilir.

- Belirtileri nelerdir? 
Hastalık, sinsi ve yavaş ilerler. Hastalar genellikle aylardır devam eden halsizlik, iştahsızlık, kilo kaybı, hafif ateş, geceleri terleme gibi yakınmalarla hekime başvururlar. Zamanla bunlara öksürük ve balgam çıkarma da eklenir. Balgamda kan da gelebilir. Akciğer dışı organ tüberkülozlarında, hastalığa tutulan organla ilişkili yakınmalar bulunabilir. Örneğin idrarla ilgili şikayetler (kırmızı idrar yapma, idrar yaparken yanma vb.), boyunda lenf bezelerinin büyümesi gibi.

- Korunma yolları nelerdir?
Veremden korunmak için artık günümüzde aşı kullanımı yaygındır. İki aylıkken ve yedi yaşında verem aşısı uygulanır. Çevresinde veya ailesinde verem hastası olanlar kontrol altında olmalı, gerekli tetkikler yapılmalıdır. Hastalığın bulaşmaması için bir müddet ilaç da kullanabilir. Düzenli yaşam, sigara, alkol, madde bağımlılığının bırakılması, temizliğe önem vermek, yeterli beslenme hastalığın kontrol altına alınması ya da başlamaması için önemlidir. Verem hastalığı geçirmiş birinin tekrar olmaması diye bir durum söz konusu değildir. Aynı önlemleri o da almalı ve hayatına dikkat etmelidir.

- Her tüberküloz hastası mikrobu bulaştırır mı?
Balgamında mikrop bulunan, hastalığı yaygın olup öksüren hastalar daha çok bulaşmadan sorumludur. Akciğer dışı organ tüberkülozu olanlar, en az 15 gündür tedavi almakta olanlar pratik olarak bulaştırıcı değildir.

- Mikrobun bulaşmasından itibaren ne kadar süre sonunda hastalık ortaya çıkar?
Bu süre çok farklıdır. Mikrobu alan kişide bazen 1–2 ay; bazen bir kaç yıl, bazen de onlarca yıl sonra hastalık gelişebilir veya hiç gelişmeyebilir.

- Tedavisi nasıl yapılır?
Verem hastalığının tedavisinde kullanılan yöntem ilaç tedavisidir. Fakat hastanın da yapması gerekenler vardır. Beslenmeye dikkat etmeli, bağışıklık sistemini güçlü tutmalı (C vitamini bunun için çok önemlidir) ve iyi dinlenmesi gerekir. Verem tedavisi uzun sürelidir ve doktor gözetiminde olmak gerekir. Doktor isterse tedavi süresini uzatabilir. İlaçlar genelde birden fazladır. Çünkü bakteriler tek bir ilaca karşı direnç gösterebilirler. Unutmamak gerekir ki erken tanı ve dolayısıyla tedaviye çabuk başlamak çok önemlidir. Böylece hastalığın başkalarına bulaşmasının önüne geçilir ve iyileşme süresi kısalır.

24 Nisan 2013 Çarşamba

0

Kulaklarınıza dikkat

Ağrı, kulak zarının delinmesi ve huzursuzluk belirtileri ile kendini gösterebilen orta kulak iltihabı, çocuklarda işitme kaybına kadar yol açabilen ciddi tablolara neden olabiliyor.

Memorial Hizmet Hastanesi KBB Bölümü’nden Op. Dr. Deniz Kaya, çocuklarda orta kulak iltihabının tedavisi hakkında bilgi verdi.

ÇOCUKLARDA SIK GÖRÜLÜYOR
Orta kulak iltihabı, çocuklarda üst solunum yolları şikayetlerinden sonra en sık görülen enfeksiyonlardır. Sıklıkla 3 şekilde görülmektedir. Birincisi oldukça şiddetli seyreden ve çocuklarda en sık görülen tip olan “akut orta kulak iltihabı”dır. Diğeri “seröz otit” adı verilen, halk arasında “kulak nezlesi” olarak bilinen, daha çok işitme kaybı ile kendini gösteren durumdur. Üçüncü form ise çocuklarda nadir görülen kulak zarı deliğiyle seyreden, uzun süren kronik orta kulak iltihabıdır.

