Kolay Diyetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kolay Diyetler etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2013 Pazartesi

0

Günde kaç dilim ekmek yenmeli?


Ölçülü olarak yendiğinde ekmek ve makarna şişmanlatmaz. Ancak ekmeğin türü ve makarnayı pişirme şekli önemli…

Beslenme ve Diyet Uzmanı Taylan Kümeli, ekmek, makarna, kırmızı et, meyve ve abur cuburun diyetimizi nasıl etkileyeceğini açıklıyor.

Ekmek kilo aldırır mı?
Evet, kilo aldırır. Bir insanı herhangi bir yiyeceğin şişmanlatmaması için kalorisi olmaması gerekir, ancak ekmeğin kalorisi vardır. Günde 20 dilim ekmek yiyorsanız, bir dilim ekmek ortalama 50 kalori ise 1000 kalori alıyorsunuz demektir. 

Seçtiğiniz ekmeğin karşılığında vücudunuzun harcadığı enerjinin nerede durduğu önemlidir. 6 dilim ekmek yiyorsanız, ona karşılık gelen enerjiyi harcıyorsanız, diğer yediklerinizde de denge varsa kilo almazsınız. Ekmek, yapısı gereği un, su ve tuzdan oluşur. Şimdi cevizli, çok tahıllı, çavdarlı ekmekler de var. Değişen şey, sadece içine konulan tatlandırıcılar, ama özü yine aynıdır. Yediğimiz ekmekten aldığımız enerjinin yerine ne koyduğumuzu idrak etmek gerekir. 

Günde kaç dilim ekmek yenmeli?
Bu kişiden kişiye değişir. Tüketeceğiniz ekmek miktarı, karbonhidrattan gelen enerji miktarının vücutta ne kadar olduğuyla paraleldir. Sağlıklı beslenmeye çalışan bir yapıdaysanız, besininizin yüzde 50-60’ını karbonhidrattan sağlamalısınız. Ama bunu sağlarken meyvede, yoğurtta, sebzede, çok az miktarda da olsa ette, makarna, bulgur ve pilavda da karbonhidrat olduğunu unutmamak lazım. 

Karbonhidrat belirleyicisi sadece ekmek değildir. Diğerlerini gün içinde tüketiyorsanız, ekmeğin gün içinde üç dilime düşmesi gerekir. Hiç makarna tüketmiyorsanız, bunu 6-7 dilime çıkarabilirsiniz. Bireysel özelliklere göre diyet hazırlamak çok önemlidir. 

Makarna şişmanlatır mı? 
Makarna, aldığımız enerjinin yükselmesini sağlayan unsurlar içerir. Un, tuz, su ve yumurtadan yapılan makarnanın şişmanlatması için onu nasıl hazırladığınıza dikkat etmelisiniz. 

Makarnayı haşladığınız suyu döküyor, sosunu hazırlarken tam yağlı bir kıymayı tereyağı ile kavuruyorsanız, üstüne de tam yağlı yoğurt döküp bir tabak yerine dört tabak yiyorsanız makarna şişmanlatır. 

Diyetteyken makarna nasıl pişirilmeli? 
Makarnayı haşladığınız suyu tamamen çekecek ve hiç dökmeyecek şekilde ayarlarsanız, çok güzel bir sebze sosu hazırlarsanız ve az yağlı bir yoğurdu sarımsakla yaparsanız ve sadece bir tabak yerseniz, bu makarna şişmanlatmaz. Bu iki makarna arasında farkı anlayıp ne yediğinizi çok iyi bilmeniz gerekir. 

Gün içinde istediğimiz kadar meyve tüketebilir miyiz?
Meyve, şekerin şekil değiştirmiş, içinde mineral ve vitamin bulunan halidir. Çay şekerini iki molekül olarak alıp içine biraz vitamin ve mineral kattığınızda, kiraz, çilek, karpuz, kavun ya da kiviyi elde edersiniz. Buradaki en önemli faktör, meyvenin ne kadar ne nasıl yeneceğinin bilinmesidir. 

Günde kaç porsiyon meyve kilo aldırmaz? 
Meyveyi, günde dört porsiyonu geçmeyecek şekilde, yemekten iki saat sonra yemelisiniz. Diyabet gibi bir rahatsızlığınız varsa, mutlaka yoğurtla ya da sütle tüketmelisiniz meyveyi. 

Meyvenin zararsız olarak görülüp çok fazla tüketilmesi kilo aldırır. Şeker oranı azaldıkça meyvenin masumiyeti artıyor. Örneğin erik ve vişneyi diyetlerde sınırsız verebiliyoruz. Muz, kavun, incir, üzüm ve duttan uzak duruyoruz. Çünkü bunlar glisemik indeksi yüksek olan meyveler. Tatlı yerine meyve tüketebiliriz, ama ne kadar tükettiğimiz ve ne kadar ihtiyacımız olduğunu bilerek tüketmeliyiz. Örneğin, bir kase muhallebi yerine bir kilo elma yiyorsak bu sakıncalıdır. 

Ara öğün ile abur cubur arasındaki fark nedir?
Abur cubur, yenildiğinde vücudumuza faydası olmayan ve kalori değeri yüksek şeylere verilen addır. Ara öğün ise ana öğünümüze destek olan, ana öğüne tok başlamamıza neden olan ve daha az yememizi sağlayan, genel açlığımızı azaltan şeylerdir. İçinde şeker olan yiyecekler, gazlı içecekler, tatlı, çikolata, kek, pasta gibi beyaz undan yapılmış gıdalar genellikle ülkemizde tercih edile abur cuburlardır. Bunların yerine ara öğünlerde kepekli tost, bir avuç badem, bir kase yoğurt gibi sağlıklı atıştırmalıklar yemek gerekir. 

Kilo vermek için kırmızı eti tamamen bırakmalı mıyız?
Kırmızı eti bırakmak demek, demir ve B12 eksikliğine bağlı olarak oluşan anemiye ve bunun yanı sıra alzheimera yol açmak demektir. Diyetten kırmızı eti çıkarmak, onun yerine geçecek hem besin değeri açısından hem de kalori açısından daha düşük bir ürünü kullanmak demektir. Kırmızı eti haftanın iki günü mutlaka tüketmelisiniz. 

Kaynak: pudra. com

0

Yeni diyet: Doyana kadar ye


Amerika'dan gelen yeni bir diyet trendi, diyete olan bakış açısını değiştiriyor. Amaç; yemeyi sevmek, tadını çıkarmak ve doyana kadar yemek!

Diyet yaparken sürekli midenizin zil çalmasından şikayetçiyseniz, imdadınıza Amerika'dan gelen yeni bir diyet trendi yetişiyor: Volumetrik Diyet! ''Hacim Diyeti'' olarak da adlandırabileceğimiz bu diyet trendi, yeni bir çığır açıyor. Çünkü temeli, ''doyana kadar ye'' prensibine dayanıyor.

Nesnelerin hacmini ölçmeye yarayan bir birim olan ''volumetri''den adını alan diyet yöntemi, besinleri kalori değerlerine göre değil, hacim değerlerine göre sınıflandırıyor. Bir örnek vermek gerekirse: 15 tane üzüm, tartıda 100 gram geliyor ve kalorisi de 70 civarında. 15 tane kurutulmuş üzüm ise en fazla 20 gram ve onun da kalorisi 70 civarında. Peki, 100 gram üzümle mi doyarsınız, yoksa 20 gram kuru üzümle mi? Her ikisinin de kalorisi aynı ise, daha hacimli olan taze üzüme uzanmaz mı şimdi eliniz? Bu soruya ''evet'' deme ihtimaliniz çok yüksek. Zaten araştırmalar da bunu gösteriyor.

Pennsylvania'da yapılan bir araştırmaya göre insanlar, ''doyana'' kadar yemek yiyor. Bu durumda ''ne'' yediğinin pek bir önemi kalmıyor. Düşük kalorili de olsa, yüksek kalorili de olsa, temel amaç ''doydum'' hissini yaşamak! Bu araştırmadan yola çıkarak ''Volumetrik Diyeti'' geliştiren Beslenme Uzmanı Barbara Rolls, normalden daha az yiyerek zayıflamanın çok zor olduğunun altını çiziyor: ''Besinleri kısarak yapılan diyet, ilk başta kilo verdirir ama uzun vadede başarılı olamaz. Çünkü 'açlık' hissinin bastırılması gerekiyor!''

Bir günlük örnek mönü

SABAH: Aç karnına bir bardak su için. Ardından büyük bir kase içine; yulaf ezmesi, taze meyve parçaları koyun. Bu karışıma yağsız süt, yoğurt ya da meyve suyuyla hacim kazandırın.

ARA: Bir patates salatasının içine bolca salatalık doğrayın. Bu, salatanızın hem hacmini artıracak hem de daha doyurucu olacak.

ÖĞLE: Sade suya tirit tarzı çorbanızın hacmini artırmak için kepekli makarna ve sebzelerden faydalanın. Makarna yerine bulgur, yarma, pirinç gibi bakliyatlar da kullanabilirsiniz. Kurubaklagiller de çorbaya ayrı bir lezzet ve hacim katar. İsterseniz içine arada bir tavuk, balık ya da et parçaları atın. Eğer zengin bir çorba içme şansınız yoksa; balık ya da tavuk filetonun yanında bol salata ve sebze yiyebilirsiniz. Ardından küçük bir sütlü tatlı ya da meyve alabilirsiniz. Bol bol su içmeyi unutmayın! 

0

Diyetinizi sakın yarım bırakmayın...


Diyet yaparken motivasyonumuzu düşüren sebepleri ortadan kaldırmak için öneriler.

Diyet yapmak, kilo vermek, zayıflamak, zor bir süreç… Diyet ilk başlarda işe yarayıp, kilo verdiğimizi görünce motivasyonumuz artar. Ancak bir süre sonra diyete devam etmek zorlaşır ve kilo verme hızı yavaşlar. Diyeti bitirmekle, devam etmek arasında gidip geliriz. Diyet yapmaktan daha sıkıntılı bir dönemdir bu. Bu arada verdiğimiz kiloları geri almış bile oluruz. 

Bu süreci hepimiz yaşıyoruz. Motivasyon düşünce diyeti bırakıyoruz. Bunun nedenlerini anlamak bir sonraki diyet döneminde daha motive ve kararlı olmamıza yardımcı olabilir. Diyeti bırakma nedenlerimizi Diyetisyen Seçil Kenar anlatıyor. 

1. Diyete devam ettiğiniz süre içerisinde kilo verme hızınız yavaşlıyor;
Diyete başladığınız dönemde ayda 4-5 kg (yüksek ağırlıkta başlayanlar için 6-7 kg) verilirken, geçen sürede kilo verme hızınız azalıyor. Bazen diyet ve egzersiz yapmanıza rağmen hiç kilo veremediğinizi de görüyorsunuz. 

Metabolizmamız hep yaşamaya yönlendirilmiş olarak yaratılmıştır. Yani az besin tüketmeye, diyet yapmaya başladığınızda metabolizmanız bu durumu siz kıtlıktasınız diye algılamaktadır. Aldığınız kaloriyi azalttıkça o da size adapte olmakta, açlıktan ölmenizi engellemek için o da kendi harcadığı enerjiyi azaltarak sizin kilo vermenizi yavaşlatmaktadır. 

Bu yüzden diyete başlarken akılcı hedefler koyar ve her geçen gün ağırlık kaybetme hızınızın azalacağını bilirseniz motivasyonunuzu kaybetmezsiniz.

2. Daha sık acıkmaya başladınız;
İlk diyete başladığınızda hiç acıkmıyordunuz. Fakat 2 ay sonra çok daha fazla acıkmaya ve diyette ki besinlerle doymamaya başladınız.

