aşk ve evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
aşk ve evlilik etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Temmuz 2013 Pazartesi

0

Evlilik Stresi Saç Döküyor!

Evlilik kararını almak ne kadar keyifliyse evlilik hazırlıkları da o kadar streslidir. Düğün telaşı, ailelerle ilişki seviyesinin artması derken stres kaçınılmaz olur. Peki, evlilik öncesi yaşanan stresin saçların seyrelmesine ve ani saç kayıplarına neden olabileceğini biliyor muydunuz?

Evlilik kararı ve evlenme zamanına kadar geçecek olan sürenin çiftlerde stres kaynağı olduğunu söyleyen BIOBLAS Saç Bakım Danışmanı Ecz. Dr. Özden Kasımoğulları, stresi ise saç dökülmelerinin en büyük nedenlerinden biri olarak gösterdi. Kasımoğulları söyle konuştu:

“BIOBLAS’ın yaptırdığı son araştırmaya göre her 10 kişiden 7’sinin saçları stres nedeniyle dökülüyor. Kişi için her yeni durum, karşılaştığı sorunlar ve uyaranlar stres nedenidir. Stres ise ruhsal olduğu kadar fiziksel sorunlar da doğurur. Stres nedenli beslenme dengesizliğinden dolayı vücudun ihtiyacı olan vitamin ve mineraller yeterli oranda alınamaz Bu da vücudun tüm dengesini bozar.”

Saçın Mineralleri Azalıyor, Saçlar Dökülüyor

Uzun süren şiddetli strese ise önce saçların tepki verdiğini ifade eden Kasımoğulları, vücudun stres sonucu salgıladığı asidin saç derisinin pH değerini düşürdüğünü belirtti. Bu durumun saçlarda seyrelmeye ve ani saç kayıplarına yol açabileceği konusunda uyaran Kasımoğulları, “İnsanların belli dönemlerinde saç dökülme yoğunluğu daha da artar. Bizim yaptığımız araştırmalara göre bu dönem ya hayatıyla ilgili yeni bir karar verdiği ya yoğun tempoda çalıştığı ya da hayatında olumsuzluk yaşadığı zamanlara denk gelir. Stres saçın ihtiyacı olan çinko, demir, magnezyum, kalsiyum ve potasyum minerallerini azaltır. Bu da saç seyrelmelerine veya ani saç kayıplarına neden olur” dedi.

Mineral Zengini Ürünler Tercih Edilmeli

Evlilik sırasında yaşanılan stresi yok etmek pek mümkün olmasa da evlilik stresinin neden olduğu saç dökülmelerinden kurtulmak mümkün. Ecz. Dr. Özden Kasımoğulları, düğün öncesi sorun olmaktan çıkaracak ipuçlarını verdi:

“Bu dönemde vücudun ihtiyacı olan çinko, demir, magnezyum, kalsiyum gibi mineral ve vitamin ihtiyacını karşılayacak besinlere yönelmek gerekebilir. Bunun yanı sıra bu saç için yoğun bir bakım kürüne girilebilir. Saçın ihtiyacını karşılayacak ürünler kullanmakta fayda var. Mineral ve vitamin bakımından zengin ve saç dökülmesi sorununa çözüm getiren ürünler kullanılabilir.”

4 Mayıs 2013 Cumartesi

0

Evlilik öncesi ayakta kalma klavuzu

Yüzük artık parmağınızda ve o gün çok yakında. Kaçıp gitme fikirleri aklınızı meşgul etmeye başladıysa, orada durun! Bu kılavuzla evlenmek çok kolay!

Julia Roberts’ın Kaçak Gelin filminde her nikâhtan nasıl kıl payı döndüğünü hatırlayalım. Durum biraz abartılmış olsa da aslında film, birçok gelin adayının tatlı can çekişmelerine dikkat çekiyordu. Hamilelik esnasında salgılanan hormonların benzerlerinin, garip sinyaller verdiği bu dönemde, zaman nedense hep az, yapılacak işlerse çoktur.

Başından evlilik geçmiş her kadın bizlere katılacaktır; evlilik stresi kesinlikle eşsizdir. Verilecek kararlar, alınacaklar ve düşünülmesi gereken ufak ayrıntılar derken kafanız koca bir sis bulutunun içinde yüzer. Düğün hazırlıklarının yanında eve alınacak mutfak malzemelerinden tutun da, ayakkabı çekeceğine, buzdolabı ya da fırına kadar her şey koca bir problem haline gelmeye başlar. Üstüne üstlük çalışan bir gelin adayıysanız, üzgünüz fakat durumunuz oldukça ciddidir. Bir evlilik planlamak, tıpkı aynı anda iki farklı işte çalışmak gibidir. Gelinlikten davetiyeye kadar hazırlanması gereken yüzlerce büyük iş ve küçük ayrıntı vardır. Zamansa su gibi akıp geçmektedir. Üzerinize bir balçık gibi yapışan stres meledi çoğu zaman çığlıklar atarak, nereye olduğunu bilmeden, içinizdeki uzaklara koşma isteği uyandırır. Bu korkunç düşünceyi, tüm benliğinize yedirmeyi başardığını zanneden kötü kalpli zihniniz, aslında pek de başarılı olamamıştır. Tam o anda aklınıza, hayatınızı paylaşmak istediğiniz o yakışıklı gelir. Şimdi bu düşünceyi aklınızda tutmaya devam edin, arkanıza yaslanın ve sizin için hazırladığımız, ‘evlilik öncesi hayatta kalma kılavuzu’na bir göz atın ve asla unutmayın! O günün tamamı, günün kendisi kadar önemli değildir. ‘Evet’ dediğiniz, onun elini tuttuğunuz ve sizi öptüğü an o gündür. Hazırlık aşamasında yaşadığınız bin bir türlü terslik, geriye kalan hayatınızın küçücük ve tatlı parçalarıdır. Şimdi hazırsanız; ayağına basabilirsiniz! 

Her ne olursa olsun sevdiğiniz erkekle hayatınızı birleştirdiğinizi, tüm bu süreç içerisinde aklınızdan asla çıkarmayın.
Balayınız için ayırdığınız parayı düğün ertesi borçlarına yatırmak istemezsiniz değil mi? Bunun için limitlerinizi önceden belirleyin. Belirlediğiniz sınırda hareket etmek çoğu zaman zordur. Fakat kendinize sağladığınız maddi özgürlük problemler oluşmasına neden olabilir. Kaç kişiyi çağıracağınıza, nerede ve nasıl bir düğün hazırlayacağınıza tarihi almadan önce karar vermeniz sizin için en iyisi olacaktır. 

Gelinlik provalarınızı günün erken saatlerine alın. Karnınız fazlaca dolu olmadığından ya da bedeniniz yorgun düşmediğinden, provanızın sonuçları şaşırtıcı olmayacaktır. Aynı zamanda iş çıkışı provaya yetişme telaşından da kurtulmuş olacaksınız. 

Sizi ne mutlu edecekse onu yapın. Bu sizin düğününüz! İnsanların türlü fikirlerle kafanızı bulandırmasına izin vermeyin. Bu kişi anneniz, kayınvalideniz ya da en yakın arkadaşınız dahi olsa! Yapmak istemediğiniz herhangi bir şey için asla kendinizi zorlamayın. Ne istediğinize karar verin ve sadece yapın! Bu arada kimseyi kırmamaya da özen gösterin. Malum; gelin hormonları iş başında! 