ORTA KULAK İLTİHABI NASIL OLUŞUR
Orta kulak, kulak zarının gerisinde içi hava dolu boşluğa verilen isimdir. Orta kulakta ses iletimini sağlayan kemikçikler bulunur. “Östaki borusu” denilen bir kanalla, orta kulak geniz ile bağlantılıdır. Bu kanal, orta kulağın basınç dengesini sağlamaktadır. Orta kulak iltihabının gelişiminde önemli rolü vardır. Orta kulağa hava girişini sağlayan östaki borusu çocuklarda daha kısa ve yatay konumdadır. Bu yüzden çocuklarda üst solunum yolu enfeksiyonu sırasında mikroplar genizden kulağa daha kolay bir şekilde ulaşıp enfeksiyona yol açabilmektedirler.

ÇOCUKLARDA ORTA KULAK ENFEKSİYONUNU TETİKLEYEN FAKTÖRLER
• Anne sütünün erken kesilmesi veya erken yaşta ek gıdalara başlanması
• Biberonla beslenme
• Yatay pozisyonda beslenme
• Erken yaşta kreşe başlanılması
• Evde sigara içilmesi
• Büyük geniz eti olması
• Alerjik bünye

BU BELİRTİLERİ ÖNEMSEYİN
Orta kulak iltihabında en sık görülen belirti ağrıdır. Ağrı orta kulaktaki iltihabi sıvının birikmesine bağlı kulak zarının gerilmesi ile ortaya çıkar. İltihabi sıvı çok arttığında bazen kulak zarı delinerek kulakta akıntıya yol açmaktadır. Akıntıyla beraber ağrı azalır. Akıntı genellikle sarı-yeşil renkte bazen kanlı olmaktadır. Akıntıya bağlı kulakta kötü koku hissedilebilir. Orta kulak iltihapları iki taraflı olduğunda, büyük çocuklarda fark edildikten sonra tedaviyle düzelebilen geçici işitme kayıplarına yol açabilmektedir. Bunun dışında her ateşe neden olabilir. Bebeklerde ise huzursuzluk, emmeme, kulağını tutma görülebilmektedir.

TEKRARLAYAN ORTA KULAK İLTİHAPLARINA DİKKAT
Uzun süren enfeksiyonlarda “timpanometri” denilen orta kulak basınç testi ve “odyometri” adlı işitme testi kullanılabilmektedir. Eğer bir çocuk sık orta kulak iltihabı geçiriyorsa öncelikle enfeksiyonun ortaya çıkışını kolaylaştıran risk faktörleri uzaklaştırılmalıdır. Yani biberon ve emzik kullanımına son verilmeli, beslenme dik pozisyonda yapılmalı, pasif sigara içimi ortadan kaldırılmalı, varsa alerjik problemler ve büyük geniz eti tedavi edilmelidir. Enfeksiyonun tedavisinde genellikle doktorun tercih edeceği antibiyotiklerin kullanılması gerekmektedir.

Antibiyotikler dışında orta kulakta ve östaki borusundaki ödemi azaltıcı ilaçlar kullanılır. Ağrılar için ağrı kesici şuruplar verilir. Kulak zarı delinmişse yani kulak akıntısı ortaya çıkmışsa, antibiyotikli kulak damlaları tedaviye eklenir. Kulakta iltihabi akıntı görüldüğünde kulağa su kaçırmamak gerekmektedir. Akut iltihaplarda kulak zarı delinmiş olsa bile tedavide ameliyatlara gerek olmaz. Zar delikleri büyük çoğunlukla ilaç tedavisiyle kapanır. Kulak nezlesinde ise antibiyotik ve diğer ilaç tedavilerine rağmen kulakta sıvı birikimi düzeltilemezse ameliyat gündeme gelebilir. Bu durumda kulak tüpü takılması ve geniz eti ameliyatları yapılır.