Zayıflama devam ederken vücutta insülin seviyesi artar ve bu durumda daha sık acıkmaya başlarsınız. Diyetisyeninizle konuşun. Ara öğün miktarlarını arttırmak acıkmaları engelleyecektir. 

3. Aynı besinleri tüketmekten bıktınız, diyetten sıkıldınız;
Diyet kişiye özgüdür ve kişinin istekleri ve yemek düzeni ona göre ayarlanmalıdır. Fakat her gün pasta, börek, pizza her canınızın istediği yüksek kalorili besinleri yiyerek zayıflamamız da hayaldir. 

Çok sıkıldığınızı hissettiğiniz durumlarda diyetisyeninize danışarak haftada bir veya iki kez istediğiniz besinlerden tüketebilirsiniz. Diyet listenizde besin alternatifleri isteyebilirsiniz. 

Örneğin akşamüzeri sürekli meyve yemek yerine arada ½ simit, meyveli yoğurt, kepekli bisküvi tarzında seçenekleri koyabilirsiniz. 

4. Sürekli diyette olduğunuzu düşünüyorsunuz, diyetteyim psikolojisine girdiniz.
Evet diyet yapmak gerçekten uzun bir süreçtir. Sürekli diyette olduğunuzu düşünür ve kısıtlandığınız için psikolojik olarak bir süre sonra yıpranırsınız. Bu yüzden siz diyette değilsiniz, siz sağlıklı yaşıyorsunuz, hayat tarzınızı değiştirmeye çalışıyorsunuz. 

5. Çevremdeki kişiler sürekli yorum yapıyorlar.
Diyete devam ettiğiniz süre içerisinde çevrenizdekiler sizde ki gözle görünen değişimi fark ederek çok kilo verdiğinizi söyleyip, yorum yapacaklardır. ‘Yüzün çöktü artık diyet yapma, bence çok hızlı kilo verdin, bu kadar yeter daha fazla verme’ tarzında bir çok yorum duyacaksınız. Bu cümleler bir süre sonra motivasyonunuzun azalmasına sebep olacaktır. 
Bu durumda diyetisyeninize güvenin, kaç kilo olmanız gerektiği, yağ ölçümlerinizin hangi aralıklarda takip edilmesi gerektiğini konuşun. 

6. 1 gün diyeti bozduğumda hemen kilo alıyorsunuz, diyeti bırakınca yine eski kilonuza geri döneceğinizi düşünüyorsunuz;
Vücudunuz kilo almanızı sağlamak için bu dönemde en ufak kaçamaklarınızda bile hemen yağ olarak depolama eğilimi gösterecektir. Fakat, olmanız gereken kiloya geldiğinizde ve o kiloda 6-7 ay kaldıktan ve metabolizmanız diyet psikolojisinden çıktıktan sonra bu tür küçük kaçamaklar sonucunda kilo almadığınızı göreceksiniz.

7. Çocuğunuz hastaydı veya işiniz çok yoğundu, bu hafta diyete uyamadınız ve motivasyonunuz azaldı, tekrar diyetisyenin karşısına çıkmak istemiyorsunuz.
Tabii ki hiç kimsenin hayatı süper değil. Hepimiz belli dönemlerde hastalık, iş yoğunlukları, yorgunluk gibi dönemler yaşıyoruz. Bu süreçte diyetinize uyamamış, kilo vermemiş veya kilo almış olabilirsiniz, bu tip sorunları herkes yaşıyor. Kimse diyete başlayıp süper bir şekilde diyete devam etmiyor, mutlaka hafif bozmalar olacaktır. 

Burada dikkat edilmesi gereken nokta ya hep ya hiç şeklinde düşünülmemelidir. Bir kez diyeti bozduğunuzda aynen hiç bir şey olmamış gibi diyete devam edilmelidir. Fakat unutulmamalıdır ki çok fazla kaçırmalar da bir süre sonra diyetten kopmaya sebebiyet vermektedir. Bu çok ince ayrımı yapmak zorundasınız. 

8. Diyet yapmamak için sürekli bahaneler buluyorsunuz;
Diyet sürecinde danışanlarımdan çeşitli bahaneler dinliyorum. Bu hafta spor yapamadım çok yoğundum, ofis dışında yemek yiyorum ne yiyeceğimi bulamadım, ara öğünlerimi tüketemiyorum gibi… Diyet yapmamak için bahane bulabilirsiniz ama unutmayın ki bunlar sadece bahane… Burada önemli olan kendinizle yüzleşmeniz ve gerçekten diyeti neden yapmadığınız ve nerelerde hata yaptığınızı diyetisyeninizle çözmeye çalışın, bahane üretmek yerine hayat tarzınızı değiştirecek adımlar atın.

Diyeti bırakmamak için;
*Kilo verme hedeflerini kısa süreler ve az miktarlarda koyun, örneğin 100 kg olarak diyete başlıyorsunuz 2 ayda 7-8 kg verelim daha sonra ki hedefimizi 92 kilo da belirleriz şeklinde devam etmek motivasyonunuzu arttıracaktır. Unutmayın ki yüksek hedefler motivasyonu düşürür. Kısa hedefler ise motivasyonu arttırır.
*Yeni diyet tarifleri deneyin, sürekli aynı ızgara yemekleri tüketmek diyete motivasyonunuzu azaltır. Diyet listelerinde sevdiğiniz besinleri arada diyetisyeninize danışarak tüketebilirsiniz.
*Diyeti bozmak dünyanın sonu değildir, böyle bir durum olduğunda hiçbir şey olmamış gibi aynen diyetinize devam ediniz.
*Her gün hep aynı şeyleri aynı saatte yemekten kaçının, özel günler, hafta sonları, davetler konusunda diyetisyeniniz ile mönü alternatifleri yazın.
*Gün içerisinde yemek istediğiniz veya aklınıza gelen besinleri not alıp bunları hangi miktarda, neyin yerine yiyebileceğinizi diyetisyeninize danışın.
*Sebepler üretmek yerine çözümler üretmeye çalışın, kendinizle yüzleşin, gerekiyorsa psikoloğa danışın.
*1 hafta kilo verememiş olabilirsiniz, bunun moralinizi bozmasına izin vermeyin.
*Motivasyonunuzu arttırmak için kendinize küçük ödüller verin fakat bunlar yemek olmasın, kendinize ufak hediyeler alın veya güzel bir kahve ısmarlayın.
*Sürekli her yerde diyetten ve kaç kilo verdiğinizden bahsetmeyin, unutmayın diyet yapmak geçici özel bir durum değildir, siz hayat tarzınızı değiştirmek istiyorsunuz.
*Çevrenizin size söylemiş olduğu diyet önerileri (benim diyetimde sıcak su vardı, seninkinde neden yok v.b cümleler) ve vücudunuz konusunda ki yorumlara kulak asmayın sadece önemli olan sizin kendinizi iyi hissetmenizdir.
*Kendinize güvenin, kaç kez diyeti bırakmış olursanız olun bu durumu düzeltebilirsiniz ve artık diyeti bitirebilirsiniz.

21 Haziran 2013 Cuma

0

Tatlıdan Vazgeçmenize Gerek Yok

"Kilo vermek istiyorum ama tatlıdan da vazgeçemem" diyenlerdenseniz seçeneğiniz belli; dondurma...

Yaz aylarının vazgeçilmezi, çocukların en sevdiği tatlı olan dondurmanın geçmişinin aslında çok eski olduğunu, kökeninin kar ve meyve suyu karışımına dayandığını, dondurma külahının ise veba salgınları nedeniyle bir ev hanımı tarafından keşfedildiğini biliyor muydunuz?

Hisar Intercontinental Hospital Beslenme ve Diyet Uzmanı Elif Karacanoğlu ile tatlı krizlerinin en büyük yardımcısı olan dondurmayı nasıl diyet listenize ekleyebileceğinizi konuştuk.

Dondurmanın özellikle yazın tüketilen besleyici değeri çok yüksek ancak hamur tatlılarına göre kalorisi çok düşük bir tatlı olduğunu dile getiren Beslenme ve Diyet Uzmanı Karacanoğlu, "Örneğin 1 porsiyon baklava 400 kalori içerebilirken, 3 top dondurma ortalama 150 kalori içerir. Besin değeri oldukça yüksek olan dondurmada, protein, karbonhidrat ve yağ gibi temel besin öğeleri ile birlikte A, E, C ve B grubu vitaminler, aynı zamanda kalsiyum, magnezyum, fosfor, sodyum, potasyum, demir ve çinko mineralleri bulunur" diye konuştu…

Dondurmayı Doğru Tüketin!

• Kilo vermek istiyor ama tatlıdan vazgeçemiyorsanız dondurma tatlı krizlerinizi atlatmanızda önemli bir yardımcıdır.

• Kilo kontrolünüzü sağlamak istiyorsanız light dondurmalar iyi bir seçenek olacaktır.

• Çocuğunuzun beslenmesi konusunda endişeli iseniz yine dondurma en iyi seçenektir. Hatta kavun ya da başka bir meyve ile servis ettiğiniz dondurmaya hiçbir çocuk hayır demeyecektir.

• Bayram yemekleri, arkadaş davetlerinde yemeklerin üzerine ağır tatlılar yerine, fırında armut veya elmayı dondurma ile servis edebilirsiniz.

• Dondurmayı meyveli veya sade tüketin. Çünkü gelişen teknoloji ile dondurmanın kalorisi de gittikçe artmaya başladı. Üzerindeki çikolata sos, içeriğindeki fındık, ceviz, çikolata parçaları gibi eklerle dondurmanızın ortalama 50-100 kalori daha artacağını unutmayın.

• 2 top light dondurmanın 1 porsiyon meyveye; 3 top normal sade dondurma yarım bardak süt veya 2 porsiyon meyveye eşdeğerdir.

• Sütü sindirmek sizin için zorsa dondurma yine iyi bir alternatif, pektin içeriğinden dolayı süte oranla daha kolay sindirilir, barsaklarınızda gaz yapmaz.

• Dondurmanın bakteriyal yükü arttıkça daha kolay zehirlenmelere neden olabilir. Erimiş dondurma bu açıdan çok daha risklidir. Servis edilen kaşığın özel bir solüsyonda bekletilmesi bozulmayı önler. Suda veya açıkta bekletilen kaşık dondurma zehirlenmelerine yol açabilir.

6 Haziran 2013 Perşembe

0

Haftada 1 beden incelmek

Günde en az 6 su bardağı su için. Diyet kolayı 1 kutu, sodayı 1 şişe, kahveyi 2 fincandan fazla tüketmeyin...

Tabağa konulan yemeği bitirmekle zorunlu olduğunuz fikrinden uzaklaşmalı. Size yapılan ikramları geri çevirmeyi kabalık saymayın.

Unutmayın fazla yemek yeme israflık olup ileride bel veya basen bölgesinde kalıcı olarak birikebilir. Bu yiyeceklerle halsiz düşerim, nasıl az yemek yiyebilirim ki? gibi bahanelere son verin. Güveniniz az yemek yiyip kilo verdiğinizi görünce yerine gelecek, yediğiniz miktarlarla doymayı öğreneceksiniz.