Müstakbel eşinize, annenize ya da arkadaşlarınıza, kısaca yardım için gönüllü olanlara ayrı ayrı görevler verin. Başkalarının üzerine yük bindirdiğinizi asla düşünmeyin. İnanın, onlar yardım etmeye daha dünden hazırlar! Yalnız size bir sır verelim; eşinizi bu hevesli gruba dâhil olmayabilir. Ama emin olun sorumluluk gerektiren ‘erkek’ işlerinde size çok yardımcı olacaktır. 

Oturma düzenine özellikle dikkat edin. Yan yana gelmesini istediğiniz bekâr arkadaşlarınızı ya da kavga etmesinden korktuğunuz akrabalarınızı iyi bir şekilde konuşlandırın. 

Gecenin en önemli konularından biri de hiç şüphesiz ki müzik. Hangi şarkıyla salona gireceğinize, hangi şarkıda dans edeceğinize, gecenin nasıl başlayıp, nasıl sonlanacağına önceden karar verin. Canlı müzik tercih edecekseniz, davetli kitlesini ve gecenin konseptini göz önünde bulundurun. Müziği başkalarının eline teslim etmek istemiyorsanız, sevdiğiniz şarkılardan oluşan cd’ ler hazırlayabilirsiniz. Ne de olsa gece sizin! 

Bu unutulmaz geceyi tekrar tekrar hatırlamak içini fotoğraf ve video çekimleri konusunu sakın atlamayın! Profesyonel bir fotoğrafçı tutup, tüm gününüzü fotoğraflandırabilirsiniz. Bizden size hoş bir fikir; kullanıp atılan fotoğraf makinelerinden davetlilere dağıtıp, gecenin sonunda çıkıştaki sepete dolu makineleri bırakmalarını isteyebilirsiniz. Kullanılıp atılan fotoğraf makinelerini davetlilere dağıtıp, gecenin sonunda çıkıştaki sepete dolu olarak bırakmalarını isteyebilirsiniz. Bu hem eğlendirir hem de düğüne ortak eder. Böylelikle farklı bakış açılarından, hem sizin hem de diğer davetlilerin mutlu ve komik anlarını yakalayabilirsiniz. 

Eğer bütçeniz el veriyorsa, bir düğün organizatörüyle görüşmeyi düşünün. Eğer bütçeniz yeterli değilse, çalışma disiplini ve boş zamanı bolca olan güvendiğiniz birine bu görevi verin. Bırakın sizin için ajandayı o tutsun. 

   Tüm bu koşturmaca arasında planlamayı bir günlüğüne ve hatta zamanınız varsa bir haftalığına durdurun. Sevdiğiniz adamla uzak bir yere tatile gidin ya da evinizde oturup, şehir dışında olduğunuzu söyleyin! Kısa bir ara, şarj olmanız ve kafanızı toplamanız için size yeterli gelecektir. 

O gün gelip çattığında, sadece keyfini çıkarın! Planlar yapıldı, ne olduysa oldu. Şimdi yapmanız gereken tek şey eşinizin elinden tutup, onu dans pistine sürüklemek!
Sıla Güven
0

Aşkın 7 Farklı Hali!...

Aşk, belki de insanoğlunun en çok peşinde koştuğu duygu. Ama aşktan aşka da fark var; kimi kısa zamanda başlayıp saman alevi gibi yaşanıp bitiyor, kimi uzun yıllar sürüp gidiyor. Peki sizin aşkınız hangisi? 

Acıbadem Eskişehir Hastanesi’nden psikolog Orhan Öztürk aşkın 7 tipi olduğunu söylüyor.

Tarih boyunca romancılar, şairler, düşünürler, sanatçılar aşk konusundan ilham almış, aşk hakkında sayısız eser yarattılar ve yaratmaya devam ediyorlar. Ama aşk yalnızca sanatçıların konusu değil. bilim insanları da son 50 yıldır sistematik şekilde inceliyorlar. Psikologlar aşık olmanın insan duygu, düşünce ve davranışındaki etkilerini daha iyi anlamak için modeller geliştirirken; sinirbilimciler aşkın psikobiyolojik kökenini keşfetmek adına önemli deneyler yapıyor ve karşılaştırmalı metodlarla insanlarla hayvanları kıyaslayarak hangi organik süreçler aşkın doğasını idare ediyor sorusuna yanıtlar vermeye çalışıyorlar. Artık günümüzde aşk bilimi üzerine kitaplar yazıyor, sempozyumlar düzenliyor hale geldik. “Aşkın 7 hali” ise yüzlerce aşk kuramından yalnızca biri...

Platonik aşklar, patolojik (hastalıklı) aşklar, karasevda gibi durumlar haricinde aşk, iki kişi arasında yaşanan ortak bir süreç. Aynı aşıklar gibi aşklar da doğuyor, büyüyor, şekil değiştiriyor ve ölüyor. Bu aşklarda üç farklı özellik ve bu özelliklerin birbiriyle ilişkisi 7 aşk tipini ortaya çıkarıyor. Bu üç özellik şöyle sıralanıyor: “Yakınlık, Tutku ve Bağlılık”. 7 aşk tipini daha iyi anlayabilmek için bu üç temel özelliğin daha detaylı bilinmesi gerekiyor.

Yakınlık: Taraflar arasında kurulan karşılıklı duygusal bağ olarak ifade edilebiliyor. Yakınlık özelliği sayesinde ilişkide sıcaklık, samimiyet, duygusal destek, iletişim, anlayış, huzur, beraber geçirilen zamandan keyif alma durumları gelişiyor.

Tutku: Tutku aşkın psikofizyolojik boyutu olarak tarif ediliyor. Heyecanlanma, sevgilinin yanında olunca soluğun kesilmesi, kalp çarpıntısı, genel bir uyarılmışlık hali, enerji artışı, erotizm, fiziksel çekicilik, dikkatin sevgiliye odaklanması ve takıntılı şekilde sevgiliyi düşünme gibi özelliklerle kendini belli ediyor.

Bağlılık: Çiftler arasındaki karşılıklı bağımlılık, her şeye rağmen birlikte olmayı isteme, ortak bir hayat hedefi oluşturma ve sürdürme özelliği olarak açıklanıyor.

Bu üç temel özellikten her birinin tek başına veya diğer özelliklerle birlikte bulunması durumlarında 7 farklı aşk tipi oluşuyor:

1) Sadece “bağlılık” (Boş aşk): Tutku ve yakınlığın olmadığı, sadece hayat birlikteliğinin olduğu birliktelikler. Bu durum özellikle görücü usulü ile evlenme ve beşik kertmeliğinin yaygın oluğu toplumlarda (ve tabii ki ülkemizde) sıklıkla görülüyor. Bu tip boş aşk´lar ilerleyen dönemlerde diğer özelliklerin etkilenmesiyle şekil değiştirebiliyor; aynı şekil dolu aşklar da zamanla tutku ve yakınlık boyutunu yitirip boş aşk’a dönüşebiliyor.

2) Sadece “tutku” (deli dolu aşk): Genelde çoğu aşığın ilk planda ve en heyecanlı hissettiği, cicim aylarının deli dolu yaşandığı, desteğini erotizm ve cinsellikten alan aşk. Yakınlık özelliği de geliştiğinde bu deli dolu aşklar romantik aşklara evrimleşiyor; aksi taktirde yakınlığın ve bağlılığın olmadığı durumlarda genellikle kısa sürüyor. Bu kişiler birkaç gün veya hafta evli kalıp hemen boşanma davası açabiliyor ya da 40´lı yaşlarında beşinci eşinden de ayrılabiliyorlar.

