sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
sağlık etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Eylül 2013 Perşembe

0

Kansızlık İçin Meyve Suyu Şart!

Kansızlık ve ona bağlı olarak demir eksikliğinin özellikle çocukların zihinsel gelişimi üzerinde geri dönülemez etkilere neden olduğunu söyleyen uzmanlar, besinlerden alınan demirin emilimi için C vitaminin şart olduğunu, dolayısıyla meyve suyu tüketmenin çok önemli olduğunu belirtiyor.

Hayat kaynağı kanın azalmasıyla ortaya çıkan kansızlık ve ona bağlı demir eksikliği yaşam kalitesini azaltıyor. Demir eksikliğinin özellikle çocukların zihinsel gelişimi üzerinde önemli bir rolü olduğunu ifade eden uzmanlar, besinlerden alınan demirin emilimi için meyve suyu tüketilmesi gerektiğini belirtiyor.

‘Kansızlık, kandaki hemoglobin miktarının azalması olarak tanımlanır. Bu da demir eksikliğine neden olur” diyen Erciyes Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, demir yetersizliğinin genellikle büyümenin çok hızlı olduğu çocukluk ve ergenlik çağı ile hamilelik döneminde ortaya çıktığına dikkat çekti.

Kansızlık Probleminizin Farkında mısınız?

“Dünyada her 5 erkekten biri, her 3 kadından biri, her 2 gebeden biri, her 5 çocuktan biri kansızlık problemi yaşar. Ancak pek çoğu bu durumlarını ne yazık ki bilmemektedir” diye konuşan İnanç, şunları söyledi:
“Gelişmiş ülkelerde 0 - 5 yaş arası çocuklarda kansızlığa rastlanma sıklığı yüzde 4 ile 20 arasında iken az gelişmiş ülkelerde aynı yaş grubunda bu oran yüzde 80’lere kadar çıkıyor. Ülkemizde bu oran yüzde 50 gibi oldukça yüksek bir değerdedir.”

18 Eylül 2013 Çarşamba

0

İdrar yolu enfeksiyonuna bire bir

İdrar yolu boyunca bakteri gelişimini engelliyor.
Kızılcık meyvesinin içerdiği yüksek asit idrar yolu boyunca bakteri gelişimini engellemeye yardım ediyor.

Tedavi edilmezse basit bir idrar yolu enfeksiyonunun mesane ve böbrekler için çok kötü sonuçlar doğurabileceği belirtiliyor.

Bakteri idrar yoluna girdiğinde ve burada çoğaldığı zaman idrar yolu enfeksiyonunun oluştuğu ve enfeksiyonun kontrol altına alınmadığı takdirde bakterinin idrar yolunun derinlerine kadar ilerleyerek, mesanede sistite yol açtığı ve böbreklere girerse piyelonefrite (Böbrek pelvisini ve üriner yolları saran bir infeksiyona bağlı interstisyel nefrit) neden olduğu açıklanıyor.

Böbrek enfeksiyonları oldukça tehlikeli olduğunu ve tedavi edilmediği takdirde yaşam koşullarını tehdit eden bakteremiye (kan dolaşımında bakteri) yol açtığını belirten ürologlar, kızılcık meyvesinin herkese yardım edemeyebileceğini ve idrar yolu enfeksiyonu olan hastaların mutlaka tedavi olmaları gerektiğini söylüyorlar.

Ürologlar ayrıca, uygun hidrasyon ve doktor tarafından önerilen tedbirli antibiyotik kullanımı ile idrar yolu enfeksiyonundan korunabileceğimizi açıkladılar. 


16 Eylül 2013 Pazartesi

0

Tükenmişlik Sendromundan Kurtulun!

Son zamanlarda kendinizi sürekli mutsuz, huzursuz, yorgun hissediyorsanız, çok çabuk sinirlenip geriliyorsanız, hayattan zevk alamıyorsanız, sabahları işe gitmek zor geliyor hatta işe gitmemek için bahaneler bulmaya çalışıyorsanız, işinize olan motivasyonunuzu kaybettiyseniz dikkat! Tükenmişlik Sendromu yaşıyorsunuz demektir. 

Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesi’nden Dr. Ayşegül Tohumcu'nun verdiği bilgilere göre, tükenmişlik Sendromu ilk kez 1974 yılında psikolog Herbert Freudenberger tarafından, “uzun dönemli karşılanmamış iş stresine bağlı olarak, duygusal ve fiziksel enerji tükenmesiyle karakterize patolojik durum” olarak tanımlandı.

Kimler Risk Altında?

Tükenmişlik Sendromu, günümüzün yoğun ve stresli iş ortamında, pek çok insanın kariyerlerinin bir döneminde karşılaştığı bir sorundur. En çok doğrudan insana hizmet verilen meslek mensuplarında, özellikle sağlık çalışanlarında, öğretmenlerde, psikologlar ve çocuk bakıcılarında, idarecilerde, bankacılarda görülmektedir. Hem kişisel hem de işe ait özellikler Tükenmişlik sendromuna zemin hazırlamaktadır. Her şeyi mükemmel olarak yapmaya çalışan, esneklik gösteremeyen, takıntılı ve ayrıntıları çok fazla önemseyen kişilerde tükenmişlik daha sık görülür. İşe ait özellikler arasında da, devamlı sayılarla çalışma, çalışma saatlerinin uzun olması, güçlü bir rekabet ortamı sayılabilir.

Kendinize Yeterince Zaman Ayırıyor musunuz?

Tükenmişlik sendromu fiziksel, duygusal ve zihinsel bulgu ve belirtiler içerir. Fiziksel tükenmişlik belirtileri; kronik yorgunluk, güçsüzlük, enerji kaybı, yıpranma, hastalıklara daha hassas olma, sık baş ağrıları, bulantı, kas krampları, bel ağrısı, uyku bozuklukları gibi değişik sorun ve yakınmaları içerir. Duygusal tükenmişlik bulguları depresif duygulanım, desteksiz, güvensiz hissetme, ümitsizlik, evde gerilim ve tartışma artışı, kızgınlık, sabırsızlık, huzursuzluk gibi negatif duygulanımlarda artış, nezaket, saygı ve arkadaşlık gibi pozitif duygulanımlarda azalma içermektedir. Zihinsel tükenmişlik bulguları doyumsuzluk, kendine, işine ve genel olarak yaşama karşı negatif tutumlar içerebilir. Sonuçta işi bırakma, savsaklama gibi davranışlar görülebilir.
Son yıllarda Tükenmişlik sendromunda ciddi bir artış görülmekte çünkü çok çalışmak amaç ve değer haline getirilmekte ve insanlar kendilerine gerekli nitelikli zamanı ayırmamaktadır. Kendine zaman ayırma olarak görülen yoğun ve yorucu spor egzersizleri ise zamanla bir iş veya görev gibi yapılmakta ve kişiyi tüketmeye devam etmektedir.

Tükenmişlik Sendromuna Çözüm: Orijinal Yoga Sistemi

En eski kişisel gelişim ve sağlık sistemi olan  “Orijinal Yoga Sistemi” tükenmişlik sendromu ile baş edebilmek için mükemmel ve işe yarar çözümler sunmaktadır. Orijinal Yoga Sistemi’nde her yaştaki ve her durumdaki insan için uygun milyonlarca nefes, biyoenerji, duruş, konsantrasyon, gevşeme teknikleri vardır. Bu teknikler, düzenli uygulandığında, öncelikle kas, eklem ağrıları olmak üzere her türlü vücut ağrıları geçmeye başlar.  Enerjiyi tüketen ve halsiz bırakan yorucu spor egzersizlerinin  aksine, kişi enerji ile dolar. Biyoenerji alanı onarılır ve güçlenir. Tekniklerin özel etkilerinden dolayı, vücudun salgı sistemi yani hormonal sistem dengelenir. Organlar daha verimli çalışmaya başlar. Bağışıklık sistemi güçlenir ve kişi hastalıklara dayanıklı hale gelir. Sinirsel gerginlik atılır. Zihin sakinleşir, yaşamın temposu yavaşlar ve zorluklarla daha kolay başa çıkılır. Bakış açısı değişir, olumsuzlık içeren olayların sonuçları büyütülmez. Olumsuz düşünceler kontrol altına alınır ve düşünce akışı olumlu yöne yönlendirilir.

Bunlar, Orijinal Yoga Sistemi’ni uygulamanın yararlarından sadece bazılarıdır. İşin en güzel tarafı, tüm bu faydalara kendinizi zorlamadan, tüketmeden ulaşabilmeniz. Kendinize ayıracağınız haftada en az 1,5 saat ile Orijinal Yoga Sistemi’ni uygulayarak Tükenmişlik Sendromundan kurtulabilir, daha güzel, tatmin edici ve verimli bir iş hayatına merhaba diyebilirsiniz…

Orijinal Yoga Sisteminin Etkileri

Yoga Academy eğitmeni Pelin Evrensel’in açıklamalarına göre Orijinal Yoga Sistemi ile son yıllarda artan Tükenmişlik sendromunun önüne geçmek mümkün. Sendromun semptomları ve Orijinal Yoga Sistemi’nin etkisini şöyle açıklayabiliriz.

Enerji kaybı: Gün içerisinde enerjimizi emenlere karşı enerjitik alanımızı güçlü tutup, enerjimizi kaybetmemek mümkün.

Yıpranma: Orijinal Yoga Sistemi  sayesinde kişi ve olaylara karşı daha toleranslı olunur. Pozitif bakış açısı geliştirilir. En üzücü olaylar dahi gelip geçici bir düzenin parçaları olarak görülmeye başlanır. Kişi başına gelenleri kendini yıpratmadan kabul edebilme yeteneğini geliştirir ve koşulları değiştirebilecek özgüvenini kendinde bulur.

Hastalıklara daha hassas olma: Uygulanan nefes teknikleri kandaki oksijen miktarını artırır. Solunum sistemi aktifleşir ve metabolizma canlanır. Bağışıklık sistemi güçlenir.

Sık görülen baş ağrıları: Oksijen yetersizliği yada gerilim kaynaklı baş ağrıları ortadan kalkar.

Bulantı: Stres ve gerilimden kaynaklanan sindirim sistemindeki rahatsızlıklar yok olur. Sindirim sistemi düzene girer, bulantılar, şişkinlikler giderilir.

Kas krampları, bel ve boyun ağrısı: Uygulanan Asanalar (duruşlar) kişinin kendini daha hafif, zinde, esnek ve güçlü hissetmesini sağlar. Omurgadaki duruş bozuklukları giderilir, böylelikle iç organlarda sağlıklı çalışır. Bel, boyun, sırt ağrıları, kasların ve eklemlerin yıpratılmadan çalıştırılıp güçlenmesiyle giderilir. Pek çok spor dalında kas yırtılmaları, eklem sakatlanmaları olası iken Orijinal Yoga Sistemi  uygulayıcılarında bu tip vakalar görülmemektedir.

