Diyet haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diyet haberleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

12 Ağustos 2013 Pazartesi

0

Diyet yapan kadınlar kabızlık çekiyor!


Modern çağın hastalığı kabızlık, kısıtlı besin grupları ile diyet yapan kadınları vuruyor...

Boehringer Ingelheim tarafından yapılan araştırmalara göre Türkiye’de diyet yapan her üç kadından biri yaşam kalitesini olumsuz yönde etkileyen kabızlık sorunu yaşıyor. Kabızlık, diyet döneminde kısıtlanan besin çeşitliliği ve miktarı nedeniyle diyet yapanları da tehdit ediyor. Diyet yapan her üç kadından birinin çektiği kabızlık sorunu için uzmanlar egzersiz ve düzenli beslenmenin yanı sıra lifler içeren besin takviyeleri tavsiye ediyor.

Konuyla ilgili olarak açıklama yapan Aile Hekimliği Uzmanı Dr. Osman Bulutlar  ”Günümüzde özellikle şehirlerde yaşayan bireyler karınlarını liften oldukça fakir, katkı maddesi zengini hazır gıdalar ile doyurmayı tercih ediyor.  Bu tip liften fakir beslenme şekli, yeteri kadar sıvı alınmaması, yetersiz fiziksel aktivite, düzensiz dışkılama alışkanlıkları bireylerde aşırı yağlanmaya ve kabızlık gibi mide barsak sistemi rahatsızlıklarına yol açıyor.

Diyet için başvuran hastaların büyük kısmı aynı zamanda başta kabızlık olmak üzere mide barsak sistemi rahatsızlıklarından şikayet ederler.  Günümüzde sıklıkla uygulanan protein ağırlıklı düşük lif içerikli ketojenik diyetler sırasında kabızlık daha da kolay oluşmaktadır.

Hastanın detaylı bir tıbbi öyküsünün alınması ve kabızlığa neden olabilecek bir hastalığı ya da varsa kabızlığa neden olabilecek sürekli kullandığı bir ilacın varlığının araştırılması ve kabızlık tanısının konulması önemlidir. Daha sonrasında günlük sosyal ve fiziksel aktiviteleri, beslenme alışkanlıkları, lif tüketimlerinin 25 gramın üzerinde olması, sıvı alımı ve tuvalet alışkanlıkları da sorgulanır.

Tedavi için özellikle liften zengin bir beslenme düzenlenir, günlük 35 gram civarında özellikle eriyebilen ya da yarı eriyebilen bir lif tüketimi hedeflenir. Liften fakir gıdaların tüketimi kısıtlanır.  Bunu  sağlayamayan bireylere verilen suda eriyebilen  bir lif takviyesi günlük yeterli sıvı alımı ve düzenli tuvalet egzersizleri ile desteklenir” dedi.

Boehringer Ingelheim’ın çözünebilen doğal lif Glucomannan içeren ürünü Dulcofibre, bağırsaklarda hacim oluşturarak tokluk hissi uyandırır, mide boşalmasını yavaşlatır, karbonhidrat ve yağların emilmesini azaltarak diyetin başarısına yardımcı olur. %100 doğal lif Glucomannan, Japonya ve Çin’de bitkisel tedavilerde kullanılan Amorphophallus konjac bitkisinin kökünden elde ediliyor ve kabızlık sorunu çekenler için Türkiye’de alanında tek ürün olarak doğal bir çözüm sunuyor.

26 Aralık 2012 Çarşamba

0

Doyasıya Yiyerek Zayıflayın!

Amerika'dan gelen yeni bir diyet trendi, diyete olan bakış açısını değiştiriyor. 'Volumetrik Diyet'te amaç; yemeyi sevmek, tadını çıkarmak ve doyana kadar yemek!

Diyet yaparken sürekli midenizin zil çalmasından şikayetçiyseniz, imdadınıza Amerika'dan gelen yeni bir diyet trendi yetişiyor: Volumetrik Diyet! "Hacim Diyeti" olarak da adlandırabileceğimiz bu diyet trendi, yeni bir çığır açıyor. Çünkü temeli, "doyana kadar ye" prensibine dayanıyor.

Nesnelerin hacmini ölçmeye yarayan bir birim olan "volumetri"den adını alan diyet yöntemi, besinleri kalori değerlerine göre değil, hacim değerlerine göre sınıflandırıyor. Bir örnek vermek gerekirse: 15 tane üzüm, tartıda 100 gram geliyor ve kalorisi de 70 civarında. 15 tane kurutulmuş üzüm ise en fazla 20 gram ve onun da kalorisi 70 civarında. Peki, 100 gram üzümle mi doyarsınız, yoksa 20 gram kuru üzümle mi? Her ikisinin de kalorisi aynı ise, daha hacimli olan taze üzüme uzanmaz mı şimdi eliniz? Bu soruya "evet" deme ihtimaliniz çok yüksek. Zaten araştırmalar da bunu gösteriyor.