3) Sadece “yakınlık” (arkadaşça aşk): Yakınlık ve hoşlanma dışında tutku içermeyen, uzun süreli olmayan aşklar. Bu tip aşkta taraflar genellikle partnerlerine ilişkin cinsel çekim hissetmezler. Arkadaşça aşklarda kısa süreli iyi anlaşma, “kardeş gibi sevme”, geçici heves, bittiğinde hemen unutma ama hatırlandığında saygı duyma gibi hallere sıklıkla rastlanıyor.

4) “Yakınlık” ve “tutku” (romantik aşk): Hem fiziksel çekimin hem de ruhani çekimin yoğun hissedildiği aşklar. Romantik aşklarda duygu yoğunluğu ve sevilen kişinin arzulanması ilişkinin dolu dolu hissedilmesine sebep oluyor. Geçmişteki unutulmayan aşk deneyimleri genellikle bu tip aşklardan kaynaklanıyor. Ancak ne fiziksel çekicilik ne de yakınlık hissi, ilişkinin kalıcı olması açısından tek başına yeterli olmuyor.

5) “Yakınlık” ve “bağlılık” (dostluğun paylaşıldığı aşk): Çiftlerin birbirine yoğun yakınlık hissettiği, saygı ve sevgi çerçevesi içinde her türlü duygusal ve düşünsel paylaşımın engellenmeden yaşandığı, ancak fiziksel çekimin olmadığı aşklar. Uzun yıllar evli kalıp hiç münakaşa etmeyen, dışardan bakıldığında resmiyet görünümünün belirleyici olduğu, dengeli ve tutarlı birliktelikler sıklıkla bu tip birlikteliklerde görülüyor. Zamanla arzu ve fiziksel çekimin azaldığını hisseden çiftler de dostluğun paylaşıldığı aşk evrenine geçiş yapabiliyor. Bu tip durumlarda sadakatsizliklere de sıklıkla rastlanıyor. “Eşimi çok seviyorum ama artık bir şey hissetmiyorum” veya “30 sene beraberlikten sonra artık çekim hissedemiyorum” tarzı ifadelerin bulunduğu bu aşklar kimi zaman aşırı kıskançlıklara da gebedir.

6) “Bağlılık” ve “tutku” (arzu dolu aşk): Beraberliği ve evliliği uzun süre devam ettirmenin altındaki temel dürtünün arzu olduğu aşklar. Yakınlık faktörünün olmaması bu tip ilişkilerde ihtilafların ve tartışmaların belirgin olmasına yol açıyor, çünkü taraflar genellikle anlayışsız, bencil, yapıcı iletişim becerilerinden yoksun ve sabırsız oluyorlar.

7) “Tutku”, “yakınlık” ve “bağlılık” (eksiksiz aşk): Her üç boyutun da tamam olduğu, ideal aşklar. “Mükemmel çift, ruh ikizi, hayatımın aşkı” ve benzeri tanımlamaların yapılabilmesi için tutku, yakınlık ve bağlılık boyutlarının eksiksiz şekilde beraber bulunması zorunlu sayılıyor. Eksiksiz aşk, aşıklara müthiş bir ilişki deneyimi sunuyor. Eksiksiz aşkı elde etmenin zor, ancak devam ettirmen daha da zor olduğu biliniyor. İlişkiyi canlı tutmak için çaba sarfetmek, özverili olmak, etkili ve empatik iletişim sağlamak, sürprizlere açık olmak, cinsel açıdan aktif olmak, saygı ve anlayışı her şeyden üstün tutmak gerekiyor.

25 Mart 2013 Pazartesi

0

Gelinliğinizi burcunuza göre seçin

Işıltılı mı yoksa sade mi, siz nasıl bir gelin olmak istersiniz? Seçim yapmak için burcunuzdan tüyolar almayı ve böylece kusursuz bir gelin olmayı hiç düşündünüz mü? İşte burcunuza göre seçmeniz gereken gelinlik modelleri ve özellikleri…

Düğün günü, bütün bayanların hayalini kurup, kusursuz yaşamak istediği bir gün… Düğününüzde nasıl bir gelinliği tercih edeceğinize karar veremeyip gelinlik mağazalarında saatler geçirmek istemiyorsanız, burç özelliklerinize göre bu kararı vermeniz en doğrusu.

Koç
Koç kadınları, ateş grubu oldukları için iddiayı severler. Gelinlik modellerinin de aynı şekilde iddialı çizgiler taşımasını isterler. Fazla abartılı olmamak kaydıyla, sade ve ışıltılı gelinlikleri tercih ederler.

Boğa
Gelinliklerinin ışıltılı olmasını isterler. Sırt ve göğüs dekoltesi onlar için vazgeçilmezdir. Güzellik adına her türlü detayın gelinliklerinde olmasını arzularlar.

İkizler
Farklı ve sade çizgilerden hoşlanırlar. Ancak burçlarının özelliğinden ötürü çift karakterli olan İkizler kadını, zaman zaman diğer kişilikleri devreye girdiğinde sadeliğin tam aksine çok ihtişamlı gelinlikler de isteyebilir.

Yengeç
Gelinliklerinin mutlaka romantik bir yanı olmalıdır. Şifon ve dantel gibi romantik görünümlü kumaşlar onları en iyi şekilde ifade eder.

Aslan
Aslan gelinleri kraliçe gibi görünmek ister. İhtişam, onlar için vazgeçilmezdir. Düğün törenine göre kimsenin tercih edemeyeceği kadar sade ya da son derece iddialı tasarımlar seçebilirler.

Başak
Her zaman çok sade ve klas olmaktan yanadırlar. Kendilerine sonsuz güvenirler. Seçtikleri kumaşlarla sade ve şık zevklerini ortaya koyarlar.

Terazi
Terazi gelini, dantellerle bezenmiş çok ihtişamlı bir gelinliğe sahip olmayı arzular. Dantelli duvak, kabarık etek, uzun kuyruk, korsajlı üst, İspanyol kol ve taşlar vazgeçilmezidir.

Akrep
Akrep kadınları, her zaman olduğu gibi sistemli çalışmalarını gelinlik seçimlerine de yansıtır. Ne istediklerini açıkça ortaya koyarlar. Kabarık etekli, zarif ve romantik görünümlü gelinlikleri seçerler. Düğün mekanına göre çiçek ya da taşlarla işlenmiş bir gelinlik giyebilirler.

Yay
Çok değişik ve sanatsal gelinlikleri severler. Ayrıca çok çılgın bir yanları da olduğu için ortaya çok farklı ve iddialı tasarımlar da çıkabilir. Gösterişli gelinlikleri tercih ederler.

Oğlak
Oğlak kadınlarında her zaman saraylara yakışır bir ihtişama sahip olma duygusu vardır. Kuyruk vazgeçilmezleridir. Çok işli gelinlikler isterler. Önemli olan ise bu isteklerinin modern çizgilerle birleştirilmesidir.

Kova
Kimsenin düşünemeyeceği kadar farklı detaylara sahip bir gelinlik ararlar. Tarihsel özellikleri olan ve bir dönemi temsil eden kostümleri düşünerek gelinlik modellerini belirlerler. Yunan mitolojisi, Fransız kadınının korsajlı ve kabarık elbisesi, 16 yüzyılın çizgileri onları etkiler.