Uyku bozuklukları: Orijinal Yoga Sistemi uygulamasında her seansın son çalışması olan derin gevşeme tekniği ile çok daha kaliteli, dinlendirici ve yenileyici bir uyku sağlanır, uykusuzluk problemi ortadan kalkar.
Yoga nidra (bütünleşerek uyumak) tam bir fiziksel, zihinsel ve duygusal gevşeme haline ulaşmak için sistematik ve bilimsel bir yöntemdir. Düzenli uygulandığında stres kaynaklı tüm gerginlikler giderilir, kişinin uyku ihtiyacı azalır. Kişi, zinde, mutlu ve gerçekten dinlenmiş biçimde uyanarak, güne pozitif başlar.
0

Çocuklarda orta kulak iltihabı başarısını etkiliyor

Çocuklarda orta kulak boşluğunda biriken iltihabı sıvının okul başarısını etkileyen işitme azlığına neden olduğu belirtiliyor.

Yrd. Doç. Dr. Özmen Öztürk, özellikle çocuklarda görülen orta kulak iltihabının tedavi edilmediği taktirde, orta kulak boşluğunda biriken iltihabı sıvının okul başarısını etkileyen işitme azlığına neden olduğunu ve kulak zarında kalıcı değişikliklere neden olduğunu belirtiyor.

Özel İstanbul Medipol Hastanesi Kulak Burun Boğaz ve Baş-Boyun Cerrahisi Uzmanı Yrd. Doç. Dr. Özmen Öztürk, küçük büyük herkesi tehdit eden orta kulak iltihabının (otitis media) özellikle çocuklarda ciddi sorunlara yol açtığını söylüyor. İstatistiklerin 6 aylık oluncaya kadar her 4 bebekten birinin orta kulak iltihabı geçirdiğini ortaya koyduğunu belirten Yrd. Doç. Dr. Özmen Öztürk, orta kulak iltihabının mikroorganizmalara bağlı geliştiğini dile getiriyor.

Genellikle tek başına ortaya çıkan bir hastalık olmayan ortak kulak iltihabı, viral ya da bakteriyel nedenlerle orta kulağın iltihaplanması olarak görülüyor.

Orta kulak iltihabının en sık görülen belirtisinin ağrı olduğunu hatırlatan Yrd. Dr. Özmen Öztürk, şöyle devam ediyor: “Bunun dışında işitme azlığı, ateşlenme, beslenme güçlüğü ve huzursuzluk gibi şikayetler görülür. Kulaktaki enfeksiyonun etkenine ve yayılımına bağlı olarak bu temel belirtilere baş ağrısı, kulakta uğultu, denge bozuklukları, konuşmada gecikme şikayetleri eklenebilir. Eğer orta kulak yolunda biriken iltihap kulak zarını delerse kanlı ve iltihaplı akıntı dış kulak yoluna boşalır. Kulak zarı delinmesini takiben bu safhada ağrının azaldığı fark edilir. Seröz orta kulak iltihabında ise işitme azlığı ve kulakta basınç hissi tespit edilir.”

Çok küçük çocukların kulak ağrısını tam ifade edemeyebileceğini ifade eden Yrd. Dr. Özmen Öztürk,  “Bu nedenle ailelerin çocuklarını yakından gözlemlemesi gerekmektedir” diyor.

Orta kulak iltihapları genellikle çocukların son 10 gün içinde geçirdiği bir soğuk algınlığını takiben geliştiğini vurgulayan Yrd. Dr. Özmen Öztürk, tedavi edilmediği taktirde ortaya çıkabilecek komplikasyonlara ait belirtileri şöyle sıralıyor: “Orta kulak iltihabı sırasında nadir görülmekle birlikte beyin apsesi, menenjit, kulak arkası sahada abseler ve yüz felci geçirme riski mevcuttur. Bunlar çok yüksek riskler olmamakla birlikte, enfeksiyon sıklığı arttıkça risk de artar.”

Oturarak beslenen bebeklerde daha az görülüyor
Bebeklerin anne sütüyle beslendiği andaki pozisyonun hastalığı önlemede çıkacak etkin olduğunu belirten Öztürk, “Oturarak beslenen bebeklerin, orta kulak iltihabına daha az yakalandığı görülmüştür. Ayrıca anne sütü bağışıklığı kuvvetlendirerek hastalığa yakalanma riskini azaltır. Kulak ağrısı çeken çocukların doktora götürülmesi hastalığın ilerlemeden tedavisi için gereklidir. Soğuk algınlığını önlemek için yapılan aşılar bakteri ve virüslerin de üremesini engeller ve hastalığa yakalanma ihtimalini azaltır. Sigara içilen ortamlarda pasif içici olan çocukların orta kulak iltihaplanmasına yakalanma olasılığı artmaktadır” diye konuşuyor.

Nasıl tedavi edilir?
Orta kulak iltihabı tedavisinin şeklinin orta kulaktaki iltihabın akut, kronik ya da seröz olmasına göre değiştiğini belirten Öztürk,  şunları kaydediyor: “Bakterilere bağlı orta kulak iltihaplanmaları genellikle ilaç tedavisiyle kısa sürede düzelirken seröz orta kulak iltihabı inatçı bir durumdur. Akut orta kulak iltihabı antibiyotikler ve ağrı kesici ilaçlarla uygun şekilde tedavi edilir. Medikal tedavi genellikle 10 gün süreyle verilir. Antibiyotiklere cevap alınamadığı nadir durumlarda parasentez (kulak zarını delerek orta kulakta biriken iltihabı boşaltmak) gerekebilir. Seröz otitis mediada da önce ilaç tedavisi uygulanır. Özellikle alerjiye bağlı seröz orta kulak iltihapları ilaç tedavisine iyi yanıt verir. Ancak pek çok kez cerrahi müdahale ile orta kulağın havalanması sağlanırken, biriken basınçlı sıvı dışarı alınır. Dekonjestanlar ve antihistaminikler grubunda yer alan ve soğuk algınlıklarında kullanılan ilaçların kısmi faydaları da mevcuttur.”

Eğer orta kulak iltihabı uygun ilaç tedavisine cevap vermezse, sıvı birikimi sürekli hale gelirse ve iltihabi durum sık aralıklı tekrarlarsa cerrahi tedavi önerebileceklerini de aktaran Yrd. Dr. Özmen Öztürk, “Seröz orta kulak iltihabında eğer hastada işitme kaybı varsa ve bu durum ilaç tedavisiyle düzelmiyorsa tedavi cerrahi bir işlemdir” diyor.

13 Eylül 2013 Cuma

0

Dr. Mehmet Öz kanseri önleme yollarını açıklıyor!

Dr. Öz  Dünya Kanser gününde kanseri önleme yolları hakkında önemli tavsiyeler veriyor.

Digiturk Home TV’de “Dr. Oz Show” programıyla hafta içi her gün 13.00 ve günün tekrarıyla 19.00’da izleyiciyle buluşan Dr. Mehmet Öz, Kanser Haftası nedeniyle hastalığın farklı türleri için öneriler sunuyor. Ailesinde kanser geçmişi olan kişilerin doktor kontrolleri ile gerekli testleri düzenli olarak yaptırmaları gerektiğini ve erken teşhisin çok önemli olduğunu belirten Dr Öz, vücuttaki yağ fazlalığının (obezite), kanser riskini %30 oranında arttıran etkenlerden biri olduğunu belirtiyor. Dr. Öz, yağın vücutta hormon üreten bir organ gibi kanseri tetikleyici özelliğe sahip olduğunu belirtiyor.

Karaciğer, prostat, kolon ve pankreas kanserlerinden korunmak için… 
Dr. Öz’ün önerilerine göre domates, içerdiği yüksek likopen sayesinde karaciğer ve prostat kanseri riskini azaltıyor. Araştırmalar yağ oranı yüksek gıdalar ya da ağırlıklı olarak kırmızı etle beslenen kişilerin prostat, kolon ve pankreas kanserine yakalanma risklerinin daha fazla olduğunu gösterirken; soya, nohut, mercimek ve fıstık gibi isoflavone içeren besinleri tüketmenin de prostat kanseri riskini düşürdüğünü işaret ediyor. Karaciğer kanserini önlemek için sigaradan ve pasif içicilikten uzak durmak gerekiyor. Ayrıca araba camlarını açık tutmak ve karayollarındaki hava kirliğini solumak da karaciğer kanserine sebep olabiliyor.

Dr. Öz yakın zamanda yapılan bir araştırmaya göre E vitamini (E 400IUs) desteği alanların da prostat kanserine yakalanma oranının daha yüksek olduğunu belirtiyor ve ekliyor “Beslenmenizde vitaminin önemi büyük, ancak özellikle erkeklere multivitamin seçimlerinde düşük E vitamini olanları tercih etmelerini öneriyorum”. Kolon kanserinin erken teşhisi için dışkıda kan olup olmadığını düzenli olarak kontrol etmek gerekiyor. Günlük aspirin tüketimi ve lif yönünden zengin besinler tüketmek kolon kanseriyle mücadeleye yardımcı oluyor. Pankreas kanserine yakalanma riskini azaltmak içinse yağlı kırmızı et ve işlenmiş etten uzak durmak gerekiyor. Akşam yemeklerinize kırmızı ve sarı sebzelerin eklenmesi de büyük önem taşıyor.

Meme, yumurtalık, mide ve cilt kanserlerini önlemenin yolları…
Dr. Öz balık yağı ve omega 3 asitleri (DHA ve EPA) ile günde 3 bardak yeşil çay içmenin meme kanserine yakalanma oranını düşürdüğünü belirtiyor. Haftada en az iki kez indole-3-carbiol maddesi içeren brokoli ve brüksel lahanasını tüketmeyi ihmal etmemek gerekiyor. Cilt kanseri riskini azaltmak için günde iki bardaktan fazla alkol tüketilmemesi, 10-15 dakikadan daha uzun süre güneşe maruz kalınmaması, ayrıca vücuttaki benlerin düzenli olarak kontrol ettirilmesi de önemli unsurlardan biri. Yumurtalık kanserinin erken teşhisi için; idrara çıkma sıklığı, abdomende oluşan ağrı gibi belirtilere dikkat etmek gerekiyor.

Beş yılı aşkın süre doğum kontrol hapı kullanan kadınlarda yumurtalık kanseri riski yüzde 50 civarında azalıyor. Çabuk doygunluk hissi, ani kilo kaybı, göğüs kafesi altında hissedilen mide rahatsızlığı mide kanseri belirtilerinin başında yer alıyor. Dr. Öz mide kanserini önlemek için salamura, füme ya da işlenmiş etlerden ve tuzlu, mayalı yiyeceklerden uzak durmak gerektiğini belirtiyor.

10 Eylül 2013 Salı

0

Kanser korkutarak yayılıyor

/_np/5032/8875032.jpgKanserin gelişmekte olan ülkelerde verem, sıtma ve AIDS'ten daha fazla can aldığı bildirildi.

