Yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Yazarlar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Şubat 2013 Cuma

0

Bir Kadın Tanıyorum

Bir kadın tanıyorum adı bende saklı. Tanıdığım kadının aklı da aynen benim gibi Ege’de kalmış. Bu kadının adı Ayşe olabilir, Fatma ya da bu kadın ben olabilirim. Bunun hiçbir önemi yok. Önemli olan bu kadının beni aşan yürekliliği.

Bilen biliyor ama ben bilmeyenler için tekrar söyleyeyim. Almanya’nın Köln şehrinde yaşıyorum. Ajans haberinin ilk cümlesidir bu giriş. Almanyanın Köln şehrinde biraraya gelen heyet bilmem ne kurumunu ziyaret etti.:-)) Evet buradaki 50 yıllık Türkiyeliler için Kölündür Köln. Hani bizler eskiden misafire hoşgeldin der ardından da kolonya dökerdik ya şöyle avuç içlerine, işte o kolonyanın anavatanı olan Köln’de yaşıyorum 16 yıldır. Yeri geldikçe şehrimden bahsedeceğim. Devrimce gözlüklerimi takıp anlatacağım. Çünkü her şehir her göze ayrı görünür. Ankaram gibi. Gençliğim gibi...

Bu adı bende saklı kadın ile WDR Köln Radyosu’na küçük programlar, haberler yapmaya başladığımda bir röportaj vasıtasıyla tanıştım. Alanında uzman, çalışkan, bilinen bir kadın. Ben de ona mikrofonumu uzatıp uzman uzman konuşturmuştum onu. Öyle güzel hazırlanmıştı ki röpe, daha ben sorumu tamamlamadan başlıyordu anlatmaya. Bir sonraki sorunun ne olacağını da kestirip öyle yoğun cümleler kuruyordu ki yaptığım en rahat haberlerden biriydi. Bülbül gibi şakıyordu adeta. O zamanlar onun sadece bir oğlu vardı. Teyibimi kapatıp, ordan burdan konuşmaya başladığımızda hep oğluşundan bahsediyordu. Onu ne kadar sevdiğinden, her fırsatta telefon edip onun ‘anne’ deyişini dinlemekten nasıl zevk aldığını anlatıyordu.

Tüm anneler sever çocuklarını da bu hatun bir başka seviyor gibi gelmişti bana o zamanlar. O zamanlar diyorum; çünkü ben daha anne olmamıştım bu röpü yaptığımda. Gel zaman git zaman, aradan epey bir zaman geçti ben anne oldum. Oğlum büyüdüüü, yuvaya başladııı..sonra köprünün altından geçerken onunla karşılaştık. ‘Biliyormusun Devrim,
oğullarımız aynı gruptalar. Bulut grubundalar.’ dedi. Çok sevinmişti.

Bu nasıl bir insan sevgisi, bu nasıl bir masumiyet..hani başın sıkıştığında her zaman kapısını tıklatabileceğin numelikler var ya işte onlardan bir kadın. Bir an duraksadıktan sonra akıl edip sordum. Senin oğlun biraz büyük değilmiydi, dememe kalmadı yok yok benim ikinci oğlumdan bahsediyorum, dedi.

Hanımefendi ikinciyi de doğurmuş, büyütmüş yuvaya vermişti. Ama bir şey söyleyeyim mi? Şimdilerde bir de kızı var;fakat zerre kadar hasarı yok dış görünüşünde. Sanki her doğum onu biraz daha güzelleştirmiş, daha bir kadınlaştırmıştı. Yaşını da söylesem mi acaba yok yok bu kalsın...Nazarınız değer sonra!!!

Evett oğluşlarımız grupdaş olmuşlardı. Oğullarımız arkadaş oldukça biz daha bir yakınlaştık. Öyle şeyler paylaştık ki, geçenlerde kendisine:’Seni daha yakından tanımadan önce iyiden iyiye insanlar hakkında ümidimi yitirmeye başlamıştım. Sen bana yeniden ümit oldun.’ dedim. İkimizin de gözleri doldu. Fakat sonra bastık kahkahayı. ‘Kan grubumuzdandır’ her ikimiz de O RH pozitifiz. Herkese kan verip sadece kendi grubundan alabilen kan grubuJ))

Geçenlerde oğullarımıza dondurma sözü verdik. Mahallemizin İtalyan dondurmacısının kızı da bizimkilerle aynı grupta. Çocuklarımızı almaya bahçeye indiğimizde herkesin bugün bizim nereye gideceğimizden haberleri olmuş, onu anladık. Herhalde bizim afacanlar bütün gün o öğleden sonranın heyacanını tüm grupla paylaşmışlardı. Koşa koşa, dura dura, çocuklarımızı gözden kaçırmamak için çaba sarfederek, aynı zamanda da yangından mal kaçırırcasına.