Balık
Daha çok düğün gününün tüm özelliklerini kullanmayı hedeflerler. O özel günde yapabilecekleri tuhaf ve abartılı olmayacağını düşündükleri tüm detayları gelinliklerinde kullanırlar. İhtişamlı, seksi, romantik ve ışıltılı bir gelin olmak isterler.

26 Ocak 2013 Cumartesi

0

Tek eşlilik mi, çokeşlilik mi?

Psikologlara göre ‘Sınırsızlık mutsuz eder, tekeşlilik insana huzur verir’.

En fazla cinsiyetin kadın ve erkek arasında işlendiğine dair bir çalışma olduğundan haberim yok, öncelikle onu söylemek lazım. Hiç duymadım böyle bir araştırma. Kadınerkek arasındaki cinayetlerin sebebi erkeğin poligamisiyle ilgili olabilir. Vassaf kendi tezini savunma adına monogamiye atmış suçu ama böyle bir şey yok. Batı kültüründe de monogami esastır.

Erkek, yapısı itibarıyla, doğası itibarıyla poligamdır. Bunu zamanında Başbakan Prof. Dr. Sadi Irmak söylediğinde yer yerinden oynamıştı, bu yeni bir görüş değil. Erkek poligamdır ama monogaminin de cinayete, şiddete neden olduğunu söylemek spekülasyondan başka bir şey değil. Batı dünyası, poligamiyle oluşan psikolojik ve fizyolojik bunalımları aşmak için monogamiyi teşvik ediyor.

Erkeğin yapısı poligami ama yüzyıllar içinde dinsel ve kültürel yapılarla beraber bu yönünü bastırıyor. Toplumların monogamiye zorlanmasının nedeni biraz da kişilerin ruh sağlığını ve beden sağlığını korumak. Bunun için var monogami. Öbür türlü baktığınız zaman, sınırsızlık insanı daha da mutsuz kılan bir şeydir. Sınır, insanı huzurlu kılar. Belki de bu yüzden monogamiyi desteklemek lazım.

‘Şiddet poligamide de varmonogamiyle ilgisi yok' 

Bahçeşehir Üni. Sosyoloji Böl. Bşk. Prof. Dr. Nilüfer Narlı
Tekeşliliğin insanları şiddete ve cinayete sürüklediğini iddia etmek çok güç, bu çok büyük bir iddia. İnsan ilişkilerinde şiddetin kökenine baktığımız zaman sadece öldürme değil, her boyutta, her türlü şiddet- en önemli neden olarak beklentilerin karşılanmaması, kişilerin birbirlerini aşağılaması, kıt kaynakların paylaşımı yüzünden çıkan tartışmaları görüyoruz. İnsanlık tarihine baktığımız zaman tarım toplumuna geçişle birlikte tekeşliliğin daha fazla kurumlaştığını görüyoruz. Tekeşliliğin hayatımıza girmesi çok uzun bir geçmişe dayanıyor, çok köklü bir geçmişi var. Tekeşlilikte ilişki yürümüyorsa çiftler ayrılabilirler. Tekeşlilik şiddeti körüklemek zorunda değil, ayrılık da bir çözüm. Erkeğin çokeşliliğini kanunlaştırmış ya da dini normlarla meşrulaştırmış toplumlar var. Ama poligami, monogamideki arızaları yok etmez. Arızanın nedeni monogami kavramının kendisi değildir zaten, kişiler arasıdır. Poligamide de şiddet çıkar, anlaşmazlık çıkar. Birçok kadınla ilişkisi olan erkeğin hoşgörülme nedeni ekonomiktir, mecburidir. Mutlu ve huzurlu olunduğundan değil.

‘Tekeşliliği iyi sandığımız için cinayet işleniyor’

Oyuncu Lale Mansur
Ülkemizde bir cinayet salgını yaşanıyor. Kocasından ayrılmak isteyen kadınlar, kocaları tarafından öldürülüyor, çünkü erkekler kadınları kendilerinin bir uzantısı, bir organı gibi görüyor, böyle algılıyorlar. Onların bir başka birey, bir başka insan olduğunu, kendileriyle yaşamak istemeyebilecekleri gibi bir şey kafalarında yok. Bu kadar çok erkek deliriyorsa, bu kadar cinayet işleniyorsa bunun elbette ki bugüne kadar “iyidir” diye bilinen birtakım fikirlerle, kavramlarla ilişkisi var. Tekeşlilik de bunlardan biri.

‘Çokeşli yaşıyor tekeşlilikte karar kılıyoruz’

Yazar Sinan Akyüz 
İnsanlar çokeşliliği yaşar ama tekeşlilikte karar kılar. Tekeşlilikte cinayet işleniyor, çünkü içinde aşk var. Aşk dönem dönem insanlarda hastalıklı bir yapıya neden olabiliyor. İnsanlar şiddeti en yakınlarına yaşatıyorlar. Sadece monogamiden çıkmıyor şiddet, kız kardeşe, anneye de şiddet uygulanıyor. Çokeşli de yaşasalar bir gün tek aşka, tekeşliliğe döner bütün insanlar. İnsanoğlunun fabrika ayarlarında kıskançlık var. Bu anormal de değil, aşkın gücü. Zaman zaman sevgiden boğabilirsiniz, bazen canından edebilirsiniz. Bu, monogami ruh sağlığına iyi gelmiyor demek değildir. Monogami zorunlu bir yol aslında. Çokeşli yaşıyoruz ama sonunda monogamiyi seçiyoruz.

Psikiyatr
Prof. Dr. Mansur Beyazyürek

Kaynak: HT Hayat

23 Ocak 2013 Çarşamba

0

İhanete uğrayınca hayata küsmek yanlış

Kocanızın size ihanet ettiğini öğrendiniz. Elbette bu durum her kadın için bir yıkımdır. Ancak sakın hayata küsmeyin ve sadece ne yapacağınıza karar verin.

Geç saatlere kadar uzayan toplantılar, cep telefonlarına gelen gizli saklı çağrılar, birden değişen alışkanlıklar… Tüm bunlar bir bunalımın işareti mi, yoksa ilişkinizde bir üçüncü kişi mi var? Hiç kimse kabul etmek istemese de, birçok kişi aldatan veya aldatılan olarak, ihanetin bir tarafında yer alır. Eğer aldatılan kadın tarafındaysanız, bunu hayatın gerçeklerinden biri olarak kabul etmeyi öğrenmeniz gerekiyor. Bunu kabullenmek istemezseniz, başına geldiğinde uzun süre acı çekmeye mahkûmsunuz demek.

Son olarak derin bir nefret
İhanete uğradığını öğrenen kadınlar genelde benzer tepkiler verir. Önce büyük bir öfke, ardından hayal kırıklığı ve son olarak derin bir nefret hisseder. Çoğu zaman diğer kadının tanıdık olması, eşinin ilişkisinin herkes tarafından biliniyor olması ya da uzun süredir devam etmesi, durumu ağırlaştıran faktörlerdir. Yaşananlar ne kadar acı olsa da, önemli olan artık karar vermeniz gerektiği gerçeğidir. Ya ilişki sürecek, ya da bitecek. Seçim hangisinden yana yapılırsa yapılsın, öncelikle sakin davranmalı ve çözüme yönelik çareler aranmalı.

