Kadın Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kadın Sağlığı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Eylül 2013 Salı

0

Aşırı Zayıflık Erken Menopoza Sebep Oluyor!

Aşırı zayıf olan her 3 kadından 1'i risk altında! Sıfır beden olma tutkusu erken menopoz riskini artırıyor.

Son yıllarda özellikle genç kızlar olmak üzere kadınların sıfır beden, bir başka deyişle aşırı zayıflama tutkuları ciddi sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Örneğin vücuttaki kritik yağ sınırı olan yüzde 12’nin altına düşüldüğünde üreme fonksiyonları durabiliyor. Bunun sonucunda sıfır bedene sahip olan kadınların yüzde 30’unda erken menopoz gibi ciddi bir tablo ortaya çıkabiliyor!

Ülkemizde kadınlar ortalama olarak 48 yaşında menopoza giriyor.  Ancak menopoz çeşitli nedenlerden dolayı 40 yaşından önce de görülebiliyor ve buna ‘erken menopoz’ deniyor. Bu konuda ülkemizde sağlıklı bir istatistiksel veri olmasa da, modern yaşamın olumsuz getirisi olan çevre kirliliğinin artması, sigara kullanımı, aşırı stres ve diğer faktörler nedeniyle erken menopozun görülme sıklığının arttığı belirtiliyor. Günümüzde erken menopoza yol açabilen bir başka önemli neden de, son yıllarda özellikle genç kızlar olmak üzere kadınların sıfır bedene ulaşma çabaları. Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük, sadece obezite değil, aynı zamanda çok zayıf olmanın da üreme sağlığını olumsuz yönde etkilediğine dikkat çekerek, “Çünkü vücuttaki yağ oranı kritik yağ sınırı olan yüzde 12’nin altına düştüğünde üreme fonksiyonları da durabiliyor. Bunun sonucunda da kadının genç yaşta olmasına rağmen hamile kalmasını önleyen ve yaşam kalitesini ciddi boyutlarda etkileyebilen “hipolatamik amenore”, bir başka deyişle adetin beyinsel olarak durdurulması tablosu ortaya çıkabiliyor. Bu olguların üçte birinde de erken menopoz ortaya çıkabiliyor” diyor.

Üreme Sistemi Büyük Bir Enerjiye İhtiyaç Duyuyor

Kadın üreme sistemi dışarıdan gelen etkilere son derece açık oluyor ve belirgin bir şekilde etkileniyor. Üreme büyük bir enerjiye ihtiyaç duyuyor. Enerjinin az olduğu zamanlar ile açlık dönemlerinde üreme fonksiyonları duruyor. İnsan üremesinin beslenme ile ilişkisi 3 olayın analizinden anlaşılıyor:
1- Dünyada açlık çekilen zamanlardaki veriler.
2- Kaşeksi denilen hastalığı olan çok zayıf kadınlardan elde edilen veriler.
3- Aşırı spor nedeni ile hızla yağ kaybeden sporculardan elde edilen veriler.
Yapılan analizlere göre; besinlerle alınan enerji ilk olarak kalp-damar sistemi ve beyinsel aktiviteler gibi yaşam fonksiyonları için kullanılıyor.  Bunu ikinci olarak hareket ve büyüme gibi kısıtlanabilir fonksiyonlar takip ediyor. Son olarak da yeterli enerji olursa üreme fonksiyonları için kullanılıyor.

Hatalı Diyetler Üremeyi Durduruyor

Aşırı zayıf olan kadınlarda hem enerji yokluğu hem de hatalı diyetler nedeniyle gerekli yaşamsal maddelerin alınmaması sonucu bozulan hücre aktiviteleri üreme fonksiyonlarını durduruyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük, aşırı zayıflık durumu ne kadar uzun olursa, kalıcı etkilerinin de o kadar çok olacağını belirterek, “Örneğin daha sonra tekrar normal diyete dönülüp ideal kiloya erişilse bile bu kadınların yaklaşık yüzde 30’unda adet görememe durumu kalıcı hale geliyor” diyor.

İlk Belirti Adet Döngüsünün Hızlanması

Normalde adet döngüsü ortalama 28 günde bir oluyor. Adet döngüsünün 22 günden daha sık olmasının genellikle yumurtalık rezervinin azaldığına işaret ettiğini söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük, “Durum her zaman böyle olmasa da, FSH hormon yüksekliği tespit edilirse hastanın durumuna uygun üreme ve doğurganlığın korunması seçeneklerinin anlatılması gerekiyor” diyor. Adet döngüsünün hızlanmasından başka, tablo daha da ilerlediğinde; vajinal kuruluk, ağrılı cinsel ilişki, cinsel isteksizlik, sıcak basmaları, uyku ve konsantrasyon bozuklukları, depresyon, iş veya okulda başarı düşüşü görülebiliyor. Son aşamada da adet kanamaları seyrekleşmeye başlıyor. Menopoz tam oturduğunda ise adetler tamamen kesiliyor. İlerleyen yıllarda kemik erimesi, kalp hastalıklarında artış, vücut şeklinde ve oranlarında değişim, örneğin erkek tipi göbeklenme görülüyor.

Şikayetler Oluşmadan Tedbir Almak Şart!

Belirtiler ortaya çıktığında çoğu kez durum oldukça ciddi boyutlara ulaşmış oluyor. Bu nedenle her kadının erken menopoz açısından risk faktörlerine sahip olup olmadığını analiz etmesinin son derece önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, “Eğer belirgin bir erken menopoz riski varsa belirtiler henüz ortaya çıkmadan doktora başvurulmalı ve doğurganlığı koruma seçenekleri hakkında fikir edinilmeli” diyor.

Diğer Risk Faktörleri

• Ailede erken menopoz öyküsü,
• Turner sendromu veya Swyer sendromu gibi kromozal hastalıklar,
• Galaktozemi ve talassemi majör gibi bazı enzim eksiklikleri,
• Kemoterapi ya da radyoterapi,
• Sık geçirilen yumurtalık ameliyatları,
• Kabakulak ve zona gibi enfeksiyonlar,
• Tiroit, romatizmal artrit, diyabet, vitiligo gibi bazı otoimmün hastalıklar,
• Epilepsi,
• Sigara,
• Stres,
• Aşırı zayıflık veya obezite,
• Bazı meslekler
• Bayan kuaföründe çalışanlar
• Kimyasal kozmetik satıcıları
• Solvent ile çalışan ressamlar / boyacılar
• Propanediol, metilolakrilamid, monometil eter, ftalatlar ile çalışanlar

Menopoza Karşı Önlem Alın

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük, menopoz yaşını geciktirebilmeniz için yaşam alışkanlıklarınızda dikkat etmeniz gereken noktaları şöyle sıralıyor:

• Sıfır beden ya da obez olmayın. Vücut Kitle indeksinizi hesaplayın: Ağırlık (kilo)/boy2 metre. Vücut Kitle indeksinizin 18-30 arasında olmasına dikkat edin.
• Stresinizi azaltacak önlemler alın.
• Sigara içmeyin ve pasif içicilikten uzak durun.
• Zararlı olduğu bilinen propanediol, metilolakrilamid, monometil eter gibi kimyasal maddelerden kaçının.
• Spora hayatınızda yer verin. Mümkünse her gün, değilse haftanın en az 3 günü bu egzersizlerden birini mutlaka uygulayın: 50 dakika tempolu yürüyüş, 30 dakika yüzme, 30 dakika bisiklet veya 45 dakika jimnastik.
• Oksijen radikali emme kapasitesi yüksek antioksidan besinleri tüketin: Balık, ceviz, taze fındık, kabak çekirdeği, brokoli, lahana, karnabahar, domates, biber, havuç, mürdüm eriği, nar, üzüm, çilek karpuz, işlenmemiş tahıl ve ürünleri bu besinler arasında yer alıyor. Aynı zamanda yeşil çay ve taze greyfurt suyu da oksijen radikali emme kapasitesi yüksek olan içeceklerden.
• Antioksidan ilaçlar alın: Örneğin Koenzim-Q 10, L-arginin veya Royal jelly takviyesi yapabilirsiniz.
• Kalsiyumdan zengin beslenin: Günde 200 ml süt, yoğurt veya dondurma yiyin.
• Güneşlenerek D vitamini aktivasyonuna yardımcı olun.

9 Eylül 2013 Pazartesi

0

Cildinizin yaşlanmasına izin vermeyin

Zamana Karşı Direnmek İsteyenlerin En Büyük Silahlarından Biri: Cilt Gençleştirme Operasyonları…

Nüfus cüzdanınızda her yıl bir yaş daha büyüyen yaşınıza rağmen cildinizi bir yaş daha gençleştirmek istiyorsanız alternatiflerden biri de cilt gençleştirme operasyonları…

Cilt gençleştirme operasyonları ile ilgili merak edilenleri Hisar Intercontinental Hospital Estetik-Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hakan Özdemir’e sorduk.

Cildimiz neden ve nasıl yaşlanır?
Yaş ilerledikçe ciltte kırışıklık, sarkma, lekelenme gibi bir takım değişiklikler olur. Oluşan bu cilt değişiklikleri çevresel faktörler, genetik faktörler, beslenme ve diğer faktörlerle ilişkilidir. Başlı başına en büyük faktör ise güneş ışığına maruz kalmaktır. Vücutta bulunan doğal pigmentler, güneş ışığına bağlı cilt yaşlanmasına karşı kısmi koruyucu etki yapar. Bu nedenle mavi gözlü, açık tenli insanlarda yaşlanmaya bağlı cilt değişiklikleri, koyu tenli ve daha fazla pigmentli insanlara göre daha fazla görülür.

Yaşlanan cildin belirtileri nelerdir?
*Yaşlanan cildin en üst tabakası olan epidermis incelir.
*Pigment içeren hücrelerin (melanositler) sayısı azalır.
*Kalan pigment hücrelerinin büyüklüğü artar. Bunun sonucunda cilt daha ince daha soluk ve daha şeffaf görüntü kazanır. Güneşle temas eden alanlarda yaşlılık lekeleri, çiller gibi büyük pigmente lekeler oluşur.
*Cildin bağ doku elemanlarındaki değişiklikler nedeniyle cildin kuvveti ve elastikiyeti azalır. Özellikle güneş temas eden ciltte daha sık görülür.
*Cildin alt tabakası olan dermisteki damarların kırılganlığının artmasıyla cilt altı kanamalar, morarmalar artar.
*Bayanlarda menopoz sonrası ve erkeklerde daha ileriki yaşlarda, ciltte özel ter bezleri olan sebase bezlerin salgısı azalır ve cildi nemli tutmak zorlaşır. Bu da beraberinde ciltte kuruluk ve kaşıntıyı getirir.
*Saç ve kıl azalması olur. Bazı yerlerde istenmeyen kıllanma artışı izlenebilir.
*Saçlar ve kıllar önce grileşir sonra beyazlaşır.
*Cilt altı yağ dokusu tabakası incelir. Böylece cilt zedelenmelere karşı daha açık ve vücut sıcaklığını düzenlemek daha zor olur. Ter bezleri salgısının azalması da vücut sıcaklığı düzenlenmesini zorlaştırıcı bir etkendir.

Bu değişiklikler her insanda farklı oranda ve yaş dilimlerinde izlenir.

Tüm bunların sonucunda ciltte kuruluk, kırışıklıklar, sarkmalar ve lekeler ana yaşlanma belirtileri olarak gözlemlenir. Doğal yaşlanma belirtileri yanında diyabet, karaciğer hastalığı, kalp hastalığı, damar hastalıkları, obezite, stres, kimyasallara maruz kalmak, iklim değişiklikleri, alerjiler farklı cilt değişiklikleri yapabilir.

Cilt gençleştirmeye yönelik estetik müdahalelerden önce yapılabilecekler nelerdir?
Cildi gençleştirecek estetik müdahaleler öncesi cildinizdeki yaşlanma belirtilerini mümkün olduğunca önlemeye çalışmanız daha önemlidir. Stresten uzak durma, var olan hastalıkların tanı ve yeterli tedavisinin yapılması, dengeli beslenme yanında yaşlanma belirtilerinin en önemli risk faktörü olan güneş ışığından korunmak da çok önemlidir. Bu amaçla;

Bronzlaşmaktan ve solaryumdan sakının.
Güneş ışığının en kuvvetli olduğu 10.00- 16.00 saatleri arasında güneş altında kalmayın.
Güneşin hem UVA hem de UVB ışınlarından koruyucu en az 30 SPF olan kremler kullanın.
Dışarıya çıkarken, şapka, eldiven ve güneşten koruyucu kıyafetler tercih edin.