Pennsylvania'da yapılan bir araştırmaya göre insanlar, "doyana" kadar yemek yiyor. Bu durumda "ne" yediğinin pek bir önemi kalmıyor. Düşük kalorili de olsa, yüksek kalorili de olsa, temel amaç "doydum" hissini yaşamak! Bu araştırmadan yola çıkarak "Volumetrik Diyeti" geliştiren Beslenme Uzmanı Barbara Rolls, normalden daha az yiyerek zayıflamanın çok zor olduğunun altını çiziyor: "Besinleri kısarak yapılan diyet, ilk başta kilo verdirir ama uzun vadede başarılı olamaz. Çünkü 'açlık' hissinin bastırılması gerekiyor!"

Bir Günlük Örnek Mönü

Sabah: Aç karnına bir bardak su için. Ardından büyük bir kase içine; yulaf ezmesi, taze meyve parçaları koyun. Bu karışıma yağsız süt, yoğurt ya da meyve suyuyla hacim kazandırın.

Ara: Bir patates salatasının içine bolca salatalık doğrayın. Bu, salatanızın hem hacmini artıracak hem de daha doyurucu olacak.

Öğlen: Sade suya tirit tarzı çorbanızın hacmini artırmak için kepekli makarna ve sebzelerden faydalanın. Makarna yerine bulgur, yarma, pirinç gibi bakliyatlar da kullanabilirsiniz. Kurubaklagiller de çorbaya ayrı bir lezzet ve hacim katar. İsterseniz içine arada bir tavuk, balık ya da et parçaları atın. Eğer zengin bir çorba içme şansınız yoksa; balık ya da tavuk filetonun yanında bol salata ve sebze yiyebilirsiniz. Ardından küçük bir sütlü tatlı ya da meyve alabilirsiniz. Bol bol su içmeyi unutmayın!

(Elele)

11 Eylül 2012 Salı

0

Artık herşeyi yemek serbest!

Artık herşeyi yemek serbest, üstelik her zamankinden daha sağlıklı ve kilo almadan... İşte lezzeti sağlıkla buluşturan beslenme sistemi...  

İçten dışa, dıştan içe sağlık ve güzellik alanında tamamen doğal ve sağlıklı yollara ilişkin danışmanlık yapan B’MEAL,  Amerika’nın
ünlü Raw and Living Foods (RALF) otoritelerinden olan Alissa Cohen’in sertifika programlarıyla sundukları RALF’i sizlerle buluşturuyor.

Dünyanın, özellikle Amerika Birleşik Devletleri’nin, 50 yıldan uzun süredir tanıdığı RALF, birçok önemli sağlık kuruluşu tarafından, özellikle ciddi hastalıklar için önleyici veya tedaviye destek amaçlı olarak tavsiye edilen, hızlı sonuç veren, oldukça etkili bir beslenme sistemidir.

RALF (Raw and Living Foods – İşlenmemiş, toksik olmayan CANLI Gıdalar) kişiyi her anlamda gereksiz olan yüklerinden, yorgunluklarından kurtararak, bedenen, zihnen ve ruhen hızla yenilenmesini sağlayarak hayata hayat katıyor ve hepsinden önemlisi bu hayat dolu hali sürekli kılıyor.

RALF maksimum düzeyde sağlık, gençlik ve güzellik için; mümkün olduğunca organik bitkisel ürünün, gıdaların besin değerlerini neredeyse tamamen yok edici herhangi bir işleme maruz kalmadan, en besleyici haliyle yani canlı olarak tüketimini öneren bir beslenme biçimidir.
RALF ile hayatınızda oluşacak değişiklerin en az yarısını bir haftada gözlemlemek, tümünü ise yaklaşık bir ay  içerisinde almak mümkün, ayrıca vücudu tam anlamda sağlıklı beslemeye odaklı olduğu için de en az lezzetli olduğu kadar da güvenli!

RALF’in Farkı; Hem Canlı Hem de Canlandırıcı Olması

Öncelikle canlı gıdalarla beslenmenin hayatımızda sağlık mucizeleri yaratabileceğini unutmamamız gerekiyor. Gıdalar sahip oldukları besin değerlerini bazı işlemler sonucu kaybederler ve bu bize sunabilecekleri hayat enerjilerinin söz konusu işlem sırasında yok olduğu veya eksildiği anlamına gelir.