19 Mart 2013 Salı

0

Vücudun en iyi ilacı sebze ve meyvedir!

Sebze ve meyveler insan vucuduna en iyi ilaçtır.


Bir Çoğumuz meyve ile sebzeleri "ot, çer çöp" sayıyor; faydasız, anlamsız, lezzetsiz yiyecekler hanesine yazıyoruz!

Bazı yiyeceklerde gizli sağlık hazineleri bulunuyor!
Keşfedilmeyi bekleyen gizli hazinelerle dolu yiyeceklerin başında sebze ve meyveler geliyor. Bu doğal mucizelerden yararlanmayı ise çok az kişi becerebiliyoruz.

Bu sorun, genellikle bilgisizlik ve ilgisizlikten kaynaklanıyor. Çoğumuz meyve ve sebzeleri "ot, çer çöp" sayıyor; faydasız, anlamsız, lezzetsiz yiyecekler hanesine yazıyoruz! Ama bu çok yanlış! Çünkü sebze ve meyvenin yararları saymakla bitmiyor.

Yaşam kabus haline gelmesin!
BİLİM ve teknolojinin gelişmesi, eğitimin, sosyal refahın yaygınlaşması, savaştan uzak bir hayatın ortalama yaşam beklentisini yakın bir gelecekte yüzyıla çıkaracağından hiç kimsenin kuşkusu yok. Bu güzel bir gelişme, fakat eğer dikkat edilmezse uzun bir yaşam kabus haline de dönüşebiliyor.

Çünkü yaşam süresi uzadıkça, yaşlılık hastalıkları yani damar sertliği, kanser, hipertansiyon, romatizmal sorunlar ve bunların doğal sonucu olarak gelişen bellek, görme işitme kaybı, gibi sorunlar sıklaşıyor. Yaşamınız uzuyor ama, elde ettiğiniz uzatmaları gol yememek telaşıyla kan ter içinde kalarak veya kalenize girmiş golleri çıkarmaya çalışarak geçiriyorsunuz.

Doğadaki eczane
Sebze ve meyveler işte bu noktada "ilaç-besin" yani bir "doğal eczane" işlevi görüyor! Dünyanın farklı yerlerinde yapılan yüzlerce çalışma bize daha iyi bir hayatın gizli hazinelerinin sebze meyvelerde bulunduğunu gösteriyor.

Örneğin DASH adı verilen çok büyük bir hipertansiyon araştırması, daha fazla meyve sebze yemenin (özellikle muz, kayısı) kan basıncını düşürebildiğini ortaya koyuyor. Kilo fazlalığı ve şişmanlık konusunda yapılan araştırmalar da düzenli sebze ve meyve yemenin sağlıklı bir kiloda kalmanın güvencesi olduğunu gösteriyor. Sebze ve meyvelerin çok düşük kalorili olmaları ve kan şekerinde insülin dengesini bozacak ciddi dalgalanmalar yaratamamaları kilo sorunuyla mücadeleyi kolaylaştırıyor.

Kolesterolü azaltır
Meyve ve sebzelerin hiç birisinde kolesterol yok. Yani bu yiyeceklerin kan kolesterolünüzü doğrudan arttırmaları kesinlikle mümkün değil. Avakado, Hindistan cevizi gibi birkaç istisna dışında bu besinlerin yağ içerikleri de çok düşük. Özellikle kolesterolü arttıran doymuş yağlar yok denecek kadar az. Daha da önemlisi bu yiyeceklerde bulunan bitkisel steroller, başka yiyeceklerle alınan kolesterolün emilmesini azaltır.

