29 Ağustos 2012 Çarşamba

0

Kokunuz kişiliğinizi yansıtır

Bazıları çiçek kokularını, bazıları baharatı tercih ederken, kimi sabunsu kokuları sever, kimisi de şekerli kokuları… Kokular sizi egzotik, masum, güçlü ya da seksi gösterebilir. İşte ayrıntılar…

Parfümler her biri farklı koku, doku ve kalıcılıkları olan sofistike ürünlerdir, tıpkı insanların her birinin karakterinin farklı oluşu gibi. Herkesin parfüm seçerken zevkleri farklılık göstermektedir.

Elbette ki moda bazen parfüm seçimlerimizi etkileyebilir. Trendler bir yıl meyve aromalı kokulara işaret ederken diğer bir yıl bizi daha yoğun içerikli esintilere yönlendirebilirler.

Fakat unutulmamalı ki parfüm, bir insanın kişiliği gibidir. Bunun için parfüm seçimlerinizde dikkatli olmalı ve teninize uyumuna çok özen göstermelisiniz.

Parfümünüzü teninize uygun seçin

Parfümler her tende aynı etkiyi göstermeyebilir, esmer bir cildin çiçek kokusunu taşıyışı ile açık bir tenin aynı kokuyu taşıması arasında farklar vardır. Parfümünüzün kalıcılığı, kokunuzu seçmenizle doğru orantılıdır.

Parfüm seçiminde yaş önemli

Parfüm kullanımı yaş ve zaman faktörüne göre de değişkenlik gösterir. Gençlerin daha soft kokuları tercih etmeleri önerilirken, ilerleyen yaşlar yerini çiçek ve baharat kokularına bırakmalıdır.

Doğal kokuları gözardı etmeyin

Sabahları özellikle işe, alışverişe giderken daha doğal kokular kullanılırken, akşamları çok daha yoğun ve çarpıcı kokuları tercih edebilirsiniz özellikle davetlerde.

Yoğun parfüm seçiminizde kışın baharat, yazın çiçek aromalarını öneririz…
0

Tarihten günümüze takım elbise

Milenium çağının da en çok tercih edilecek kıyafeti olan takım elbisenin tarihçesi..

1940-50′ler: Christian Dior'un, 1947 'de tanıttığı Corolle koleksiyonunda, göğüste tepeden inen tek sıra düğmelere, volanlı eteğe sahip ceketi ve dümdüz, dar, siyah eteğiyle dikkat çeken, metrelerce yün kullanılarak imal edilen Bar gibi takımlar, gelecek on yılın görünümünü belirledi. Abartıdan tiksindiğini söyleyen Chanel'in dönüşü muhteşem oldu. Ancak, Chanel'in II. Dünya Savaşı sırasında Alman bir subay ile yaşadığı ilişkiyi affetmeyen Fransız basını, onu fena halde aşağılıyordu. Chanel, Amerikalı dergi editörleri ve mağaza sahiplerinin verdiği destekle, bugün klâsikler arasında andığımız çizgisini, kısa bir zaman içinde uluslararası moda dünyasına kabul ettirmeyi başardı.Bu arada Dior, Balenciaga ve Givenchy gibi isimler de kendi tayyör ve takım çizgilerini yaratmışlardı.

1960-70′ler: Yves Saint Laurent, el örgüsü dik yaka kazaklarla tamamladığı deri takımlarla, sokak şıklığını podyumlara taşıdı. Andre Courreges'nin diz üstü etekleriyle büyük sansasyon yarattı. Bir kadının dizlerinin, bedeninin en çirkin bölgesi olduğunu iddia eden Chanel, neredeyse bir on yılını, "kadınlardan nefret ettikleri için kadınların dizlerini sergileyen böylesi çirkin tasarımları piyasaya süren 'sadist' erkek modacılarla" savaşmaya vakfetti. Mary Quant 1965 yılında mini eteği dünyaya tanıttarak moda tarihine geçti. Kraliçe'nin elinden OBE ödülünü almaya Buckingham Sarayı'na gittiğinde, Quant'ın üzerinde yine bir mini etek vardı. Yves Saint Laurent, 1966 sonbahar-kış koleksiyonunda, büyük sükse yapan Le Cimoking'i, dünyaya takdim etti. Erkek smokini, altında etekle tamamlanarak 20′li yıllardan beri giyiliyordu. Le Smoking ise, erkeklerin smokinini, kadınların üzerine geçiriyordu. 1969, yine Saint Laurent için zaferlerle doluydu; Saharienne isimli safari takımlarını piyasaya sürdü. 70′li yıllarda, takım elbiseler kadınlar tarafından reddedildi. Ken Taka da Japon iş kıyafetlerini, Batı formlarıyla birleştirip yepyeni bir tarz yarattı. 1977 yılında, Woody Allen'ın "Annie Hall"u, Hollywood'u olduğu gibi, moda dünyasını da salladı. Annie Hall'u canlandıran Diane Keaton, karşı cinsten ve kesinlikle farklı beden ölçülerine sahip birinin gardırobundan çalınmış intibaı uyandıran, Ralph Lauren marka giysileriyle büyük olay yarattı.