Günde en az 6 su bardağı su için. Diyet kolayı 1 kutu, sodayı 1 şişe, kahveyi 2 fincandan fazla tüketmeyin. Bitkisel çayları günde 5 fincandan fazla tüketmemeye özen gösterin. Bu diyet, 7 günde inceltiyor

Öğle mönüsünü  sağlıklı seçin

Kahvaltı: 1 dilim peynir 1 dilim tam buğday ekmeği 1 adet hindi sosis veya normal sucuk 1 dilim fıstıklı tahin helvası veya 1 tatlı kaşığı çikolata ezmesi 1 kase mevsime uygun meyveler ile hazırlanmış meyve salatası bol domates salatalık

Ara: 2 adet galeta

Öğle: 1 tost 1 su bardağı ayran

İkindi:  2 galeta 1 orta boy taze meyve

Akşam: 1 küçük tabak zeytinyağlı kabak yemeği 4 yemek kaşığı yoğurt 1 dilim tam buğday ekmeği az yağlı salata

Ara: 1 su bardağı az yağlı tercih edilen süt ve 4 adet tercih edilen kuru meyve

29 Mayıs 2013 Çarşamba

0

Kilo Kaybetmenin 7 Temel Sırrı

İnsanlar genellikle irade eksikliği nedeniyle kilo vermekte zorlanırlar. Kilo kaybetmek ne istediğinizi bilmek ve o hedefe varmak için gereken tüm kaynaklara sahip olduğunuzu tanımakla ilgilidir. Kilo kaybı hedeflerinize ulaşmak için önce kendinize inanmalısınız. Size vereceğimiz 7 anahtar strateji kilo kaybederken hedefinize odaklı kalmanıza yardımcı olacak.

Kilo vermeye çalışıyorsanız hedeflerinize inanmak ve olumlu bir tutuma sahip olmak diyetinizi geliştirmek ve egzersiz yapmak kadar önemli olabilir. Sports International CEO’su Orhan Koral diyor ki; “Eğer kilo kaybederken kendinizi motive etmek için bir planınız varsa, başarı şansınız daha yüksek olur. Bu kaynaklar, ne istediğinizi, nasıl yapacağınızı ve kendinizi yol boyunca motive tutmak için ne yapmanız gerektiğini bilmeyi içerir."

İşte kilo hedeflerinize ulaşmanızda size yardımcı olacak 7 özel strateji:

1. Başarınızın filmini çizin: Yolunuzda kalabilmek için bir eylem planı size yardımcı olur. Bir filme başlamadan önce yönetmenler "Storyboard", çizdirirler. Bu kare kare filmi çizmek için kullanılan bir tekniktir. Benzer bir şekilde, siz de parça parça hedefe ulaşan başarınız için bir plan yapabilirsiniz. Mesela kendinize üç ayda 10 kilo vereceğim deyin. Hedefinizin bir şemasını oluşturun ve alışveriş stratejilerinizi, egzersiz ipuçlarınızı ve hedefinizin somut ve ulaşılabilir olmasını sağlayacak benzeri şeyleri ayrıntıları ile hafta hafta kurgulayın. Yani başarınızın filmini şimdiden çizin.

2. Başarınızın provasını yapın: Sporcular zihinsel olarak kendilerini şampiyonalara hazırlamak, kendilerini şampiyon gibi hissetmek için her adımda kendilerini kazanan olarak hayal eder ve şampiyonluk provası yaparlar. Aynı şekilde siz de kendinize dışarıda doğru yemek seçimleri yapma gibi belirli senaryolar geliştirebilir, başarılarınızı beyninizde görselleştirerek kendi hedeflerinizi mümkün olduğunca gerçek kılabilirsiniz. Bu senaryoları revize ederek, geliştirerek hedeflerinize ulaştığınızda ne kadar iyi hissedeceğinizi düşünün.

3. Kendinizi sabote etmeyin: Birçoğumuz bilinçsizce “Ben asla kilo veremeyeceğim” gibi zarar verici düşünceler ile kendimizi sabote ederiz. Bu şekilde düşündüğünüzü yakaladığınız zaman, daha yapıcı ifadeler kullanmaya çalışın. Örneğin, "Ben istediğim kadar kilo kaybetmiş değilim ama bunu değiştirebilirim. Bundan sonra egzersiz için her hafta 3 gün zaman ayırarak spora başlıyorum deyin ve ayağa kalkıp spor salonunuza gidin.

4. Kendi amigonuz olun: Bazı insanların kendilerini aşağıya konumlamak için mütevazı olduğuna inanıyoruz. Size bir arkadaşınız hiç "çirkin" yada "şişman" dedi mi? Aynı saygıyı siz de hak ediyorsunuz, yani kendinizin en iyi arkadaşı olmaya çalışın. İlerlemenizi kutlayın ve aksilikler hakkında saplantı değil deneyim geliştirin. Bunu yapmanın bir yolu, hayatınızın her alanında (Kişisel, profesyonel ve fiziksel) ulaştığınız ve ulaşmak istediğiniz başarılarınızın bir listesini yapın. Sizi onlara ulaştıran ve ulaştıracak olan etkin yeteneklerinizi ve becerilerinizi listeleyin. "Eğer” leri bırakarak her gün yaptığınız her doğru şeyi listeye eklerseniz listenizin ne kadar çabuk kabardığına ve ne kadar hızlı değiştiğinize şaşıracaksınız!

5. Mükemmeliyetçi olmaktan kaçının: Ya hep ya hiç açısından düşünmemeye çalışın. (Örneğin diyetimi çarçur ettim, çünkü bir öğünde abartılı yedim.) Kendinize karşı nazik olmayı ve aksilikleri öğrenme fırsatları olarak kabul etmeyi öğrenmelisiniz.

6. Hedeflerinizi takip edin: Kilo kaybı hedeflerinize ulaşabilmek için inanmak önemlidir. Ama şunu da unutmayın, çok hareket etmek ve fiziksel aktivitenizin artırılması, yeme alışkanlıklarınızın değiştirilmesi de gerekmektedir. Tüm bunlar için sadece kendinizi ince düşünemediğiniz zaman, umutlarınızı optimize edip zihninizin sağ çerçevesi içinde kendinizi düşünebilirsiniz.

7. Kendinize inanın: Kendinize güveninizin bocaladığını mı hissediyorsunuz? Kendi kendine inancınızı pekiştirmenin bir yolu da olumlu onaylama cümleleri kullanmaktır: basit, tercihen günlük otomatik doğrulama ifadelerini olabildiğince sık tekrarlayın. (Ben kilo verebilirim, ben yeterliyim, ben değerliyim.. vb) Bir iki kere bu cümleleri söyleyin ve onları olumlu tutmak için çaba harcayın. Yapabildiğiniz –ki olacak- sürece bunu yapabilirsiniz inanıyoruz!

29 Nisan 2013 Pazartesi

0

Kişiliğinize Göre Beslenin!

Bu güne kadar yapılan birçok bilimsel araştırmanın sonucuna göre; kişilerin genel karakteristik özelliklerine göre çeşitli kişilik tipleri oluşturulmuş durumda. Aslında kişinin beslenmesi, diyete uyumu ve zayıflama konusundaki fikirleri de bu kişilik özelliklerine göre farklılık gösteriyor. Peki kişilik tiplerine göre sağlıklı beslenme alışkanlıkları geliştirme ve diyete uyum nasıl farklılık gösterebilir?

Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber'in verdiği bilgilere göre, en çok yapılan kişilik sınıflandırması A ve B tipi kişiliktir.

A Tipi ve B Tipi Kişilikler

A tipi kişilik; genelde hırslı, sabırsız özellikler sergilemek ile birlikte başarıyı sayı ile ölçümleme özelliğine sahiptirler. Rekabetçi ve kendilerini sürekli baskı altında hisseden kişilerdir. Bu tip kişilik özellikleri sergileyen kişilerin zayıflama ve diyet yolculuğunda karşılaşabilecekleri engeller ise şunlardır:

- Hırslı ve sabırsız olduklarından ötürü hızlı kilo verme telaşı yaşayabilir, buna bağlı olarak olumsuz sağlık sonucu doğurabilecek yanlış diyetler uygulayabilirler. Dünya Sağlık Örgütü’nün sağlıklı kilo kaybını haftalık 0.5-1 kg arasında tanımladığı unutulmamalıdır.

- Rekabeti sevdiklerinden ötürü, arkadaş grubu veya aile fertleri ile diyet yapmaları uygun olmayabilir. Başarısız oldukları haftalarda rekabetçi özelliklerinden ötürü motivasyonlarını yitirebilirler.
- Başarıyı sayıyla ölçtüklerinden ötürü, kilo vermeleri yavaşladığında sıkılabilir ve pes edebilirler. Bu nedenle gerçekçi ve ulaşılabilir kilo kayıp hedefleri belirlemeleri gerekir.

B tipi kişilik; sakin, sabırlı ve rekabetçi yapıda olmayan özelliklere sahiptir. Telaşlı değillerdir ve kendilerini baskı altında hissetmezler. Bu kişilik özellikleri sebebi ile; kilo vermelerinin yavaşladığı dönemlerde çözüm üretmeye yönelik hareket edebilir, zayıflamanın bir süreç olduğunu kabul ederek, A tipi kişilik özelliklerine sahip kişilere göre uzun zamanda daha büyük başarılar elde edebilirler.

Popüler Optimistler ve Mükemmelliyetçi Melankolikler

Littauer ve Littauer’in 1998’de yaptıkları sınıflandırmaya göre, kişilik tipleri şöyleydir:

Popüler optimistler: Genelde göz önünde bulunan, bulundukları ortamda dikkat çeken, genelde yüksek sesle konuşan ve beden dilini iyi kullanan kişilerdir. Sohbeti çok severler. Bu tip kişilik özelliklerine sahip kişilerin, zayıflama yolculuğunda veya diyet yaparken en çok zorlanacakları alan, sosyal çevreleri ile yemeğe çıktıkları zamanlar olabilir. Genelde dışarıda olmayı sevdiklerinden, diyetlerini dış çevrede yenen yemeklere adapte etmekte güçlük çekebilirler. Bu nedenle popüler optimistler diyet yaparken, mutlaka sosyal yaşamlarını bu sürece adapte etmeye çalışmalıdır. Gidecekleri restoranın menüsünü önceden inceleme, alkollü içecek tüketilecek organizasyonların bir süre için sayısını azaltma veya kaçamak yapılan günlere göre düzenli egzersiz yapmaya başlamak gibi çözümler üretmeleri uygun olacaktır.

Mükemmelliyetçi melankolikler: Tertipli, düzenli, her şeyin mükemmel olmasını isteyen, zarif ve kusursuz olmaya çalışan kişilerdir. Diyet sürecinde ya hep ya hiç gibi bir yaklaşım izleyebileceklerinden ötürü diyet uygularken yapabilecekleri en ufak bir hata veya diyetten sapma durumu, uyguladıkları programın tamamını bırakmalarına sebep olarak zayıflama sürecini sekteye uğratabilir. Mükemmelliyetçi melankolikler, diyet sürecinin içinde oluşabilecek kaçamaklara veya bozulmalara karşı motivasyonlarını yüksek tutmalı, ve kaçamaklar ile moral bozmak yerine kaldıkları yerden diyet süreçlerine devam etmeyi öğrenmelidirler.

İçe Dönük müsünüz, Dışa Dönük mü?

Başka bir sınıflandırma da; içe dönüklük ve dışa dönüklük olarak tanımlanır.

İçe dönük kişilerin kilo verme sürecinde iç motivasyonlarını sürekli yüksek tutmaları gerekir. Amaç, basamaklara ayrılmalıdır ve her basamak çıkıldığında kişi kendisine ödül vermelidir.

Dışa dönük kişilerde ise dış motivasyon daha çok önem taşır. Bu kişiler, kilo vermeye başladıktan sonra en çok motivasyonlarını yitirdikleri zaman, çevresindeki kişilerin “çok güzel olmuşsun” “bu kadar yeter, daha kilo verme” gibi tepkileridir. Bu tepkiler, dışa dönük kişide her şeyin yoluna girdiği düşüncesini oluşturur ve bu da nihai amaca ulaşılmasını engelleyebilir. Bu nedenle dışa dönük kişilerin, gerekirse yakın çevrelerini olumlu veya olumsuz yorumlarda bulunmamaları konusunda uyarmaları gerekebilir.