Çalışma grubu CanTreat International'ın Berlin'de düzenlenen Avrupa Medikal Onkoloji Topluluğu (ESMO) 34. kongresi dolayısıyla yayımladığı raporda, rahim kanserinden ölümlerin yüzde 85'inden fazlasının gelişmekte olan ülkelerde görüldüğü belirtildi.


Dünya genelinde kanser vakası sayısının 20 yılda iki katına çıkabileceğine dikkat çekilen raporda uzmanlar, kanserin verem, sıtma ve AIDS'ten daha fazla can aldığı gelişmekte olan ülkelerde vaka sayısının daha da artabileceği uyarısında bulundu.

Raporda, geçen yıl 12,4 milyon yeni 
vakanın yarısından fazlası ve 7,6 milyon kanserden ölümün üçte ikisinin gelişmekte olan ülkelerde tespit edildiği belirtildi.

Yoksul ülkelerde 2007'de rahim ağzı kanserinden 272 binden fazla kadının öldüğü, meme kanserinden ölümlerin de 1990'dan beri bu ülkelerde 10 kat hızlı arttığı kaydedilen raporda, 2007'de meme kanserinden ölümlerin yarısından fazlasının (255 bin 500) gelişmekte olan ülkelerde görüldüğüne dikkat çekildi.

Raporda, rahim ve meme kanserlerinin erken teşhisi ve tedavisi için kullanılan yöntemlerden birçok kadının yararlanamadığı belirtildi.
Hindistan'da her yıl teşhis edilen 75 bin meme kanserinden yüzde 50-70'inin ilerlemiş olduğu belirtilirken, bu nedenle hastanın tedavi edilmesinin daha zor ve tedavinin pahalı hale geldiği, oysa bu oranın Avrupa'da 38, ABD'de de 30'a indiği bildirildi.

Gelişmekte olan ülkelerde kadınların ortalama yüzde 19'unun rahim ağzı kanserinin teşhisinde kullanılan yöntemden yararlanabildiği, gelişmiş ülkelerde ise bu oranın 63 olduğu vurgulandı.

Raporda, yoksul ülkelerde daha basit, kırsal kesimde de uygulanabilecek ve herkese ulaştırılabilecek teşhis yöntemlerinin gerekliliğine işaret edildi.

Afrika'da hastaların sadece yüzde 20'sinin ışın tedavisi olabildiği, 30'dan fazla Afrika ve Asya ülkesinde ışın tedavisinin bulunmadığı belirtildi.

0

Kansızlık İçin Meyve Suyu Şart!

Kansızlık ve ona bağlı olarak demir eksikliğinin özellikle çocukların zihinsel gelişimi üzerinde geri dönülemez etkilere neden olduğunu söyleyen uzmanlar, besinlerden alınan demirin emilimi için C vitaminin şart olduğunu, dolayısıyla meyve suyu tüketmenin çok önemli olduğunu belirtiyor.

Hayat kaynağı kanın azalmasıyla ortaya çıkan kansızlık ve ona bağlı demir eksikliği yaşam kalitesini azaltıyor. Demir eksikliğinin özellikle çocukların zihinsel gelişimi üzerinde önemli bir rolü olduğunu ifade eden uzmanlar, besinlerden alınan demirin emilimi için meyve suyu tüketilmesi gerektiğini belirtiyor.

‘Kansızlık, kandaki hemoglobin miktarının azalması olarak tanımlanır. Bu da demir eksikliğine neden olur” diyen Erciyes Üniversitesi Beslenme ve Diyetetik Bölüm Başkanı Prof. Dr. Neriman İnanç, demir yetersizliğinin genellikle büyümenin çok hızlı olduğu çocukluk ve ergenlik çağı ile hamilelik döneminde ortaya çıktığına dikkat çekti.

Kansızlık Probleminizin Farkında mısınız?

“Dünyada her 5 erkekten biri, her 3 kadından biri, her 2 gebeden biri, her 5 çocuktan biri kansızlık problemi yaşar. Ancak pek çoğu bu durumlarını ne yazık ki bilmemektedir” diye konuşan İnanç, şunları söyledi:
“Gelişmiş ülkelerde 0 - 5 yaş arası çocuklarda kansızlığa rastlanma sıklığı yüzde 4 ile 20 arasında iken az gelişmiş ülkelerde aynı yaş grubunda bu oran yüzde 80’lere kadar çıkıyor. Ülkemizde bu oran yüzde 50 gibi oldukça yüksek bir değerdedir.”

C Vitamini Demir Emilimini Artırıyor

Demirin hem hayvansal hem de bitkisel besinlerde bulunduğunu kaydeden Prof. İnanç, “Ancak besinlerdeki demirin tamamı vücutta emilemez. Aldığımız demirin yararlı olabilmesi için C vitamini içeren besinlerle birlikte tüketmeliyiz. Örneğin yemekle alınan 500 miligram C vitamini demirin emilimini 6 kat artırır. Bu nedenle vitamin alımını artırmak için meyve suları iyi bir kaynaktır. Özellikle C vitamini içeren portakal suyu, ananas suyu, greyfurt suyu ve limonata gibi meyve sularının yüksek miktarda protein ve demir içeren bir öğünle birlikte tüketilmesi demir emilimini artırır. Kansızlıktan korunmak ve oluştuktan sonra kansızlığı daha etkin ve hızlı bir şekilde tedavi edilebilmek için her yaş grubunda vitamin kaynağı olan meyve suyu tüketimine özen gösterilmelidir” dedi.

6 Eylül 2013 Cuma

0

Ülser Hastalarının En Sık Yaptığı 6 Hata

Ülser hastalarının günlük beslenmelerinde yaptıkları bazı hatalar da hastalığın daha da şiddetlenmesine yol açabiliyor!

Yapılan son bilimsel araştırmalar, beslenmenin ülser hastalığı üzerinde doğrudan bir etkisinin bulunmadığını gösteriyor. Ancak kişi ülser hastasıysa, yediği bazı besinlerin mide üzerinde olumsuz etkileri bulunabiliyor.
Acıbadem Fulya Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Müge Özyurt Şafak, ülser hastalarının günlük yaşamlarında başlıca 6 yanlış yaptıklarını belirterek bunları şöyle sıralıyor:

• Demli çay ve bol kahve tüketmek.
• Uzun süre aç kalmak.
• Sigara içmek.
• Hızlı yemek yemek.
• Acılı-baharatlı yemekler tüketmek.
• Gün içinde çok tuzlu gıdalarla beslenmek.

Çay ve kahve mideye zarar veriyor: Çay ve kahve mide asit salgısını artırıyor, sindirim güçlüğüne neden olabiliyor. Bu nedenle ülser hastalarına gün içinde çok fazla miktarda demli çay ve kahve tüketmeleri önerilmiyor. Eğer çok istiyorsanız günde en fazla 2-3 bardak açık çay tüketilebilirsiniz. Bunların yerine ıhlamur, elma gibi bitki - meyve çaylarını tercih etmenizde fayda var.

Çok uzun süre aç kalınca mide asidi miktarı artıyor: Eğer gün içinde çok uzun süre bir şey yemezsek, ara öğünlerde besin tüketmezsek, “kurt gibi acıktım” diyerek yiyecek tüketimini abartırız. Eğer ülser hastasıysanız uzun saatler aç kalmamaya özen gösterin. Çünkü aç kalmak, öğün aralarının uzun olması mide asit salgısını artırıyor. Buna neden olmamak için küçük porsiyonlar halinde 2-3 saat aralıklarla bir beslenme planı oluşturun.

Aç karnına sigara içmek mide kanamasını tetikliyor:  Sigara içmek asit ve pepsin salgılanmasını ve mide hareketlerini artırıyor. Özellikle aç karnına içilen sigara mide kanaması ve ülseri tetikliyor. Tedaviden sonrada sigara içmeye devam etmek nüks etmesine neden olabiliyor.

Yavaş yemek mideyi koruyor: Hızlı yemek yendiğinde besinler iyi çiğnenmeden mideye gönderiliyor. Çiğneme, mukus ve tükürük salgılanmasına neden oluyor ve bu maddeler de mide asidine karşı mukozayı koruyor. Bu nedenle yemeklerinizi yavaş yavaş ve iyi çiğneyerek tüketmelisiniz.

Acı ve baharat mide duvarında ödeme yol açıyor: Bazı kişiler için acısız baharatsız yemeğin tadı olmaz. Kendilerini yemek yemiş gibi hissetmedikleri gibi doyduklarını da düşünmezler. Ancak ülser varsa, acı ve baharat sevdasından ne kadar kısa zamanda vazgeçilirse o kadar iyi. Çünkü kırmızı pul biber, karabiber ve isot gibi acı baharatlar mide duvarında ödem ve harabiyete neden olarak pepsin salgısını, yani mide asidini artırıyor.

Çok tuzlu yemek de ülserin düşmanı: Bazı bağımlılıklarımızdan vazgeçmek bizler için oldukça zor olabiliyor. İşte tuz da bunlardan biri. Yemeğin içinde aslında yeterli miktarda tuz olsa da, tabağımıza aldığımızda sanki tatsızmış gibi gelebiliyor. Ancak tuz da ülserin düşmanlarından. Çünkü tuz gasrtik mukozayı olumsuz yönde etkilediği için normal sınırlarda, örneğin günde 6 gram kadar tüketilmeli, tuzlanmış – salamura besin tüketimi de sınırlandırılmalı.

Ülseriniz Hafifse Bunları Yiyebilirsiniz

Ülser hastalarının beslenmesinde hastalığın derecesinin önemli olduğunu vurgulayan Müge Özyurt Şafak, ülser hastalarının beslenmesini düzenlemede hastalığın şiddetine, derecesine göre davrandıklarını belirtiyor. Şafak, hastalığın hafif seyrettiği kişilere şu önerilerde bulunuyor:

- Çay ve kahve tüketimini sınırlayın.
- Yağda kızarmış etler, yağlı- salçalı yemekler, sucuk, pastırma, sosis gibi şarküteri ürünlerinden kaçının.
- Baharatlı yiyecekler ve gazlı içecekleri tüketmeyin.
- Gaz yapmayan sebze ve meyveleri ( fasulye, ıspanak, kabak, bamya, elma, muz gibi ) tercih edin.
- Günde bir bardak süt, bir kase yoğurt ve 1-2 dilim az tuzlu beyaz peynir yiyebilirsiniz. Bunun dışında ızgara veya haşlama et, tavuk, balık ve hindiyi rahatlıkla tüketilebilirsiniz.

Ülser Ağır Seyrediyorsa Bunları Yapın

Hastalık eğer ağır seyrediyorsa hastaların beslenmesinde dikkat edilecek başlıca konular da yer alıyor. Müge Özyurt Şafak, eğer ülser daha ağır seyrediyorsa az posalı, az yağlı, gaz yapmayan, sulu ve yumuşak besinlerin tercih edilmesi gerektiğini söylüyor. İyi pişmiş ve gaz yapmayan sebze yemekleri olarak bilinen havuç, patates, kabak ve fasulyenin yanı sıra çok hafif olması nedeniyle komposto da tüketilmesi öneriliyor. Et suyu ile hazırlanmış çorbalardan uzak durulması, bunun yerine yayla, şehriye gibi çorbaların tercih edilmesi de çok yararlı. Bunların dışında hastalığın ağır seyrettiği kişilerde kurubaklagiller, esmer ekmekler ve bulgurun, gaz yapıcı etkisi nedeniyle tercih edilmemesi gerekiyor.