Cildi gençleştirmek için uygulanan estetik müdahaleler nelerdir?
1. Botoks enjeksiyonu
2. Dolgu maddesi enjeksiyonu
3. Peeling (cilt soyma)
   a. Kimyasal peeling (cilt soyma)
   b. Lazer peeling
   c. Dermabrazyon (mekanik soyma)
4. Hiperbarik oksijen ve ozon tedavisi
5. Cerrahi yöntemler

Özellikle yüz bölgesi kırışıklıkları tedavisinde botoks ve dolgu maddeleri tek başına veya birlikte kullanılabilir. Dolgu maddeleri hyaluronik asit, kolajen, hidroksiapatit veya polimetilmetakrilat yapılı olabilir. Bunun yanında insanın kendi dokularından elde edilen yağ enjeksiyonu, kök hücre enjeksiyonu, PRP (Platelet rich plazma) ve çeşitli doku kokteylleri de genç bir cilt görünümü sağlamak için kullanılır.

Kırışıklıklar, lekeler, sivilce izleri ve gözenekler için çeşitli cilt yenileme teknikleri kullanılmaktadır. Burada amaç pürüzlü üst cilt tabakasını kaybedip daha sağlıklı, pürüzsüz, parlak, lekelerin kaybolduğu ve nemli bir cilt elde etmektir. Kimyasal peeling için en çok glikolik, laktik ve meyve asitlerini içeren "Alfa Hidroksi Asitleri (AHA)" tercih edilmektedir. AHA, meyvelerden ve diğer besinlerden elde edilen doğal asitlerdir ve yüzeysel peeling maddesi olarak kullanılır.

TCA (trikloroasetik asit) ile orta derinlikte, Fenol (karbolik asit) ile daha derin peeling yapılır, bu tedavi metodları daha farklıdır. Uzman doktor tarafından uygulanılması gereklidir.

Lazerle cilt gençleştirme işlemi nasıl yapılır?
Lazerle cilt gençleştirmede ise Pulsed dye-lazer, fraksiyonel karbondioksit lazer ve Q-switch Nd: YAG lazerler en sık kullanılan lazerlerdir. Bu amaçla kullanılan lazerler 2 yöntemle etki gösterirler:

Ablatif tip gençleştirme lazerleri: Uygun bir derinlikte kontrollü bir şekilde cildin üst tabakasını soyarak etki ederler.  Bu cilt yenileme tekniği ile cildin yüzeysel tabakaları ısıtılır. Aynı anda doku içindeki su buharlaşır. Cildin yıpranmış ve yaşlı görünmesine neden olan üst tabakaları tahrip olur. Bunun sonucunda kolajen üreten hücrelerin aktivitesi artar, yeni kolajen ve hücreler arası destek yapı proteinleri oluşur ve tamamen yeni bir cilt yapısı ortaya çıkar.

Nonablatif tip gençleştirme lazerleri: Non-Ablatif (Ablatif olmayan) lazerlerin enerji düzeyleri daha düşüktür ve cilt yüzeyinde herhangi bir tahribata yol açmazlar. Termal hasarı dermal tabakalarda yaparlar ve derinin en dışındaki tabaka (epidermis) korunur. Nonablatif lazerle cilt gençleştirme yönteminde epidermis tahrip olmaz. Cilt altı doku uyarılarak yeniden yapılandırılır.
Non-ablatif lazerle cilt gençleştirme yöntemi yüzün yanı sıra, boyun, göğüs, kollar, eller, bacaklar ve ayaklarda da uygulanabilir.

Cilt gençleştirmede kullanılan başka yöntemler var mı?
*Dermabrazyon, peeling işleminin mekanik olarak lokal anestezi altında yapılmasıdır. Amaç daha pürüzsüz ve az kırışık bir cilt elde etmektir.
*Hiperbarik oksijen tedavisi insanın hem zindeliğini artıran hem de hücre yenilenmesini sağlayan doğal bir doping yöntemidir. İyileşmeyen cilt yaraları ve pek çok hastalığın tedavisinde de kullanılan bu yöntem gençleşmek için de kullanılabilir.
*Ozon terapisi de cilt yenileme ve gençleştirme amacıyla kullanılır.

Cilt gençleştirmede cerrahi tedavinin yeri nedir?
Her türlü medikal tedaviye rağmen bazı kırışıklıklar, cilt sarkmaları ve lekeler cerrahi tedavi gerektirebilir. Bu takdirde yüz germe (face lift), boyun germe (neck lift), kol germe (brakioplasti), uyluk germe (thigh lift) gibi cerrahi işlemleri yapılır.

Son dönemde ilgi görmeye başlayan cilt gençleştirme alanlarından biri de el estetiğidir. Özellikte el derisi estetiği için, kimyasal soyma, lazerle cilt yenileme, yağ dokusu enjeksiyonları yapıyoruz. Yüzeysel mavi damarlar ise skleroterapi denilen enjeksiyon yöntemi ile yok edilebilir.
0

Aşırı Zayıflık Erken Menopoza Sebep Oluyor!

Aşırı zayıf olan her 3 kadından 1'i risk altında! Sıfır beden olma tutkusu erken menopoz riskini artırıyor.

Son yıllarda özellikle genç kızlar olmak üzere kadınların sıfır beden, bir başka deyişle aşırı zayıflama tutkuları ciddi sağlık sorunlarını da beraberinde getiriyor. Örneğin vücuttaki kritik yağ sınırı olan yüzde 12’nin altına düşüldüğünde üreme fonksiyonları durabiliyor. Bunun sonucunda sıfır bedene sahip olan kadınların yüzde 30’unda erken menopoz gibi ciddi bir tablo ortaya çıkabiliyor!

Ülkemizde kadınlar ortalama olarak 48 yaşında menopoza giriyor.  Ancak menopoz çeşitli nedenlerden dolayı 40 yaşından önce de görülebiliyor ve buna ‘erken menopoz’ deniyor. Bu konuda ülkemizde sağlıklı bir istatistiksel veri olmasa da, modern yaşamın olumsuz getirisi olan çevre kirliliğinin artması, sigara kullanımı, aşırı stres ve diğer faktörler nedeniyle erken menopozun görülme sıklığının arttığı belirtiliyor. Günümüzde erken menopoza yol açabilen bir başka önemli neden de, son yıllarda özellikle genç kızlar olmak üzere kadınların sıfır bedene ulaşma çabaları. Acıbadem Maslak Hastanesi’nden Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük, sadece obezite değil, aynı zamanda çok zayıf olmanın da üreme sağlığını olumsuz yönde etkilediğine dikkat çekerek, “Çünkü vücuttaki yağ oranı kritik yağ sınırı olan yüzde 12’nin altına düştüğünde üreme fonksiyonları da durabiliyor. Bunun sonucunda da kadının genç yaşta olmasına rağmen hamile kalmasını önleyen ve yaşam kalitesini ciddi boyutlarda etkileyebilen “hipolatamik amenore”, bir başka deyişle adetin beyinsel olarak durdurulması tablosu ortaya çıkabiliyor. Bu olguların üçte birinde de erken menopoz ortaya çıkabiliyor” diyor.

Üreme Sistemi Büyük Bir Enerjiye İhtiyaç Duyuyor

Kadın üreme sistemi dışarıdan gelen etkilere son derece açık oluyor ve belirgin bir şekilde etkileniyor. Üreme büyük bir enerjiye ihtiyaç duyuyor. Enerjinin az olduğu zamanlar ile açlık dönemlerinde üreme fonksiyonları duruyor. İnsan üremesinin beslenme ile ilişkisi 3 olayın analizinden anlaşılıyor:
1- Dünyada açlık çekilen zamanlardaki veriler.
2- Kaşeksi denilen hastalığı olan çok zayıf kadınlardan elde edilen veriler.
3- Aşırı spor nedeni ile hızla yağ kaybeden sporculardan elde edilen veriler.
Yapılan analizlere göre; besinlerle alınan enerji ilk olarak kalp-damar sistemi ve beyinsel aktiviteler gibi yaşam fonksiyonları için kullanılıyor.  Bunu ikinci olarak hareket ve büyüme gibi kısıtlanabilir fonksiyonlar takip ediyor. Son olarak da yeterli enerji olursa üreme fonksiyonları için kullanılıyor.

Hatalı Diyetler Üremeyi Durduruyor

Aşırı zayıf olan kadınlarda hem enerji yokluğu hem de hatalı diyetler nedeniyle gerekli yaşamsal maddelerin alınmaması sonucu bozulan hücre aktiviteleri üreme fonksiyonlarını durduruyor.  Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük, aşırı zayıflık durumu ne kadar uzun olursa, kalıcı etkilerinin de o kadar çok olacağını belirterek, “Örneğin daha sonra tekrar normal diyete dönülüp ideal kiloya erişilse bile bu kadınların yaklaşık yüzde 30’unda adet görememe durumu kalıcı hale geliyor” diyor.

İlk Belirti Adet Döngüsünün Hızlanması

Normalde adet döngüsü ortalama 28 günde bir oluyor. Adet döngüsünün 22 günden daha sık olmasının genellikle yumurtalık rezervinin azaldığına işaret ettiğini söyleyen Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük, “Durum her zaman böyle olmasa da, FSH hormon yüksekliği tespit edilirse hastanın durumuna uygun üreme ve doğurganlığın korunması seçeneklerinin anlatılması gerekiyor” diyor. Adet döngüsünün hızlanmasından başka, tablo daha da ilerlediğinde; vajinal kuruluk, ağrılı cinsel ilişki, cinsel isteksizlik, sıcak basmaları, uyku ve konsantrasyon bozuklukları, depresyon, iş veya okulda başarı düşüşü görülebiliyor. Son aşamada da adet kanamaları seyrekleşmeye başlıyor. Menopoz tam oturduğunda ise adetler tamamen kesiliyor. İlerleyen yıllarda kemik erimesi, kalp hastalıklarında artış, vücut şeklinde ve oranlarında değişim, örneğin erkek tipi göbeklenme görülüyor.

Şikayetler Oluşmadan Tedbir Almak Şart!

Belirtiler ortaya çıktığında çoğu kez durum oldukça ciddi boyutlara ulaşmış oluyor. Bu nedenle her kadının erken menopoz açısından risk faktörlerine sahip olup olmadığını analiz etmesinin son derece önemli olduğunu belirten Prof. Dr. Tansu Küçük, “Eğer belirgin bir erken menopoz riski varsa belirtiler henüz ortaya çıkmadan doktora başvurulmalı ve doğurganlığı koruma seçenekleri hakkında fikir edinilmeli” diyor.

Diğer Risk Faktörleri

• Ailede erken menopoz öyküsü,
• Turner sendromu veya Swyer sendromu gibi kromozal hastalıklar,
• Galaktozemi ve talassemi majör gibi bazı enzim eksiklikleri,
• Kemoterapi ya da radyoterapi,
• Sık geçirilen yumurtalık ameliyatları,
• Kabakulak ve zona gibi enfeksiyonlar,
• Tiroit, romatizmal artrit, diyabet, vitiligo gibi bazı otoimmün hastalıklar,
• Epilepsi,
• Sigara,
• Stres,
• Aşırı zayıflık veya obezite,
• Bazı meslekler
• Bayan kuaföründe çalışanlar
• Kimyasal kozmetik satıcıları
• Solvent ile çalışan ressamlar / boyacılar
• Propanediol, metilolakrilamid, monometil eter, ftalatlar ile çalışanlar

Menopoza Karşı Önlem Alın

Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Prof. Dr. Tansu Küçük, menopoz yaşını geciktirebilmeniz için yaşam alışkanlıklarınızda dikkat etmeniz gereken noktaları şöyle sıralıyor:

• Sıfır beden ya da obez olmayın. Vücut Kitle indeksinizi hesaplayın: Ağırlık (kilo)/boy2 metre. Vücut Kitle indeksinizin 18-30 arasında olmasına dikkat edin.
• Stresinizi azaltacak önlemler alın.
• Sigara içmeyin ve pasif içicilikten uzak durun.
• Zararlı olduğu bilinen propanediol, metilolakrilamid, monometil eter gibi kimyasal maddelerden kaçının.
• Spora hayatınızda yer verin. Mümkünse her gün, değilse haftanın en az 3 günü bu egzersizlerden birini mutlaka uygulayın: 50 dakika tempolu yürüyüş, 30 dakika yüzme, 30 dakika bisiklet veya 45 dakika jimnastik.
• Oksijen radikali emme kapasitesi yüksek antioksidan besinleri tüketin: Balık, ceviz, taze fındık, kabak çekirdeği, brokoli, lahana, karnabahar, domates, biber, havuç, mürdüm eriği, nar, üzüm, çilek karpuz, işlenmemiş tahıl ve ürünleri bu besinler arasında yer alıyor. Aynı zamanda yeşil çay ve taze greyfurt suyu da oksijen radikali emme kapasitesi yüksek olan içeceklerden.
• Antioksidan ilaçlar alın: Örneğin Koenzim-Q 10, L-arginin veya Royal jelly takviyesi yapabilirsiniz.
• Kalsiyumdan zengin beslenin: Günde 200 ml süt, yoğurt veya dondurma yiyin.
• Güneşlenerek D vitamini aktivasyonuna yardımcı olun.