15 Nisan 2013 Pazartesi

0

Geleceğin Ölüm Nedeni!

Şişmanlarda kansere olan eğilimde normal bireylere göre gözle görülür bir artış gözleniyor.

Obezite küresel boyutta bir halk sağlığı sorunu ve ekonomik bir problemdir. Günümüzde aşırı kilo (şişmanlık) ve bunun oluşturduğu sağlık sorunlarındaki artış, küresel sağlıksızlığa en büyük katkıyı sağlayan kötü beslenme ve enfeksiyöz hastalıklarını ikinci plana itti. Son yıllarda özellikle gelişmiş ülkelerde şişman insan sayısında hissedilir bir artış görülmektedir.

Bayındır Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı H.Pınar Kural, Avrupa’da özellikle İngiltere’de, dünyada da ABD’de artışın inanılmaz boyutlara ulaştığına dikkat çekerek, son dönemde yapılan araştırmalara göre şişmanlık oranının ülkelere göre değişmekle birlikte yüzde 10-30 arasında olduğunu belirtti. Şişmanlığın hızla artmasının nedenleri arasında teknolojinin ve bilimin ilerlemesi, artan ekonomik refah düzeyinin insanların daha rahat ve hareketsiz yaşama itmesinin sayılabileceğini belirten Kural, buna gıda alımının hızlı ve daha yağlı olması da eklenince şişmanlığın kaçınılmaz olduğunu vurguladı.

Ülkemizde de tablonun pek farklı olmadığını belirten Kural, “Ülkemiz insanının hamur işi ve tatlıya olan bağlılığı açısından tarihsel bir geçmişinin olduğu hesaba katılırsa gelecekte ciddi bir şişman popülasyonu ile karşı karşıya kalacağımız kesindir” dedi.

Şismanlıktan Neden Korkmalıyız?

Şişmanlık hep estetik yönü ile gündeme gelmektedir. Yapılan araştırmalar bize obezitenin kara yüzünü göstermektedir. Şişmanlık akciğer kapasitesini yüzde 20-30 oranında azaltır, beraberinde sigara içimi veya kronik bronşit gibi hastalıklarda varsa kişinin bir süre sonra nefes alabilmesi imkansız hale gelir. Şişmanlığın etkilediği en büyük hastalık ise Diyabet Mellitus (şeker hastalığı)tur, normal bireylere göre şişman bireylerde risk yüzde 40 artmaktadır. 40 yaş üstü aile fertlerinde şeker hastası olanların, kendilerinin yakalanma riski yüzde 100 olarak belirlendi. Farklı bir mekanizma ile şişmanlarda 4-5 kat daha fazla tansiyon yükseklikleri gözlenmektedir. Hipertansiyonun yanı sıra kalp hastalığı ve kalp krizi geçirme ihtimali de 3-4 kat daha fazladır. Şişmanlarda kansere olan eğilimde normal bireylere göre gözle görülür bir artış gözlenmektedir. Özellikle akciğer kanseri 2-3, over ve prostat kanserinde iki kat daha fazla artış saptanmaktadır. Şişmanlarda bir diğer problemde safra kesesi taşlarıdır. Safra kese taşı oluşma ihtimali normal bir bireye göre 4-5 kat fazladır. Özellikle karaciğer yağlanması olasılığı da bu bireylerde hissedilir düzeyde artmaktadır. Şişmanlığın farklı bir boyutu da kişinin durumundan olan hoşnutsuzluğudur. Bu kişinin depresyona çabuk girmesine ve ağır seyretmesine neden olabilmektedir.

Kilo Ver, Sağlık Kazan!

Peki sağlıklı ve dengeli beslenip kilo vererek hayatımızda neleri değiştirebiliriz? Yapılan bilimsel çalışmaların 5 kilo verilmesi durumunda, şeker hastalığı olasılığının yüzde 50 azaldığını gösterdiğini belirten Kural, “şeker hastalığına bağlı ölümler ise yüzde 40 azalmakta kişinin ömrü 3-4 yıl uzamaktadır” dedi.

Kural, “10 kilo verilmesi durumunda ise, herhangi bir sebepten ölüm olasılığı yüzde 20,kansere bağlı ölüm olasılığı yüzde 37,kansere yakalanma olasılığı yüzde 40, kalp hastalığına bağlı ölüm olasılığı yüzde 15, kişilerin genel hastaneye yatış olasılığı yüzde 25 azalmaktadır ve yaşam süresi 5-6 yıl uzamaktadır” dedi.

Sağlıklı ve dengeli olarak kilo vermek ancak bizi diğer etmenlerden koruyabilir. Eski çağlardaki “yaşamak için yeme”  dürtüsünün “yemek için yaşama” hayat biçimine döndüğü şu günlerde sağlıklı ve dengeli beslenme programları ile yaşam tarzımızı olumlu yönde birazda olsa değiştirerek riskleri minimuma indirebiliriz.

3 Nisan 2013 Çarşamba

0

Mutfak Tüyoları...

Yiyecekleri hazırlarken ve saklarken nelere dikkat etmemiz gerekiyor? İşte Nil Diyet Merkezi'nden Diyetisyen Nil Şahin Gürhan'dan mutfak tüyoları:

Yiyecekleri Hazırlarken...

- Temizlik kurallarına dikkat edin: Ellerinizi ve besinleri iyice yıkamadan yemek yapmaya başlamayın.

- Kurbaklagilleri pişirmeden iyice yıkayın bir gece önceden suda bekletin, ıslatma suyunu dökün, yeni su ilave edip pişirin. Pişirme suyunu dökmeyin.

- Sebze ve meyveleri yıkarken deterjan ve sabun kullanmayın: Meyve ve sebzelerin sabun ve deterjanla yıkanması faydadan çok zarar getirir. Sabun ve deterjanda bulunan kimyevi maddeler meyve ve sebzelerinizde kalır. Meyve ve sebzeleri önce bol su ile yıkadıktan sonra temiz su dolu sirkeli bir kapta bir süre bekletiniz.

- Meyveleri soyduktan ve doğradıktan sonra bekletmeden yemeye özen gösterin: Doğranmış meyve beklediği zaman vitamin kaybeder. Salatayı ise sofraya oturulacağı zaman hazırlamalısınız.

- Etli yemeklere yağsız et ilave edin, yemeği pişirdikten sonra bir miktar sıvı yağ ilave edebilirsiniz.

- Etleri ve yemeklerinizi kızartmaktan kaçının. Etler tencerede haşlama veya sebze ile pişmiş, veya ızgara şeklinde pişirilmelidir.

- Yemeklerinizi pişirirken katı yağ kullanmayın. Sıvı yağ tercih edin. Katı yağ kan kolesterol seviyenizi yükselttiği gibi yağ değerlerinizi de bozar. Kalp hastası olma riskiniz artar.

- Sebze yemekleri az su ilave edilerek veya susuz olarak pişirilmeli ve pişirme suyu dökülmemeli. Sebzeleri haşlayıp suyunu dökerseniz suyu ile birlikte içinde bulunan suya geçen bütün vitaminleri de kaybetmiş olursunuz.

- Yemeklerinizi az tuz kullanarak yapmalı ve tuz olarak iyotlu tuz kullanmalısınız. Çok tuz kullanmak ödem yaptığı gibi kilo vermenizi zorlaştırır.


- Yemeklerinizi az tuz kullanarak yapmalı ve tuz olarak iyotlu tuz kullanmalısınız. Çok tuz kullanmak ödem yaptığı gibi

Besinleri Saklarken...

- En sağlıklı pişirme kapları, çelik tencereler, en sağlıklı saklama kapları cam kaplardır.

- Yumurtayı silmeden ve yıkamadan buzdolabında en fazla iki hafta saklayın: Kullanmadan önce yıkayın:

- Yağları serin ve karanlık bir yerde saklayın. Yağlar güneşe maruz kaldığında yapısı bozulur sağlığınız için riskli hale gelir.

- Hazır besinlerin son kullanma tarihine dikkat edin. Son kullanma tarihi geçmiş besinler gıda zehirlenmesine neden olur.

27 Mart 2013 Çarşamba

0

Diyeti Sabote Eden 10 Neden!

Diyeti Sabote Eden 10 Neden!
Zayıflama sürecinde diyet programını baltalayan birçok neden bulunuyor. Bazı erkekler de kadınların diyetini sabote ediyor!

Zayıflama amaçlı diyet programı uygulamak, kilo fazlası olan, hayatında kalıcı beslenme değişiklikleri yapmak ve kilo vermek isteyenler için en iyi yöntem. Ancak zayıflayabilmek; kişinin durumunu kabullenmesi, gerçekçi hedefler koyması, yaşam tarzını değiştirmekte kararlı olması, zayıflamayı bir takıntı haline getirmemesiyle mümkün.

Acıbadem Bakırköy Hastanesi Beslenme ve Diyet Uzmanı Hülya Günsoy, diyeti sabote eden başlıca 10 neden bulunduğunu belirterek bunları şöyle sıralıyor:

1- Ara öğün yapmamak: Beslenme uzmanlarının üç ana öğün dışında üç ara öğün yapılmasına yönelik ısrarı, vücudun tembelleşmesini önleme amacından kaynaklanıyor. Diyet programı uygulayan kişiler ara öğünleri gereksiz buluyor ve yapmamakta direnebiliyor. Oysa ara öğün yapmak kişi, masabaşı iş de yapsa vücudun kıtlık sinyali almasını, dolayısıyla yağları depo olarak tutmasını engelliyor. Ara öğün yapanlarda metabolizma daha hızlı çalışıyor. Masa başı işi de yapılsa vücut enerji harcamaya devam ediyor. Yağlardan enerjiyi kullanıyor. Ara öğünsüz bir diyette vücut kıtlık sinyali alıyor, ihtiyacı olan enerjiyi kaslardan karşılıyor.

2- Sadece kalori hesabı yapmak: Beslenme uzmanı gözetiminde diyet yapanlar, yiyeceklerinin kalorisini öğrenince öğlen ve akşam yemeklerin kalorisini hesaplayıp, bu kaloriye denk dondurma, tatlı ya da başka yiyecekler tüketmeye çalışıyor. Böyle yapınca da denge bozuluyor. Öğlen yemeğinin kalorisini hesaplıyorlar. O kalorinin yerine dondurmayı, pastayı koymaya çalışıyorlar. Sağlıklı beslenme diyetinde salata, et, ekmek var, yoğurt var. Bu yiyecekleri tüketince protein, karbonhitrat, yağ alınmış oluyor. Tüm besin grupları dengelenmiş oluyor.

3- Hazır dondurmaları çok sık tüketmek: Hazır dondurmaların kalorisi çok yüksek olduğundan tüketilmemesinde yarar var. Tatlıyı ve dondurmayı çikolata, fındık, fıstık soslarıyla tüketmek vücuda bol bol şeker ve yağ alınmasına yol açıyor. Bunun yerine arada sırada sade dondurma tüketmek hazır dondurma tüketmekten daha yararlıdır.