Birbirimizle konuşarak dondurmacıya vardık. Herkes ne yemek istiyorsa onu ısmarladı. Adı bende saklı kadın diliyle dişi arasında: ’Artık işten yarım saat erken çıkacağım. Öğle tatili yapmıyorum.’ dedi. Ben tuhaf oldum. Masadan kalkıp deli gibi sokakta koşmak, ona bu kararı aldıranı yakalayıp ısırmak istedim. Düşünsenize, üç çocuk annesisiniz, hepsi minik,
günde 7 saat çalışıyorsunuz, ev işleri, alışveriş, çocukların psikolojik gelişimi, sağlığı, doktoru, aşısı daha sayayım mı herşeyi size bakıyor ve o yarım saatlik bir dilim ekmek yeme bir fincan kahve içme hakkınızdan feragat ediyorsunuz. İşten sonra tam gaz diğer rollerinizi oynayabilmeniz için, kendiniz için bir nefesi bile çok görüyorsunuz. Size bunu çok
görüyorlar. Bu kadının bir kocası yok mu, diye sorduğunuzu duyuyorum. Var efendim var. Ayrıca pek de iyi bir insan. Siz telefon açın sizin imdadınıza bile yetişecek kadar iyi bir insan. Ama kendi ailesine bir garezi var sanki.

KONUK YAZAR
Devrim Ercan-Bozay
Benim adı bende saklı kadınım neden bu ilişkiye hala evet mi diyor?! Bilmiyorum belki kendisi babasız büyüdüğü ve babasızlığın ne demek olduğunu bildiği için, belki herşeye rağmen onu sevdiği için belki anılarını sevdiği için, belki hala ümid ettiği için. Bu sorunun cevabını pekçoğumuz gibi o da henüz veremiyor. Böyle güzel bir kadının böyle iyi bir insanın, annenin, dostun kendisine yarım saatlik öğlen paydosunu çok görmesi zoruma gidiyor.

Başka bir kadın daha tanıyorum. O adı bende saklı kadınla hemen hemen aynı şartlarda yaşıyor. Ama o artık yalnız bir kadın. Eşinin bavulunu kapının önüne sessizce koydu. Kapıyı kilitledi bir de zincir taktı. Artık o kapıdan içeri girmek çok zor.....


© Copyright, Sağlık TV özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.


Yazarımıza mail atmak için tıklayınız.

1 Şubat 2013 Cuma

0

Ben hallederim...

Tamirci çağırmak gerer insanı. Çünkü tamirciler, çocukken evde bozulan her elektronik alet karşısında “sen mi oynadın len bununla?” diye kükreyen baba edasıyla insana kendini suçlu hissettirirler!.. 

“Nasıl bozdunuz bunu?.. Zıttırı vıttırısıyla oynamışsınız bunun!.. Uhuu uuu, komple değişmesi lazım!.. Motorunu yakmışsınız! masraftan kaçarsanız böyle olur...” Klozetin başına çökmüş, suratınıza “Nassıl becerdiniz bunu beah?!” diyen gözlerle bakan tesisatçıya “çocuklar ne attıysa artık, yaramazlar... keh, keh, o kadar da porçöz attık, kusura bakmayın...” demek ömürden ömür götürür... Zaten genelde de, ‘yahu iki vida sıkamayacak mıyım, yaparım ben onu, ne gerek var bir sürü para vermeye şimdi’ zihniyeti hakimdir.

Kendi işini ‘kendi’ halletmeyi seven Türk insanının pratik zekâsı ve ‘ver oradan iki tornavida bir pense, portakal sandığından bilgisayar yapayım!’ özgüveni kendi tamir tekniklerini geliştirmesine yol açmıştır... İlk akla gelen tamir tekniği, üflemektir. Çok eskilerden gelen bir huydur. Tokatlamadan bir önceki evredir. Kaynağı okuyup üflemek midir bilinmez ama işe yaramaktadır. Aletin parçaları sökülür... üflenir... takılır...

Tüm parçaları söküp tekrar takmak bilgisayar, çamaşır makinesi, elektrikli süpürge her alette işe yarar. Muhakkak parça artar, onlar da etrafa saçılır, bakıp bakıp ‘onlarsız da çalıştırabildim’ diye sevinilir, hava atılır.

Yirmi birici yüzyılda dahi popülerliğini yitirmeyen diğer bir tamir yöntemi; temassızlığı aleti tokatlayarak gidermektir. Karıncalı gösteren televizyonun tokatlanmasıyla başlamıştır. Alet edevatın aklı başına gelir, toparlanır düzelir. Yeşilçam filmlerinde de ilişkiyi tamir etmede kullanılan yöntemdir. “Seviyorum huleyn seni! Şrakkk!”

Kapatıp açmak. Elimizdeki en iyi tamir yöntemlerinden bir tanesidir kapatıp açmak, ya da bir süre kendi haline bırakmak ve daha sonra tekrar denemek...

Çalışmayan uzaktan kumandayı önce hafiften silkelemek, olmadıysa dize tıklatmak, olmuyorsa, pil ve pil yuvası kurcalamak, hâlâ olmadıysa diğer elin desteği ile şiddetli vuruşlarla kumanda dağılana kadar uğraşmak.

Anahtar dürtmek. Her derde devadır anahtar. Parça sıkışmış; anahtar, televizyonun düğmesi bozulmuş; anahtar, bankamatik kartı yuttu; aha sana anahtar...

Televizyona çatal, kaşık, bıçakla anten yapmak. Arabanın kopan motor kayışını kadın çorabıyla bağlamak... Laçkalaşmış pil kapağını, paket lastiğiyle tutturmak. Topallayan eşyanın ayakları altına gazete kağıdı sıkıştırmak. Ve... Ağızda sigara ile tüpün havasını almak. Bambaşka olmak, pırıl pırıl kalmak!..

* Halime Gürbüz 

© Copyright, Sağlık TV özel haberidir, izinsiz kullanılamaz.

back to top