Kısacası, sebze ve meyvelerin kolesterol avantajları "çifte kavrulmuş" bir avantaj sağlıyor. Bunlara bir de bu besinlerin kolesterolün emilmesini azaltan liflerden yani suda eriyen ve erimeyen posadan zengin olmaları eklenince bunlar neredeyse kolesterol düşürücü ilaç gibi etki ediyor.

Ayrıca daha fazla meyve sebze tüketmenin kabızlık gibi çok yaygın olan bir sağlık sorunu ile mücadelede faydalı olabileceğini unutmayınız.

Meyve ve sebzelerin dondurulmuş veya konservelerinden değil, tazelerinden istifade etmeye, doğal ve organik şartlarda yetiştirilenlere öncelik vermeye çalışın. Öyle görünüyor ki ot yiyen bir kuzu olmak, et yiyen bir kurt olmaktan daha avantajlı. Hiç olmasa 50'sinden sonra!

Unutmayın. Her tür kanserden korur
Sebze ve meyvelerin yararları sadece bunlarla da sınırlı değildir. Bol meyve sebze tüketmek, sizi kanserden ciddi bir oranda koruyabiliyor. Lahana ve benzeri yiyeceklerde bulunan "sulforafan", domateste bulunan "likopen", çayda bulunan "kateşin"ler, üzümdeki "resveratrol" ve daha yüzlerce antioksidanın mide kanserinden kolon kanserine, meme kanserinden prostat kanserine kadar, birçok kanserden bizi koruyabileceğinden hiç kimsenin şüphesi kalmadı. Meyve ve sebzelerde bulunan vitamin, mineral, posa ve özellikle antioksidan maddelerin her biri kanser önleyici ilaçlar gibi görev yapıyor.

İyi haber. Koyu yeşil sebze gözlere iyi geliyor
Bol sebze ve meyve tüketmek, daha güzel, net, berrak görmenize de yardımcı oluyor! Anneannenizden duyduğunuz "Kızım biraz havuç yemelisin" önermesi doğrudur. Havucun, böğürtlenin, ıspanağın birer göz dostu olduklarından hiç şüphe edilmiyor. Eğer yaşlanınca başınıza gelebilecek katarakt ve makula dejenerasyonu gibi görme sorunlarıyla karşılaşmaktan korkuyorsanız, bol bol sebze ve meyve yiyin. Özellikle koyu yeşil renkli sebzelerden istifade edin. C vitamini ve E vitamininden Beta karoten veya A vitamininden zengin besinler de gözü koruyor.

9 Ekim 2012 Salı

0

Tariflerinizi tekrar gözden geçirin

Daha hızlı kilo vermek ve tekrar geri almak istemiyorsanız, hayatınızda küçük değişiklikler yapmanızda yeterli.

Hayat tarzınızı belli noktalarda değiştirmez ve kilo vermeyi kısa süreli bir zayıflama kampı gibi görürseniz, diyet yapmak zor gelebilir. Üstelik bu sürecin sonunda ne yazık ki kaybedilen kilolar da genellikle geri alınıyor! Pes etmemek için sabırlı olmanın, kendinize yasaklar koymak yerine her besinden az miktarda tüketmenin daha iyi sonuç verdiğini unutmayın. Kilo verirken önemli olan, bunun emek ve zaman gerektirdiğini kabul etmektir. Böylece zor anlarda moraliniz de asla bozulmaz. Kilo verme hızı bazen yavaşlar bazen durur, bazen de vücut ağırlığı artmış gibi hissedilebilir. Diyet bir yarış değil, yolculuktur, keyfinizi kaçırmayın. Bu yolculukta ufak sapmalar, duraksamalar yolu daha iyi öğrenmek için minik geri dönüşler olabilir ama hedeften şaşmamak şartıyla...