Örneğin 45 derece santigratın üzerinde işlem görmüş gıdalar proteinlerinin yaklaşık %50’sini, vitaminlerinin yaklaşık yüzde 85’ini ve enzimlerinin %100’ünü kaybederler. Oysa vücudumuzun tüm bu besinlere ihtiyacı var ve her ne kadar vücut ihtiyacı olan birçok maddeyi kendi üretebilecek kadar güçlü bir yapı olsa da, zaman zaman, değişen şartlara bağlı olarak veya ilerleyen yaşla birlikte bazı üretimleri azalabiliyor ya da rezervleri yetersiz kalabiliyor.

“Gıdalarınızı “en doğal-canlı” halde tüketmenin onlardan maksimum faydayı sağlamak için en iyi yol olduğunu unutmayın, çünkü sadece canlı gıdalar canlı-hayat dolu bedenler üretir”.

RALF’in Hayatımıza Kattıkları

1. Uyku kalitenizi hızla yükseltir ve her sabah dinlenmiş, canlı ve istekli bir şekilde uyanmanızı sağlar.

2. Zihniniz, her zaman ve her şartta daha önce hiç olmadığı kadar açık olur, konsantrasyon gücünüz ve zihinsel performansınız artar.

3. Bağışıklık sisteminiz çok güçlendiği için grip, soğuk algınlığı, faranjit gibi mevsimsel salgın hastalıklara karşı çok dirençli olur, hastalansanız bile, neredeyse hiç sıkıntı çekmeden, çok hızlı ve kolay iyileşirsiniz.

4. Bedeniniz tam gerektiği gibi beslendiği için çok güçlenir ve çok enerjik olur, bu da artık kolay yorulmaması demektir. Daha da önemlisi yetişkinlerde sadece birkaç ay içinde en az on yıl önceki kadar enerjik hissedilmesi bile mümkündür.

5. Sürekli olarak daha iyi hissetme, daha canlı, daha huzurlu ve daha toleranslı, özetle daha mutlu bir yapıya kavuşmanın sonucu olarak hayattan aldığınız keyif önemli derecede artar.

6. Cildiniz de iç sağlığınızın yansıması olarak çok kısa sürede hiç olmadığı kadar canlanır ve ışıldar, hatta yara izleriniz bile zaman içinde kaybolabilir.

7. Tam ihtiyacı olan besinleri alan bedeninizde hiçbir şekilde aşırı kilo oluşmaz, hatta eğer varsa vücudun ihtiyacı olmayan fazla kilolarınızı da çok kısa sürede verebilirsiniz, üstelik canınız her istediğinde yemek yerken hiç suçluluk duymadan.

8. Üstelik anemi, alerji, astım, diabet, candida ve hatta kanser gibi çok ağır hastalıkların iyileşmesine bile çok önemli derecede olumlu katkılar sağladığı defalarca kanıtlanmış, vücudu ve bağışıklık sistemini çok güçlendirici, bir sistemdir.

9. RALF sisteminde önemli rol sahibi yüzde 70’i klorofil olan buğday çimi suyu güçlü bir doğal antiseptik olarak vücudunuzu her gün istemeden aldığı birçok zararlıya karşı en doğal şekilde korur, hücrelerinize giden oksijen miktarının artmasını destekler ve enerjinizi sürekli tazeler.  Üstelik buğday çimini evde yetiştirmek son derece kolaydır!

1 Haziran 2012 Cuma

0

Kadınları incelik, erkekleri kas çekiyor

Yapılan araştırmalar, kadınların ve erkeklerin diyetten beklentilerinin çok farklı olduğunu ortaya çıkardı. Diyet programları ile kadınlar incelmenin erkekler ise kas yapmanın peşinde…

Bakırköy Prof. Dr. Mazhar Osman Ruh ve Sinir Hastalıkları Hastanesi Psikiyatr Asistanı Dr. Elif Ateş, kadınların diyetle incelmeyi hedeflediğini, erkeklerin ise kas kitlelerini artırmayı istediğini bildirdi.