5 Eylül 2013 Perşembe

0

Cildinizin yaşlanmasına izin vermeyin

Zamana Karşı Direnmek İsteyenlerin En Büyük Silahlarından Biri: Cilt Gençleştirme Operasyonları…

Nüfus cüzdanınızda her yıl bir yaş daha büyüyen yaşınıza rağmen cildinizi bir yaş daha gençleştirmek istiyorsanız alternatiflerden biri de cilt gençleştirme operasyonları…

Cilt gençleştirme operasyonları ile ilgili merak edilenleri Hisar Intercontinental Hospital Estetik-Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Hakan Özdemir’e sorduk.

Cildimiz neden ve nasıl yaşlanır?
Yaş ilerledikçe ciltte kırışıklık, sarkma, lekelenme gibi bir takım değişiklikler olur. Oluşan bu cilt değişiklikleri çevresel faktörler, genetik faktörler, beslenme ve diğer faktörlerle ilişkilidir. Başlı başına en büyük faktör ise güneş ışığına maruz kalmaktır. Vücutta bulunan doğal pigmentler, güneş ışığına bağlı cilt yaşlanmasına karşı kısmi koruyucu etki yapar. Bu nedenle mavi gözlü, açık tenli insanlarda yaşlanmaya bağlı cilt değişiklikleri, koyu tenli ve daha fazla pigmentli insanlara göre daha fazla görülür.

Yaşlanan cildin belirtileri nelerdir?
*Yaşlanan cildin en üst tabakası olan epidermis incelir.
*Pigment içeren hücrelerin (melanositler) sayısı azalır.
*Kalan pigment hücrelerinin büyüklüğü artar. Bunun sonucunda cilt daha ince daha soluk ve daha şeffaf görüntü kazanır. Güneşle temas eden alanlarda yaşlılık lekeleri, çiller gibi büyük pigmente lekeler oluşur.
*Cildin bağ doku elemanlarındaki değişiklikler nedeniyle cildin kuvveti ve elastikiyeti azalır. Özellikle güneş temas eden ciltte daha sık görülür.
*Cildin alt tabakası olan dermisteki damarların kırılganlığının artmasıyla cilt altı kanamalar, morarmalar artar.
*Bayanlarda menopoz sonrası ve erkeklerde daha ileriki yaşlarda, ciltte özel ter bezleri olan sebase bezlerin salgısı azalır ve cildi nemli tutmak zorlaşır. Bu da beraberinde ciltte kuruluk ve kaşıntıyı getirir.
*Saç ve kıl azalması olur. Bazı yerlerde istenmeyen kıllanma artışı izlenebilir.
*Saçlar ve kıllar önce grileşir sonra beyazlaşır.
*Cilt altı yağ dokusu tabakası incelir. Böylece cilt zedelenmelere karşı daha açık ve vücut sıcaklığını düzenlemek daha zor olur. Ter bezleri salgısının azalması da vücut sıcaklığı düzenlenmesini zorlaştırıcı bir etkendir.

Bu değişiklikler her insanda farklı oranda ve yaş dilimlerinde izlenir.

Tüm bunların sonucunda ciltte kuruluk, kırışıklıklar, sarkmalar ve lekeler ana yaşlanma belirtileri olarak gözlemlenir. Doğal yaşlanma belirtileri yanında diyabet, karaciğer hastalığı, kalp hastalığı, damar hastalıkları, obezite, stres, kimyasallara maruz kalmak, iklim değişiklikleri, alerjiler farklı cilt değişiklikleri yapabilir.

Cilt gençleştirmeye yönelik estetik müdahalelerden önce yapılabilecekler nelerdir?
Cildi gençleştirecek estetik müdahaleler öncesi cildinizdeki yaşlanma belirtilerini mümkün olduğunca önlemeye çalışmanız daha önemlidir. Stresten uzak durma, var olan hastalıkların tanı ve yeterli tedavisinin yapılması, dengeli beslenme yanında yaşlanma belirtilerinin en önemli risk faktörü olan güneş ışığından korunmak da çok önemlidir. Bu amaçla;

Bronzlaşmaktan ve solaryumdan sakının.
Güneş ışığının en kuvvetli olduğu 10.00- 16.00 saatleri arasında güneş altında kalmayın.
Güneşin hem UVA hem de UVB ışınlarından koruyucu en az 30 SPF olan kremler kullanın.
Dışarıya çıkarken, şapka, eldiven ve güneşten koruyucu kıyafetler tercih edin.

Cildi gençleştirmek için uygulanan estetik müdahaleler nelerdir?
1. Botoks enjeksiyonu
2. Dolgu maddesi enjeksiyonu
3. Peeling (cilt soyma)
   a. Kimyasal peeling (cilt soyma)
   b. Lazer peeling
   c. Dermabrazyon (mekanik soyma)
4. Hiperbarik oksijen ve ozon tedavisi
5. Cerrahi yöntemler

Özellikle yüz bölgesi kırışıklıkları tedavisinde botoks ve dolgu maddeleri tek başına veya birlikte kullanılabilir. Dolgu maddeleri hyaluronik asit, kolajen, hidroksiapatit veya polimetilmetakrilat yapılı olabilir. Bunun yanında insanın kendi dokularından elde edilen yağ enjeksiyonu, kök hücre enjeksiyonu, PRP (Platelet rich plazma) ve çeşitli doku kokteylleri de genç bir cilt görünümü sağlamak için kullanılır.

Kırışıklıklar, lekeler, sivilce izleri ve gözenekler için çeşitli cilt yenileme teknikleri kullanılmaktadır. Burada amaç pürüzlü üst cilt tabakasını kaybedip daha sağlıklı, pürüzsüz, parlak, lekelerin kaybolduğu ve nemli bir cilt elde etmektir. Kimyasal peeling için en çok glikolik, laktik ve meyve asitlerini içeren "Alfa Hidroksi Asitleri (AHA)" tercih edilmektedir. AHA, meyvelerden ve diğer besinlerden elde edilen doğal asitlerdir ve yüzeysel peeling maddesi olarak kullanılır.

TCA (trikloroasetik asit) ile orta derinlikte, Fenol (karbolik asit) ile daha derin peeling yapılır, bu tedavi metodları daha farklıdır. Uzman doktor tarafından uygulanılması gereklidir.

Lazerle cilt gençleştirme işlemi nasıl yapılır?
Lazerle cilt gençleştirmede ise Pulsed dye-lazer, fraksiyonel karbondioksit lazer ve Q-switch Nd: YAG lazerler en sık kullanılan lazerlerdir. Bu amaçla kullanılan lazerler 2 yöntemle etki gösterirler:

Ablatif tip gençleştirme lazerleri: Uygun bir derinlikte kontrollü bir şekilde cildin üst tabakasını soyarak etki ederler.  Bu cilt yenileme tekniği ile cildin yüzeysel tabakaları ısıtılır. Aynı anda doku içindeki su buharlaşır. Cildin yıpranmış ve yaşlı görünmesine neden olan üst tabakaları tahrip olur. Bunun sonucunda kolajen üreten hücrelerin aktivitesi artar, yeni kolajen ve hücreler arası destek yapı proteinleri oluşur ve tamamen yeni bir cilt yapısı ortaya çıkar.

Nonablatif tip gençleştirme lazerleri: Non-Ablatif (Ablatif olmayan) lazerlerin enerji düzeyleri daha düşüktür ve cilt yüzeyinde herhangi bir tahribata yol açmazlar. Termal hasarı dermal tabakalarda yaparlar ve derinin en dışındaki tabaka (epidermis) korunur. Nonablatif lazerle cilt gençleştirme yönteminde epidermis tahrip olmaz. Cilt altı doku uyarılarak yeniden yapılandırılır.
Non-ablatif lazerle cilt gençleştirme yöntemi yüzün yanı sıra, boyun, göğüs, kollar, eller, bacaklar ve ayaklarda da uygulanabilir.

Cilt gençleştirmede kullanılan başka yöntemler var mı?
*Dermabrazyon, peeling işleminin mekanik olarak lokal anestezi altında yapılmasıdır. Amaç daha pürüzsüz ve az kırışık bir cilt elde etmektir.
*Hiperbarik oksijen tedavisi insanın hem zindeliğini artıran hem de hücre yenilenmesini sağlayan doğal bir doping yöntemidir. İyileşmeyen cilt yaraları ve pek çok hastalığın tedavisinde de kullanılan bu yöntem gençleşmek için de kullanılabilir.
*Ozon terapisi de cilt yenileme ve gençleştirme amacıyla kullanılır.

Cilt gençleştirmede cerrahi tedavinin yeri nedir?
Her türlü medikal tedaviye rağmen bazı kırışıklıklar, cilt sarkmaları ve lekeler cerrahi tedavi gerektirebilir. Bu takdirde yüz germe (face lift), boyun germe (neck lift), kol germe (brakioplasti), uyluk germe (thigh lift) gibi cerrahi işlemleri yapılır.

Son dönemde ilgi görmeye başlayan cilt gençleştirme alanlarından biri de el estetiğidir. Özellikte el derisi estetiği için, kimyasal soyma, lazerle cilt yenileme, yağ dokusu enjeksiyonları yapıyoruz. Yüzeysel mavi damarlar ise skleroterapi denilen enjeksiyon yöntemi ile yok edilebilir.

25 Ağustos 2013 Pazar

0

Baskı kadını hasta ediyor

Türk kadınının dışa vuramadığı sıkıntılar, farklı biçimde ortaya çıkıyor. Mide, karın ağrısı gibi şikâyetlerin yanı sıra, yüksek tansiyona eğilim de artıyor.

Türk kadınının çevre ve aile baskısı nedeniyle pek çok duygusunu yansıtamadığını belirten Prof. Dr. Gülşen Yakupoğlu, “Bunların içinde cinsel sıkıntılar da var. Türk kadınının dışa vuramadığı sıkıntılar, farklı biçimde ortaya çıkıyor. Mide, karın ağrısı gibi şikâyetlerin yanı sıra, yüksek tansiyona eğilim de artıyor” dedi.

Kadınların erkeklere oranla daha hassas bir yapısı olduğunu vurgulayan Yakupoğlu, özellikle kırsal kesimde yaşayan pek çok kadının, psikosomatik hastalıkla karşı karşıya olduğunu ifade etti.

Orta yaş hastalığı
Türk kadınında sıklıkla görülen bir diğer hastalığın safra kesesi olduğunu ifade eden Prof. Dr. Yakupoğlu, şöyle konuştu: “Çok doğum yapmış, orta yaş grubu ve beyaz tenli kadınlarda safra kesesi hastalıkları sıklıkla görülüyor. Bunun bilinen ve bilinmeyen nedenleri var. Bazı hastalarda genetik olarak görülen bu hastalık, bazılarında ise hormon sistemine bağlı olarak ortaya çıkıyor.”

Guatr da kadın hastalığı
Guatrın da bir kadın hastalığı olduğunu söyleyen Prof. Dr. Yakupoğlu, içilen sudaki iyot eksikliğinin ve bu suyla yetişen sebze ve meyvelerin guatra neden olduğunu belirtti. Prof. Dr. Yakupoğlu, “Guatr Türkiye’de en çok Isparta, Burdur ve Karadeniz bölgesinde görülüyor. Hastalığın bilinen nedenleri arasında iyot eksikliği var ancak, diğer hastalıklar gibi guatr da ırsi olabiliyor” diye konuştu.

22 Ağustos 2013 Perşembe

0

Kadınlara özel önemli sağlık testleri

Burada yazan 10 sağlık kontrolünü her kadının yaptırması gerekiyor. Mutlaka okuyun!

Günümüzde ölümcül hastalıkların tedavisi bile mümkün. Ancak bunun için erken tanı şart. Erken tanıya giden yol ise, yaşamsal önem taşıyan testler. İşte Memorail Hastanesi'nin verdiği bilgilere dayanarak; her kadının mutlaka yaptırması gereken 10 test ve tanı…

Mamografi ile meme kanserinde erken teşhis

Özellikle meme kanseri, erken tanı ile ölümcül bir hastalık olmaktan çıktı. Bunun için kadınların 20 yaşından sonra her iki memesini de ayda bir kez kontrol etmesi ve 2-3 yılda bir doktor muayenesinden geçmesi gerekli. Meme muayenesinin olmazsa olmazı mamografi… Kadınlar, 40 yaşından itibaren her yıl mamografi çektirmeli ve eğer birinci derece akrabalarda meme kanseri varsa, sıkı takip altında olmalı. Mamografide, düşük doz x-Ray, yani iyonizan radyasyon üreten bir tüp ile meme inceleniyor. İnceleme için hasta mamografi denilen röntgen cihazının önüne oturtuluyor. Meme x ışınına duyarlı bir levha üzerine yerleştirilerek sıkıştırılıyor. Ardından radyasyon verilerek, her iki memenin iç yapısının görüntüleri filmde oluşturuluyor. Mamografi, meme kanserini henüz ele gelen bir kitle olmadan, yani kireçlenme aşamasındayken tespit edilebiliyor. Bu sayede meme kanseri çok erken evrede tedavi edilebiliyor.