Kesinlikle baskı yapmayın
Ayrılmak istemiyorsanız, partnerinizin ve kendinizin hatalarını gözden geçirin. İleride neyi daha iyi yapabileceğinizi konuşun. Tüm süreç boyunca sakin kalmaya çalışın. Eşinizle yakın olmaya özen gösterin. Onu hala sevdiğinizi ve ona ihtiyacınız olduğunu bilmesine izin verin. Ona baskı yapmayın. Dostu olduğunuzu ve geçmişte yaşanan güzel günlere geri dönebileceğinizi ona hissettirin.

Kadınlar neden ayrılmaz?
Birçok kadın eşinin ihanetine rağmen ilişkisini sürdürmeyi tercih ediyor. Özellikle maddi bağımlılık, çoğu zaman kadınların boşanmamalarının en önemli nedenleri. Bunun dışında etkili olan sebepler ise:
- Çocukların geleceği ile ilgili kaygılar.
- Eşinden bağımsız bir kişiliğe sahip olamama.
- Sosyal statüyü kaybetmeme isteği.
- Aile veya çevre baskısı.
- Her erkek yapar düşüncesi.

Tehdit etmek çok yanlış
Barışmak niyetinde olan birçok kadın, öfkesine yenik düşüp, duyduğu kızgınlıkla eşini çeşitli araçlar kullanarak tehdit eder. Bunların başında çocuklar gelir. “Çocukları bir daha göremezsin” gibi tehditler size dönmek isteyen bir erkeği daha çok uzaklaştırabilir. Çocuklarınızı veya çevrenizi eşinize karşı kışkırtmayın. Bu durum hem eşinizin dönmesini zorlaştırır hem de ileride ilişkiniz düzeldikten sonra sizi rahatsız eder. Kendinizi biraz geri çekin. Kartlarınızı açık oynayın ama gizemli bir yanınızın kalmasına dikkat edin. Erkekler meraklıdır ve keşfetmeye bayılır. Geçmişe, sevginize veya çocuklara rağmen kararınız ayrılmaktan yana ise, mal paylaşımı ve varsa çocukların velayeti konusunda anlaşmaya çalışın.

Bahaneler var, açıklama yok
Psikiyatri uzmanlarına göre ilişkinin kötü gitmesi aldatma nedenlerinden sadece biri. Çünkü erkekler mutlu oldukları halde ihanet edebilirler.
- Erkek hiperseksüel olabilir ve bundan dolayı sürekli eş değiştiriyordur.
- Bağımlılık yaratan maddelerle sıkıntılarını aşmaya çalışanların yanı sıra, bunu çapkınlıkla da yapanlar var.
- Hayatının genelinde başarısız olan kişiler, eşlerini aldatarak kendilerini bu şekilde avutmaya çalışabilir.
- Manik hastalıklar cinsel istek üzerinde etkili olup, aktif davranışlara itebilir.
- Başkalarına duyulan özenti ihanete neden olabilir.
- Yaşın ilerlemesi ile birlikte andropoz döneminde aldatmaya meyil artabilir.

2 Ocak 2013 Çarşamba

0

Erkekler için ideal kadın nasıl olmalı

Değişen hayat şartları sadece kadınları değil, erkekleri de zengin sevgili bulmaya itiyor. Son dönemlerde erkekler de kadınlar da para, kariyer, güzellik, kültür gibi özellikler arıyor. İşte modern erkeklerin yeni sevgili profilleri…

Samanlık artık seyran değil
İş hayatında kadınların da önemli rol oynayan kadınlar erkeklerin beklentilerini değiştirdi.. Şimdilerde erkekler olanakları iyi, kariyer yaşamında yeni kapılar açacak, yeni fikirlerle iş yaşamını destekleyecek kadınlar arıyor. Erkekler de artık dar gelirli bir hayat sürmek için evlenmek istemiyor.

Bir yastıkta kocanmıyor
Değişen hayat koşulları çekirdek aileyi tehdit ediyor. Kent yaşamının getirdiği zorluklar, ekonomik sorumluluklar çiftlerin ilişkilerini yıpratıyor. Hiçbir ilişki eskisi gibi yaşanmıyor ve çiftler daha fazla dayanamayıp boşanıyor.

Kadın başarılı olmalı
Erkekler kariyer sahibi, başarılı kadınlarla birlikte olmak istiyor. Hırslı ve işteki istekleri daha yüksek bir kadın onların hayata daha iyi bakmalarını sağlıyor. Çalışmak istemeyen kadınlar erkeklere göre hayatın yükünü tek başına taşımalarına neden oluyor ve ilişkinin sonu ayrılık oluyor.

Malı, mülkü olsun
Eskiden fakir ama gururlu olmakla yetinen erkek ve kadın artık gelecek kaygısı yaşamamak için evi, arabası veya dünyada çakılı bir çivisi olmasını istiyor. Erkekler malı mülkü olan kadınlar arıyor.

Güzel ve bakımlı olsun
Erkekler kendine yeten, çalışan, bakımlı ve güzel bir kadın istiyor. Kilo almış, cildi kırışmış kadın istemiyor.

Erkekler beyaz atlı prens olmak istemiyor
Erkekler artık beyaz atlı prens gibi hareket edip tüm dünyayı kurtarmak istemiyor. Sevdiği kadınla eşit şartlarda yaşamak, hayatın ağır yükünü eşiyle paylaşmak istiyor.

11 Aralık 2012 Salı

0

Çocuklar Büyüdü… Peki Ya Evlilikler?

Ne yazık ki pek çok evde, bebekler büyürken, eşler arasındaki anlaşmazlıklar da büyümeye başlıyor. 

Psikoloji İstanbul Danışmanlık, Eğitim ve Araştırma Merkezi'nden Psikolog Filiz Kaya'nın verdiği bilgilere göre, çocuklar bebeklikten çıkıp “çocuk” oldukları zaman da bu anlaşmazlıklardan geriye, evliliğinin iyiye gitmediğini düşünen çiftler kalabiliyor…

Çocuk sahibi olmak dünyanın en güzel şeyi, niyetimiz bunu sorgulamak hiç değil… Sadece birkaç uyarıda bulunmak istiyoruz. Özellikle bebekler büyüdükten, artık “çocuk” mertebesine yükseldikten sonra, eşler arasındaki ilişkilerde de geri dönülmez kopmalar yaşanmaya başlamakta.

Çiftlerin yüzde 67’si bebek doğduktan sonraki 3 yılda kendilerini “Mutsuz” olarak tanımlıyor. İlişkilerinden “Memnun” olduğunu belirten yüzde 33’lük grup ise, aynı dönemi ilişkileri açısından “Yüksek Düzeyde Stres Yaşanan” bir dönem olarak tanımlıyor. Peki çiftler açısından zorlayıcı ama bir o kadar da güzel olduğu bilinen bu dönem nasıl yaşanıyor?

Ağlayan bir bebeğin yanında romantizm zordur. Çiftler daha önce yaptıkları ve yakınlık hissetmelerini sağlayan pek çok şeyi özellikle ilk aylarda yapamaz hale gelirler. Her ikisinin de çok sevdiği ve belki de uzun süredir bekledikleri o güzel varlık yanlarında olmasına rağmen, beraberinde bir dizi zorluğu ve sorumluluğu da getirir. Bebekler sürekli bakıma ihtiyaç duyar ve bu çoğu zaman her iki ebeveyn için de tam zamanlı bir mesai demektir; dolayısıyla eşler birbirlerine zaman ayıramamaya başlarlar. Fiziksel yorgunluk, çoğu çift için duygusal ve bedensel uzaklaşmaya neden olabilir.

Yıkıcı Durumlar Neler?