Elif Ateş, Türkiye Psikiyatri Derneği tarafından Antalya’da düzenlenen 14. Bahar Sempozyumunda, erkeklerde yeme bozuklukları konusunda bilgi verdi. Ateş, yaptığı sunumda; kişinin çok şişmanladığı kanısıyla rejim uygulaması ve aşırı derecede zayıflaması şeklinde kendini gösteren Anoreksiya Nevroza, aşırı yemek yedikten sonra yediklerinin kilo almasına neden olmaması için kusma şeklinde ortaya çıkan Bulimia ve tıkınırcasına yeme bozukluğunun; kadınlar gibi erkeklerde de ortaya çıkabilen rahatsızlıklar olduğunu kaydetti. Bu hastalıkların erkeklerde seyrinin, kadınlardakine benzer olduğunu belirten Elif Ateş, başlangıç yaşının kadınlara göre erkeklerde daha geç olduğuna değindi.

Erkeklerde Bulimia çok az

Erkeklerde Bulimiada görülen kusma veya laksatif kullanma gibi telafi edici davranışlara daha az rastlandığını ifade eden Ateş, kadınlardan farklı olarak erkeklerde takıntılı şekilde egzersiz yapmanın sık görüldüğüne değindi. Anoreksiya nevrozalı erkeklerde aşırı egzersiz yapmanın dikkati çektiğini belirten Ateş, şöyle konuştu:

“Kadınlardaki kısıtlayıcı diyetin karşılığı, erkeklerde aşırı egzersiz yapma. Kadınlarda kısıtlayıcı diyeti uygulamadığında duyulan anksiyete ile erkeklerde egzersiz yapmadığında duyulan anksiyete karşılaştırıldığında, erkeklerin duyduğu rahatsızlığın daha fazla olduğu görülmüş. Laksatif veya diyet haplarının kullanımı ise erkeklerde kadınlara göre daha az.”

Amaç kas yapmak

Elif Ateş, erkeklerde ergenliğin, genç kızlara göre daha geç başlamasının yeme bozukluklarının erkeklerdeki başlangıç yaşını da yükselttiğini söyledi. Erkeklerde yeme bozuklukları başlama yaşının ortalama 18 olduğuna değinen Ateş, özellikle küçük yaşlarda vücut ağırlığı yüzünden yaşıtları tarafından alay edilen ve kızdırılan kişilerde bu rahatsızlıkların ortaya çıkabildiğini ifade etti.
Erkeklerin beden imajı üzerine düşüncelerinin, ‘ince olmaktan ziyade, kaslı olmak’ şeklinde olduğunu belirten Ateş, “Erkeklerde diyetin amacı, kadınlardan farklı olarak kilo vermek değil, kas kitlelerini artırmak” dedi.

ABD’li erkekler vücutlarını beğenmiyor

Kadınların ince görünmesi gerektiğiyle ilgili düşünceye varmalarında sosyokültürel baskıların etkisi olduğuna da dikkati çeken Elif Ateş, son yıllarda erkekler üzerindeki sosyokültürel baskının da arttığını vurguladı. Bunda, ideal erkek bedenine yönelik imajların etkili olduğunu savunan Ateş, şöyle konuştu:
“Bu konuda ABD’de bir çalışma yapılmış. Bu araştırmada, son 30 yılda yapılan oyuncaklara bakıyorlar. Kaslı erkeklerden oluşan oyuncakların artık revaçta olduğu görülüyor. Yapılan ölçümlerde, bu oyuncakların kas oranlarının normal bir insanda olamayacağı da hesaplanıyor. Oyuncak artışına paralel olarak ABD’deki erkeklere vücutlarını nasıl buldukları soruluyor.Buna verilen yanıtlara göre, ABD’li erkekler bedensel olarak kendilerinden hoşnutsuzlar.”

Bazı mesleklerin de erkeklerde yeme bozuklukları görülmesinde etkisi olduğuna işaret eden Elif Ateş, özellikle düşük kilonun gerekli olduğu spor dallarını yapan atletler, mankenler ve oyuncularda yeme bozukluklarına diğer mesleklere mensup kişilere oranla daha sık rastlandığını söyledi.

Ateş, yeme bozukluklarında erkeklerin kadınlara oranla daha az hekime başvurduklarını, başvuranların da tedaviye daha az süre ayırdıklarını sözlerine ekledi.

Kaynak: e - güzellik. net

15 Kasım 2011 Salı

0

Fit kalmak için olmazsa olmaz 5 besin

Sonbahar, yazın verilen kiloları geri almak açısından çok riskli bir dönem. 

Diyetisyen Gizem Tutar, bu dönemde yapılması gerekenleri ve fit kalmak için sofranızdan eksik etmemeniz gereken 5 temel besin maddesini açıklıyor.

Sonbahar mevsiminin yazın verilen kiloları geri almak açısından çok riskli bir dönem olduğunu belirten beslenme uzmanı ve yaşam koçu Gizem Tutar, sonbaharda verilen kiloları korumanın ve sağlıklı kalmanın yol haritasını çiziyor...