Tonometre ile körlük engelleniyor

Glokom, halk arasındaki adıyla ‘göz tansiyonu’, yaptığı sinir hasarı ile körlüğe neden olabilen bir göz hastalığı. İlaç tedavisi ve lazer ile körlüğün önüne geçiliyor, ancak bu da erken teşhis ile mümkün. Körlük riskine karşı glokomun rutin muayenelerine en geç 40 yaşında başlanmalı. Ancak ailede glokom hastası varsa bu testler daha erken yaşlara alınmalı. Göz içi basıncında genel adı tonometre olan cihazlara başvuruluyor. Retina kontrolünde, gözün arka bölümünü görebilmek için gözbebeği damla formundaki ilaçlarla genişletiliyor. Göz içi basıncı, tonometre cihazından kontrollü bir şekilde hava püskürtülmesiyle ölçülüyor.

Eforla kalp sorunları belirleniyor

40 yaşını geçmiş her kadın senede bir kez kardiyolojik check-up’tan geçmeli. Ailede kalp krizi hikayesi bulunanlar için ise bu daha erken yaşlarda başlamalı. Efor testi, bu yaşamsal önem taşıyan check-up’ta başvurulan yöntemlerden biri. Test, çoğunlukla koşu bandında uygulanıyor. Yaklaşık 10 dakika süren test sırasında kalp ve kalp kapaklarının durumu ile işleyişi hakkında bilgi veren EKG sürekli izleniyor, belirli aralıklarla damar basıncı ölçülüyor. Efor testi egzersizi ritim ve ileti bozukluklarını araştırmak amacıyla yapılıyor. Bu sayede kalp ve dolaşım sistemi hastalıkları da ciddi boyutlara ulaşmadan tedavi edilebiliyor.

Smear ile rahim ağzı kanserine son

18 yaşını aşmış ve aktif cinsel yaşamı olan her kadın yılda bir kez düzenli olarak pap smear testi yaptırmalı. Çünkü bu test sayesinde jinekolojik kanserler arasında 2. sırada yer alan rahim ağzı kanseri, çok erken safhada teşhis edilebiliyor. Muayene sırasında, özel bir fırça yardımıyla rahim ağzı bölgesinden hücre sürüntüsü alınıyor. Bu sürüntüler patoloji laboratuarlarında inceleniyor. İnce yayma tekniğiyle, rahim ağzı kanserine yol açan Human Papilloma virüsü tespit ediliyor.

Yılda bir kez ultrason

Kadın hastalılarında erken tanı için gerekli en önemli yöntemlerden biri de vajinal ultrason. Yakınması olsun veya olmasın her kadın yılda bir kez ultrason muayenesinden geçmeli. Vajinal yolla yapılan ultrasonda, iç organlar çok daha net bir şekilde izleniyor. Yumurtalıkları ve rahmi daha iyi görebilmek için ince bir sonda vajinaya yerleştiriliyor. Ekranda beliren görüntü, kadının sağlığı hakkında bilgi veriyor. Jinekolojik ultrason ile karın organları, özellikle de rahim, yumurtalıklar ayrıntılı bir şekilde değerlendiriliyor. Rahmin yapısı, pozisyonu, büyüklüğü, rahimden kaynaklanmış tümörler, miyomlar saptanabiliyor. Bunların yanı sıra rahim içi zarı, yani endometrium değerlendirmesi de yapılıyor. Aynı şekilde yumurtalıkların yapısı, yumurta geliştirme kapasiteleri, yumurtalık kistleri saptanabiliyor.

Yılda bir kez cilt muayenesi kanseri önlüyor

Her yıl düzenli olarak dermatoloji uzmanının kapısını çalmak da, sağlık için yaptırılması gereken testlerin bir parçası. Özellikle vücutta bulunan çok sayıda ben ve ailedeki cilt kanseri hikayeleri, muayenenin önemini daha da artırıyor. Çünkü benler, ölümcül bir kanser türü olan melanom riski taşıyor. Melanomda yeni tanı yöntemi, dijital dermatoskopi. Bu yöntemde yağlanmış deri yüzeyi ışıklı bir büyütme sağlayan dermatoskop ile inceleniyor. Vücuttaki benlerin haritası oluşturularak noktasal lokalizasyonlar belirleniyor. Ardından her bir ben için dermatoskopik görüntü alınıyor ve kaydediliyor. Böylece bir sonraki kontrolde elde edilecek görüntüyle karşılaştırma şansı sağlanıyor. Bunların yanı sıra dijital dermatoskop, benlerde izlenen şüpheli değişiklikleri de gösteriyor. Bu test ile cilt üzerindeki değişiklikler, kanserleşmeden tespit edilebiliyor.

Kan tahlilleri sağlığı ele veriyor

Düzenli olarak yaptırılan kan tahlilleri, genel sağlık durumu hakkında bilgi veriyor. Herhangi bir yakınma olmasa da, kişilerin 35 yaşından itibaren 2 yılda bir kan tahlili yaptırmasında yarar var. Damardan kan örneği alındıktan sonra laboratuarlarda alyuvar ve akyuvarların durumuna bakılıyor, lökositler inceleniyor. Testlerden alınan sonuçlara bakılarak vücutta enfeksiyon ve alerjik bir durum olup olmadığı tespit edilebiliyor. Kolesterol ve kan şeker değerleri hakkında bilgi ediniliyor.

Menopozda kemik yoğunluğu ölçümü önemli

Menopoz ile kendini gösteren kemik kırılmaları riski, osteoporoz tanısı ile konuyor. Özellikle ailede osteoporoz hastasının varlığı, kemik mineral yoğunluğu ölçümünün önemini artırıyor. Kemik mineral yoğunluk ölçümü, hiçbir hazırlık gerektirmeden, vücuda bir zarar vermeden, özel bilgisayar programı ve hassas ölçüm yapan dansitometri cihazlarıyla yapılıyor. Bu yöntemle vücudunuzdaki kemik yoğunluğu ölçülerek kemik erimesi riski tespit ediliyor. Erken teşhis sayesinde, ileri yaşlarda ciddi ve yaşamsal problemlere yol açan kırıkların oluşması önlenebiliyor.

Ağız ve diş sağlığı için tükürük testi

Diş ve diş eti hastalıkları, dünyada ve Türkiye’de önemli sağlık sorunları arasında yer alıyor. Dişlerde ciddi bir sorunla karşılaşmamak için her yıl düzenli olarak diş hekimi ziyaret edilmeli. Diş ve diş eti problemlerinin tespitinde, doğal bir koruyucu olan tükürüğün teste dilmesi önemli. Bu test için tükürüğünüzün incelenmesi yeterli. Testte tükürüğün kimyasal ve mikrobiyolojik yapılarına bakılıyor. Bu sayede çürüklerin önemli bir sağlık sorununa neden olması önleniyor.

Kolon kanseri önlenebiliyor

Kolon kanseri, en sık görülen kanser türleri arasında 3. sırada yer alıyor. Sinsi tehlike, özellikle 50 yaş ve üzerindekileri tehdit ediyor. Kolon kanseri önlenebilir kanserler arasında. Ancak bunun için 50 yaşından sonra 2 ila 5 yılda bir düzenli olarak kolonoskopi yönteminden yararlanılmalı. Kolonoskopiyle kalın bağırsağın tümü incelenebiliyor. Çekim sırasında hastalar tomografi cihazına yatırılıyor ve kalın bağırsağa hava verilerek iç bölgenin görülmesi sağlanıyor. İşlem sonunda verilen hava geri alınıyor. Kolonoskopi yöntemiyle hekim ileride tümöre dönüşebilecek polipleri teşhis edebiliyor. Poliplerin cerrahi yöntemlerle alınması sayesinde, kolon kanseri oluşma riski önlenmiş oluyor.

19 Ağustos 2013 Pazartesi

0

Makyajla Gelen Tehlike!

Her geçen gün artan estetik kaygılar, güzel görünme isteği, yaşlılık bulgularını gizleme ve daha genç görünme arzusu kozmetik piyasasını canlandırarak, bakım ürünleri yanında, kamuflaj ürünlerinin de gelişmesine neden oldu. 

Özellikle kadınların tercihi olan makyaj malzemelerinin kullanımı yavaş yavaş erkeklerin de tercihi olmaya başladı. Kişisel bakım ürünleri açısından en ön sıralarda yer alan makyaj malzemelerinin ne kadar doğru kullanıldığı tüm dünyada tartışma konusu haline geldi. Bu ürünlerin sağlıklı olup olmadığı bile bilinmiyor. Bilinmeyenler dünyasında en azından doğru yapılması gerekenler konusunda kişilerin bilinçli olması gerekiyor.

Memorial Etiler Tıp Merkezi Dermatoloji Bölümü’nden Uz. Dr. Zerrin Baysal'ın verdiği bilgilere göre, makyaj malzemelerinin en büyük yan etkisi alerjik reaksiyonlardır. Özellikle yüze sürülen fondöten, pudra ve far malzemeleri alerjiye daha çok neden olan malzemelerdir. Bu riski engellemek için ne yapmalı?

Önce Test Edin

Bu ürünleri almadan önce test ürünü alıp kullanmakta yarar vardır. Bir ürün 72 saat sonra herhangi bir alerjik reaksiyona yol açmazsa, ilerleyen günlerde alerji gelişme ihtimali düşüktür, ama yine de olabilir. Özellikle hassas deriye sahip olanlar dikkatli olmalıdır.

Makyajla Yatmamak Çok Önemli

Uygulanan ürünler yüzde uzun süre kalmamalıdır. Özellikle yatarken mutlaka bir sabunla yıkanmalı, nemlendirici sürülmelidir. Bu reaksiyonlardan kaçınmak için, aşırı derecede makyaj yapmamak, makyaj ürünlerini kullanmadan önce deriyi temizlemek ve nemlendirmek yine uyulması gereken kurallardır.

Yanlış Makyaj Sivilce ve Siyah Nokta Yapar

Makyajın bilinen en önemli yan etkilerinden biri de komedondur. Gerek “siyah nokta” olarak bilinen açık komedonlar, gerekse de “kapalı komedon” olarak bilinen “beyaz nokta”ların oluşmasında en büyük pay, bilinçsiz kullanılan makyaj malzemelerinindir. Kişi deri tipine uygun olmayan ürünleri kullandığında gözenekler tıkanır, tıkanmış gözenekler içinde biriken yağ yüzde akneye ya da komedonlara neden olur. Cilt tipini iyi bilmek kuru deriye sahipse yağlı ürünler kullanmak, yağlı cilde sahipse su bazlı ya da matlaştırıcı ve de yağ emici ürünler kullanmak gerekir. En iyisi profesyonel kişilerin önerisine uyarak alınan ürünleri kullanmak daha doğrudur.

Cildiniz Nemlendiriciyi Emdikten Sonra Makyaj Yapın

Renklendirici ürünler olan allık, far, maskara, ruj ve diğer ürünlerin kullanılmasında da dikkat edilmesi gereken kurallar vardır. Yüze uygulanan bir nemlendiriciden hemen sonra uygulanacak makyaj malzemeleri ciltte hoş olmayan görüntülere neden olur. Bu yüzden nemlendiricinin emmesini beklemek gerekir.

Ruj Dudağınızı Kurutabilir

Aşırı ve su bazlı rujlar bazen dudakta çatlamalara ve kurumalara neden olur. Bunu engellemek için dudağa ya yağ bazlı bir nemlendirici sürülmeli ya da yağ bazlı rujlar kullanılmalıdır.

Bitkisel Denilen Ürünler Bile Cildinizi Bozabilir

Maskaralar ve farlar, yüzde görülen alerjik reaksiyonların en önemli sebebidir. Bir ürüne karşı gelişen reaksiyon genelde bir başka ürüne karşı da gelişebilir. Bu durum, derinin toleransının düşük olduğunu gösterir. Bazı hassas derili kişiler hayatları boyunca makyaj ürünleri kullanamayabilir. Natürel, mineral, bitkisel ürünler başlığı ile pazarlanan ürünlere karşı bile alerjik reaksiyon gelişebilir. Çoğu zaman yapılan alerji testleri de bu konuda kişilerin toleransız olduğunu gösterir.

İyi Temizlenmeyen Cilt Erken Kırışabilir

Yapılan hataların başında yapılmış makyajın temizlenmemesi gelir. Deride kalan makyaj ürünleri, derinin kalınlaşmasına, erken kırışıklıklara, gözeneklerinin genişlemesine, derinin mat ve homojen olmayan renk değişikliklerine neden olur. Bu yüzden uygun bir ürünle makyajın çıkarılması makyaj yapmak isteyen kişi için gerekliliktir.