“Ben haklıyım, o haksız…” “Çocuk nasıl yetiştirilir bilmiyor…” “Doğrusunu söylüyorum ama o yine bildiğini okuyor…” daha da kötüsü, “Ben ne diyorsam o olacak…” Bu cümlelerin sarf edildiği bir evde çocuklar nasıl büyür? Peki evlilikler? Nasıl ki insan ilişkileri “Kim haklı” sorusu üzerine kurulmamalı ise, evlilikler de, çocuk yetiştirme de bu soru ile uğraşmamalı çünkü bunların hiçbiri bir güç mücadelesi, meydan savaşı değildir. Eşiniz de siz de, çocuklarınızı büyütürken, buna benzer soruları sorduğunuzu fark ettiğiniz her an durun, unutmayın her ikiniz de çocuğunuzun iyiliğini istiyorsunuz ve onun için en iyi olacak şey, birbirlerini seven ve tutarlı olan bir anne-babadır.

Birlikte karar almak bu nedenle önemli, hem evle ilgili hem de çocuklarınızla ilgili konularda. Ebeveynlik konusunda eşinizle aranızda uzlaşmanın sağlanması mutlak. Uzlaşmayı sağlayabilmek için, olası her çatışmanın, her iki tarafın da kendini ifade edebileceği ve kararın alınmasında tamamen dahil olduğu süreçlerin yaşanması gerekiyor. Çocuğunuza nasıl davranacağınız, hangi konularda nasıl tavır takınmanız gerektiği konusunda fikir birliğine varmanız son derece önemli.

Neler Yapılmalı?

● Her çiftin aynı sorunları yaşadığını bilin.
● Bebeğinizle birlikte vakit geçirmenin keyfine varın.
● Tartışmalarınızın sakin geçmesini sağlayın.
● Aranızdaki paylaşımın ve arkadaşlığın eksilmemesini sağlayın.
● Cinsel yaşamınıza özen gösterin ve cinsellikten aldığınız keyfi arttırın.
● Baba-bebek arasındaki ilişkinin yakın ve sıcak bir ilişki olmasını sağlayın.
● İlişkiyi zenginleştirecek yenilikler geliştirin.

7 Aralık 2012 Cuma

0

Aşkınızı her zaman ilk günkü heyecanıyla yaşayın

İlişkinin başlarında aşklarını doyasıya yaşayan iki insan, bir süre sonra nasıl olur da birbirlerinden köşe bucak kaçmaya başlar? Bu duyguya kapılan çiftlere müjde. Aşkın ömrü kaç yıldır? 

Bu sorunun cevabı bugüne kadar bulunamadı. Bundan sonra da bulunma şansı yok. Ancak gerçek olan bir şey, aşkın ilk günkü heyecanını bir süre sonra kaybetmeye başladığı. Ancak bu süreyi uzatma şansınız var. Nasıl mı? İşte size öneriler:

“Nasıl olsa benim” demeyin
Cicim ayları geçtikten sonra, birçok çift birbirlerine “Nasıl olsa benim” düşüncesiyle yaklaşma hatasına düşer. Birbirine alışmanın getirdiği umursamazlık ve özensizlik her ilişkiyi sıradanlığa sürüklüyor ve bu sıradanlık, taraflardan biri “Beraberliğimizin bir anlamı kalmadı,” diyene kadar sürüyor. Aşkınıza sahip çıkın ve her aşamasında ona emek vermeye hazır olun. Birbirinizle ilgilenin, birbirinizi özleyin, konuşun, fikirlerinizi paylaşın ve sorunları, büyüyüp çözümsüz hale gelmeden oturup tartışın. Kısacası, ikiniz de gayret gösterin.

Ona sorumluluk verin
Kızgınsınız, hem de çok… Sevdiğiniz erkek birlikte oturmaya başladığınızdan beri nedense alışveriş, yemek pişirme, çamaşır yıkama, evi toplama gibi işleri sizin yapacağınızı varsayıyor, üstelik sizin mesleğiniz de onunki kadar yoğunken. Peki, ne oldu? Ne olacak, toplumsal rollere teslim olmuşunuz. Anne babalarımız ve toplum aracılığıyla bilinçsizce aldığımız “doğru kadın” ve “doğru erkek” rolleri, bir anlamda beynimize işler ve duygusal ilişkilerimizde ortaya çıkar. Siz içgüdüsel bir biçimde üzerinize düşen her işi yaparsınız ama onlar aslında ikinizin de üzerine düşen işlerdir. Ona, evle ilgili çeşitli görevler verin ve bu görevleri gerçekten üstlenmesini sağlayın.

Markete uğramayı unutup eve mi geldi? Sakın siz kalkıp markete gitmeyin, bırakın o gitsin. Ev işlerinde başarısız mı? Boş verin… Önemli olan onun da birtakım sorumlulukları olduğunu hissetmesi. Yoksa yaptığınız her iyilik, bir süre sonra kaçınılmaz bir biçimde göreviniz haline gelir ve bu da sizi ilişkinizden soğutmaya başlar.

Onu olduğu gibi kabul etmeye çalışın
Farklı ilgi alanları, geleceğe dair bambaşka beklentiler, hayaller ve birbirine ters bakış açılan çoğunlukla ayrılığa sebep oluyor. Tabii ki, karakterleriniz aynı olmak zorunda değil. Mesela siz daha neşeli ve dışa dönüksünüzdür, o ise daha sakin ve çekingen… Önemli olan, hayata bakışınız, beklentileriniz, zevkleriniz ve planlarınız. Beraberliğinizi sürdürmeyi gerçekten istiyorsanız, o zaman önce sevgilinizi değiştirme fikrini unutun. Onu şu anki haliyle, hiçbir şekilde başka bir insan yapmaya çalışmadan ve size ters gelen davranışlarından şikâyet etmeden kabul etmelisiniz, tabii o da sizi… Eğer ikiniz de bunu başarırsanız belki ilişkinizi uyum içinde sürdürebilirsiniz.

27 Kasım 2012 Salı

0

'Küçük' Evlilik, 'Büyük' Sorun!

Uzmanlar uyarıyor: "Erken yaşta evlilik kesinlikle ağır travmalara ve kalıcı psikolojik rahatsızlıklara neden olur..."

Türk toplumunun kanayan yaralarından biri de erken yaşta yapılan evliliklerdir. Son günlerde kamuoyunda büyük yankı alan bu olgu üzerine, konunun önde gelen uzmanları çok dikkat çekici uyarılarda bulunuyorlar.

Uzmanlar, toplum tarafından önemli bir sorun olarak görülmeyen erken yaşta evliliklerin, hem çiftleri, hem ailelerini hem de toplumu, hem kısa vadede hem de uzun vadede büyük sorunlarla karşı karşıya bırakacağının altını çizdiler. Uzmanlara göre erken yaşta evlilik Türk toplumunun aile yapısını tehdit ediyor.

Konuyla ilgili çok çarpıcı tespitlede bulunan Cinsel Sağlık Enstitüsü Derneği (CİSED) Genel Başkanı Dr. Cem Keçe, Türkiye'de yapılan her 4 evlilikten birinin küçük yaşlarda olduğuna dikkat çekerek, artık normalleşen meşrulaşan bu olgunun derhal ortadan kalkması gerektiğini vurguladı.