25 Ağustos 2013 Pazar

0

Diz rahatsızlıkları ve nedenleri

Dizimiz, vücudumuzun hemen büyük hem de en çok travmaya uğrayan eklemi. Kas ve iskelet sistemi rahatsızlıkları arasında, hastaların ortopediste başvurmasına neden olan başlıca şikâyetler dizle ilgili.

Ortopedi ve Travmatoloji Uzmanı Op. Dr. Şafak Onbaşıoğlu, çağımızın aktif yaşam biçiminin, diz rahatsızlıklarının görülme sıklığını artırdığını söylüyor.

Merdiven inerken hissedilen ağrının sebebi ne?

İstatistikler, toplumda diz ağrısı görülme oranının yüzde 20 civarında olduğunu yani her 5 kişiden birinin, yaşamının bir döneminde bu problemle karşılaştığını gösteriyor. Bu oran yaşlanmayla birlikte belirgin şekilde artsa da; erişkinlerde çocuklara göre 4 kat, kadınlarda ise erkeklere göre biraz daha sık ortaya çıkıyor.

Bin bir çeşit nedeni var

Diz ağrılarına yol açan pek çok neden olmakla birlikte; genç ve aktif kişilerde travmaya bağlı menisküs ve bağ yırtılmaları, yaşlılarda ise yıpranmaya bağlı olarak ortaya çıkan eklem kireçlenmesi, karşımıza ağrının en sık görülen 2 nedeni olarak çıkıyor.

Daha az sıklıkta görülen ağrı nedenleri arasında ise ağrının aniden ortaya çıkması, travmaya bağlı kırıklar, tendon yırtılmaları ve diz kapağı çıkıkları bulunuyor.

Kronik olarak başlayan ağrıların nedenleri arasında; kıkırdak yumuşaması, plika sendromu, sinovit, bursit tendinitler, eklem enfeksiyonları, gut ve romatoid artrit gibi hastalıklar, siyatik ve benzeri ağrılar, kist ve tümörler yer alıyor.

Çocuklarda ise; büyümeye bağlı ağrılar, menisküs anormallikleri, bağ yırtılmaları ve diz kapağı çıkıkları ağrı nedenleri olarak sıralanıyor.

Yaş önemlidir

Op. Dr. Onbaşıoğlu; ağrının yeri, hastanın yaşı, ağrının nasıl başladığı, ne zaman ve hangi hareketlerle ortaya çıktığı, ağrıya eşlik eden şişlik, dize kilitlenme, takılma ya da boşluk hissi, dizden ses gelmesi gibi durumların; hastaya tanı koyarken önemli unsurlar olarak değerlendirildiğini söylüyor.

İleri yaşlarda ortaya çıkan ağrılar kireçlenme veya menisküs yırtıklarına; daha genç ve aktif yaşlarda görülen ağrılar ise travma, menisküs, bağ yırtıkları veya kıkırdak yumuşamasına bağlı olarak oluşuyor.

Onbaşıoğlu, “Yavaş ve zamanla artarak ortaya çıkan ağrılar kıkırdak yumuşamasına veya kireçlenmeye, aniden başlayan ağrılar ise menisküs ya da bağ yırtılmalarına bağlı olarak oluşur” diyor.

Ağrı dizinizin neresinde?

Dizin önündeki ağrıların genellikle diz kapağı kıkırdağının yumuşaması gibi problemler; dizlerin birbirine bakan iç taraflarındaki ağrıların sıklıkla iç menisküs yırtıkları, iç yan bağ yırtıkları veya eklem kireçlenmesi nedeniyle meydana geldiğini belirten Op. Dr. Onbaşıoğlu, ekliyor:

“Dizin dış yan taraflarındaki ağrının nedeni; dış menisküs, dış yan bağ yırtıkları, kireçlenme veya tendon zedelenmeleridir. Dizin arkasında ortaya çıkan ağrılar, sıklıkla baker kistlerine bağlıdır. Sabah ilk adımlarla başlayıp, yürümekle azalan ağrı; kireçlenme belirtisidir.

Merdiven inerken hissedilen ağrı daha çok menisküs yırtıklarının, merdiven çıkarken oluşan ağrı ise kıkırdak yumuşamasının bulgusu olarak kabul edilir.”

Ses ve şişliklere dikkat!

Diz ekleminin içinden gelen seslerin ağrısız olduğu sürece önem taşımadığını belirten Onbaşıoğlu, “Ağrıyla birlikte ortaya çıkan dışarıdan duyulabilecek şiddetteki ses genellikle bağ yırtılmalarında, sürtünmeye bağlı kıtırtı tarzındaki sesler ise kıkırdak yumuşaması veya kireçlenmede ortaya çıkar” diyor.

Dizi tam bükememe veya düz hale getirememe durumunda menisküs yırtıklarından şüphelenmek gerekirken, dizdeki boşluk hissi ön çapraz bağ yırtılmasını düşündürüyor. Travma ile aniden ortaya çıkan yaygın şişlikler ön çapraz bağ yırtılmasına, birkaç gün sonra ortaya çıkan şişlikler ise menisküs yırtığına işaret edebiliyor.

Belirgin bir travma olmadan, aniden başlayan şişlikler enfeksiyonu, aşamalı olanlar ise daha çok diz eklemi kireçlenmesini akla getiriyor. Lokal şişlikler ise öncelikle bursit veya kistleri düşündürüyor.

Aşağıdaki belirtiler varsa muhakkak doktora gitmelisiniz:

- Birkaç günden daha uzun süren diz ağrıları çekiyorsanız,

- Geceleri veya istirahat sırasında ortaya çıkan ağrılarınız varsa,

- Dizde takılma, kilitlenme, dizi tam bükememe veya tam düz hale getireme me gibi sorunlar yaşıyorsanız, Yürürken güçlük çekiyorsanız,

- Yürürken dizde boşluk veya dize karşı güvensizlik hissi duyuyorsanız,

- Dizinizde belirgin şekil bozuklukları ve deformasyon varsa,

- Yüksek ateş, kızarıklık ve şişlik gibi şikâyetleriniz varsa, doktora gidin.

22 Ağustos 2013 Perşembe

0

‘Baş’tan aşağı sağlık için yapılacaklar

Saçlarınız, kulaklarınız, gözlerinizden tutun; kalbiniz, karaciğeriniz ve dizlerinize kadar sağlıklı olmanın yolları burada!

Baş 
Serinleyin; kafanızı rahatlatın! Yanlış duymadınız... Yapılan bir araştırmada bulunduğunuz ortamdaki hava sıcaklığının arttıkça baş ağrısının da arttığı ortaya çıkmış. Dolayısıyla yoğun bir iş günü sonrası baş ağrısı çekmekteyseniz, evinizi biraz serinletip kendinize buzlu bir içecek hazırlayın.

Saç 
Yediğiniz yiyeceklerin saçlarınızın parlaklığı üzerinde fazlasıyla etkisi olduğunu biliyor muydunuz? Bağışıklık sisteminin bir numaralı dostu çinko, sağlıklı saç oluşumu için de oldukça gerekli bir element. Dolayısıyla kırmızı et, yumurta, fasulye, bezelye ve fındıktan bol miktarda çinko almanızı öneririz.

Kulak 
Her gün kendinize tamamen sessiz geçireceğiniz bir vakit yaratın. 1 saat bu süreç için idealdir; ama çoğumuzun bu kadar uzun vakti de olmaz. Bu nedenle 10'ar dakikalık süreçlerle başlayıp, yapabildiğiniz kadar artırmayı deneyin. Bu şekilde hem kafanızı, hem kulaklarınızı dinlendireceksiniz

Göz 
Göz vücut ağırlığının sadece yüzde 2'sini oluştururken, alınan besinlerin yüzde 25 kadarına gereksinim duyar. Sağlıklı gözlere sahip olmak için A ve C vitamini, karotenoid ve çinko alınması gerekir. Bunları da meyve ve sebzelerden; özellikle havuç, kayısı, kırmızı ve yeşil biberden alabilirsiniz.

Diş 
Sabah-akşam 'yukarı, aşağı; tam iki dakika' dişlerimizi fırçalamamız gerektiğini hepimiz biliriz. Ayrıca peynirin dişlerde oyuk oluşumunu engellediğini, dişeti dostu yeşil çayın plak oluşumuna iyi geldiğini, şekersiz sakız çiğnemenin de diş minesindeki bozuklukları onardığını hatırlatalım.

Sırt
Sırtınızı mutlaka kuvvetlendirin. Omurganızın sağlamlığının yüzde 80'inin sırt kaslarına bağlı olduğunu unutmayın. Haftada iki kez, mekik gibi sırtınızı çalıştıracak egzersizler yapın. Bu şekilde sırtınızı çalıştırmanız sırt ağrılarınızın hafiflemesine de yardımcı olacaktır.

Göğüs 
Yapılan araştırmalar spor yapmanın göğüs kanseri riskini azaltmada önemli rol oynadığını gösteriyor. Düzenli olarak egzersiz yapan kadınlarda daha az yağ olmasının yanında, östrojen hormonu da daha az salgılanıyor. Haftada 5 gün 1 saatlik herhangi bir spor yapmak oldukça önemli.

Eller
Ellerimizi yıkamamız hijyen açısından önemli olduğu gibi, nemlendirme açısından da bir o kadar kötüdür. Çünkü ellerimizi yıkamamız nemin yok olmasına, kurumaya, hatta egzamaya bile yol açabilir. Dolayısıyla ellerimize sıklıkla güneş koruma faktörü içeren nemlendirici sürmemiz iyi olacaktır.

Kalp 
Kalp sağlığında beslenme çok önemlidir. Yediklerinizin doymuş yağ ve kolesterol oranı düşük besinlerden oluşmasına özen gösterin; yemeklerde zeytinyağını tercih edin. Ayrıca fındık, ceviz, domates, balık, yeşil çay, üzüm, soğan ve sarımsak gibi kalp dostu besinlerden bol bol tüketin.

Akciğer 
Akciğer ve beslenme konusunda yapılan araştırmalar C, E ve A vitamini, flavonoid ve Omega 3 ağırlıklı beslenen insanlarda astım, kronik bronşit gibi akciğer hastalıklarına daha seyrek rastlandığını ortaya çıkarmış. Bu tip içerikleri Akdeniz tarzı beslenmeden alabileceğinizi not edelim.

Karaciğer 
Karaciğeriniz için beslenirken renklere dikkat edin. Koyu yeşil yaprakları sebzelerin yanı sıra kavuniçi, sarı, mor ve kırmızı renkli meyve ve sebzelere beslenmenizde yer vermeniz faydalı olacaktır. Ayrıca balık, yumurta, mantar gibi gıdalarda bulunan selenyum karaciğer fonksiyonunu artıracaktır.