Güneş Altında ya da Karlı Havada Makyajla Dolaşmayın

Güneşlenme, uzun yolculuklar, kayma, çok sıcak ortamda bulunma dönemlerinde makyaj yapmamak daha uygundur. Özellikle makyajlı derinin güneşe maruz kalması renk değişikliklerinin en önemli nedenlerinden biridir. Yüzde kahverengi, siyah görünümünde pigment dalgalarının ortaya çıkmasına neden olur.

Yolculuk esnasında yapılmış yoğun makyajlar, kaza ya da oluşabilecek deri hasarlarında enfeksiyona yol açar. Özellikle yoğun sürülmüş maskaralar gözde kornea yırtıklarına neden olabilir.

Arkadaşınızın Makyaj Malzemesini Kullanmayın

Bir başkasının makyaj ürünlerini kullanmamak dikkat edilmesi gereken en önemli kuraldır. Bu sayede kişisel enfeksiyon ajanlarının kişiden kişiye yayılması söz konusudur. Hele kişide açık yara varsa bulaşıcılık riski da ha da artar. Kozmetiklerin yanı sıra kozmetikleri uygulamak için kullanılan fırça, pamuk, sünger gibi ajanların birden fazla kişi tarafından ortak kullanılması, kişiler arası mikropların yayılması açısından büyük bir sorundur.

Makyaj Yapmadan Önce Ellerinizi Yıkayın

Kozmetikler uygulanmadan önce eller mutlaka yıkanmalı, uygulanacak deri mutlaka temiz olmalıdır. Uygulama aparatları mümkünse tek kullanımlık olmalı, fırçalar ise temizlenmeli ve de sık sık değiştirilmelidir.

Makyaj Malzemelerinizi Doğru Muhafaza Edin

Ürünler kullanım talimatına göre uygulanmalı, kapakları sıkıca kapatılmalı, sıcak ortamda tutulmamalı (özellikle araç içinde ) , kullanım zamanı geçmiş ürünler atılmalıdır. Güneşe ve sıcağa maruz kalmış ürünler, koruyucu maddelerini kaybederler. Bu da ürünün kullanım zamanının azaltır. Erken bozulmasına, bakteri üremesine neden olur.

Cilt Yaralarınızı Makyajla Kapatmayın

Deri bütünlüğünü bozan yara, sıyrık, enfeksiyon, ekzema gibi bir durum varsa bu bölgelere makyaj yapmaktan kaçınmak gerekir. Aksi takdirde enfeksiyon gelişebilir yada problemin daha da şiddetlenmesi söz konusu olur.

Çocuklarınızı Makyaj Malzemelerinizden Uzak Tutun

Özellikle çocukların çok erken yaşta başlayan süslenme istekleri, zararlı olabilecek sonuçlar doğurabilir. Bu yüzden küçük çocukların makyaj ürünlerinden uzak tutulması doğru olacaktır.

Güzel görünmek herkesin hakkı, fakat bunu sağlarken deriye zarar vermemek gerekir. Bu yüzden aşırıya kaçmadan kişiye uygun ürünlerin kullanılması zarar verici bu uygulamaları minimuma düşürecektir.
0

Göz çevrenize iyi bakın

Cildimizin en hassas bölgesi olan göz çevresi, yaşlılık belirtilerinin de kendini ilk gösterdiği bölge. Göz çevreniz için kullanacağınız doğru ürünlerle yaşlılık belirtilerini en aza indirebilirsiniz!

Göz çevresi önemlidir! Çünkü yaşlılık belirtisi önce göz çevresinde kendini hissettirmeye başlar. Mimiklerle birlikte daha da belirginleşen ince çizgiler, yaş ilerledikçe ortaya çıkan kaz ayakları, torbalanmalar, yorgunluk izleri vs...

Bütün bunların üzerine bir de hassasiyeti eklenirse, göz çevresi bakımı daha da önem kazanıyor. Clinique Ürün Geliştirme Bölüm Başkan Yardımcısı Debbie D’Aquino, göz çevresi hakkında sorularımızı yanıtladı. D’Aquino, öncelikle göz çevresinin neden hassas olduğunu anlattı: “Cildin diğer bölgelerinden çok daha incedir. Ayrıca bu bölgede daha az yağ bezi olduğundan kuruluk ve nemsizliğe daha yatkındır, diğer bölgelerde görülen doğal esneklik burada daha az görülür. Göz çevresi sürekli hareket halinde olduğundan sorunların ilk ve en sık görüldüğü bölgedir.”

Doğru ürün kullanın 
D’Aquino, “Herkes göz çevresinde ilk kuruluk-nemsizlik belirtilerini görmeye başladığı andan itibaren uygun bir göz kremi kullanmalı” diyor. Doğru antioksidanlarla zenginleştirilmiş bir göz kreminin yaşlanma belirtilerini önlemeye yardımcı olduğunu belirten D’Aquino, antioksidanların yanında kolajen dokusunu ve nem bariyerini destekleyici içeriklerin çizgilerin önlenmesinde anahtar bir rol oynadığının altını çiziyor.

Kaşımayın, kısmayın!
Göz çevresinde sorunlara neden olabilecek bir diğer faktör de cilt temizleyicileridir. Bu temizleyiciler, göz çevresiyle temas ettiğinde genelde hassasiyete neden olabilirler. Bu nedenle cildiniz için hassas temizleyicileri tercih edin ve göz çevrenize getirmemeye özen gösterin. Ayrıca yüzünüzü yıkarken cildinize çok fazla baskı uygulamayın. Fazla baskı ciltte ince çizgi ve kırışık oluşumunu destekler. Ayrıca gözünüzü kaşımaktan ve kısmaktan kaçının, çünkü bunlar çizgi ve kırışık oluşumuna neden olur.
0

Otuzlu yaşlarda cilt sağlığı için dikkat

Hayatın dönüm noktalarından olan otuzlu yaşlarda; yılların izleri yüzümüzde belirmeye başlar. Bu durumda panik yapmak yerine, bazı önlemler alarak ve doğru bakım yöntemleri uygulayarak, yaşlılık izlerine dur diyebilirsiniz!

Yaşlanmayı geciktirmek için antiaging ürünlere başlayın, antioksidan içerikli kremler kullanın. Geceleri meyve asidi içerikli kremler sürmeden uyumayın! Erken kırışıklıkların yerleşmesini peelingle durdurun, sarkan cildinizi mezoliftingle toplayın… Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gökhan Okan; hem ruhsal hem de fiziksel açıdan önemli bir dönüm noktası olan otuzlu yaşlardaki cilt bakımının püf noktalarını anlattı.

Ruhu da etkiler cildi de
Otuzlu yaşlar; hayatın önemli bir dönüm noktası. Hayatın sorumlulukları bu yaşlarda artar; yoğun iş temposu, evlilik düzeni ve çocuk yetiştirme arasındaki dengeyi düzene koymak için zorlu bir mücadele verilir. Dönüm noktasının olduğu otuzlu yaşlarda yaşlanma belirtileri de görülmeye başlar.

Ciltte birtakım değişiklikler gözlenir. Ancak alınacak bazı önlemlerle yaşlanma süreci geciktirilip,  kişinin kendisini daha iyi hissetmesi sağlanabilir; bu ruh hali hayata karşı daha güçlü mücadele verilmesine de katkı sağlar.

Cildiniz kurur korkmayın
Ergenlik dönemi boyunca devam eden yoğun yağlanma ve akne sorunu ilerleyen yıllarda azalmaya başlar, cildin yağ salgısı ve nem salgısında azalma görülür. Bu da otuzlu yaşlarda, kişilerin daha az yağlı ve daha nemsiz bir cilde sahip olmasına neden olur.

Ergenlikteki güneş olgunlukta leke demek
Cilt lekeleri kendini gösterir
Ergenlik döneminde bilinçsizce yoğun güneşe maruz kalınması bu yaşlarda ciltte etkisini gösterir. Kılcal damar genişlemeleri, cilt lekeleri belirmeye başlar. Ergenlik döneminde solaryuma girenlerde bu sorunlar daha belirgin olarak gözlenir. Yaşa bağlı olarak ciltte kollajen ve elastin salgısında azalma başlar ki
kırışıkların başlamasının ana nedeni bu maddelerin azalmasıdır.

Doğru ürünleri seçin
Otuzlu yaşlara merhaba diyenler, öncelikle kullanmış oldukları günlük bakım ürünlerine dikkat etmeliler. Cilt yapısına uygun olan bir temizleyiciyle cilt temizlendikten sonra, nemlendirici kullanılmalı. Yağlı cilt yapısına sahip olanlar, cildi kurutucu bir temizleyici tercih etmeli. Kuru cildi olanların da deriyi kurutmayan bir ürünle ciltlerini temizlemeleri gerekir. Tonik tarzı ürünler kuru cilde sahip olan kişiler önerilmezken, yağlı cildi olanlara tonik kullanımı uygun olur.

Şimdi antiaging zamanı
Kreminiz koruyucu olsun
Kullanılacak nemlendiricinin yağlı cildi olanlarda hafif olmasına, kuru cilde sahiplerde ise yoğun yağ ve nem içermesine önem gösterilmeli. Nemlendiricide güneş koruyucu bulunması, güneşten kaynaklanan lekelerin tedavisi açısından faydalı olur.

Antioksidan kremi iyi gelir
Yaşlanmayı geciktirmek amacıyla kullanılacak antiaging ürünlerde; vitamin C, vitamin A, koenzim Q ve meyve asidi içermesine önem verilmeli. Otuzlu yaşlar, bu ürünlerin kullanılmasına başlanması açısından uygun bir zaman. Özellikle düzensiz beslenen, sigara içen ve yoğun stres altındaki kişilere antioksidan içerikli kremler önerilir.

Ölü cilt için meyve asidi
Geceleri meyve asitli krem
Meyve asidi içerikli kremler ciltteki ölü tabakanın atılmasını kolaylaştırmanın yanında cilde parlaklık da kazandırır. Özellikle gece kullanımları tavsiye edilir. Gündüz kullanılacaklarsa da, arkasından güneş koruyucu sürülmeli. Göz çevresinde erken yaşlanma belirtilerinin hafifletilmesi amacıyla dermokozmetik
ürün kullanıma başlanmalı.

Kırışıklıkları durdurun
Otuzlu yaşlar peeling uygulamaları için çok uygun bir zaman. Peeling hem oluşmaya başlayan erken kırışıklıkların yerleşmesini durdurur, hem de ciltte bulunan lekelerin tedavisini sağlar. Özellikle derin yerleşimli olduğu düşünülen lekelerde peeling işlemi,  krem tedavisiyle birlikte iyi bir tedavi yöntemi.

Peelingle yıllara meydan okuyun
Peelinginiz de meyveli olsun
Peelingin üst tabakadaki hücrelerin soyularak atılmasını ve alttan sağlam canlı deri gelmesini sağlar. Peeling iki ya da üçer hafta arayla dört ile altı seans arasında yapılır. Peeling işlemi için kullanılacak asidin gücü, kişinin cilt yapısı ve mevcut olan soruna göre belirlenir.

Güneşten korunun
Peeling sonrası ciltte kızarıklık, hafif kabuklanma, kepeklenme gibi bulgular gözlenebilir. Bu bulgular birkaç günde nemlendiriciler ile hafifler. Peeling sonrası yeni gelen deri güneşe karşı çok hassas olacağından, güneşten korunmak çok önemli. Güneş koruyucu kullanımına tedavi sonrası da devam edilmeli.

Mezoliftingle gençleşin
Sarkan cilde neştersiz önlem
Otuzlu yaşlarda ciltte görülmeye başlanan sarkma, elastikiyet kaybı ve kırışıklıklar, mezolifting ile tedavi edilebilir. Cildi yenileyen antioksidanlar, vitaminler ve mineraller, cilde nem kazandıran hyarülonik asit maddesi minik iğnelerle cilt altına enjekte edilir. Cilt nemlenmiş, parlak görünüm kazanmış ve yenilenmiş olur. Ortalama 4-6 seans, 2-4 haftalık aralıklarla uygulanır.

Boynunuz da kuğu gibi olsun
Yüz dışında boyun, dekolte bölgesi ve eller mezolifting uygulanabilen diğer alanlardır. Ağrısı minimal olduğu için uygulama öncesi lokal anestezik krem uygulanması yeterli olur. Mezoliftingin yan etkisi yok denecek kadar az.