1980-90′ler: İlk kez 1975 yılında sade renklere prim veren tarzıyla "âlem"e yumuşak iniş yapan Giorgio Armani, Richard Gere'nin başrolü oynadığı "Amerikan Jigolo" filmi için hazırladığı gardıropla olay yarattı. Kısa zamanda, "sessiz iktidar"ın temsilcisi olan bej renkli Armani takımlar, bütün yöneticilerin ve saygınlık arzulayan şehirlilerin üzerindeydi. Ronald Reagan'ın eşi Nancy, Carter'ın mülayim eşinin tersine, kuvvetli bir görünüme sahip olmasını sağlayan Galanos ve Adolfo imzalı takımları tercih ediyordu.

Gerisi de zaten tarih… Günümüzde kadının toplumdaki yerini tartışmaktan ziyade, insanlığın gidişatından bahsediyoruz. Gerek tekstilde, gerek kozmetikte, her açıdan moda, her geçen gün biraz daha androjenik bir durum arzediyor. Kadınların takım elbiseyi erkeklerden çalmalarının üzerinden neredeyse üç asır geçti. Bu aralar "iktidar"ın pantolon giymekle elde edilmediğini bilen erkekler, kadınların gardırobunun en "feminen" parçası eteğe göz dikmiş durumdalar…
0

Merhaba!


Herkese Merhaba!

Eylül'e bir kaç gün kala 2012 yılında, kendimi dünya ile karıştırmaya karar verdim.
Ve buradayım..
Liseden beri istediğim şeyi şimdi uyguladığıma göre, 10 yıllık bir kaybım var.
Ama olsun, anlatacak çok şey birikmiş demektir.
Yaşayamadıklarımı veya yaşamak istediklerimi burada birazcıkta olsun hayata geçiririm.






Bu bir "dert yanma" blogu değil, güzellikten, müzikten, kitaplardan, şiirler, yazılar, modadan, kombinlerden oluşan yani kısaca beni anlatan bir şey olur her halde :)

Tabi blogu tasarlayasıya kadar bir sürü şekle girecek, şimdiden söyleyeyim, ayarlarınızla oynamayın.






E o zaman ne diyelim?

RASTGELE!
:)
0

Çift görme günlüğü

Her şeyin gözüme biricik göründüğü günleri özlemeye başladım..

Çift görme günlüğü, 1.ay: 

Sıcak Temmuz günlerinde göz sinirlerini arabanın klimasına yakın mesafeden teslim edip kendileriyle vedalaşalı bir ay kadar oldu.. hatta biraz geçti bile. Artık nasıl becerdiysem sinirleri felç etmeyi başarmışım. En azından şimdiye kadar konan en akla yakın teşhis bu. Geçen kış yine böyle bir nedenle (bu sefer suçlu klima değil, İstanbul'a yağan o güzelim kar ve benim "ayy noolur karda dolaşayım uzun uzuun yürüyeyim" isteğim) kısa bir süre çift görmüştüm. On güne kalmadan geçip gitmişti ve benim hafızamdan da çok lazımmış gibi tamamiyle silinmişti. Silinmeseymiş iyiymiş.. belki yediğim ayazı hatırlayıp klimayla arama anlamlı bir mesafe koyardım bi ihtimal. Ama kafa çoktan memleket genel belleğine uyum geliştirdiğinden kısa dönem görev yapıyor, hem de yetmezmiş gibi yarım gün.

Hatırlasam belki çektirdiğim MR'ı, beynimde kayda değer bi şeylerin bulunmadığını falan da hatırlardım. Aslına bakarsanız o MR macerası benim için heyecanlı bir bekleyişin sıkıcı bir hayal kırıklığına dönüşmesiyle son bulmuştu. İnsan beyninin ve damarlarının dilim dilim kesitini görünce, tarihte eşi benzeri bulunmayan bi şeyler çıkacağını ve sonuçlara bakan doktorların "Kahveperisi hanım, kırk yıllık nörologlarız yani yemin olsun sizinki gibi bir beyin ne gördük ne duyduk" demelerini bekliyor.