4- En çok erkekler sabote ediyor: Zayıflama amaçlı olarak beslenme ve diyet uzmanlarınca kişiye özel olarak hazırlanan beslenme programları, kişinin sağlık koşulları, günlük beslenmesi, yaptığı iş, stres düzeyi de göz önünde bulundurularak planlanıyor. Kadınların diyetini sabote eden nedenlerin başında erkeklerin tavırları geliyor. Erkekler eşlerine ya da sevgililerine, diyet yaparken genellikle yardımcı olmuyor. Onun yerine ‘bir tanecik tatlı yemekten bir şey olmaz, ‘kepek ekmeği yiyince ne oluyor, onun da kalorisi var!’, ‘hiç pilavsız hayat olur mu?’, ‘bu kebap da yenilmez mi?’ gibi cümleler kurarak zayıflama diyetinin amacını ortadan kaldıracak engellemelerde bulunuyor. Eğer diyet yapan kişi yemek yemeyi çok seviyor ve zorlanıyorsa, bu tavırların sürekli gün içinde tekrarlanması, şirket arkadaşlarının çevresindeki başka kişilerin de destek olmaması nedeniyle diyet programı başarısız olabiliyor.

5- Yüksek kalorili kahveler içmek: Sıcak havalar soğuk içeceklerin tüketimini de artırıyor. Ancak yemek konusunda olduğu gibi içecek konusunda da aşırıya kaçmamak önemli. Sade kahvenin kalorisi çok az, ancak kahve karışım halinde olunca, çeşitli aromalar, kremalar katılınca 560 kaloriyi buluyor. Çoğu zaman beslenme uzmanları sadece öğle yemeğinde yaklaşık 500 kalori tüketilmesini istiyor. Bu durumda öğle öğününün kalorisi tek bir kahveden alınmış oluyor. Ayrıca fazladan yağ ve şeker de depolanıyor.

6- Yiyeceklerin etiketlerini okumamak: Diyet yaparken en çok yanıldığımız konular arasında light ürünler geliyor. Bu ürünlerin etiketlerinin iyi okunması gerekiyor. Diyet çikolatalar ve meyveli sodaların dikkatli tüketilmesi önem taşıyor. Diyet çikolatanın şekeri azaltılıyor, ama çikolata tadı verilebilmesi için yağı artırılıyor. Sade soda yerine meyveli soda daha fazla şeker alınmasına yol açıyor.

7- Az su içmek: Su içmek vücutta biriken fazla suyun dışarı atılmasını sağlıyor. Yaz aylarında en çok rahatsızlık veren konular arasında vücuttaki ödem geliyor. Bu ödemi önleyici unsunların başında az kafein tüketmek, yeterince su içmek yer alıyor. Günde 2-2,5 litre su tüketimi sağlıklı beslenmenin ayrılmaz bir parçası olarak kabul ediliyor.

8- Dışarıda yağlı yiyecekler tüketmek: Zayıflama diyeti uygularken diyetisyenin verdiği listeye uygun beslenmek gerekiyor. Toplu yerlerde pişen yemekler, dışarıda tüketilen yiyecekler her zaman evdekinden daha yağlı yapılıyor. Eğer canınız, makarna ve pilav çektiyse dışarıda katı yağla ya da içeriğini bilmediğiniz bir yağla yapılmış pilav veya makarnayı tüketmektense evde zeytinyağıyla yaptığınızı yemek daha doğrudur.

9- Diyeti sürekli bozmak, yarın başlayacağım diye ertelemek: Zayıflamanın da sağlıklı beslenmenin de temel kuralı kararlı olmaktan geçiyor. Kararlılık yoksa diyet programı da başarısız olmaya mahkum oluyor. Sürekli diyet programını bozup bozup yeniden başlamak, istikrarlı bir şekilde uygulamamak zayıflamaya neden olmayacağı gibi kilo alınmasına da sebep olabiliyor.

10- Bol şekerli asitli içecekleri çok içmek: Bir kutu kolada 25 küp şeker var. Bu yüksek şeker içeriğini bir bardak suda kullansak o içilemez hale gelir. Bu nedenle kolalı içeceklerdeki şeker, asit içeriğiyle birleşince içilecek hale geliyor. Diyet kolanın kalorisi düşük ama yapay tatlandırıcı kullanıldığından dolayı insülin direncine neden oluyor. Diyet kola ayrıca kafein içeriği sebebiyle vücutta ödem oluşturuyor. İçinde birçok katkı maddesi de bulunuyor.

6 Mart 2013 Çarşamba

0

Aslında İştahınıza Kilit Vurabilirsiniz!...

Aslında İştahınıza Kilit Vurabilirsiniz!...
Bikini mevsiminin yaklaştığı bugünlerde herkes zayıflama derdinde... Peki, iştahınızı kilitlemeye ne dersiniz? Kadınlar en çok bundan dert yanıyor; “Sıkılıyorum, yiyorum”... 

Bitkisel zayıflama yöntemi iştahı dizginliyor ve sizi tok tutuyor...  Sadece o mu? İçindeki bitkiler özellikle yağ yakıcı olanlardan seçilmiş. Doğal bitkilerle elde edilen zayıflama tozu, yağları yakarak gerçek zayıflamayı sağlıyor.  Sadece günde üç kaşık şifalı bitki tozuyla ideal beden geri geliyor.

Artık şişmanlık sadece estetik sorunu da değil. Aşırı kilo; kanser, kalp, diyabet ve tansiyon gibi önemli hastalıkların da nedeni olabiliyor. Şişmanlığın ruhsal yansımalarını da unutmamak lazım. “Depresyondayım” şarkısını söyleyenlerin büyük çoğunluğunun sıkıntıdan yediği için kilo aldığı söylenir. Ama tek tersine, şişman kadınların depresyona girme oranı çok daha fazla.

Neden- sonuç açısından değerlendirildiğinde şişmanlığın ilk nedeni fazla kalori almak. Ayrıca hormonsal düzensizlikler ve troid bezi sorunları da kilolara neden olarak gösteriliyor. Peki zayıflama tekniklerinin hiç suçu yok mu? Uzmanlar sıkı diyete girip günlerce aç kalıp, sonra da zayıflayanların büyük yanlış yaptığını söylüyor. Bir süre sonra iki misli kiloyla karşılaşınca neye uğradıklarına şaşıran kadınlar başka çareler aramaya başlıyorlar. Bu çarelerden birinden de şifalı bitkilerden “Zayıflama tozu” üreten Volkan Kurt söz ediyor. Kurt, sadece hızlı kilo vermenin zararlarından değil, "zayıflama çayı" ile kilolarla savaşma çabalarına da değiniyor; “Bu çayların içeriğine baktığımız zaman idrar söktürücü, bağırsak ve böbrek çalıştırıcı otlarla karşılaşıyoruz.

Kullanıldıkları zaman vücuttan hızlı bir şekilde su atılıyor. Ama şu unutulmamalıdır ki, insan vücudunun yaklaşık yüzde 70'i su. Bu bitkisel çayları 1 hafta kadar kullandığımız zaman zaten vücuttan yaklaşık 4-5 kilo kadar suyu dışarı atıyoruz.” Tartıda hafif gözüküp, zayıfladığımızı  sandığımızı söyleyen Kurt,  “Kilo verme yanılsaması” olarak bu durumu açıklıyor. Volkan Kurt bir çok kadının bu şikayetlerden  yakındığını, o yüzden de böyle bir bitkisel ürünün üretimi üzerine düşündüklerini vurguluyor.

Yeme İsteği Azalıyor

Ataşehir'de sağlıklı beslenme ve doğal sağlık üzerine faaliyet gösteren Herbalium  Doğal Ürünler Merkezi'nin müdürü olan Kurt, bitkisel ve doğal olan herşeyin ilgi alanlarına girdiğini belirtiyor. Son olarak ürettikleri ürün ise kilo sorunu olanların ilgi odağında. Bu yeni ürünün en önemli özelliği, içeriğinde  "yağ yakıcı" şifalı bitkilerin ve özel karışımların bulunması. Bunun çay değil, "toz" olduğuna dikkat çeken Volkan Kurt, sağlıklı zayıflamak isteyenlere bu ürünlerini öneriyor.

Bu Toz Nasıl Kullanılıyor?

Her yemekten 15-20 dakika önce bir yemek kaşığı dolusu "bitkisel zayıflama tozu" alınıyor. Bitkisel tozun, üç öğün, bir kase yağsız yoğurda karıştırılarak yenmesi öneriliyor. Üzerine bir su bardağı su içildiğinde, bu karışım hem tok tutuyor hem de barsakları çalıştırıyor.  Öte yandan en önemlisi yemekte alınan yağların da vücuttan daha kolay atılmasını sağlıyor. Bu karışımın içerisinde kesinlikle sinemaki gibi boşaltım sistemini aşırı çalıştıran bitkiler yok. Tam tersi  faydası var. Yüksek kolesterolü düşürüyor, tansiyona faydalı oluyor.

Herbalium'un ürettiği zayıflama tozu  "Z-34" adını taşıyan "Bitki özü damlası" ile birlikte kullanılırsa, daha olumlu sonuçlar ortaya çıkıyor. Sabah ve  akşam yarım çay bardağı su içerisine 10 damla damlatılarak içilmesi gereken "Zayıflama damlası" vücuttaki yağların atılmasını hızlandırıyor. Volkan Kurt, "Bahsettiğimiz bu formül ile ayda 4-6 kilo vermeniz mümkün. 100 kilo’nun üzerinde olan kişilerin 8 kiloya kadar indiği görüldü... Uzun süre kullanılmasının da herhangi bir sakıncası yok" diyor. Kurt, ayrıca bitki özü damlasının bedendeki zayıflamadan kaynaklanan bütün sinirsel ayaklanmayı yok ettiğini, bitki özü damlası ile birlikte bedenin ihtiyacı olan vitaminlerin alındığını, dolayısıyola yemeğe karşı olan zayıf iradenin güçlendiğini söylüyor...
0

İlişkideki Stres Obezite Riskini Artırıyor

İlişkideki Stres Obezite Riskini Artırıyor
Hareketsiz yaşam, düzensiz ve ayak üstü beslenme nedeniyle obezite sorunu gittikçe artıyor. Obezite problemini yaşayanların sayısı da günden güne artıyor. Peki, çağın rahatsızlıklarından birisi olarak kabul edilen obezitenin arkasında yatan nedenler sadece yeme alışkanlıkları ile mi ilgili? 

Aşırı kilo alımı sağlıksız beslenme, gerekli egzersizlerin yapılmaması, düzensiz yeme alışkanlıkları ile doğru bağlantılı olsa da bunun arkasında yatan bir neden daha var ki o da psikolojik. İdeal ve sağlıklı bir kiloya inmede kişinin kendisini doğru algılaması, aşırı yiyecek tüketiminde nelerin kendisini tetiklediğini anlaması büyük önem taşıyor. İşte bu noktada psikolojik destek kilolarla savaşınızda size büyük artılar kazandırıyor. Kilo yönetiminde kişiye yardımcı olan psikolojik desteği Liv HOSPITAL’dan Klinik Psikolog Beril Yardımcı anlattı.

- Son dönemde kilo alma oranının arttığı söylenebilir mi?
Fazla kilo ve obezite sorununa dair son 50 yılda tüm dünyada ciddi bir artış olduğu gözleniyor. Türkiye’de özellikle son 20 yılda bu sayı daha da arttı ve Türkiye obezitenin yaygın olduğu ülkeler listesinde ilk 20 ülke arasında yer alıyor. Sağlık Bakanlığı’nın yayınladığı büyük ölçekli yaygınlık çalışmalarına göre, yetişkin kadınların obezite oranı yüzde 30 ile 44, erkeklerin ise yüzde 13 ile 25 arasında seyrettiği gözlemleniyor. Oranlar; cinsiyet, yaş, yaşanılan bölgeye göre de değişiklik gösterebiliyor. Bu kronik hastalığın çocukluk çağında da yaygınlaşıyor. Tüm Türkiye genelini kapsayan net bir yüzde verilmemekle birlikte oranlar bölgelere ve yaş gruplarına göre yüzde 2 ile 18 arasında değişebiliyor.
Kilo sorununa çözüm olarak diyet, ilaçla tedavi, cerrahi müdahale gibi çözümler düşünülüyor.