Botoksla çizgilerin yerleşmesini engelleyin
Çizgiler kader değil
Otuzlu yaşlarda hafif belirmeye başlayan çizgiler botulinum toksini ya da bilinen ismiyle botoks işlemiyle tedavi edilir. Bu yaşlarda yapılacak botoks, çizgilerin yerleşmesini engeller. Özellikle yüzün üst kısmı ve göz çevresinde bulunan çizgilerinin ortadan kalkmasında faydalı olur.
0

Hamileyseniz dikkat! Duyduklarınız yalan olabilir...

Hamilelik döneminde birçok kişi ağız ve diş sağlığı hakkında kulaktan duyma bilgilerle dental tedaviler için yanlış kararlar alabiliyor. 

Anne adaylarının bu dönemde duydukları yanlış ve doğru bilgiler hakkında Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu açıklamalarda bulundu.

Her hamilelikte bir diş kaybedilir: Yanlış 
Halk arasında ‘Hamilelik sırasında bebeğin kendisi için gerekli olan kalsiyumu annenin dişlerinden alarak annesinin dişlerinin çabuk çürümesine yol açtığı, bu sebepten ötürü anne adaylarının diş kaybına uğradığı’ şeklindeki düşünce bilimsel bir gerçeği yansıtmıyor.

Hamilelikte dişlerden kalsiyum çözünmesi olmaz: Doğru 
Hamilelik döneminde bebeğin ve annenin kemiklerinin sağlıklı olabilmesi için anne adayının, günlük olarak 1200 ilâ 1500 mg kalsiyum alması gerekiyor. Anne adayı eğer kalsiyum ihtiyacını gıdalardan karşılayamazsa, bebeğin gelişimi için gerekli olan kalsiyum annenin kemiklerinden karşılanır. Ancak anne adayı hamilelik döneminde iyi beslenir yeterli ağız-diş bakımı yaparsa bu dönem, normal dönemden farklı bir diş sorunu ile karşılaşmaz.

Hamileyken dişler daha az fırçalanmalı: Yanlış 
Gebelik hormonlarının etkisi ile diş etleri daha çabuk kanayan anne adayı, dişlerini fırçalamaktan kaçınır. Ancak anne adayları, hamilelik döneminde diş sağlığına daha fazla özen göstermelidir. Sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce dişler özenli bir şekilde fırçalanmalıdır.

Hamilelikten önce diş çürüğü tedavi edilmelidir: Doğru
Dişlerde çürük varsa hamilelik öncesi tedavi edilmelidir. Hamilelikte çürük dişler erken doğuma, bebeğin düşük kilolu doğmasına yol açabilir.

Kustuktan hemen sonra diş fırçalanmalı: Yanlış 
Kustuktan hemen sonra diş fırçalanmamalı, ağız bol suyla çalkalanmalıdır. Aksi takdirde mide asidi ile birleşen diş fırçalama işlemi, dişlerin yapısında aşınmalara sebep olur.

Hamileyken bol tatlı gıdalar yenirse çocuk kız, ekşi gıdalar yenirse erkek olur: Yanlış 
Hamilelik sırasında beslenme, hem annenin hem de bebeğin genel sağlığı ve ağız-diş sağlığı için oldukça önemli. Ancak tüketilen gıdaların bebeğin cinsiyetini belirlemede hiçbir etkisi yoktur. Tersine, anne adayları özellikle yemek aralarında şekerden mümkün olduğu kadar uzak durmalı. Kurutulmuş meyve ve karamel gibi yapışkan şekerli yiyeceklerden kaçınılmalıdır.

Hamileyken diş taşı (plak) temizliği yaptırılmaz: Yanlış
Anne adayları, hamilelik döneminde ağız ve diş sağlığına normal dönemden daha fazla özen göstermelidir. Hamilelik sırasında oluşan hormon artışı, ağız mukozasını dış etkenlere karşı özellikle bakteri plaklarına karşı daha hassas yapar. Bu nedenle hamilelik döneminde üç-dört aylık periyotlarla diş taşı temizliği yaptırmak, zorlaşan ağız hijyenini korumak için ideal bir yoldur.

Hamilelik döneminde dental tedaviden kaçınmak gerekir: Doğru
Bebeğin organ gelişim evresi olan hamileliğin ilk 3 ayında, etkili dental tedaviden kaçınılması gerekiyor.

Acil müdahale gerektiren durumlarda bile dental tedaviden kaçınmalıdır: Yanlış 
Diş ya da diş eti iltihabı gibi acil durumlarda, var olan enfeksiyonun bebeğin gelişimini dental tedavinin olumsuzluklarından daha fazla etkileyebileceği düşüncesi ön plana alınmalı ve bir jinekoloğun önerileri doğrultusunda dental tedavi yapılmalıdır.

Gebelikte ağız gargarası yapılmaz: Yanlış 
Hamilelik döneminde ağız gargaraları ya da ılık tuzlu su ile gargara yapılmalıdır. Özellikle ılık tuzlu su diş etlerini rahatlatır ve dişeti hassasiyetini azaltır.

15 Ağustos 2013 Perşembe

0

Yanlış kozmetiklerin olumsuz etkileri

Yanlış kozmetik seçimi ciltte hassasiyet, egzama, akne, renk değişikliği hatta kozmetik tahammülsüzlüğü gibi yan etkilere neden olabilir.

Kozmetik ürünler doğru seçilmezse faydadan çok zarar getirebilir. Yanlış kozmetiklerin olumsuz etkilerinden korunmak için bu ürünleri almadan önce cilt analizi yaptırmakta fayda var.

Medical Park Bahçelievler Hastanesi Dermatoloji Uzmanı Dr. Gökhan Okan, günümüzde kadınlar kadar erkeklerin de vazgeçilmezleri arasına giren kozmetik ürünlerde doğru seçimin çok önemli olduğunu vurguladı, yanlış kozmetik seçimiyle ilgili şu uyarılarda bulundu:

"Kozmetik ürünler, kişinin dış görünümünü güzelleştirmek için harici uygulanan ürünler olup, günlük yaşamımızın ayrılmaz parçası durumuna gelmiştir. Başlangıçta sadece kişinin ruh halini düzeltmek amacıyla üretilmiş olsalar da son yıllarda cildimizde oluşabilecek zararları onarmayı ve cildin yaşlanma belirtilerini geciktirmeyi hedefleyen ürünler bulunmaktadır.

KATKI MADDELİ ÜRÜNLER
İçinde çok sayıda hammadde ve katkı maddesi yer alan kozmetikler genel olarak güvenilirdirler. Ancak ürünlere bağlı istenmeyen yan etkiler de olabilir. Etkilerin bir kısmı ürün kullanımından hemen sonra gelişir, bir kısmı da kullanımından uzun süre sonra başlar. Bu sebepten dolayı kişinin geçmişte kullanmış olduğu bir kozmetiğe karşı sonradan reaksiyon gösterebilmesi mümkündür.

İSTENMEYEN YAN ETKİLER
Kozmetiklerden kaynaklanan istenmeyen etkiler; kozmetik tahammülsüzlüğü, ciltte hassasiyet, egzama, akne, deride renk değişikliği, kullanılan bölgede görülen yan etkiler ya da çok nadiren ürünün kana geçmesinden kaynaklanan sistemik yan etkiler şeklinde özetlenebilir.

KOZMETİK TAHAMMÜLSÜZLÜĞÜ
Kozmetik tahammülsüzlüğü; ciltte yanma, batma, sızlama ve gerginlik gibi bulgularla kendini gösterir. Kozmetik ürünün her uygulanmasından sonra şikayetler belirir ve bazen dayanılmaz bir hal alır. Oluşmasında duyu sinirleri hassasiyetinin sorumlu olduğu kabul edilmektedir. Bu yakınmaya sahip kişilerin alkol, vitamin A, alfa hidroksi asit gibi cildi tahriş edici ürün kullanmaması gerekmektedir. Hassas ciltler için hazırlanmış temizleyiciler, nemlendiriciler ve güneş koruyucular bu kişiler için uygun seçeneklerdir.

ŞAMPUAN EGZAMA YAPABİLİR
Egzama; kozmetiklerin neden oldukları bir diğer yan etkidir. Ekzema alerjik ve tahriş ekzeması olmak üzere iki çeşittir. Sabunlar, göz makyaj ürünleri, nemlendiriciler ve şampuanlar tahrişe neden olabilecek kozmetik ürün gruplarıdır. Reaksiyon ürün kullanımından hemen sonra gelişeceği gibi, uzun süre kullanım sonrasında da başlayabilir. Ürünün kullanıldığı bölgede yanma, batma ve kaşıntı gibi bulgular bulunur. Hasta ürünü kullanmaya devam ettiğinde kızarıklık, pullanma ve kepeklenme saptanır. Oluşmasında cildin kuruluğu ve koruyucu tabakanın zarar görmesi ana nedendir. Göz kapağı derisi ince olduğundan tahrişe karşı özellikle çok duyarlıdır.

EGZAMAYA KARŞI YAMA TESTİ
Alerjik egzama, ürünün içeriğinde bulunan herhangi bir maddeye karşı kullanıcının gösterdiği tepkiden kaynaklanır. En sık koku maddeleri, saç boyaları, güneş koruyucular ve katkı maddeleri alerjik egzamaya sebep olur. Ciltte kızarıklık, kaşıntı, sulantı ve su dolu kabarıklık şeklinde kendini gösterir. Alerjiye neden olan maddenin tespitinde patch test (yama testi) yapılır. Test sonucuna göre de alerjik madde saptanarak o maddeyi içeren kozmetiklerin kullanılmaması konusunda kişi bilgilendirilir.

PARFÜM CİLDİNİZİ LEKELENDİRMESİN
Kozmetikler içinde bulunan bazı maddeler güneş gören alanlarda ultraviyole ışınlarıyla kimyasal reaksiyona girerek ciltte tepkiye neden olabilir. Parfümler, bergamot yağı ve tıraş losyonları bu tepkilere neden olabilecek kozmetik gruplarıdır. Ciltte kızarıklık, su toplaması ve renk artışı gibi bulgular gözlenir.

YAĞLI KREM SİVİLCE YAPAR
Sivilce tarzı oluşumlar kozmetik kullanımı sonrası gözlenebilecek bir diğer yan etkidir. Genellikle kapalı komedonlar şeklinde kendini belli ederken bazen iltihabi sivilceler de görülebilir. En sık yağlı yüz kremleri bu etkiye neden olur.

GENİTAL TEMİZLİĞİ ABARTMAYIN
Kozmetik ürünlere bağlı nadiren ciltte renk açılması, renk koyulaşması görülebilir. Kozmetiklere bağlı bölgesel yan etkiler görülebileceği gibi, çok nadiren de olsa, deriden emilip sistemik dolaşıma geçmesinden kaynaklanan yan etkiler de oluşabilir. Örneğin; genital bölge temizleyicilerinin sık ve yoğun miktarda kullanımı özellikle kadınlarda idrar yollarının tahriş olmasına sebep olur.

 KOZMETİK ÜRÜN KULLANIRKEN BUNLARA DİKKAT EDİN!
Cilt tipine göre kozmatik: Öncelikle cilt tipine uygun kozmetik ürün seçilmeli. Kişi cilt analizini bir dermatologa yaptırmalıdır. Yağlı cilde sahip kişiler genellikle cildi kurutucu ve su bazlı ürün seçmesine karşılık, kuru cilt yapısındakiler alkol içermeyen nemlendirici ürünleri tercih etmelidir.

Göz çevresine ayrı krem: Göz çevresine o bölge için hazırlanmış ürün dışındaki kozmetiklerin uygulanmamasına önem verilmeli.

Aynı anda kullanmayın: Çok fazla kozmetik aynı anda uygulanmamalı. 

Kapakları kapatın: Ürünlerin kapakları kapalı tutulmalı, havayla teması engellenmeli. 

Son kullanma tarihine dikkat edin: Ürünlerin son kullanma tarihine dikkat edilmeli. Renk, kıvam, koku değişikliği olan ve son kullanma tarihi geçmiş ürünler kullanılmamalı. 

Etiketi iyi okuyun: Kişi kozmetik ürünün içeriğinde bulunan bir maddeye karşı önceden reaksiyon göstermişse, yeni kozmetik seçiminde o maddenin bulunup bulunmadığına etiket bilgisine bakarak dikkat etmeli. 

Enfeksiyona sürmeyin: Enfeksiyon varlığında kozmetikler o bölgeye uygulanmamalı. 

Makyajla uyumayın: Makyaj çıkartılmadan yatılmamalı. 

Kimseyle ortak kullanmayın: Kozmetiklerin başka biriyle ortak kullanılmamasına önem verilmelidir. 

Yan etki varsa kullanmayın: Kozmetiklerden kaynaklanan herhangi bir istenmeyen etkiyle karşılaşıldığı zaman, hemen o ürünün kullanımı kesilmeli ve dermatoloji uzmanına başvurulmalı.