Haybeye iş..

Neyse işte, ortaya çıkan sonuç gayet normal, sıradan ve çift görmeye sebep olacak herhangi bir istenmeyen fazlalığın bulunmadığı bir beyin oldu. Buna da şükür. Hem o zaman sorun kısa sürede çözüldüğü için benim hayal kırıklığım da unutuldu gitti. Şimdi tekrar edince, hayal kırıklığım da dosyasından çıkıp geri döndü, birkaç doktor dolandı, yine aynı yorumu aldı oturdu yerine: Gayet normal! ÖF.

Ben şeye de razıydım aslında: Hani Her Otostopçunun Galaksi Rehberi'ndeki "Son derece normal yaratıklar" var ya, işte onlar gibi olayım isterdim. Başka hiçbir açıklama yapılamadığı için, idareten "son derece normal" olanlardan.

Nasip kısmet ve diğerleri..

Şimdi, geçecek elbet tedavisini uygulayıp bekliyorum. En son kortizonlu bir ilaç verdi doktorum, aman gram tuz alma dana gibi şişersin demeye getirdi. Ve galiba kortizon alıp da kilo veren tek insan evladı olarak tarihe geçtim. Artık nasıl gözümü korkutmuşsa, tuzu şekeri unu vs.. ne varsa kesip rahatladım.

Yazmak da okumak da zor oluyor ve lakin kıytırıktan bi çift görüyorum diye bunlardan vazgeçecek değilim. Zaten en son çare, eğer bu durum kalıcı olursa gözlük takarak hal yoluna gitmekmiş. Zerre sorun değil, takarım nolaacak.

Harfler birbirine karışıyor, yanlış yazıyorum ama bu da sorun değil, düzeltirim bir daha üstünden geçip. Eh işte biraz canım sıkılıyor ama bunu da boşver. Acısız ağrısız aldığım her soluğa şükrediyorum. Gündemden uzak kaldım biraz, e ama iyi oldu, ruh sağlığım düzelecek gibi.

Velhasıl, bu da böyle bir günlük olsun. Benden haberler, kimseleri ilgilendirmeyen, son derece gereksiz ve son derece normal haberler.
0

Çocuklar İçin Yaratıcılık Atölyesi...

Lisedeyken hayalimdi pedagoji okumak. Çocukları çok seviyorum. Onlarla vakit geçirdikçe hayal gücün büyüyor, içinde bir parçan hep çocuk kalıyor. Gerçek kahkahalar, keşfetmeyi ve yaratmayı seven minik arkadaşlarla atölyemde buluşmaya karar verdim. Haftada bir gün 3 saat sürecek olan Yaratıcılık Atölyesi adı altında minik dostlarla hayallerimizi tasarlayacağız. Her hafta yeni bir proje üzerinde çalışacağız. Takı ve aksesuar yapımı dışında yaratıcılıklarını geliştirecek günlük hayatta kullandığımız malzemeler ile tasarımlar yapacağız. Hem güzel vakit geçireceğiz, hem yaratıcılığımızı geliştireceğiz. Benim onlara, onlarınsa bana öğreteceği çok şey var...
Kurs 8 yaş ve üzeri içindir. Kursta birebir ilgilenme imkanımın olması için 4'er kişilik gruplar halinde çalışılacaktır. Kayıt için İletişim: cansubodrum@gmail.com GSM: 0 535 248 45 57 www.cansui.com

28 Ağustos 2012 Salı

0

aQuas Tazeleyici Yüz Yıkama Jeli



Denemem için gönderilen bu ürünü 10 gündür kullanıyorum.Çok güzel ferahlatıcı bir kokusu var.Temizlemesi de gayet iyi.Yüzü yıkadıktan ferah,güzel bir his bırakıyor.Ürün tüm cilt tipleri için.Fakat benim cildim yağlı olduğu için sıcak yaz günlerinde bana yetersiz geldi.Kış aylarında daha iyi geliceğini düşünüyorum.
İçindekileri ve ürün açıklamasını aşağıdaki fotoğrafta görebilirsiniz.



Ben bu ürünü A101'de gördüm.6TL gibi bir fiyata satılıyordu.Ben bir tane aldım.Görürseniz kaçırmayın derim.Bu fiyata gerçekten iyi bir yüz yıkama jeli.
0

Güzel Bir Çekiliş Daha

Beauty'n Fashion Love çok güzel bir çekiliş düzenlemiş.Katılmak için tık tık
back to top