Mide 
Mide sağlığınız için yağı beslenmenizde mümkün olduğunca az kullanın. Bunu nasıl mı yaparsınız? Az yağlı sütü tercih ederek, yumurtanın tamamı yerine akını tüketerek, tavuğu derisini soyup yiyerek ve yüzde 90 daha az yağlı et ile beslenerek...

Bağırsak 
Bir bardak kahve ve bir avuç badem bağırsakların dostudur. Bu ikili sindirim sisteminizdeki 'iyi' bakterilerin seviyesini yükseltecek; hastalıkların kolaylıkla atlatılmasına ve sindirim sisteminin iyi çalışmasına yardımcı olacaktır.

Diz 
Diz eklemlerinizi güçlendirin. Bunun için günde en az 15 dakikalık yürüyüş yararlı olacaktır. Bu yürüyüşler diz kıkırdağınızın harekete geçip çalışmasını sağlayacak, diz problemleri yaşamanızı engelleyecektir.

Ayak 
Ayaklarınızı haftada 2-3 kez selenyum sülfit içerikli temizleyicilerle yıkamanız mantar oluşumunu önleyecektir. Ayaklarınızı iyice kurulamanız gerektiğini de hatırlatalım. Ayrıca rahatsız ayakkabılardan kesinlikle uzak durmanız gerekir. Her gün mutlaka 15 dakika ayaklarınızı vücudunuzdan yüksekte olacak şekilde uzatıp dinlendirmeniz de iyi gelecektir.

19 Ağustos 2013 Pazartesi

0

Kalp Ritmini Oynatan 3 Neden

Kalp dokusunu meydana getiren hücrelerin her birinin elektrik üretebilme yeteneği var. Bunlar arasındaki ahenk bozulunca da ritim bozukluğu ortaya çıkıyor. 

Yaşamı tehdit edebilen ritim bozukluğu 3 nedenden kaynaklanıyor. Eğer karıncıklardan kaynaklanıyorsa nispeten daha tehlikeli olabiliyor. Örneğin bayılmaya, hatta ani kalp ölümüne yol açabiliyor.

Kalbimiz herkesin kabaca yumruğu kadar bir büyüklüğe sahip özel bir kas dokusundan oluşuyor. İnsan kalbinin hem elektriksel hem mekanik işlevleri bulunuyor. Bunlar arasında temiz kanı organlara göndermek ve kirli kanı da akciğere gönderip onun temizlenmesini sağlamak yaşamsal özelliğe sahip. Kalp bu görevlerini yerine getirerek insan dolaşımını ömür boyu ayakta tutmaya çalışıyor. Bunun dışında kalp dokusunu meydana getiren hücrelerin her birinin elektrik üretebilme yeteneği var. Bunlar ahenk içinde çalışıyor. Ahenk bozulunca da ritim bozukluğu ortaya çıkıyor. International Hospital’dan Kardiyoloji Uzmanı Doç. Dr. Tayfun Açıl kalp ritim bozukluğu hakkında en çok merak edilen soruları yanıtladı:

Kalp ritmini neler bozuyor?
Kalp ritmini bozan başlıca 3 neden var:
• Kalbin  elektriksel özelliklerini bozan her türlü yapısal kalp hastalığı.
• Yapısal  bozukluk olmadığı halde kalpte doğrudan oluşan elektriksel kalp hastalıkları.
• İnsan bünyesini strese sokan her türlü iç ve dış etken.

- Kalp ritim hızı hangi değerde olmalı?
Her insanın kalbinde, sağ kulakçıkta yer alan ve elektriksel uyarı oluşturan sinüs düğümü diye bir merkez var. Burada oluşan uyarılar, özelleşmiş ileti yollarından iletilerek kalbin karıncıklarına yayılıyor. Bu sayede kalp kasında bir kasılma meydana geliyor ve kan da bu şekilde pompalanıyor. Normalde sinüs düğümü bunu kişi dinlenme halindeyken dakikada 60-100 arasında bir hızla yapıyor, bu da nabız dediğimiz durumu yaratıyor. Kalbin ritim hızı 100’ün üzerine çıkarsa da, 100’ün altına inerse de rahatsızlık yaratıyor.

- Ritim bozukluğu ne tür sorunlar oluşturuyor?
Tıpta “aritmi” adı verilen ritim bozuklukları, kalbin kulakçıklarından kaynaklanan türde olabildiği gibi, kalbin karıncıklarından kaynaklanan türde de olabiliyor. Karıncıklardan kaynaklanıyorsa nispeten daha tehlikeli olabiliyor. Örneğin bayılmaya, hatta ani kalp ölümüne neden olabiliyor. Bu ritim bozukluklarının bazısının nedeni bilinmemekle birlikte birçoğu genetik olabiliyor. Ritim bozukluklarında eğer nabız 100’ün üzerindeyse “taşikardi” deniliyor. Eğer 60’ın altında bir nabza neden olan ritim bozukluğu varsa “bradikardi” deniliyor.

- Ritim bozukluklarının belirtileri neler? 
Normalde kalp atışlarının farkında olmayız. Fark eder hale gelirsek buna çarpıntı diyoruz. Ama bunun yanı sıra baş dönmesi, bayılacakmış gibi olma gibi durumlar ortaya çıkabiliyor. Hatta en kötüsü ani kalp ölümü şeklinde kendini gösterebiliyor.

- Kalbin ritmini neler bozuyor?
• İnsan bünyesini strese sokan her türlü iç ve dış etken kalp ritim bozukluğu yaratabiliyor. Psikolojik stres de buna yol açabiliyor.
• Zeminde yatan elektriksel kalp hastalığı varsa aritmi tetiklenebiliyor.
• Aşırı soğuk, aşırı sıcak olabiliyor. Sıcak havalarda kalp hızlı artıyor, aşırı soğuk havalarda ise nabız sayısı düşüyor.
• Deprem gibi doğal afetler kalp krizini tetikleyebildiği gibi, kalp ritim bozukluklarını da tetikleyebiliyor, ancak yine de zeminde başka bir sorun olması lazım. Herkeste olacak diye bir kural yok. Bu tür olaylar gerginliğe yol açtığı için anksiyete yaratıyor. İstirahat kalp hızının yüksek olmasına neden olabiliyor.

- Toplumda görülme sıklığı nedir?
Kalbin kulakçığından kaynaklanıyorsa binde 2 civarında oluyor. ABD’de ani kalp ölümü gibi ciddi ritim bozuklukları toplumda yılda yaklaşık 300-350 bin arasında görülüyor. Avrupa’da benzer rakamlar var. Kulakçıktan kaynaklanan kısa devreye bağlı olanlar genelde daha çok genç kadınlarda görülüyor. Ama daha ölümcül olarak nitelendirdiğimiz ve karıncıklardan kaynaklanan ritim bozuklukları kalp damar tıkanıklığı olan, yüksek tansiyon sorunu bulunan hastalarda olacağı için daha ileri yaşlarda meydana geliyor.

- Tanısı nasıl konuyor?
Kalbin elektriksel özelliğini görüntü haline çeviren, halk arasında elektro ya da EKG denilen tetkikle tanı konulabiliyor. Bunun 24 saatlik olanı da var. Holter EKG ya da ritim holter ile tanı konulabiliyor. Bunun dışında girişimsel bir işlem olan elektrofizyolojik çalışma da tanı koymada kullanılıyor. Kalbin içine özel kablolar yerleştirilerek kalbin elektriksel özelliği ortaya konuluyor. Ritim bozukluğu varsa bu şekilde teşhis edilebiliyor.

- Ritim bozukluğunu önlemek için neler yapmalı? 
Basit ritim bozuklukları sağlıklı bireylerde de görülebiliyor. Bunlarda genelde tedaviye gerek duyulmuyor. Bu kişilerin kafeinli içecekler, sigara tüketimi, stres, uykusuzluk ve bazı grip ilaçlarından uzak durmaları gerekiyor.

- Ne tür tedaviler uygulanıyor?
Basit olmayan ritim bozukluklarında ilaç tedavisi uygulanıyor. Ancak ilaç tedavisi uygulandığı sürece etkili oluyor, kesin tedaviyi sağlamıyor. Eğer kısa devreye bağlı ritim bozukluğu varsa o zaman kısa devreye neden olan anormal ileti yolunun yakılması ile tedavi ediliyor. Buna “Radyofrekans Ablasyon Yöntemi” deniliyor. Bu işlemde hasta anjiyografi odasına getiriliyor. Masaya yatırılıyor. Kasıktan ve bazen boyundan özel kablolar kalbin içine yerleştiriliyor. Anormal ileti yolunun yeri bulunduğunda, yine özel bir kateter olan ablasyon kateteri ile kalbin hastalıklı bölgesine gidiliyor. Radyofrekans dalgası yardımıyla oluşan ısıyla o bölge tahrip ediliyor. Kalbin içine girilip ısı veriliyor. Bu ısı 50-70 derece arasında oluyor. Ancak, hasta bu ısıyı hissetmiyor. Yani, herhangi bir acı duymuyor.

- Kriyoablasyon yöntemi nedir. Hangi durumlarda başvuruluyor?
Anormal ileti yollarının ortadan kaldırılması için “kriyoablasyon” denilen ve nispeten daha yeni olan bir yöntem daha uygulanabiliyor. Kalbin içine girilerek, eksi derecelerde soğutma ve tahrip etme yoluna gidiliyor. Kalbin içinde anormal iletiye yol açan bölge aşırı donduruluyor, eksi 75 derecede soğutuluyor. Soğuk da o hücreleri öldürüyor. Anormal ileti yollarını ortadan kaldıran bu işlemlerin süresi ritim bozukluğunun türüne göre değişebiliyor. Genelde ortalama bir iki saat içinde sorun çözümleniyor. Komplikasyon oranı çok düşük. Yüzde 5-10 arasında nüks edebiliyor. Genelde çok iyi ve kalıcı çözüm veriyor. Hasta sırf bundan dolayı hasta ilaç alıyorsa bu tedaviden kurtuluyor. Bu işlemi elektrofizyoloji eğitimi almış uzman kardiyologların yapması büyük önem taşıyor.
0

Panik Atak Uykuda da Vuruyor!

Panik atak hastalarının yüzde 48’inin uyku sırasında da ortada hiçbir neden yokken panik atak geçirdiğini biliyor muydunuz?

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh Sağlığı ve Sinir Hastalıkları E. A. Hastanesi’nin (BRSHH) bilimsel dergisi Düşünen Adam’da yayınlanan bir araştırma, panik atak hastalarının yüzde 48’inde uykuda da panik atak görüldüğünü ortaya koydu.

BRSHH'den bir grup bilim adamının yaptığı bir çalışma, uyku panik atağının (UPA) farklı bir yapıya sahip ayrı bir alt grup olabileceğini ortaya çıkardı.