4 Ağustos 2013 Pazar

0

Parlak bir cilt için yapılması gerekenler

Doğal ışıltının kaynağını gıdalarda, sporda ve vitaminlerde arayın…

Sağlıklı, canlı ve parlak bir cilt hepimizin hayalidir öyle değil mi? Dergi karıştırırken, internette oyalanırken, televizyon seyrederken karşımıza çıkan ünlülerde ilk fark ettiğimiz genelde sağlık fışkıran güzel yüzleri, pasparlak, belirgin elmacık kemikleri ve aydınlık taşıyan bakışları oluyor. Güzel görünen bir cilde kavuşmak aslında hayal değil… Bunun için yaşam tarzınızda yapacağınız birkaç değişiklik ve doğru ürünleri kullanmak yeterli!

Tabii içten gelen bir ışıltı için en başta cildin sağlıklı olması gerekiyor. Çünkü sağlıklı cilt kendini hemen belli ediyor. Unutmayın ki insanın mutlu olması ve kendine güvenmesi de güzel görünmesinin altında yatan etkenlerden. Öyleyse haydi, gülümseyin, mutluluğunuz yüzünüze yansısın…

Doğru beslenme
Dengeli beslenmek ve bir takım gıdalardan uzak durmak cildiniz için büyük önem taşıyor. Yağlı yemekler, gazlı içecekler yasak! Tamam, arada kendinize müsaade edebilir, aşırıya kaçmadan size çok çekici gelen o patates kızartmalarından atıştırabilirsiniz. Ama aklınızın bir köşesinde bebek gibi bir cilde kavuşma hayalleriniz olsun… Peki, o zaman hangi gıdalara yönelmeliyiz? Sebze ve meyveler listenin üst sıralarında. Özellikle böğürtlenin içindeki antioksidanların cildi yaşlılığa karşı koruduğu iddia ediliyor. Havuç malum, içinde bol miktarda A vitamini var ve cilde çok iyi geliyor. Somon balığı da zengin bir Omega 3 kaynağı… Hücreleri sağlıklı ve formda tutuyor. İçeceklere değinecek olursak bitki çayları ama özellikle de yeşil çay cilt kanserine yol açan serbest radikallerin ortadan kaldırılmasında büyük rol oynuyor. Ayrıca cilt hücrelerinin sağlığı açısından da faydalı bir içecek.

Su, su ve yine su!
Su içmenin önemi hakkında yorum yapmaya gerek var mı? Günde en az sekiz bardak su içmek hem sindirim sisteminiz için çok faydalı hem de cildin nem kazanması, kurumaması için şart. Yeteri kadar su içip içmediğinize çok basit bir gözlemle karar verebilirsiniz. İdrarınız rengine bakın. Eğer koyu renkse yeteri kadar içmiyorsunuz demektir.

Vitamin takviyesi 
Eğer düzenli besleniyorsanız normal şartlarda vitamin takviyesine ihtiyacınız yoktur. Kışın bazen kendimizi güçsüz hissederiz veya hastalık sonrası toparlanmak için biraz takviye almayı tercih edebiliriz. Cilt problemleri söz konusu olduğunda da dermatologlar vücudun vitamine ihtiyacı olduğunu saptayabiliyorlar. Mesela A vitamini eksikliği (havuçta olduğunu söylemiştik) yüzünüzde siyah ve beyaz noktaların çıkmasına yol açabiliyor. Işıltı eksikliği de demir gibi (tüm kadınların problemi değil midir, demir eksikliği?) bir takım vitaminlerin eksikliğine işaret eder. B vitaminlerinin de cilde olan pozitif etkilerinden bahsedilir hep. Unutmayın, vitamin almadan önce mutlaka doktorunuza danışmanız gerekir.

Cilt bakımı ve spor
Yeni spor yapmış insanların ne kadar sağlıklı göründüklerini hiç fark ettiniz mi? Fiziksel aktivite vücudu çalıştırıyor, kalp atışlarının hızlanmasıyla yüzümüz de renk alıyor. Ancak, spor hayatımızın önemli bir parçasıysa cilt bakımı rutinimizi de ona göre düzenlemeliyiz. Yüzümüzü günde iki kez bol suyla yıkamalı, gözenekleri kapayan ter damlacıklarından kurtulmalıyız mutlaka. Arada bir duş almak da cildinizin parlamasını sağlar. Yeter ki cildi nemli tutun ve duş sonrası hemen nemlendirin. Ilık suyla yıkamaya ve cilt tipinize uygun bir temizleyici ürün kullanmaya gayret gösterin. Ayrıca, yüzünüzü yıkarken cildinizin temizlik ürününden tamamen arındığından, hiçbir kalıntı kalmadığından emin olun.

Hayatınızda uygulayacağınız bu değişikliklere hemen alışacak, kendinizi daha sağlıklı ve zinde hissedeceksiniz. Sonuçları sizi mutlu edecek çünkü hem ışıl ışıl gülümseyecek, hem de güzelliğinizle büyüleyeceksiniz!

3 Ağustos 2013 Cumartesi

0

Bilinçli Bir Hamilelik Dönemi İçin...

Hızla kilo alıyorsunuz, yüzünüz ve ayaklarınız şişiyor, cildiniz bozuluyor ve ruhsal dengeniz tamamen değişiyor… Bunlar, bebek bekleyen kadınlarda sıkça rastalanan belirtiler. 

İnsan vücudu bu mucizevi olayı yani gebeliği gerçekleştirebilmek için oldukça iyi gelişmiş bir adaptasyon mekanizmasına sahip. Bu durumda anne adayının kendini bekleyen değişiklikleri iyi bilmesi ve bunlara karşı hazırlıklı olması kadar, fiziksel değişiklikliklerin hastalıklı durumlardan ayırt edilebilmesi büyük önem taşıyor. Memorial Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Bölümü’nden Op. Dr. Banu Göker Özdemir , “Gebelik döneminde vücutta meydana gelen 10 değişiklik ve uyum sağlama yöntemleri” hakkında bilgi verdi.

Anne Adayları Bu Baş Döndürücü Değişikliklere Hazır Olmalı!

1. KİLO ARTIŞI: Gebelikde meydana gelen değişimlerin en başında kilo artışı gelir. Bu, sağlıklı bir gebeliğin sürdürülebilmesi ve sağlıklı bir bebeğin dünyaya getirilmesi için gerekli bir durumdur. Tabi ki kilo alımının normalden çok az veya fazla olması  anne ve bebek için bir takım olumsuzlukları da berberinde getirmektedir. Dengeli ve düzenli beslenerek günlük  kalori alımını ortalama 150-300 kcal arttırarak bebek için gerekli besinler sağlanabilir. Anne adayının gebe kalmadan önceki vücut kitle indeksine göre değişmek üzere beklenen 9 ila 16 kg alınmasıdır. Bu rakamın normal vücut kitle indeksi, kadınlar için ortalama 10-12 kg olduğu söylenebilir. Genellikle ilk 12 hafta 1.8- 2 kg arasında kilo alınması, takip eden 3 ayda haftada 0.5 kg alınması bundan sonra doğuma kadar yaklaşık 4.5- 5 kilo alması beklenir.

2. CİLTTEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Gebelik döneminde ciltte, saç ve tırnaklarda, diş ve dişetlerinde birçok değişimler meydana gelir. En çok dikkat çekici değişikler ise ciltte meydana gelenlerdir.Anne adaylarının cildinde kuruluk, meme ve karında çatlaklar, yüzde gebelik maskesi denen lekeler, karın orta hatta cilt renginin koyulaşması, sivilcelerin artması gibi sorunlar meydana gelebilir.

Bir anne adayının vücudunu iyi koruması için gebeliği boyunca hijyenik bakımına ve vücut bakımına dikkat etmesi önemlidir. Cildinde kuruluk yaşayan bir kadının normal sabun kullanması yerine cildin nemlenmesini sağlayacak gliserin bazlı sabunlar kullanılabilir. Banyo esnasında vücut yağlarının kullanılması ve çıktıktan sonra mutlaka  nemlendirici krem sürülmesi önerilmektedir.

3. HORMONAL DEĞİŞİKLİKLER: Gebelikte en çok şikayet edilen konulardan biriside vajinal akıntılardır. Hamilelik sürecinde vajinanın doğal florasında ve pH değerinde meydana gelen değişiklikler sonucu akıntı fazlalaşır, enfeksiyona meyil artar. Vajen asiditesini artmasına bağlı olarak gebelikde vajinal mantar enfeksiyonları sıklıkla gelişebilir. Fazla miktarda sarı,yeşil renkli kötü kokusu olan bir akıntı vaya vajinal kaşıntı meydana gelirse bunun mutlaka kontrol edilmesi ve gerekli  görürülürse ağızdan ilaç veya vajinal fitiller kullanılması gerekebilir.

Hamileliğin özellikle son dönemlerinde meme bezleri çalışmaya başlar ve meme başından kolostrum dediğimiz beyaz-sarı renkli sütün geldiği gözlenebilir. Bunun anne adayının sağlığı açısından herhangi bir zararı yoktur. Meme başındaki kolostrum ılık sabunlu bir bezle temizlenebilir, eğer gün içinde rahatsızlık verecek şekilde çok geliyorsa günlük göğüs pedleri kullanılanılabilir. Gebeliğin özellikle ikinci yarısından sonra sütyenlerin değiştirilmesi gerekelidir. Memeyi alttan destekleyecek çok fazla sıkmayan ,pamuklu çamaşırlar tercih edilmelidir.

4. UYKU SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Bir anne adayının gebeliği boyunca bir çok yakınmalardan biri de uyku bozukluğudur. Yapılan çalışmalar anne adaylarının neredeyse yüzde80’inin hamileliklerinin belirli bir döneminde uyku problemi yaşadığını ortaya koymaktadır. Gebeliğin ilk aylarında  hormonal değişikiliklere  bağlı olarak anne adaylarında gün içinde uyku hali,konsantrasyon bozukukluğu ve sürekli uyuma isteği gelişebilir.. Bu tamamen kanda yükselen progestron hormonuna bağlı normal bir olaydır. İlk aylardaki progesterone hormonun yükselişi aynı hızla devam etmeyeceği için gebeliğin ilerleyen dönemlerinde çoğunlukla bu sorun kendiliğinden ortadan kalkacaktır. Hormonal değişimlere ek olarak ilerleyen gebelik haftalarında karnın büyümesi ile bel ve sırt ağrılarının olması, anne adayının kilo aldıkça yatakta kendine rahat bir pozisyon sağlayamaması gibi nedenlerden dolayı uyku sorunları meydana gelir. Bunların dışında bebek  hareketlerinin gece boyunca çok fazla hissedilmeside  uykuyu bölen bir faktördür.

5. VÜCUT POSTÜRÜNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Hamilelik boyunca anne karnında büyüyen bebekle birlikte vücut postüründe değişiklik meydana gelir. Bununla birlikte gebeliğe bağlı hormonlar vücuttaki bağları ve eklemleri de etkileyerek vücut dengesinde değişikliğe neden olur, böylece düşme ve buna bağlı yaralanmalar ve travmalar daha sık görülür. Bu yüzden anne adaylarının kış aylarında dışarı çıkarken  yüksek topuklu olmayan, altı kaymayacak ayakkabıları tercih etmeleri önerilmektedir.

6. KALP VE DOLAŞIM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Gebelikde sayılamayacak kadar bir çok değişiklik meydana gelmesi ile beraber anne adayının kalp ve dolaşım sistemi, sindirim,solunum,üriner  sistemi gibi tüm vücut sistemlerinde gözle görülemeyen değişilikler  de meydana gelir.
Bunların en başında kalp ve dolaşım sistemindekiler gelmektedir.Gebeliğin kendisi kalp ve dolaşım sistemini zorlayan bir durumdur. Fetusun gelişmesi ile birlikte rahime giden kan miktarının artması, büyüyen rahimin diaframı yukarı iterek kalbi yukarı-öne ve sola doğru döndürmesi, kan damarlarındaki plazma volümünün artmasına bağlı olarak gebeliğin ikinci yarısından sonra fizyolojik bir kansızlık durumunun meydana gelmesi bu sistemdeki önemli değişikliklerdir. Gebelik öncesi sağlıklı bir kadında bu değişimler problem yaratmazken, gebelik öncesi henüz semptom vermemiş gizli kalp hastalıkları belirginleşebilir veya var olan kalp hastalıkları daha kötüye gidebilir.

7. SOLUNUM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Diyaframın yukarı itilmesi ve bununla birlikte  progesteron hormonun artışına bağlı olarak solunum sayısında artma meydana gelebilir. Yine bu dönemde kılcal damarlarda kan akımının artmasına bağlı olarak burun kanamaları sık olabilir, ses tellerinde meydana gelen ödeme bağlı olarak nadirde olsa ses kısıklığı gelişebilir.