Tariflerinizi gözden geçirin
Günlük kalori miktarını azaltmak için yağ, karbonhidrat ve protein alımında denge sağlamak çok önemli. Günlük şeker miktarınızı dengelemek ve mutfağınızda çeşitlilik yaratmak için stevya bitkisini alternatif olarak kullanabilirsiniz. Stevya bitkisinin yaprakları güçlü tatlandırıcı özelliği nedeniyle Güney Amerika ve Paraguay’da yaşayan Guarani yerlileri tarafından yüzyıllardır kullanılıyor. ‘Tatlı yaprak’ olarak da adlandırılan bu bitki şeker yerine kullanıldığında doğal olarak aynı tadı veriyor. Bu sayede daha düşük kalorili beslenmek isteyenler için şekeri azaltmak adına iyi bir alternatif olarak karşımıza çıkıyor. Stevya bitkisi ile hazırlanan yiyecekler, pişirme ve fırınlamada kullanılabilmesi nedeniyle de tercih ediliyor. Her tatlandırıcının kendine özgü özellikleri ve tat profili var ama hiçbir tatlandırıcının tadı şekerin tadıyla aynı değil, şekerin tadına mümkün olduğu kadar yaklaşabilmek için biraz şeker biraz tatlandırıcı kullanarak size en uygun tadı bulmaya çalışabilirsiniz.

Yağ yerine baharatlar ile lezzeti yakalamaya çalışın. Bazı tariflerde yağ miktarını söylenenin yarısına indirseniz dahi aslında lezzetin etkilenmediğini göreceksiniz. Yağı azaltmak besinlerin kalorisini azaltmak için en etkili yollardan biri çünkü 1 gr. yağ dokuz kaloriye sahip.

Miktar kontrolü yapmak için mutfak tartısı alabilirsiniz. Genellikle göz kararı yağ eklemek, alabildiğince un ya da bir dilim ekmek gibi ifadeler sizi yanıltabilir. Çünkü bir dilim ekmek 25 gr. olması gerekirken kalın bir dilim 50 gr. dahi olabilir. Mutfağınızda tartı bulun- durmak tarifler ve genel beslenme eğitimi için çok işinize yarayabilir.

Buhar makinesine ya da düdüklü tencereye ağırlık verin. Tariflerinizde yapı azaltıp vitamin ve mineral kaybı yaratmadan pişirmenin iyi yollarından biri de farklı ekipmanlar ile tanışmak… Bunun için mutfak malzemelerinizi tekrar gözden geçirin. Stresi azaltarak kilo vermek için e İster beş, ister 50 kilo vermek isteyin, tekrar kilo almamak ve sağlıklı bir ömür için yeme ve yaşam tarzı alışkanlıklarınızın bazılarını değiştirmeniz şart.

Bu değişiklikler, diyet programının ilk haftasında zor gelmeyebilir. Çünkü başlangıçtaki doğal heyecan, diyet yapan kişiyi motive etmeye yeterlidir.

Fakat iki, üç hafta sonra ‘yeni’ yeme alışkanlığı, genel yaşam tarzıyla çatışmaya başlar. Eğer kişi buna hazırlıklı değilse, devam etme arzusu giderek yok olur.

Üçüncü haftadan sonra kilo verme hızı yavaşlayabilir, hatta bazen durabilir. e İşte bu dönemde birey diyeti, sahip olacağı sağlıklı yaşama vize olarak görmek yerine, bir ‘engel’ bir ‘yük’ olarak görmeye başlar. Bu, diyet yapanların karşılaştığı ilk büyük duygusal problem ve vazgeçme sebebidir. e Bu dönemde sabırlı olun ve sürekli tartılmayın. Bunun normal ama geçici bir durum olduğu kabul edilebilirse bu duraksama dönemi daha kısa sürecektir.

Duraksama dönemi, kilo vermek isteyen herkesin başına gelebilir, özellikle kadınlarda bazı hormonal değişiklikler nedeniyle, kişi kilo almış gibi dahi görünebilir. Eğer amacınızı ömür boyu dengeli beslenmek üzerine kırmalısınız.

Beslenme & Diyet Uzmanı
Dilara Koçak

back to top