- Psikolojik destek bu çözümler arasında nasıl yer alıyor?
Hekim, kişinin beden kitle indeksine, sağlık durumuna ve ihtiyaçlarına göre uygun tedaviyi seçer. Durumu bütüncül bakış açısına göre hem fiziksel hem de psikolojik boyutta ele alarak tedavinin etkinliğini artırır. Ancak biliyoruz ki, hangi tedavi olursa olsun kişi yeme alışkanlıklarını uzun vadede değiştirmediğinde tedavi yetersiz kalır. Dolayısıyla konu vazgeçilmez olarak zihinsel ve duygusal süreçlere dayanıyor. Psikolojik destek tek başına veya diyet, ilaç ve cerrahi müdahaleye paralel olarak uygulanabiliyor.

- Kilo sorununun sebepleri için ne söylenebilir?
Kilo sorunu ve obezite karmaşık bir tablo olarak karşımıza çıkabilir. Kişinin kilo sorununu incelendiğinde, genetik, endokrinolojik, nörolojik, çevresel ve duygusal çok farklı sebepler ortaya çıkabilir. Bunlar tek başına veya birbiriyle etkileşim içinde kişinin bünyesini etkiler. Sorunun etiyolojisini doğru tanımlamak, tedavi için de yol gösterici olur.

- Bu alanda psikolojik destek nasıl işe yarar?
Beslenmek bir davranıştır ve davranış değişimi psikolojinin konusudur. Diyet ve egzersize paralel olarak uygulanan bilişsel-davranışçı psikoterapilerin, kilo verme ve verilen kiloyu tutmada en etkili yöntem olduğu biliniyor. Yeme alışkanlıklarının arkasında düşünceler, duygular ve ilişkilerle ilgili etkenler bulunur. Kişi, bu etkenlerin farkına varması ve ihtiyacına hizmet edecek şekilde yeniden yapılandırması yönünde desteklenir. Örneğin bir kişi günde yaklaşık 50-60 defa yiyecek seçer ve bunu otomatik olarak geçmişten getirdiği alışkanlıklar doğrultusunda yapar. Farkındalık geliştirmek ve yeni alışkanlıklar edinmek gelişen kaslar gibidir; odaklanmak, emek vermek, üzerinde çalışmak gerekir. Profesyonel destek almak, kişinin kendini, bedenini ve yeme alışkanlıklarını daha öncekinden farklı ele almasını sağlar.

- Diyet yapmak kişinin kilo problemi ile savaşında ne kadar etkilidir?
Araştırmalar, dönemsel diyetlerle kilo veren 10 kişiden 9’unun en az eskisi kadar kilo aldığı gözlemlenmiştir. Geçici olarak diyet uygulamak, kalıcı sonuç getirmez. Bu noktada biz daha derin bir müdahale sistemi uyguluyoruz. Kilo problemini bir belirti olarak ele alırsak, belirtilerin zemininde yatan dinamikleri fark etmek, yemenin hangi ihtiyaçlara hizmet ettiğine yönelik iç görü geliştirmek büyük önem taşır. Aksi takdirde kişinin eski alışkanlıklarına geri dönme meyilinde olması doğaldır. Alanında uzman bir psikoterapistin konu ile ilgili olarak eşlik etmesi, kişinin motivasyonunu artırır.

- Psikolojik destek verirken hangi konuları öne çıkarıyorsunuz?
Psikolojik destekte süreç her zaman danışanın ihtiyacına göre yapılandırılır. Kimisi için yeme alışkanlığının düzensizleştiği durumlar seyahat ve sosyal ortamlar olurken, başka birisi içinse yalnızlıktır. Konular farklı olabilir, ancak her zaman benzer bir tema vardır: Sınır. Kilo sorunu olan çoğu kişi, sınırlarını kilo aldıracak yiyeceklere fazla açıyordur. Belki bazen sınırını çok katı tutup yemeyi reddediyordur; ancak bir uç genelde diğerini beraberinde getirir. ‘Tıkınırcasına yeme yeme’ (binge eating) olarak tanımlanan kısa zamanda çok yüksek kalorili yiyeceklerin tüketildiği durumlar olabilir. ‘Gece yeme sendromu’ dediğimiz, kişinin akşam saat 7’den sonra yüksek kalori aldığı durumlar olabilir. Kişinin kilo ve yeme öyküsü değerlendirilerek, riskli durumlar belirlenir. Kişinin hangi durumlarda kendini yiyeceklere fazla açtığını, ihtiyacından fazla yediğini tespit etmek ve sınır koyma becerileri üzerinde çalışmak gerekir. Geçmişten getirdiği, kendini sabote eden yeme alışkanlıklarına, yeme miktarlarına, sosyal ortamlarda yaşadığı yeme baskısına bakmak gerekir. Ayrıca bedenin sinyallerini duymayı öğrenmek, açlık-tokluk farkındalığı ve çevresel faktörleri düzenleme konuları üzerinde de çalışılır. Bunlar doğrudan kilo yönetimine yönelik konular, tabi bir de obeziteye bağlı veya obeziteye sebep olan psikolojik sıkıntılar ve psikiyatrik rahatsızlıklar var. Onlar da ayrıca ele alınır.

- Obezite sorunu yaşayan kişilerin bedeniyle ilişkisi nasıl?
Kişinin bedeni hakkındaki düşünceleri ve duyguları, bedenini nasıl algıladığını gözler önüne serer. Kilo sorunu yaşamak, olumsuz beden algısı için bir risk faktörüdür. Daha detaylandıracak olursak, kilo sorununun çocukluk döneminde başladığı durumlarda kişi dalga geçilmiş ve eleştirilmişse, damgalayıcı ve ayırımcı bir ortamda bulunuyorsa, kilo alma-verme döngüsü içerisinde tıkanırcasına yeme davranışı sergiliyorsa, beden algısının olumsuz olma ihtimali oldukça yüksektir. Olumsuz beden algısıyla ilişkili olarak, bedeni kişinin kendini eleştirdiği, kendini sevmediği bir alan haline gelebilir. Öte yandan beden hepimiz için en temel olandır. Açlık, tokluk, gerilim, gevşeme, zevk, ağrı gibi duyumsamalarla bize varoluşumuza dair sürekli bilgi verir. Kilo verme sürecinde beden ilişkisi üzerinde çalışırız. Kişinin bedenine yeniden temas etmesini, açlık–tokluk durumlarını fark etmesini, bedeninde olumlu deneyimler yaşamasını destekleriz.

27 Şubat 2013 Çarşamba

0

Kilo Verdiren 7 Öneri!...

Yediklerinize ne kadar dikkat etseniz de istediğiniz ölçüde kilo veremiyorsanız mutlaka bir yerlerde hata yapıyorsunuz demektir. 

Uzmanların tavsiyelerini uygulayarak kısa zamanda sağlıklı bir şekilde kilo verebilirsiniz.
Uzman Diyetisyen M. Turgay Köse'nin verdiği bilgilere göre, kilo vermenin püf noktaları şöyle sıralanıyor:

Sık sık, azar azar beslenin: Sık sık beslenmek, daha az yemek yenilmesini beraberinde getirir. Gün içerisinde insanlar 2, 3 bilemediniz 4 öğün şeklinde beslenmektedir. Öte yandan kişi, bu sayıyı 5 hatta 6 öğüne kadar çıkartabilirse çok kısa bir sürede metabolizması bu değişikliğe adaptasyon olarak daha az beslenmeye başlar. Dolayısıyla sindirim sıkıntısı çekiliyorsa, o da hafifler. Buna karşılık kişiler genelde öğün atlar ve bunun zayıflatacağına inanır. Halbuki aç kalmak, öğün atlamak, gazete – dergi – internet gibi kitle iletişim araçlarından temin edilen şok diyetleri uygulamak zayıflatmaz, aksine kilo aldırır! Kişiye özel hazırlanmayan düşük kalorili diyetler, vücudu açlıktan ölme paniğine sürükler ve “kıtlık” moduna geçen metabolizma yavaşlar, yağ yakmak yerine tüketilen her besini yağ şeklinde depolama yoluna gider. Tıpkı, su kesildiğinde bidonlarda depo edilen suyu kullanıp; suyun az da olsa akmasıyla birlikte yeniden depolama işlemine başlamak gibi.

Öğün atlamayın: Öğün atlamak bir sonraki öğünde daha fazla yenilmesinin yanında farkında olunmadan yağ miktarının artmasına, kas ve su kaybının olmasına neden olmaktadır. Aç kalmak, öğün atlamak kan şekerinin düşmesine, dolayısıyla şekerli besinlerin fazla tüketilmesine neden olmaktadır. Başta kahvaltı olmak üzere asla öğün atlanmamalıdır. Akşam en son saat 20:00’de bir şeyler yenildiğini ve kahvaltının ihmal edildiğini düşünelim. Öğlen saat 12:00’ye kadar açlık söz konusu. 16 saatlik bir açlık sonucu ister istemez daha çok ve daha hızlı yemek yenilir. Buna karşılık sabah kahvaltı edilse, hatta 10:30 gibi küçük bir ara öğün tüketilse, bu durum kişiyi öğlen yemeğinde frenlerdi. Çok hızlı yemek yenilmezdi. Ama kişi bir lokma ağzında iken diğer bir lokmayı hazırlar. “Ağzımdaki bitse de, ikinci lokmayı da hemen mideye indirsem” der gibi. Besinlerin ağızda iyice çiğnenmesi gereklidir. Tükürükte bulunan bir enzim karbonhidratların sindirimini besin henüz ağızda iken başlatmaktadır. Aynı zamanda iyice çiğnemek mekanik olarak besinlerin sindirilmesini sağlamaktadır. Midede bir köfte düşünün, bir de aynı miktarda kıyma... Tabi ki kıymayı sindirmek ve emilmesini sağlamak çok daha kolaydır. Unutulmamalıdır ki sindirim ağızda başlar. Tat alma duyusu midede değildir, dildedir. Tokluk merkezi 20 dakikada uyarılır. Yavaş yenildiği taktirde, daha az yemiş olunur.

Sıvı tüketiminizi artırın: Günlük su tüketimi de azalırsa vücutta depolanan yağ miktarı artar. Sonuçta böbrekler fonksiyonlarını tam olarak yerine getiremediği için yağları enerjiye çeviren karaciğer böbreklerin işini üstlenir ve yağlar vücutta toplanır. Çay, kahve, kola, çorba, sebze, meyve... tüketilmesi de sıvı ihtiyacını karşılar. Ancak en iyi çözücü su olduğu için, ihtiyacın 3/4’ü sudan gelmelidir. O nedenle günde 10 – 14 bardak su içilmelidir. Çay, kahve ve kola diüretik özellikte olduğu için hemen vücuttan atılırlar. Suyun ayrıcalığı burada saklıdır. Günlük tuz alımını da azaltmakta fayda vardır. Sonuçta yemeklere tuz konulmakta. Ayrıca ekmeklerde de tuz bulunmaktadır. O nedende ekstradan sofraya tuzluk getirilmemelidir. En azından yemeğin tadına bakmadan tuz kullanılmamalıdır.