Ortada herhangi bir gerçek neden yokken, kişinin uykudan ani bir çarpıntı ve korku ile uyanması olarak tanımlanan ve tekrarlayıcı olan panik hali, uykuda panik atak olarak tanımlanıyor. Çalışmaya dahil edilen 98 panik bozukluğu hastasının 51’inde, çalışma kriterlerine göre uyku panik atağı görüldü.

Boğulma Hissi ve Çarpıntı...

Yapılan çalışmada, panik bozukluğu hastalarının yüzde 48’nin uyku panik atağı geçirdiği saptandı. Uyku panik atağı olgularında en sık görülen belirtiler ise; boğulma hissi, uyuşukluk, çarpıntı, denge kaybı, ölüm korkusu ve korkuya kapılma olarak tespit edildi.

UPA olan panik bozukluğu olgularında, hastalığın daha şiddetli seyrettiği, depresyon birlikteliğinin sık olduğu, ayrıca, bu hastalarda uyku bozukluklarının eşlik ettiği, uykuya dalma ve sürdürmekte zorluk yaşandığı, sabah yorgun kalkmanın sık görüldüğü saptandı. Ek olarak, hastalar uyku ile ilgili kaçınmalar ve davranış değişiklikleri, uyumaktan ve yalnız yatmaktan kaçınma davranışı sergiliyor.

15 Ağustos 2013 Perşembe

0

6 sağlık dolu alışkanlık

Herkes sağlıklı olmak ister, değil mi? Sağlığımız hakkında kimi kontrol edemediğimiz şeyler de var ama genellikle edebildiklerimiz çoğunlukta.

Günlük hayatımızda sağlıklı alışkanlıklar edinirsek, daha sağlıklı ve uzun bir ömür yaşama imkanımız çoğalacaktır.

1. Daha fazla su için. 
Çoğu insan yeterince su içmiyor. İnsan vücudunun yüzde 75'inin sudan oluştuğu düşünüldüğünde, gün içinde gerekli görülen miktarın tüketilmesinin neden bu kadar önemli olduğu anlaşılabilir. Uygunsuz hidrasyondan kaynaklı problemler ve düzenli hidrasyonun faydaları burada listelemek için çok uzunlar, ama şunu dikkate alın: yetersiz sıvı alımı ve kurumanın artması böbrek taşı riskini arttırır. Ve eğer bir şekilde böbrek taşı ağrısı çektiyseniz, bu deneyim tek başına sizi sıvı tüketmeye itecektir.

2. Az ama sık yiyin. 
İnsanların çoğu kilo vermenin en iyi yolunun hala öğün atlamak ve daha az yemek olduğunu düşünüyor. Ama gerçek şu ki öğün atladığınız zaman, metabolizmanın yavaşlar ve daha az kalori ve yağ yakarsınız. Günde 5-6 kez bir şeyler yemek (her 3 saatte bir) metabolizmanızın normal çalışmasını sağlar. Ve her öğüne protein (peynir, balık, yumurta, süt vb) eklemeyi unutmayın ki glisemik(kan şekeri) yükselmesini engelleyin.

3. Eğer beyazsa, ısırma. 
Beyaz ekmek, beyaz pirinç, beyaz şeker – bunların hepsi işlenmiş karbonhidratlar ve doğal vitamin, mineral ve liflerini kaybederler. Daha doğal yiyeceklere yönelin; buğday ekmeği, kahverengi pirinç ve stevia(doğal bir tatlandırıcı) gibi. İşlenmiş yiyecekler limitli doğal life sahiptir ve sizi doyurabilir ama yine de vücudunuzu kötü beslemiş olursunuz. Doğal yiyecekler, vücudunuzun işlevini eksiksiz yerine getirmesi için gerekli olan mineral ve lifleri içerir.

4. Karaciğerinize günlük bakım. 
Çoğumuz için, karaciğerlerimiz soluduğumuz havadan, yediğimiz yiyeceklerden ve içtiğimiz sıvılardan aldığımız toksinleri arıtmak için ekstra çalışıyor. Her filtre sistemi gibi, düzgün çalışması için karaciğerlerimizin de düzenli temizlenmeye ihtiyacı var. Yani diğer bir periyodik sağlıklı alışkanlık detoksifikasyondur. Bunun için her sabah limonlu su içmenizi tavsiye edeceğiz. Limon suyu hem karaciğerleri temizlemenize yardım edecek hem de kan şekerini dengeleyecektir.

5. Hareket edin. 
Başka yolu yok- gerçekten sağlıklı olmak ve kalmak istiyor iseniz, egzersiz çok önemli. Araştırmalar düzenli yapılan aerobik hareketlerinin obeziteyi ve insülin direncini önlediğini ispatlıyor. Tabi ki egzersiz yapmanın faydaları çok daha fazla, kardiyovasküler sağlık, stres azaltma, kasları güçlendirme ve uyku düzeni sağlamak gibi…  

6. Uykunuzu alın. 
Uyku hücreleri gençleştirir ve iyileşme sürecine yardım eder; aynı zamanda bağışıklık sistemini de güçlendirir. Mesela uykunuzu yeterli derecede alıyor iseniz, gribe yakalanma riskiniz de düşer. Uykusuzluk ise yüksek kortizol salınımına sebep olan strese yol açar. Peki ne kadar uyku yeterli? Yetişkinler için gecede yaklaşık 7-8 saat.
0

Erkeklerin korkulu rüyası!

“Kişi ereksiyonu ya hiç sağlayamaz ya da ilişkiye girebilecek kadar sürdüremez”

İlaç tedavisi sertleşmeyi etkiliyor
Uzun süreli ilaç tedavisi gören erkeklerin sertleşme sorunuyla karşılaşabileceklerini dile getiren Cinsel Terapist Psikolojik Danışman Dolunay Kadıoğlu, bu tip durumlarda ilaç tedavisini kesmeden bir uzmana başvurmak gerektiğini ve uzman eşliğinde cinsel terapi desteği alınabileceğini belirtti.

Erektil fonksiyon bozukluğu yani sertleşme sorununun cinsel aktiviteyi sürdürmede ortaya çıkan en büyük sıkıntılardan biri olduğunu ifade eden Kadıoğlu, bu sorunun erişkin erkeklerin %20’sinde görüldüğünü kaydetti. “Kişi ereksiyonu ya hiç sağlayamaz ya da ilişkiye girebilecek kadar sürdüremez” diyen Kadıoğlu, hemen hemen her erkeğin yaşamının bir döneminde sertleşme sorunuyla karşılaşabileceğini sözlerine ekledi.

Antidepresanlar sertleşme bozukluğu yapıyor
Sertleşme sorunun hem psikolojik hem de fizyolojik kökenli olabileceğine değinen Kadıoğlu, yaşanan uzun süreli hastalıklar ve bunların tedavisinde kullanılan ilaçların da sertleşmede ve özellikle meni çıkarmada olumsuz etki yaratabileceğini vurguladı. Kadıoğlu bu hastalıkları sıralayarak şu tavsiyelerde bulundu: “Şeker hastalığı ve ilaçları, antidepresanlar, psikiyatrik ve türevi ilaçlar, hormonal ilaçlar, varikosel gibi damar hastalıkları, kalp ve damar hastalıkları ve ilaçları, tansiyon düşürücü ilaçlar, migren ilaçları, uyarıcı ilaçlar, kolesterol ilaçları, kilo kaybettirici ilaçlar, sigara , alkol, kokain, esrar gibi  maddeler ve uyuşturucular ereksiyon üzerinde olumsuz etki oluşturabilir.

Eğer bir süredir bu sorunlardan birini ya da birkaçını birden yaşıyorsanız ve ereksiyon sorununuzda varsa ilaçlarınızı kullanmaya lütfen devam edin ve konuyu doktorunuzla görüşün. Sertleşmeyi daha kaliteli hale getirmek için yapılabilecekleri değerlendirmek ve öğrenmek için bir cinsel terapistten eşinizle birlikte destek alabilirsiniz.”

14 Ağustos 2013 Çarşamba

0

Verimliliğin Anahtarı Uykuda

İş yoğunluğu, stres ve zihni meşgul eden sorunlar uykusuzluğa yol açıyor. Yeterli ve kaliteli sürede uyuyamamak ise verimsizliğe yol açan basit konsantrasyon bozukluklarından hayati tehlikeyi barındıran iş ve trafik kazalarına kadar bir dizi soruna yol açıyor.

Kaliteli ve yeterli sürede uyuyamamak, çalışanların performansını etkiliyor. Gün içinde yorgunluk, halsizlik, huzursuzluk, dikkat ve konsantrasyon bozukluğu ile unutkanlığa yol açan uykusuzluk, erişkinlerde sıklıkla rastlanan bir sorun. Bayındır İçerenköy Hastanesi’nden Nörolog Dr. Melek Kandemir, çalışanlar ve uyku konusuna dikkati çekerek, iyi alınmış bir uykunun önemine vurgu yapıyor. Uykuyu “Dinlenmemizi, vücudun kendini yenilemesini ve öğrendiğimiz bilgilerin kaydedilmesini sağlayan, organizmamız için vazgeçilmez fizyolojik bir süreç” diye tanımlayan Kandemir, uykusuzluğun da yeterli zaman ve fırsat olmasına rağmen uykuyu başlatma ve sürdürmede zorluk olarak kendini gösterdiğini söylüyor.

Ciddiye Alın!

Yol açtığı sorunlar nedeniyle özellikle makine kullananların, unutkanlığın ya da basit dalgınlıkların can ve mal kaybına yol açacağı işlerde çalışanların uykusuzluk şikayetinin cidddiye alınması gerekiyor. Dr. Melek Kandemir, bu konuda şu uyarılarda bulunuyor:

“Uykusuzluk, yorgunluk, halsizlik, duygu durumda çökme, huzursuzluk, bilişsel fonksiyonlarda etkilenme, gün içi uykululuk, motivasyon kaybı, enerjide ve girişkenlikte azalma, uyku eksikliğine bağlı gerginlik ve uyku hakkında kaygı gibi durumlara yol açıyor. Bazı hastalarda baş ağrısı, sindirim sistemi şikayetleri görülebiliyor. Kronik uykusuzluk hayat kalitemizi azaltarak, işte, trafikte kazalara veya hatalara yatkınlığa sebep olabiliyor.”
Bunların yanı sıra uyku problemlerinin depresyon ve anksiyete bozukluğu gibi psikiyatrik rahatsızlıklara yatkınlığı artırdığına işaret eden Kandemir, kalp krizi, felç, hipertansiyon gibi hastalıkların ortaya çıkmasına da sebep olduğunu hatırlatıyor. Yeterli ve kaliteli uyku için “uyku hijyeni”nin önemli olduğunu vurgulayan Kandemir, “Odanızın konforunu, uyku için ayırdığınız vakti, yaşam koşullarınızı, sigara ve kahve gibi uyarıcı maddeleri kullanım sıklığınızı lütfen gözden geçirin. Uykuyla ilgili sorunlarınız devam ediyorsa mutlaka uyku hastalıkları ile ilgilenen bir uzman ile görüşün” diyor.