8. ÜRİNER SİSTEMDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Yine gebeliğin ilk başında hormonal değişimlere daha sonrada anne karnında bebeğin idrar torbasına baskı yapması nedeniyle sık idrara çıkma problemleri gelişebilir. Ayrıca böbreklerde ve üreter dediğimiz idrar yollarındaki basıya bağlı ve progesteron hormonuna ve  idrarın böbrekten mesaneye gelişiminin yavaşlamasına bağlı olarak böbreklerde genişleme gelişebilir, idrar yolu enfeksiyonları sıklıkla görülebilir.

9.SİNDİRİM SİSTEMİNDEKİ DEĞİŞİKLİKLER: Sindirim sistemi ile ilgili olarak  özellikle ilk üç ayda bulantı, kusma gelişebilir. Bununla birlikte gebelikde tükürük salınımı artar. Midenin yukarı itilmesi ve hormonal nedenlereden dolayı mide boşaltım hızının azalması sonucu mide içeriği kolayca yemek borusuna geri dönerek mide yanmalarına neden olur. Ayrıca barsak hareketlerinin de yavaşalmasına bağlı olarak kabızlık gebelikde oldukça sık görülen bir sorundur.

10. RUHSAL DEĞİŞİKLİKLER: Bütün bunların dışında gebelikde bir çok ruhsal değişiklikler meydana gelmekde ve bunların bir çoğu göz ardı edilmektedir. Gebeliğin  özellikle ilk üç ayında değişken ruh hali meydana gelebilir.Sıkıkla nedensiz ağlama nöbetleri görülür. Bazen çok arzu edilen gebeliklerde bile ilk aylarda gebeliği kabullenememe, içe dönüklük ,pasiflik meydana gelebilir.İlerleyen aylarda ise vücut imajında meydana gelen değişimlerden dolayı utanma duygusu gelişebilir.Gerek vücuttaki değişimler gerekse bebeğe zarar verileceği endişesi nedeniyle cinsel istek azalabilir.Son aylarda ise gebeler genellikle doğum korkusu, sağlıklı bir bebek dünyaya getirebilme endişesini yoğun bir şekilde yaşayabilir.

29 Temmuz 2013 Pazartesi

0

İkiz bebek bekleyen anne adayları

İkiz gebelik, gebelikte normal şartlarda yaşanan yorgunluk hissinin sıklıkla daha fazla yaşanmasına neden olur. Vücudun ihtiyaçlarına kulak verilmeli ve mümkün olan her durumda istirahat edilmelidir. 

İstirahat ve uyku ikiz gebelikte daha da önemlidir. 
İkiz gebelik, gebelikte normal şartlarda yaşanan yorgunluk hissinin sıklıkla daha fazla yaşanmasına neden olur. Vücudun ihtiyaçlarına kulak verilmeli ve mümkün olan her durumda istirahat edilmelidir. Özellikle gebeliğin ilk başlarında uykuya eğilim daha da belirgin olabilir. Bu, bir anlamda sizin gebelik öncesi dönemden kalan “uyku borçlarınızın” bir yansımasıdır. Uyku düzeni mutlaka sağlanmalı ve mümkünse gün içi zamanlarda da uyku için bir miktar vakit ayrılmalıdır.

Egzersiz  ikiz gebelikte mutlaka sınırlandırılmalıdır. 
Tekil gebeliklerde günlük egzersizler her anne adayına mutlaka önerilmektedir. Bu, ikiz gebelik için de, belli şartlar yerine geldikçe aynen geçerlidir. Egzersiz uygun koşullarda kilo almak, gece rahat uyumak, doğuma hazırlık yapmak, gebeliğe bağlı belirtileri daha hafif yaşamak ve hatta hiç yaşamamak ve anne adayının kendini ruhsal ve bedensel olarak iyi hissetmesi açısından son derece önemlidir.

İkiz gebelikte erken doğum yapma riskinin nispeten artmış olması, özellikle ikinci trimesterden (gebeliğin ikinci üç ayı) itibaren yorucu egzersizlere ara verilmesini gerektirir. “Yorucu egzersiz” terimini tanımlamak güç olmakla beraber, önerimiz ikiz gebelikte ikinci trimesterden itibaren yürüme ve yüzme dışında kalan egzersizlerin yapılmaması yönündedir. Yine gebeliğin hangi aşamasında olunursa olunsun egzersizler mutlaka gebeliği takip eden doktor tarafından onaylandıktan sonra uygulanmalıdır.

Beslenme – “Üç (veya daha fazla) kişilik beslenilmesi gerekir” fikri yanlıştır. 
İkiz gebeliği olan anne adayları günlük besin ihtiyaçları konusunda öncelikle kendi bedenlerinden gelen sinyallere güvenmelidirler. Beyinde bulunan açlık merkezi bedenin ihtiyaçlarını size bildirecek ve daha fazla ancak yeterince gıda almanızı sağlayacaktır. Dikkat edilmesi gereken en önemli nokta protein ve kalsiyum içerikli gıdaların daha fazla tüketilmesidir. Tekil gebelikte olduğu gibi çoğul gebeliklerde de aşırı yağlı ve aşırı karbonhidratlı yiyeceklerden uzak durulmalıdır. Sıvı, vitaminler ve demirle ilgili öneriler aşağıdadır.

Sıvı alımı ikiz gebelikte mutlaka artırılmalıdır. 
Sıvı ve özellikle de su yaşamın vazgeçilmez bir maddesidir. Gebelik döneminde böbreklerin daha hızlı çalışması, vücudun sıvı miktarının artması ve nihayet büyümekte olan bebeğin (bebeklerin) artmış olan ihtiyaçları nedeniyle sıvı alımı artmalıdır. Günlük alınması gereken minimum miktar 2-2.5 litre olmalı ve susama hissi olmasa dahi belli aralıklarla düzenli olarak sıvı gıda alımı sürdürülmelidir.
Sıvı dengesinin bozulmasının erken doğum riskini artıran durumlardan biri olabileceği her zaman hatırlanmalıdır.

Vitaminler ve demire  ikiz gebelikte ihtiyaç önemli derecelerde artar.
Vitaminlerin doğal kaynakları olan sebze ve meyveler arasında en faydalı olanları bulunulan mevsimin sebze ve meyveleridir. Bunlar mevsimin özelliklerine göre ihtiyaç duyduğumuz maddeleri daha bol içerirler (kış meyve ve sebzelerinin C vitamininden zengin olması, yaz sebze ve meyvelerinin ise sıvı içeriğinin daha fazla olması gibi).

Vitaminleri doğal kaynaklarından almak her zaman ideal olmakla beraber yeterince iyi beslenmediğini düşünen anne adayları gebeliği takip eden doktorun önerisine göre gebelikte kullanılmaya uygun vitamin ilaçlarından faydalanabilirler.

Özellikle gebeliğe yetersiz demir depolarıyla başlayan anne adayları gebelik döneminde doktor tarafından önerilen demir içerikli ilaçları mutlaka düzenli olarak kullanmalıdırlar. İkiz gebelik gibi ihtiyacın daha da yüksek olduğu durumlarda bu ilaçlar kansızlık gelişmesinin engellenmesinde oldukça işe yararlar.

İş Yaşamı – İkiz gebeliği olan anne adayları daha erken bir dönemde izne ayrılmalıdır.
Doktorlar ikiz gebelikte daha çok yatak istirahatı verme eğilimindedir ve erken doğum riskinin engellenmesi açısından doktorun bu önerisi mutlaka dikkate alınmalıdır. Yine özellikle bedensel ve ruhsal olarak daha yoğun bir baskı altında olunan mesleklerde çalışanlar başta olmak üzere çoğul gebelik taşıyan tüm anne adaylarının doğum öncesi iznine daha erken bir dönemde ayrılması önemlidir.

Cinsel Yaşam – Doktorun önerilerine uyulmalıdır. 
Tekil gebelikte cinsel yaşamın gebeliğin sonuna kadar devam ettirilebileceğini savunan doktorlar olmakla beraber ebeliğin ilk iki ayı ve/veya son iki ayı kısıtlama yapılması gerektiğini düşünen doktorlar da vardır. Aynı farklı görüşler ikiz gebelikler için de var olmakla beraber bizim önerimiz erken doğum riskini artırmama açısından 28. haftadan itibaren cinsel yaşama ara verilmesi yönündedir. Diğer dönemlerde ise gebeliği takip eden doktorun önerilerine mutlaka uyulmalıdır.
0

Hamileyseniz dikkat! Duyduklarınız yalan olabilir...

Hamilelik döneminde birçok kişi ağız ve diş sağlığı hakkında kulaktan duyma bilgilerle dental tedaviler için yanlış kararlar alabiliyor. 

Anne adaylarının bu dönemde duydukları yanlış ve doğru bilgiler hakkında Diş Hekimi Çağdaş Kışlaoğlu açıklamalarda bulundu.

Her hamilelikte bir diş kaybedilir: Yanlış 
Halk arasında ‘Hamilelik sırasında bebeğin kendisi için gerekli olan kalsiyumu annenin dişlerinden alarak annesinin dişlerinin çabuk çürümesine yol açtığı, bu sebepten ötürü anne adaylarının diş kaybına uğradığı’ şeklindeki düşünce bilimsel bir gerçeği yansıtmıyor.

Hamilelikte dişlerden kalsiyum çözünmesi olmaz: Doğru 
Hamilelik döneminde bebeğin ve annenin kemiklerinin sağlıklı olabilmesi için anne adayının, günlük olarak 1200 ilâ 1500 mg kalsiyum alması gerekiyor. Anne adayı eğer kalsiyum ihtiyacını gıdalardan karşılayamazsa, bebeğin gelişimi için gerekli olan kalsiyum annenin kemiklerinden karşılanır. Ancak anne adayı hamilelik döneminde iyi beslenir yeterli ağız-diş bakımı yaparsa bu dönem, normal dönemden farklı bir diş sorunu ile karşılaşmaz.

Hamileyken dişler daha az fırçalanmalı: Yanlış 
Gebelik hormonlarının etkisi ile diş etleri daha çabuk kanayan anne adayı, dişlerini fırçalamaktan kaçınır. Ancak anne adayları, hamilelik döneminde diş sağlığına daha fazla özen göstermelidir. Sabah kahvaltıdan sonra ve akşam yatmadan önce dişler özenli bir şekilde fırçalanmalıdır.

Hamilelikten önce diş çürüğü tedavi edilmelidir: Doğru
Dişlerde çürük varsa hamilelik öncesi tedavi edilmelidir. Hamilelikte çürük dişler erken doğuma, bebeğin düşük kilolu doğmasına yol açabilir.

Kustuktan hemen sonra diş fırçalanmalı: Yanlış 
Kustuktan hemen sonra diş fırçalanmamalı, ağız bol suyla çalkalanmalıdır. Aksi takdirde mide asidi ile birleşen diş fırçalama işlemi, dişlerin yapısında aşınmalara sebep olur.

Hamileyken bol tatlı gıdalar yenirse çocuk kız, ekşi gıdalar yenirse erkek olur: Yanlış 
Hamilelik sırasında beslenme, hem annenin hem de bebeğin genel sağlığı ve ağız-diş sağlığı için oldukça önemli. Ancak tüketilen gıdaların bebeğin cinsiyetini belirlemede hiçbir etkisi yoktur. Tersine, anne adayları özellikle yemek aralarında şekerden mümkün olduğu kadar uzak durmalı. Kurutulmuş meyve ve karamel gibi yapışkan şekerli yiyeceklerden kaçınılmalıdır.

Hamileyken diş taşı (plak) temizliği yaptırılmaz: Yanlış
Anne adayları, hamilelik döneminde ağız ve diş sağlığına normal dönemden daha fazla özen göstermelidir. Hamilelik sırasında oluşan hormon artışı, ağız mukozasını dış etkenlere karşı özellikle bakteri plaklarına karşı daha hassas yapar. Bu nedenle hamilelik döneminde üç-dört aylık periyotlarla diş taşı temizliği yaptırmak, zorlaşan ağız hijyenini korumak için ideal bir yoldur.

Hamilelik döneminde dental tedaviden kaçınmak gerekir: Doğru
Bebeğin organ gelişim evresi olan hamileliğin ilk 3 ayında, etkili dental tedaviden kaçınılması gerekiyor.

Acil müdahale gerektiren durumlarda bile dental tedaviden kaçınmalıdır: Yanlış 
Diş ya da diş eti iltihabı gibi acil durumlarda, var olan enfeksiyonun bebeğin gelişimini dental tedavinin olumsuzluklarından daha fazla etkileyebileceği düşüncesi ön plana alınmalı ve bir jinekoloğun önerileri doğrultusunda dental tedavi yapılmalıdır.

Gebelikte ağız gargarası yapılmaz: Yanlış 
Hamilelik döneminde ağız gargaraları ya da ılık tuzlu su ile gargara yapılmalıdır. Özellikle ılık tuzlu su diş etlerini rahatlatır ve dişeti hassasiyetini azaltır.
back to top