Şekerden uzak durun: Şeker ve şekerli tüm besinlerden uzak durulmalıdır (Çay şekeri, bal, reçel, pekmez, çikolata, pasta, hazır meyve suları, meşrubatlar, kolalı içecekler, tatlılar...). Bu besinler kan şekerinde ani bir dalgalanmaya sebep olur, kan şekerini kısa sürede artırır ve düşürürler. Bu nedenle tatlı yedikten sonra kişinin canı tekrar tatlı çeker. Şekerin fazlası da vücutta yağ olarak depolandığı için mümkün olduğunca az tüketilmesi uygun görülmektedir.

Doymuş yağlardan uzak durun: Margarin, tereyağı gibi katı yağlar yerine bitkisel sıvı yağları tercih edin. Süt, yoğurt ve peynirde de doymuş (kötü) yağlar bulunduğu için yarım yağlı veya yağsız (light) olanlarının tüketilmesi önerilmektedir. En azından süt ve yoğurdun kaymağını ayırın. Kırmızı et yerine beyaz ete daha çok ağırlık verin. Ancak beyaz et de olsa aşırıya kaçmayın. Öte yandan etin görünen yağını ve tavuğun derisini mutlaka ayırın. Yine enerji değeri yüksek, besin değeri düşük; kaymak, krema, mayonez, cipsler, soslar, kuruyemişler gibi aşırı yağlı yiyeceklerden de kaçınılmalıdır.

Kızartmalardan uzak durun: Yiyecekleri kızartmak, kavurmak yerine; haşlama, ızgara yapma, buğulama veya fırında pişirme yöntemlerini kullanarak hazırlayın. Çünkü besinler kızartıldığı veya kavrulduğu esnada % 10 – 15 oranında yağ çekerler. Gerçi fazladan alınan kalori spor yapılarak veya bir sonraki öğünü hafif şeylerle geçiştirerek regüle edilebilir. Yalnız burada tek sorun kalori içeriğinin artması değildir. Aynı zamanda besinler bu işlemler sonucunda kanser yapıcı bazı öğeler içermektedir. İşte vücut bu öğeleri dışarı atamaz ve zamanla birikim söz konusu olur. Genelde mantı, iskender, yayla çorbası gibi yiyeceklerin üzerine ayrı bir kapta kızdırılan yağı ilave edilir. Bu durumda yağlar yine okside olur, yani yanar. Yine kanserojen bazı öğeler içerir. O nedenle yemek yaparken kızartma ve kavurma işlemlerinden kaçınmakta fayda vardır.

Yemeğin suyunu tüketmeyin: Toplumda büyük bir kesimde tabak sıyırmak gibi bir alışkanlık da bulunmaktadır. Bir bezelye veya nohut tanesini düşünecek olursak; besinin üzerinde zar şeklinde çok ince bir tabaka halinde yağ bulunmaktadır. Öte yandan yemeğin bütün yağı dibe çökmekte ve yemeğin suyu ile karışmaktadır. Sonuçta yemeğin suyunu kaşıkla tüketiliyorsa, pilavın üzerine dökülüyorsa veya ekmek banarak tabağı sıyrılıyorsa yemeğin bütün yağını da tüketilmekte. Hatta 2 dilim ekmek yemek varken, bu 3 – 4 dilime çıkıyor.

9 Şubat 2013 Cumartesi

0

Sağlıklı tokluk için 15 öneri

Gün boyunca yediklerinize dikkat ederek kilo vermeye ya da aynı kiloda kalmaya çalışsanız da, devamlı kilo mu alıyorsunuz?

Siz vücudunuzu yeterince tanımıyor musunuz yoksa? 

Gözünüz pastanın ikinci diliminde ama almamaya karar verdiniz, çünkü kilonuza dikkat ediyorsunuz. Fakat arkadaşınız üçüncü dilimini yiyor. Nasıl istediği her şeyi yiyip de ince kalabiliyor? Kendi kendinize ‘metabolizması benimkinden hızlı olmalı' diye düşünüyorsunuz.

Fakat Jill Fullerton-Smith, ince kişilerin metabolizmasının aslında şişmanlarınkinden daha yavaş olduğunuz söylüyor: "İnce insanların daha hızlı değil, daha yavaş metabolizmaları vardır. Nasıl büyük bir araba küçük bir arabaya göre daha fazla benzin yakarsa, iri bir beden de küçük bir bedene göre daha fazla yakıt yakar. Her gün kullandığınız yakıtın miktarı, yani kaloriler, sizin metabolik hızınızdır. İnce arkadaşınızın metabolizması sizinkinden yavaştır ve yediklerini size göre daha yavaş yakar.

Aşırı kiloluysanız ve fazla kiloları vermek istiyorsanız, metabolizmanızın nasıl çalıştığını anlamanız önemlidir. Sürekli yaktığınızdan daha fazla kalori alıyorsanız, kilo alırsınız. Bu bu kadar basittir. Harcamadığınız her 7 bin 700 kalori için bir kilogram beden yağınız olur. Ekstra her 3 bin 500 kalori için de 453 gram. Ve kilo aldığınızda metabolizma hızınız artar, sonunda aldığınız enerji ile yaktığınız enerji tekrar dengelenir."

1 SAATTE HARCANAN KALORİ

Saatte harcadığınız kalori büyük oranda ne yaptığınıza bağlıdır. Aşağıdaki rakamlar 70 kilo ağırlığında kırk yaşındaki bir kadın için geçerlidir:

- Bir saat sakin oturmak: 90 kalori
- Bir saat yürümek: 280 kalori
- Bir saat jogging: 750 kalori

AÇKEN iÇiLEN SU iŞE YARAMAZ

Lif, tok tutucu bir gıda tipidir. Lif oranı yüksek beslenme daha uzun süre tok kalmanıza yardım edecek, toplamda daha az kalori almanızı sağlayacaktır. Sağlığınız için de yararlıdır. Lif, tahıl, bakliyat, meyve, çiğ ve az pişmiş sebzeler gibi, bitkisel gıdalarda bulunur. Lif, çok az kalori verir, ama şişirir. Mideniz boş olduğunda bol miktarda ghrelin üretir, bu da beyindeki ‘yeme isteği düğmesi'ne basmasına neden olur. Yemek yedikten sonra mide duvarınız gerilir ve ghrelin (açlık hormonu) üretimi durur. Lif, bir sünger gibi davranır, mideden geçerken suyu tutar ve emer. Bol su içeren yiyecekler tokluk hissini artırabilir. Yemekten önce içeceğiniz bir bardak suyun faydası olmaz, çünkü mide sıvıların geçip gitmesine izin verir. Düşük kalorili çorbalar karnınızı doyurmanın başka bir yoludur. Su gıdayla karışık olmalı ki, mideden geçip gitmesin.

Açlığı geciktirmenin bir başka anahtarı da proteindir. Proteinden yana zengin gıdalar genelde yağlı ya da karbonhidrat oranı yüksek gıdalara göre, daha doyurucudur. Protein yüklü gıdalar arasında yağsız et, balık, baklagiller, tofu ve kabuklu yemişler bulunur.

Kalsiyum etkisi

Genellikle insanlar kalori kısıtlamalı bir rejime başladıklarında, vazgeçilen ilk şeylerden biridir peynir. Süt ürünlerinin genel olarak yağ oranı yüksek olma ünü vardır. Fakat araştırmacılar, 1980'lerde beslenme ile kan basıncı arasındaki ilişkiyi incelerken kalsiyumun kilo verdirici etkisini rastlantı eseri gördüler. Bu etki tartışılıyor ama onlarca araştırma bunun gerçek, en azından aşırı kilolu olanlar için gerçek olduğuna dair kanıtlara kanıt ekliyor.

O halde, ara sıra mideye bir parça güzel peynir indirmek düşündüğünüz kadar kötü değil. Az yağlı olanları seçerseniz, yoğurt, peynir ve sütü düzenli olarak hayatınıza tekrar katabilirsiniz. Muhtemelen bunlar olmadan verdiğinizden daha fazla kilo vereceksiniz. Toplam kalori alımınız aynı olsun ama daha fazla süt ürünü tüketin, böylece kilo verebilirsiniz.

Bunun için;

- Bir litresinde 700 mg kalsiyum içeren, az yağlı süt veya yoğurdu, kahvaltı gevreklerinin üzerine dökün.
- Soğuk milkshake ve sıcak sütlü çikolata için.
- Sütlaç ve sütlü irmik tatlısı gibi, sütlü tatlıları yeniden keşfedin.
- Doğranmış taze yaz meyveleriyle yiyin.
- En sevdiğiniz meyveyle karıştırarak içecek hazırlayın.
- Salatalar için yoğurtlu sos ya da atıştırmalık sebze dilimleri için batırma sosu hazırlayın.
- Doğal olarak az kalori içeren lor peyniriyle salata yapın.

TOKLUK iÇiN 15 ÖNERi

1- İştahınızı dizginleyin, daha az yersiniz. Düşük enerji yoğunluklu yiyecekler daha az kaloriyle iştahınızı bastıracaktır.
2- Su içeriğinin yüksek olmasına bakın: çorbalar, sebzeler, meyveler
3- Az yağlı seçenekleri tercih edin, çünkü kalorilerin çoğu yağlardan gelir.
4- Lif oranı yüksek yiyecekler seçin: tam gıdalar, meyve ve sebzeler. Bu tür yiyecek- ler midenizde şişer, tokluk hissetmenizi sağlar.
5- Protein yönünden zengin gıdalar, yağsız et, balık ve yemişler, uzun süre sizi tok tutar.
6- Yanınızda atıştırmalık krik krak ya da çikolata yerine ufak bir poşet badem taşıyın.
7- Kahvaltıda bol yemiş içeren üzerine yoğurt gezdirilmiş müsli deneyin.
8- Beyaz ekmeğin yerine tam undan yapılma ekmeği geçirin.
9- Beyaz makarna yerine tam undan yapılmış makarna kullanmaya gayret edin.
10- Akşam yemeğinde tabağınızdaki sebzelerin porsiyon büyüklüğünü artırın.
11- Sandviçinize, peynir, salam gibi kalori bombaları yerine salata doldurun.
12- Ara öğünlerde en sevdiğiniz meyveyi seçin ya da sebze çubuklarını deneyin.
13- Çorba ve tencere yemeklerinize fazladan sebze ekleyin.
14- Yemeğinizin yanına salata isteyin. Salata sizi şişirir ve doygunluk hissi verir.
15- Başlangıç olarak az kalorili sebze çorbası için. Bu sizi tıkayacaktır.

ÇORBA TOK TUTAR

Diyet yapan pek çok kişi yemekten önce bir bardak su içmenin iştahı azaltmaya yardımcı olduğunu ve daha az yeme misyonlarına yardım ettiğini söyler. Jill Fullerton-Smith, ‘Gıdalar Hakkındaki Gerçekler' kitabında, bu düşünceyi teste tabii tutarak, şaşırtıcı sonuçlar aldıklarını anlatıyor:

"Deneyimiz için Londra'daki işlek bir pastanesinde yirmi gönüllü ile çalıştık. Öğle yemeği yüksek ısıda ızgara edilmiş tavuk, sebze ve mantardan oluşuyordu ve yanında bir küçük şişe de su vardı. İlk versiyonunda tüm katı yiyecekler bir tabakta sunuldu ve su da yemeye başlanmadan önce içildi. İkici versiyonunda tüm malzemeler suyla karıştırılarak çorba yapıldı. Suyun tek başına hiç besin ögesi içermediği için mideden geçip gittiğini biliyorduk. Ancak çorbanın içinde su yiyecekle karışık haldedir ve uzun süre midede tutulur. O halde çorba şeklindeki yemek midede daha fazla alan kaplayacaktır.