"Erken evlilik Hayattan Çalmaktır"

Dr. Keçe şunları kaydetti:
"Ataerkil ve geleneksel toplum yapısı, erken yaşta evlilikleri normalleştirmiş ve meşrulaştırmıştır. Oysa erken yaşta yapılan evlilikler özellikle kız çocuklarının toplumdaki eşitsiz konumunu pekiştirmekte ve hayat tercihlerini azaltmaktadır. Ruhsal ve bedensel gelişimini henüz tamamlamamış, kendi yaşamının iplerini eline henüz alamamış, haklarını bilmeyen yüzlerce genç kız, ya kendi istekleri ile ya da ailelerinin zorlaması ile evlenmektedir. Toplumun erken yaştaki evlilikler için nedenleri veya mazeretleri her zaman mevcuttur. Bazen yoksulluktan kurtulma isteği, bazen yalnızca bir aidiyet arayışı, bazen mevcut durumda kurtulup daha iyi görülene koşma, bazen köle gibi satılma, bazen “Evde kalırsın, yaşın geçerse kimse seni almaz” gibi yüz yıl öncesinden getirilip halen terk edilemeyen baskılar, bazen bir aşk, bazen de kendini ifade etme isteği, küçük yaşta evliliklerin nedenleri arasındadır."

"Ergenliği Aşamayan Evliler Sorunlarla Boğuşuyor"

"Ülkemizde evlilikler genellikle bir maharet, bir başarı veya bir yetişkinlik hareketi gibi algılanır ve çiftler kararlarını özgürce verirler. Ancak bazen bunun olmadığı evliliklerde olur. Bazen 13–15 yaş arasındaki genç kızlar aileleri tarafından zorla evlendirilmeye çalışılır, bazen de özentiyle genç kızlar evlenmek isterler ve aileleri evliliklerine onay vermediği için evden kaçarlar ve evlendirilmek zorunda kalırlar. Her ne sebeple olursa olsun, erken yaşta yapılan evlilikler yanlıştır. Çünkü halen genç kız olan bu bireyler biyolojik, psikolojik ve sosyal gelişimlerini tamamlamamıştır. Bununla birlikte erken yaşta yaşanan evliliklerde erken hamilelikler sıktır, daha kadın olmadan anne olan bireyler yaşam evrelerini sağlıklı geçirip, sağlıklı bir kişilik yapısı geliştiremezler ve evlilik ilişkilerinde çözümleyici yaklaşımlar gösteremezler. Kendi ergenlik sorunlarını halletmeden önce ebeveyn olan bu tip ailelerin çocukları da sorunlu kişilik yapısına sahip olabilmektedir."

"Erken Evlilik Sağlıklı Toplum İçin Tehdittir"

"Toplum olarak ilerlemiş bir ülke, iyi koşullarda yaşamını sürdüren insanlar ve mutlu çocuklar beklentimiz var, ancak erken yaşta yaşanan evlilikler bizi bu beklentilerden uzaklaştırmaktadır. Bu noktada hem devletimize hem medyamıza hem ruh sağlığı profesyonellere hem de ailelere çok fazla iş düşmektedir. Evliliğin nasıl bir düzen olduğuna, aile ortamının ne tür şartlara sahip olması gerektiğine ve diğer benzer durumlara açıklık getirilmesi gerekmektedir."

"18 Yaş Altı Evlilik Yasaklanmalı"

"Ebeveynlerin çeşitli eğitimlerle görsel ve işitsel medya kullanılarak erken yaşta evlilik, kadın hakları, çocuk hakları, aile içi şiddet gibi önemli konularda bilinçlendirilmeleri gerekmektedir. Aile planlaması hizmetlerinin yaygınlaştırılması, aile planlaması olgusunun topluma daha açıklayıcı bir şekilde yansıtılması, din görevlilerinin günümüz koşullarında erken evliliğin sakıncalarını gerekli yerlerde gündeme getirerek vurgulaması önemli hususlardandır. 18 yaş altındaki evliliklerin yasalarla kesin bir şekilde engellenmesi, özellikle kız çocuklarının eğitime dâhil edilmesi, kadınların ekonomik anlamda özgürlüğünün sağlanması, kadınların iş kurma ve meslek edinmelerinin sağlanması, cinsel istismar, cinsiyet ayrımcılığı ve toplumsal halk sağlığı konularında toplumun bilinçlendirilmesi, ekonomik koşulların iyileştirilmesi gerekmektedir."

"Evlilik Öncesi Eğitim Şart"

"Evlenmeyi düşünen bireylerin ani kararlar almadan önce uzun bir süre birbirlerini tanımamaları gerekir. Unutulmamalıdır ki erken evlilikler o kişilerin çocukluğundan, gençliğinden ve yaşamından çalınan bir takım özgürlükleri akla getirir. Evlilik öncesi fiziksel tahlilleri zorunlu tutan devlet, evlilik öncesi eğitimi şart koşmalıdır. Evlenmeden önce anne-baba ve eş eğitimleriyle çiftlere sertifika verilmeli ve ancak bu sertifikaya sahip çiftler evlenebilmelidir. Annelik, babalık, karılık veya kocalık bir meslektir ve dünyanın en ucuz mesleği gibi eğitimsiz yapılmamalıdır. Ayrıca hem devletimiz, hem medyamız hem de ruh sağlığı profesyonelleri ilk üç yıl çocuk yapılmaması için kamuoyunda ortak bir bilinç yaratmalı ve çiftlerin birbirlerine alışmaları için zaman tanımalıdırlar. Aslında ne koşulda olursa olsun erken yaşta yapılan evliliklerin sonucu baştan bellidir. Bu evlilikler yeni neslin sağlıksız ve yetersiz bir şekilde gelişmesine neden olmaktadır.”

"Küçük Yaşta Evlilik Travmadır"

CİSED Genel Sekreteri Psikolog Serap Güngör ise küçük yaşta evliliğin çiftler için travmadan başka bir anlamı olmadığına dikkat çekti. Henüz gelişimini tamamlamamış gençlerin evliliğin getirdiği ağır sorumlulukları yüklenmesinin psikolojik travmaların ortaya çıkmasına neden olabileceğini belirten Güngör, çiftler için evlilikten önce yaşanması ve deneyimler kazanılması gereken birçok olgu olduğunu vurguladı. Psikolog Güngör şunları kaydetti:

"Erken yaşta yapılan evliliklerde pişmanlık, öfke, özlem, hayal kırıklığı gibi duygular yoğun bir şekilde yaşanmaktadır. Erken evliliklerde ortaya çıkan sorunlar arasında en çok depresyon, kaygı bozuklukları, fobik problemler, güven problemleri, sağlık ile ilgili problemler ve intihar girişimleri bulunmaktadır. Erken yaş evlilikler erken gebelik ve doğumlara yol açabilmektedir. Fiziksel gelişimini ve ruhsal olgunlaşmasını tamamlayamamış gençler erkenden evlendiklerinde, gebelik ve doğumlarda anne veya çocuğun ölümüne, çocukların sağlıklı bir şekilde gelişimlerini tamamlayamamalarına neden olabilmektedirler. Ayrıca, erken yaş evliliklerinde aile içi sorunlar daha fazla görülmekte, çocuk bakımı ve çocuğu büyütme noktasında çift yeterli bir olgunlukta olamadığından ciddi sorunlar yaşamaktadırlar. Aile içi şiddet ve evlilikten mutlu olamamaları, kadında ve erkekte psikolojik sorunların görülmesine yol açabilmektedir. Bu tür evlilikler kadın için katlanılması gereken bir durum, erkek içinse mutluluğu dışarıda aramak için bir bahane olabilmektedir. Genç karı koca arasındaki sorunlar ailelerini de etkilemekte, aile ve eşler arasında kavgalara, kıskançlıklara, şiddete neden olmaktadır. Bu durum yıpranmış ailelere, mutsuz çiftlere, ortada kalmış ve psikolojik sorunlarla büyüyen çocuklara yol açmaktadır.”