Uykusuzluğun Nedenleri

Stres, zihni meşgul eden çözümlenememiş sorunlar, iş veya özel hayattaki konular birçok kişide uykusuzluğun temel sebepleri olarak karşımıza çıkıyor. Özellikle çalışan kesimde iş yoğunluğu, dinlenme için kalan vaktin az olması, evde iken çocuk ile ilgilenme, yapılması gereken başka işlerin olması gibi sebeplerle uykuya ayrılan vakit de yeterli olamıyor. Dr. Kandemir, uykusuzluğa neden olan diğer etmenleri de kısaca şöyle açıklıyor:
“Huzursuz bacak sendromu, uykuya dalmayı güçleştiriyor ve gece içi uyanıklıklara yol açabiliyor. Uykuda görülen periyodik bacak hareketleri, solunum ile ilgili sorunlar, uykuda yürüme-konuşma, kabuslar, uyku davranış bozukluğu, uykuda yeme bozuklukları gibi diğer uykuyla ilişkili bozukluklar da kaliteli bir uyku uyumamıza engel olur. Ayrıca özellikle küçük çocukları olan annelerin çocuktaki uyku problemleri nedeniyle sık olarak uykuları bölünüyor.”

29 Temmuz 2013 Pazartesi

0

Stresi Doğru Beslenmeyle Atlatın

Stresi doğuran nedenlerden birinin de içinde bulunduğumuz yoğun çalışma temposu olduğu belirtiliyor. Uzmanlar, iş hayatında yoğun olarak hissedilen stresi beslenme programımızla yenebileceğimizi vurguluyor...

Beslenme ve Diyet Uzmanı Aylin Yılmaz, “Vücudun karşılaştığı herhangi bir tehdit karşısında savunma mekanizmasının gösterdiği tepki “savaş veya kaç” şeklindedir. Böylece herhangi bir tehdit veya stres unsuru karşısında, vücudun bir dizi faaliyeti olur” diyor. Solunum sayısının artarak, bedene daha fazla oksijen sağlandığını, kanda alyuvarların arttığını, beyne ve kaslara daha fazla oksijen taşındığını, kalp vurum sayısının artarak kan basıncının yükseldiğini ve bedenin gereken bölümlerine gerekli kan takviyesinin yapıldığını belirten Aylin Yılmaz, stresle başa çıkmanın yollarını şöyle anlatıyor:

Stresle ve stresin vücuda verdiği zararlarla başa çıkmada yediğiniz yiyeceklerin önemli rolü vardır. Eğer ağır stres altındayım diyorsanız sürekli stresle karşı karşıyaysanız beslenme alışkanlıklarınızı düzenleyerek enerji düzeyinizi, strese gösterdiğiniz tepkilerinizi ve genel sağlığınız üzerindeki kontrolünüzü arttırabilirsiniz.

Stresten Kurtulmak İçin Tüyolar

Stresten kurtulmak için hangi yiyecekleri tercih etmeli, hangilerinden uzak durmalısınız?

• Alkol, çay, kahve, gazlı içecekler yerine, su ve meyve suyu tercih edilmelidir.

• Beyaz ekmek, beyaz makarna ve beyaz pirinç yerine, kepekli veya tam buğday ekmeği, kahverengi pirinç kullanılmalı.

• Özel işlemden geçmiş ve hazır yiyeceklerden uzak durulmalı.

• Bisküvi, kraker, cips gibi abur cubur besinler yerine fındık, ceviz, badem gibi besin değeri yüksek kuru yemişler tercih edilmeli.

• Aşırı kırmızı et yerine tavuk ve balık tercih edilmeli.

• Tüm meyve ve sebzeler her gün tüketilmesi gereken besinlerdir.

• Şekerden ve tatlıdan uzak durulmalı bunun yerine meyve tercih edilmeli.

• Sigara ve alkol, düşünülenin tam aksine stresi gideren değil stresi daha da arttıran ve sağlığınızı tehdit eden en önemli unsurlardandır. Her ikisinden de mümkün olduğunca uzak durmak ve hatta hiç kullanmamak sağlınız için çok önemlidir.

• Beslenme alışkanlıklarınızı değiştirmenin yanı sıra doğru egzersizle de stresinizi azaltmayı başarabilir doğru nefes teknikleri ile stresinizi azaltabilir ve rahatlayabilirsiniz. Uzakdoğu’da benimsenen  “İnsanı tanımak için nefesini dinle” felsefesi de bu durumun bir kanıtı olarak düşünülebilir. Sakin insanlar ağır ve dengeli, sinirli insanlar yoğun ve yüzeysel, huzursuz ve endişeli insanlar yüzeysel ve kesik kesik, hırslı insanlar ise, dengesiz ve düzensiz nefes alırlar. Stres durumunu hissettiğinizde, siz de derin nefes egzersizleri yaparak, ağır ve dengeli nefes almaya çalışarak stresinizden kurtulabilir daha sağlıklı ve kaliteli bir yaşama sahip olabilirsiniz.

28 Temmuz 2013 Pazar

0

Testisteki Varis, Kısırlık Nedeni!

Testise giden damarların genişlemesi ile oluşan hastalığa ‘varikosel’ deniliyor. Aynı sorun bacaklarda görüldüğünde ise varis olarak tanımlanıyor. 

International Hospital’dan Üroloji Uzmanı Prof. Dr. Bülent Alagöl, erkeklerde yüzde 10, kısırlık teşhisi konulan erkeklerde ise yüzde 38 oranında görülen bu sorun nedeniyle çocuk sahibi olunamadığını belirtiyor. Çünkü varikosel, kısırlığın en önemli nedenleri arasında yer alıyor.

Testisin Sol Tarafı Küçülüyor

Varikoselin yüzde 98 oranında testisin sol tarafında görüldüğünü ve buradaki damarların genişlemesi sonucunda bir süre sonra testisin küçüldüğünü anlatan Prof. Bülent Alagöl şöyle konuştu: “En çok sol tarafta görülmesinin sebebi, testisin sol tarafındaki damarlarda kapakçıkların anatomik olarak yetersiz olmasıdır. Genel olarak kabul edilen görüşe göre, sol taraftaki bir takım anatomik özellikler, toplar damarlarda basıncın artmasına neden oluyor. Ayrıca damarların kapakçık mekanizmalarının bozulmasına ve testis toplar damarlarında anormal bir damar genişlemesine yol açıyor.” 

Sol taraftaki damar sağa göre daha uzun. Hastalığın her iki tarafta görülme oranı yüzde 2. Hastalık yüzünden testisin boyutu küçülüyor. Skrotum denilen torbalarda ısının artmasıyla birlikte, testisteki ısı farkı yaklaşık bir derece yükseliyor. Bu da kısırlığa yol açıyor.

Sperm Sayısını Azaltıyor

Varikosel aynı zamanda sperm sayısının da azalmasına neden oluyor. Damarların genişlemesiyle birlikte spermlerin hareket oranı ve sayısı azalıyor. Kan akımının ters etkisi nedeniyle böbrek üstü bezinden testislere gelen hormonlar nedeniyle testis damarları büzülüyor. Bu da testislerin kötü etkilenmesine neden oluyor. Hastalığın genetik sebebinin olmadığı düşünülüyor. Günün çoğunu ayakta çalışarak geçirenlerde sık görülüyor. Doktor, kuaför, kasap gibi meslek gruplarında hastalığın sık görüldüğünü belirten Prof. Alagöl, hastalığın belirtilerini şöyle sıralıyor:

- Testiste ağrı ortaya çıkması
- Testisin boyutunda küçülme 
- Dokunulduğunda ele damarların gelmesi
0

Kanserin en büyük üç nedeni

İngiltere Kanser Araştırmaları raporuna göre, erkeklerde görülen kanserin yüzde 23'ünde, kadınlarda görülen kanserin yüzde 15,6'sında başlıca neden sigara alışkanlığı.

Sigara ve tütün kullanımından sonra, erkeklerde en fazla kansere yol açan neden, yeterince sebze ve meyva yememeleri; kadınlardaysa şişmanlık.

British Journal of Cancer'da yayımlanan ve kanser konusundaki en kapsamlı araştırmalardan biri olarak nitelenen raporun yazarlarından Prof. Max Parkin, "Birçokları kanserin bir kader işi veya şanssızlık olduğuna ya da genetik nitelik taşıdığına inanır. Eldeki veriler gösteriyor ki, tüm kanserlerin yüzde 40 kadarı, elimizde değiştirme olanağı bulunan alışkanlıklarımızın sonucunda ortaya çıkıyor." dedi.

Kanser araştırmacılarının erkeklere tavsiyesi, "sigarayı bırakın, daha fazla sebze-meyva yiyin ve tükettiğiniz alkol miktarını azaltın!"

Kadınlara da, benzer şekilde sigarayı bırakmaları tavsiyesinde bulunuluyor ama hemen ardından "kilonuza dikkat edin!" uyarısı geliyor.

Prof. Parkin, "Erkeklerde kansere karşı koruma sağlaması bakımından sebze-meyva tüketiminin bu kadar önemli çıkmasını beklemiyorduk. Kadınlar arasında da kanser nedeni olarak şişmanlığın, alkol alışkanlığından daha öne çıkması şaşırtıcı oldu." dedi.

İngiltere'de incelemeye alınan toplam 134 bin kanser vakasında, oturulan coğrafi yer ve yapılan iş gibi unsurlar da dahil, yaşam tarzı ve çevresel koşullarla ilişkili 14 etmenin rol oynadığı belirlendi.

Kanser vakalarının 100 bini, sigara ve içki alışkanlığıyla aşırı kiloya bağlı bulundu. Her 25 kanser vakasından birinin, kişinin kimyasal maddeler ya da asbestos bulunan bir ortamda çalışmasından kaynaklandığı saptandı.

Bilinenler, bilinmeyenler
Raporda, sigara tiryakiliğiyle akciğer kanser arasında çok iyi bilinen ilişkinin yanı sıra, daha az bilinen unsurların kansere yakalanmada etkili olduğu kaydedildi. Örneğin meme kanseri tehlikesinin onda birini, kadının emzirmesi ya da alkol tüketmesi değil, aşırı şişman ya da obez olması oluşturuyor.

Yemek borusu ya da gırtlak kanserinde tehlikenin yarısı, çok az sebze-meyva yenmesinden kaynaklanıyor; alkol tüketimiyse riskin yalnızca beşte birini oluşturuyor.

Mide kanserine yakalanma tehlikesinin beşte biri, besinlerdeki fazla tuz miktarından kaynaklanıyor.
Ağız ve boğaz bölgelerinde görülen kanserler ise hemen tamamiyle kişinin yaşam tarzıyla ilişkili. Safra kesesi gibi kimi kanserlerse, genelde yaşam tarzıyla pek ilişkili değil.