Yemekleri yedikten sonra gönüllülerimiz üç saat boyunca her 45 dakikada bir bize ‘kendilerini ne kadar tok hissettiklerini ve yeniden yemek yiyebileceklerini hissedene kadar ne kadar süre geçeceğine' ilişkin fikir veren bir soru form doldurdu. Bedenin içinde neler olup bittiğini görmek için de üniversite araştırmacıları gönüllülerimizden üçünden bir dizi MR (manyetik rezonans görüntüleme) aldı. Alınan görüntüler çorba haline getirilmeyen yemeğin midede daha az yer aldığını gösterdi.

Kaynak:Ekolay.net

2 Şubat 2013 Cumartesi

0

Şişmanlığın şifresi çözülebilir mi

Bana sorarsanız boşuna beklemeyin, bu şifrenin çözüleceği yok! 

Çünkü zaten ortada şifre filan değil, karmaşık bir problem var. Şişmanlık veya kilo sorunu onlarca gen, yeme yanlışı, tembellik, yeni hayatın dayattığı yaşam tarzı değişiklikleri ve daha pek çok şeyin kesişme noktası.

Bu nedenle de Harvardlı hocamız Prof. Dr. Gökhan Hotamışlıgil’in saptamalarına katılmamak mümkün değil. Odur, şudur, budur (!) ama kilo sorununun temelinde metabolik sorunlar vardır.

Gökhan Hoca diyor ki: “Kanınız sizin DNA’nızdır. Fakat metabolitlere, üretim artıklarına bakarsak onlar hem sizin, hem de vücudunuzdaki misafirlerin, yediğiniz malzemelerin toplam imzasıdır. İşin özü şu; aminoasitlerin bir araya gelip hayatı oluşturması için ilk olarak metabolik sistemin bir araya gelmesi gerekiyor. Dolayısıyla vücutta düşündüğünüz her şeyin altında metabolik denge var. Bu denge çalışmaya başlayınca ilk yapılması gereken de onu korumak. Korumak için de immun sistem -bağışıklık sistemi- karşımıza çıkıyor. Bu sistem metabolik olarak ağır maliyetleri olan bir şey. Özetle vücudu korumak gerçekten zor; tıpkı silahlı kuvvetleri savunmak gibi vücudu savunmanın da maliyeti yüksek. Eğer metabolizma enerji vermezse immun sistem de başarılı olmaz. Sonuç olarak metabolizma ile immun sistem -bağışıklık sistemi- arasındaki işbirliği verimsizleşir. Günümüzde artık bu ilişkinin de bir reforma ihtiyacı var.” Hocanın diline sağlık! Harvardlı ünlü bilimadamı Gökhan Odamışlıgil’in sözlerinin altına ben de imzamı atarım (Herkese Sağlık Dergisi/Kasım 2009).

Gökhan Hoca’nın saptamaları çok şeyi açıklıyor. Mesela “obezlerin Domuz gribi virüsüne daha kolay yakalanmaları ve hastalığı daha ağır geçirmeleri” de muhtemelen bağışıklık sistemlerinin bozuk oluşu ile ilgili bir durum. Kısacası metabolizmanın her şey olduğunu asla unutmamak gerekiyor. Sağlam bir metabolizma için de sağlıklı kiloyu korumak, düzenli ve yeterli bir uykudan taviz vermemek, egzersiz yapmak, sağlıklı ve dengeli bir beslenme tarzını ısrarla uygulamak ve tabii ki hijyen kurallarına eksiksiz uymak şart!

Metabolizmanıza dikkat edin. Bu dikkati bugünlerde daha çok gösterin.

28 Ocak 2013 Pazartesi

0

2013 Yılının Beslenme Trendleri

Yeni yıl ile birlikte kendinize yeni bir sağlık haritası oluşturmanın da vakti geldi. Geçtiğimiz yıl medyada çok kez gündeme gelen ‘beslenme trendleri’ haberleri ile kafalar iyice karıştı. Değişmeyecek beslenme doğrularının yanı sıra yeni araştırmaların sonuçlarına göre güncellenenlerde oldu tabi ki…

Diyete başlamak, sağlıklı beslenme alışkanlıklarını hayatımıza adapte etmek, fiziksel aktivitemizi arttırmak için hep planlar yapar ve bu planları hep pazartesileri başlamak için erteleriz. İşte önünüzde kapınızı senede bir defa çalacak ve yeni bir başlangıç yapmak için ele geçmeyecek bir fırsat. Diyetisyen ve Yaşam Koçu Gizem Şeber’in vereceği sağlıklı beslenme tüyolarıyla yeni bir yaşama merhaba diyebilir ve formunuza kavuşmaya başlayabilirsiniz….

Günde 6 öğünden fazla beslenmeyin: Son yapılan bilimsel araştırmalar, uzun süre aç kalmak kadar zararlı olan bir başka gerçek ortaya çıkardı. Çok sık beslenmek. Günde 8 öğünden fazla beslenmenin pankreası yorabileceği ortaya çıktı. Üç saatten uzun aç kalmayın ama dakika başı da atıştırmayın.

Meyve çok sağlıklıdır gerçeği değişti: Meyve günlük beslenme düzenimizde yeteri kadar olması gereken bir vitamin ve lif kaynağıdır. Fakat sürekli meyve tüketmek ve meyve diyeti yapmanın da, pankreası yorabileceği düşünülüyor. Özellikle meyvenin yanında tüketilebilecek süt veya peynir gibi bir besin kaynağının şeker yükselmesini dengeleyebileceği de biliniyor.

Her öğününüzde mutlaka bir parça protein olmalı: Proteinli besinler, diğer besinlere göre sindirim sistemini daha uzun süre çalıştırdıklarından ötürü metabolizmayı hızlandırmaya yardımcı olurlar. Bu nedenle her öğününüzde az miktarda da olsa süt ve süt ürünleri veya et, tavuk, balığa yer vermelisiniz.

Ekmek cevize eşit değildir: Ekmek, karbonhidrat kaynağıdır, ceviz ise bitkisel protein ve yağ kaynağıdır. Bu nedenle ikisi birbiri yerine kullanılmamalıdır. Kimi zaman değişiklik olması için ceviz kahvaltı öğününe de eklenebilir ama bu sürekli yapılacak bir değişiklik değildir.

Anne sütü ile zeytinyağı eş değer değildir: Anne sütünün içerisinde zeytinyağında bulunan omega-9 yağ asitleri bulunsa da; aynı zamanda protein, değişik yağ asitleri, bağışıklık sistemini destekleyen unsurlar, vitaminler ve mineraller yer alır. Bu nedenle “anne sütü ve zeytinyağı” birbirine eşittir diye bir söylem doğru değildir.

Mucize ürün yoktur: Bu senede önceki senelerde olduğu gibi zayıflama kapsüllerinden ne yazık ki canlar yitirdik. Hiçbir besin veya besin takviyesi tek başına zayıflatmaz. Eğer bir besin takviyesi aldığınızda ciddi iştahsızlık ve ağız kuruluğu yapıyor veya kalp çarpıntısı yaratıyorsa ondan uzak durmalısınız. Doktorunuzun ve diyetisyeninizin önermediği hiçbir takviyeyi kullanmayın.

Bu sene kahvaltı yapmaya başlayın: Kahvaltı günün altın öğünüdür kuralı yıllar geçse de değişmeyecek bir gerçek. Bu nedenle güne kahvaltı ile başlamayı ihmal etmeyin. Kahvaltı yapacak vaktiniz olmadığında en azından bir bardak süt veya 1 porsiyon meyve tüketin. İlk fırsat bulduğunuzda kahvaltınızı yapın.

Egzersizden önce kahve için: Egzersizden 30 dakika önce içilen kafein içerikli bir kahvenin egzersiz sürecinde yağ dokusu kaybını daha hızlı başlattığı biliniyor. Siz de deneyebilirsiniz.

Egzersizden hemen sonra light süt ürünleri tüketin: Egzersizden hemen sonra tüketilen light süt ürünlerinin yağ yakımını bir süre daha devam ettirdiği araştırmalarca kanıtlandı.

Ananas tüketin: Ananas içerdiği bromalin pigmenti ile yağ dokusunun yıkımına ve düzenli tüketildiğinde selülit görünümünde düzelmeye yardımcı olur. Günde 2 dilim tüketin.

Probiyotiklerden yararlanın: Yeni yılla birlikte hem sindirim sisteminizin düzene girmesi hem de bağışıklık sisteminizin güçlenmesi için probiyotik yoğurtlardan faydalanın.

Lif alın: Çiğ sebze, kuru meyve ve taze meyvelere beslenmenizde yer verin. Liflerin düzenli tüketimi hem zayıflamaya hem de kilo korumaya yardımcı olur.

Hedeflerinizi belirleyin: Sağlığınızla ilgili hedeflerinizi belirleyin. Kilo vermek istiyorsanız gerçekçi hedefler koyun. Uzun süredir kaldığınız kiloda veya uzun zamandır inmediğiniz kilolara geldiğinizde bu yolun sizi birkaç hafta yorabileceğini de unutmayın.

Günlük tutun: Her ne kadar sıkıcı gözükse de, günlük tutmak kendinizi takip etmenin en kolay yoludur.

Kendinize 21 gün verin: Her alışkanlığın değişmesi belirli bir zaman alır. Bir günde tüm hayatınızı ve beslenme şeklinizi değiştiremeyeceğinizi unutmayın. Bu nedenle ufak hatalar yaptığınızda hemen vazgeçmeyin, direnin.

23 Ocak 2013 Çarşamba

0

Spor Yapamayan Nar Yesin

Hava şartlarından dolayı kışın spor yapmanın zorlaşması ve evde hareketsiz kalınmasına karşı, vücut direncini artırıcı ve yağ yakıcı özelliğe sahip narın tüketilmesi öneriliyor.

Kış aylarında daha fazla içeri kapanarak hareketsiz kalındığını vurgulayan Beslenme ve Diyet Uzmanı Sevinç Bakan, "Bu mevsimde sıkça ara öğün yapmak gerekiyor. Kış aylarında ara öğünlerde mandalina, portakal gibi narenciye ürünleri, fındık, ceviz gibi kuruyemişler, yoğurt ve ayran gibi süt ürünleri ile günde en az 1 adet nar tüketilmeli" ifadesini kullandı.

Narın Yağ Yakıcı Gücünden Faydalanın

Kış aylarında nar tüketiminin vücudun direnci açısından çok önemli olduğunu kaydeden Bakan, "Nar kış mevsiminin altın meyvesidir. Vücudun direncini artırdığı gibi yağ yakıcı özelliği de bulunuyor. Nar, ayıklanıp su olarak tüketilmek yerine bütün olarak tüketilmeli. Böyle olursa daha faydalı olur. Nar, vücudu temizleyici ve yağ yakıcı özelliğinden dolayı bütün olarak tüketilmeli" diye konuştu.

Şekeri Düzenliyor, Kalbi Koruyor

Diyabetlilere de nar tüketimini öneren Bakan, narın aynı zamanda şekeri düzenleyici, kalp ve damar hastalıklarından koruyucu özellikte olduğunu belirtti. Hava şartlarından dolayı kışın spor yapmanın zorlaştığını ifade eden Bakan, şöyle konuştu:

"Evde hareketsiz kalmak özellikle kış aylarında en çok karşı karşıya kalınan problemlerden biri. Hareketsizliği ortadan kaldırmak için çeşitli yöntemler denenebilir. Televizyonu oturarak değil, ayakta yürürmüş gibi izleyin. Oturduğunuz yerde kol ve bacak hareketleri yapmaya özen gösterin. Tabakları tek tek taşıyın. Ev temizliği yaparken objeleri elinizden geldiğince çeşitlendirin, hareketlerinizi sıklaştırın. Müzik eşliğinde 15-20 dakika dans edin.

back to top