19 Kasım 2012 Pazartesi

0

Evlilikte sorunları aşmanın püf noktaları

Evliliğinizde önemli sorunlar yaşamaya başladınız. Sakın panik yapmayın ve uzmanların önerilerini dinleyerek mutluluğa ulaşın. 

Eşlerden birinin hatasıyla başlayan süreç, karşılıklı hataların yapılmasıyla ve hatalı bir davranışın bir diğer hatalı davranışa veya tutuma yol açmasıyla ilerler. Çözümün, karşılıklı çabalarla oluşturulması gerekir.

Sorunların çözümü esnasında eşlerden biri profesyonel yardım almayı reddediyorsa ki bu durum ülkemizde çoğunlukla “Sorun sende, sen git” şeklinde yaşanır, o zaman eşler mevcut sorunun yüklediği stresle daha doğru bir şekilde mücadele etmek için bireysel olarak profesyonel yardım alabilirler.

‘Benim hiçbir problemim yok’
Ancak unutulmamalıdır ki, eşlerden birinin açıkça daha çok hatalı olduğunun görüldüğü durumlarda bile, örneğin aşırı alkol aldığı zamanlarda, davranışları kontrol etme güçlüğü çeken bir eş olabilir bu, yine her iki eşin de katkısı gerekir. “Benim sorunum yok, sen git” diyen eşlerin, sorunlu bir eşe sahip olmanın da psikiyatrik yardım almayı gerektiren bir sorun olduğunu unutmamaları gerekir. Hatta daha ötesi, sorunlu bir eşi olduğunu düşünen bir eşe sahip olmak da bir sorundur. Diğer yandan birçok zaman sorun eşlerden birinde olmaktan çok, eşler arasındaki ilişki biçimindedir. İlişki biçimi değiştirildiğinde sorun ortadan kalkar veya en az düzeye iner.

İletişim eksikliği ilişkiyi bitirir
Sorunlar elbette çok çeşitli fakat iletişimsizlik, iletişim eksikliği ve iletişim hataları oldukça önemli. Yapılan araştırmalar farklı cinslerin iletişim kurma tarzlarının da farklı olduğunu göstermektedir. Eşinizi eleştirmek veya hayal kırıklığı yaşamak yerine, eşinizle nasıl iletişim kurduğunuzu ve nasıl kurmanız gerektiğini öğrenebilirsiniz. Ve böylece karşınızdakinin söylediklerinizi anlamasını sağlayabilirsiniz. Siz ve eşiniz aynı sözcükleri kullanıyor olsanız bile, çoğu kez kendinizi farklı bir dil konuşuyormuş gibi hissedersiniz. Herkes, eşini kendi konuştuğu dilin doğru olduğu varsayımına dayanarak yargılar: “Yine neden konuşmuyorsun?” diyen kadına kocası, “Ne oldu? Yine konuşmaya başladın” diyebilir. Aile terapisiyle, tüm bu sorunların üstesinden gelmek mümkündür.

Eski defterleri tekrar açmak ilişkinize büyük zarar verir
Birbirinizle konuşmayı alışkanlık haline getirin. Bunun için mümkünse bir zaman belirleyin.

Aşağıdaki soruları sormaktan çekinmeyin:

- Yaptığım bazı şeyler seni rahatsız ediyor mu?

- Birbirimiz için daha fazla neler yapabiliriz?

- Birlikte en son ne zaman gülüp eğlendik?

- Farklılıklarımızı birbirimizi rahatsız etmeden nasıl yaşayabiliriz?

- Bir konuda tartışmak zorunda kalırsanız sadece o andaki sorunu ele alın, geçmiş konuları açmayın.

- Tartışma sırasında “Sen hep…”Sen her zaman… Sen hiç…” gibi cümleler kullanmayın.

- Davranışı veya tutumu eleştiren, kişiye ve kişiliğe yönelik eleştirilerden kaçının.

- Gerektiğinde bir uzmana başvurarak, profesyonel yardım almaktan çekinmeyin.

4 Eylül 2012 Salı

0

Geleneksel kına gecesi nasıl yapılır?

Gelinin eline kına yakılırken “Gelin elini açmıyor…” denir ve bunun üzerine erkek tarafı gelinin avucuna küçük bir altın koyar.

Geleneksel kına gecesi düğünden bir gün önce kız evinde yapılır. Bizim önerimiz düğünden iki veya üç gün önce yapmanız!
Gelin ve damadın yakın akrabaları ve arkadaşları kına gecesine katılır. Kınanın yakılacağı gün kız evine düğünün başladığı anlamına gelen bayrak asılır. Geline yakılacak kına oğlan evi tarafından alınır. Çoğu zaman kız evine bir gece öncesinde çerezlerle birlikte gönderilir. Titizlikle hazırlanan kına tepsisinde çerezler, tatlılar ve kına helvası bulunur. Oğlan evinden gelen misafirler kız evinde karşılanarak ağırlanır. 

Gelin ilk başta yöreye göre değişebilen tuvalet veya şık bir elbise giyer, daha sonra kına yakımı başlamadan önce “bindallı “ denilen kadifeden ve işlemeli, ayak bileklerine kadar uzanan kaftan türünde bir giysi giyer. Gelinin başına kırmızı bir örtü örtülür.

Daha sonra bakır bir taş içerisinde, başından ayrılık geçmemiş, mutlu bir evliliği olan bir kadın tarafından kına karılır. Kınanın içine, bereketin hayatlarında hep olması dileği ile bozuk para konur.

Kına yakılmadan önce gelinin oturması için salonun ortasına birer sandalye konur. Erkek tarafının getirdiği kına, etrafı mumlarla süslü bir tepsi içine hazırlanır. Bayan misafirlerin ellerine birer mum verilir. Önce elinde kına tepsisiyle genç bir hanım arkasından gelin onun arkasından da ellerinde mumlar olan genç kızlar türkü söyleyerek boş sandalyelerin etrafında dönerler. Daha sonra gelin sandalyeye oturur. Bu arada içli kına türküleri söylenir. Amaç gelini ağlatmaktır. Kına gecesinde gelin kız mutlaka ağlar. Eğer ağlamazsa benden söylemesi ayıplanır, “amma da hevesliymiş evlenmeye” şeklinde dedikodulara maruz kalır!
Gelinin eline kına yakılırken “Gelin elini açmıyor…” denir ve bunun üzerine erkek tarafı gelinin avucuna küçük bir altın koyar. Duyduğuma göre ev anahtarı veya araba anahtarı da verilebiliyormuş; bilginize...

Avucunu açan gelinin avuçlarına kına yakılır, ellerine tülbent bağlanıp eldivenler geçirilir. Kına yakıldıktan sonra gelinin başındaki kırmızı örtü açılır ve kına misafirlere dağıtılır. Dağıtım sırasında kına içindeki altın para kime çıkarsa “yakında kısmeti çıkacak gelin adayı bulunmuştur”. Tüm bunlardan sonra türküler söylenmeye devam edilir; eğlence kaldığı yerden geç saatlere kadar devam eder.
Hazırlayan: Meltem Öksüm

back to top