Araştırmacılar bulgularını, İngiltere'de 1993-2007 yılları arasındaki vakalara ilişkin verileri kullanarak ve 2010 yılında 18 değişik kanser türünde ortaya çıkacağını tahmin ettikleri vakalara dayandırarak derledi.

Dünya Kanser Araştırmaları Vakfı'nda görevli Dr. Rachel Thompson, "Bu rapor da gayet güçlü bir şekilde gösteriyor ki, kanser tehlikesi, yaşam tarzımızla yakından ilişkili." dedi.

Uzmanlar, sağlıklı yaşamanın kansere yakalanma olasılığını tamamen ortadan kaldırmadığını, ama kişinin şansını artırabileceğini belirtiyorlar.
0

Dikkat! Felç "Geliyorum" Der!

Yoğun ve stresli iş yaşamı, beslenme koşulları ve diğer çevresel faktörler kalıcı felç riskinin artık genç yaşlarda dahi görülmesine neden oluyor. Hastanın eski sağlığına tamamen kavuşmanın neredeyse imkânsız olduğu kalıcı felç durumu, hem felç geçiren hastanın hem de çevresindekilerin sosyal hayatını olumsuz etkiliyor. 

Reem Nöropsikiyatri Merkezi’nden Uzman Dr. Mehmet Yavuz, kalıcı felcin 1-2 yıl öncesinde görülebilen belirtilerini ve korunma yollarını anlattı…

Kalıcı felç durumlarının önceden kendini belli ettiğini belirten Dr. Mehmet Yavuz, genelde vücudun bir yarısında geçici kuvvet kayıpları izlendiğini söyledi. Bu kaybın bir kaç dakikadan bir kaç saate kadar uzayabildiğini hatırlatan Dr. Yavuz, "Hatta 24 saati bile bulabilir. Geçici felç süreleri uzadıkça kalıcı felç ihtimali de artar. Felçteki öncü belirtiler her zaman kuvvet kaybı şeklinde olmaz, bazen de geçici konuşma bozukluğu, geçici hafıza kaybı ya da geçici görme kaybı şeklinde de izlenebilir. Geçici iskemik atak olarak adlandırılan bu belirtiler hiçbir iz bırakmadan en fazla 24 saat içinde kaybolur. Yapılan araştırmalara göre eğer önlem alınmazsa ve tedavi uygulanmazsa böyle geçici iskemik atak belirtileri gösterenler 1-2 yıl içinde felç olabilir" şeklinde konuştu.

Sosyal Çevre ve İş Hayatını da Felç Ediyor!

Son yıllarda çevresel şartlar, stresli iş hayatı ve beslenme koşulları, felç hastalıklarını daha erken yaşlara indirdi. Felç hastalığının günümüzde en büyük zorluklardan biri olduğunu belirten Dr. Yavuz, felcin kişiyi sosyal çevresinden kopardığını ve iş pozisyonlarını olumsuz etkilediğini vurguladı.
Kişinin çalışarak kendi hayatını kazanmasının neredeyse imkânsızlaştığını belirten Dr. Yavuz, felçli kişinin hayatına devam edebilmesi için bir başkasına ihtiyaç duyabileceğini söyledi. Dolayısıyla felçli hasta, hem kendisinin hem de aileden başka birinin sosyal yaşamını ve iş hayatını olumsuz etkiliyor. Bazı hastalar evinden hatta odasından çıkamayacak hale geliyor.

Eski Sağlığa Kavuşmak Neredeyse İmkânsız…

Felç tedavisindeki en büyük hedefin hastayı eski sağlığına tamamen kavuşturmak değil, kişinin kendi ayakları üzerinde durmasını sağlamak olduğunu vurgulayan Dr. Yavuz, felç hastasının tamamen düzelmesinin neredeyse imkânsız olduğunu hatırlattı.

Koruyucu Tedavi Felç Riskini Azaltıyor!

Felcin öncü belirtilerini çok önemsemek ve daha felç gelmeden tedaviye başlamak, yani koruyucu tedavi uygulamak gerektiğini söyleyen Dr. Yavuz, kişinin felç geldikten sonra bir daha asla eski sağlığına dönemeyeceğinin, hatta ilk dönemlerde hayati tehlike yaşayabileceğinin altını çizdi. Yavuz, "Hastanelerimizin yoğun bakım üniteleri felç hastaları ile dolu. Hem bireysel hem de ülke ekonomisi açısından, koruyucu tedaviyi ön plana çıkarmamız gerekiyor" dedi.

Beyni besleyen iki önemli damar sisteminden biri ön taraftaki şah damarları, diğeri ise daha arkadan beyne giriş yapan vertebrobaziler sistemle ilgili damarlardır. Karotis sistem, vertebrobaziler sistemden çok daha önemli olduğu için bu bölgeyi ilgilendiren felçler de daha çok önem arz eder. Bu iki damar sisteminin geçici iskemik atakları da farklı belirtiler gösterebilir.

Bu Belirtiler Varsa Dikkat!

Dr. Mehmet Yavuz, Karotis sistemi ile ilgili geçici iskemik atak belirtilerini şöyle sıralıyor:

• Vücudun bir yarısında güç, his ve duyu kaybı,
• Bir gözde geçici körlükler,
• Geçici konuşma bozuklukları,
• Geçici hafıza kayıpları,
• Vertebrobaziler sistemle ilgili iskemik atak belirtileri,
• Baş dönmesi ve dengesizlik atakları, ani göz kararmaları,
• Çift görme ve görme bulanıklığı,
• Düşme nöbetleri.

Düşme nöbetleri ani gelişir ve bazen kişi düşmeden toparlayabilir. Hastalar bunu genelde ‘aniden dizlerimin bağı çözülüyor’ şeklinde dile getirir.

Orta Yaşlarda Felç Riski Daha Fazla!

Geçici iskemik ataklar orta yaşlarda daha tehlikelidir ve kalıcı felçle sonuçlanma ihtimali yüksektir.  65 yaş ve daha ileri yaşlarda kalıcı felç ve hayati tehlike ihtimalinin daha düşük olduğunu belirten Dr. Yavuz, özellikle Karotis sistemle ilgili felç hastalığında her zaman hayati tehlikenin söz konusu olduğunu hatırlattı.
Karotis sistemi ile ilgili geçici iskemik atak belirtilerinden herhangi biri görüldüğünde derhal bir nörologa başvurulması gerektiğinin altını çizen Dr. Yavuz, bu şikâyetlerin ihmale gelmeyeceğini ve gecikildiği takdirde telafisi imkânsız sonuçlar doğurabileceğini vurguladı.

Felç Riskini Artıran Faktörler

• Doğumsal olarak damarların yapısı,
• Hipertansiyon,
• Damar sertliği,
• Kalp kapak hastalıkları,
• Kolesterol ve trigliserit yüksekliği,
• Sigara kullanımı,
• Şeker hastalığı,
• Aşırı alkol kullanımı.

Felç geçirmeye zemin hazırlayan risk faktörlerini kontrol altında tutmak gerektiğini belirten Dr. Yavuz, stressiz bir hayat, dengeli beslenme ve düzenli egzersizle felç riskinin azaltılabileceğini sözlerini ekledi.

12 Temmuz 2013 Cuma

0

Merak etmeyin kimse sizi anmıyor!

Kulak çınlaması yaşadığınızda 'Birisi seni anıyor' denilir. Ama işin aslı bu değildir. İşte kulak çınlaması hakkında merak edilen sorular ve yanıtları.

Kulak çınlaması nedir?
Kulak çınlaması, bir tür tınlama duygusudur. ‘Tinnitus’ olarak da bilinir. Çoğumuzun başına gelmiştir. Islık sesi, uğultu, gürültü, zonklama olarak da ifade edilir.

Kulak çınlaması neden olur? 
Başlıca iki nedenden ötürü olur: Kulağa ait olan nedenler ve kulak dışı nedenler.

Kulağa ait olan nedenler nelerdir?
Kulağın akla gelebilecek her türden hastalıklarıdır. En basiti dış kulak yolunda yer alan bir buşondur. En inatçı ve sorunlu olanı ise kulak sinirinden kaynaklanan bir tümördür. Bu tümör, akustik nörinom olarak bilinir.

Kulak dışı nedenler nelerdir?
Gürültü kirliliği en başta gelen nedendir. Diğerleri hipertansiyon, diabet, kolesterol yüksekliği, kafa travması, hipertiroidi, hipotiroidi, vitamin ve mineral eksikliği olarak sıralanır.

Hangi vitamin ve minerallerin eksikliği çınlamaya neden olur?
Demir ve B12 eksiklikleri anemiye yol açarak çınlamaya neden olur. Tek başına çinko eksikliği de kulak çınlamasına neden olabilir.

Psikolojik olabilir mi?
Evet, psikolojik nedenlere bağlı kulak çınlamaları bildirilmiştir ama çok fazla değildir. Depresyon ve endişe içinde olanlarda daha sıktır.

Hangi ilaçlar kulak çınlamasına yol açar?
Kulak çınlamasına yol açan ilaçların başında aspirin gelir. Diğerleri ise antibiyotikler, idrar söktürücüler ve anti romatizmal ilaçlardır.

Akustik travma nedir?
Akustik travma, aşırı gürültü demektir. Akustik travma, en sık görülen kulak çınlaması nedenidir. Yüksek sesle müzik dinlemek, gürültülü ortamlarda çalışmak, siren sesi, oto ya da ev alarm sistemleri, yol-inşaat çalışmaları önde gelen nedenleridir. Akustik travma asla hafife alınmamalıdır, sağırlığa yol açabilir.

Zonklama duygusu nedir?
Zonklama olarak dile getirilen kulak çınlaması damar kökenli olabilir. Bu bir anevrizmaya işaret edebilir. Bu nedenle yakından takip edilmelidir.

Kulak çınlaması kalıcı mıdır?
Genelde geçici nedenlerle oluştuğu için pek kalıcı değildir. Ancak 3 haftadan uzun sürerse kronik kabul edilir.

Ne yapmalıyız?
Kulak çınlamasından kurtulmanın en etkili yöntemi maskelemedir. Maskeleme, dikkatimizi başka bir sese vererek çınlama sesini ötelemektir. Bu amaçla bir masa saatine ya da hafif tonda bir müziğe yoğunlaşabiliriz. Spor yapmak da rahatlatıcıdır.

Sessiz ortama çekilmek doğru mudur?
Korunma bağlamında aşırı gürültüden kaçınmak gerekir. Ancak tedavi bağlamında tam sessizlik doğru değildir. Böyle ortamlarda kulak çınlaması daha da şiddetlenebilir.

Nasıl tedavi edilir?
Tedavi, nedene göre uygulanır. Kulak ya da kulak dışı hastalıklar giderilmeye çalışılır.

Nasıl korunuruz?
Gürültülü ortamlardan uzak durun.
Tansiyonunuzu dengede tutun.
Tuz ve kahve tüketimini azaltın.
Riskli ilaçları doktorunuza danışın.
Spor yapın.

Tuncay Filiz
back to top