“Hareketli, keyifli ve eğlenceli koca bir yaz mevsimini daha geride bırakıyoruz. Kimimiz için uzun yüzmeler ve plaj sporları, kimimiz içinse arkadaşlarla çıkılan bisiklet turları ve mehtap eşliğindeki akşam yürüyüşleri çoktan gerilerde kalmaya başladı bile. Gündüzler kısalıyor, güneş hem daha erken batıyor, hem de daha az ısıtıyor artık. Kış mevsiminin habercisi sayılan sonbahar geldi, kapımıza dayandı. İlkbahar aylarında beslenmelerimize dikkat etmeye başlayarak çıktığımız zayıflama yolculuklarımızda, yazın fiziksel aktivitelerimizin de artması sonucunda bütün fazlalıklarımızdan kurtulduk, istediğimiz kilodayız artık. Aman dikkat! Çünkü sonbahar, verilen bütün bu kiloların geri alınması açısından çok riskli bir dönemdir.”

Verilen kiloları korumak ve fit kalmak için yapılması gerekenler
"Sonbahar, fiziksel aktivitelerimiz ile birlikte vücudumuzun susuzluk hissinin ve su tüketiminin de azaldığı, dolayısıyla metabolizmamızın yavaşladığı, aynı zamanda da soğuktan korunmak için vücudun karbonhidrat arayışının arttığı, bunun da vücuttaki yağlanmaların artmasıyla sonuçlanabileceği bir geçiş dönemidir. Bu belirtilere bazı kişilerde görülen mevsimsel duygu durum değişiklikleri ve sonbahar depresyonu da eklenince kişinin tıkanırcasına yemek yemesine veya aşırı miktarda karbonhidrat tüketmesine şahit olduğumuz durumlar yaşanabilir."

"Yaşamımız ve beslenme alışkanlığımız tıpkı satranç oyunu gibi bir 'strateji sanatı'dır. Sonbaharda artan karbonhidrat ihtiyacını karşılamak için beyaz şekerden uzaklaşıp tam tahıllı ürünlere, makarna ve kurubaklagil gibi zor sindirilen kaliteli karbonhidrat kaynaklarına yönelmek listenin en başında yer alıyor. Bunu yeterli kalsiyum tüketmek izliyor. Çünkü araştırmalar yetersiz kalsiyum alan bireylerin daha kolay kilo aldıklarını ortaya koyuyor. Kilo alma riskini yükseltmemek için günde 2 su bardağı süt veya yoğurt tüketmek yeterli olabiliyor. Su tüketimine dikkat etmek, su içemiyorsanız sonbaharla birlikte azalan su tüketiminiz yerine şekersiz bitki çaylarına yönelmek de dikkat edilmesi gereken konulardan bir diğeri.

Dikkat edilmesi gereken diğer nokta protein tüketimi. Diğer besinlere göre daha uzun sürede sindirilen proteinler, metabolizmanın daha hızlı çalışmasına yardımcı oluyor. Bu yüzden her öğüne bir köfte şeklinde formüle edebileceğimiz, öğlen ve akşam yemeklerine bir köfte kadar et, tavuk veya balık eklemek hem kan şekerimizi daha dengeli tutacağı, hem de metabolizmamızı daha hızlı çalıştıracağı için formunuzu korumanıza yardımcı olabiliyor.“

Kilo korumaya yardımcı 5 temel besin
*Kabızlık durumunda kilo almak kolaylaşacağından bunu önlemeye yardımcı probiyotikli yoğurt veya içecekler,
*Kaliteli bir protein kaynağı olarak metabolizmanın çalışmasını hızlandıran ayrıca içerdiği Omega 3 ile kilo yönetiminin en önemli yardımcılarından olan balık,
*İçerdiği liflerle hem sizi kabızlıktan koruyan hem de bromalin pigmenti ile yağ yakımınıza destek olan ananas,
*Kahvaltıda sütle ya da ara öğünde yoğurtla karıştırılarak günde 2 yemek kaşığı tüketildiğinde kilo korumada destek sağlayan yulaf,
*Tatlı krizlerini önlemek için düzenli tüketilmesi gereken tam tahıl ekmeği.

Canınız tatlı istediğinde...
"Sıcak çikolata, canınız tatlı istediğinde başvurabileceğiniz en masum seçeneklerden biri. Bir fincan sıcak çikolata, hem tatlı ihtiyacınızı karşılıyor hem de mutluluk hormonu seratonin salgılayarak stresten kurtulup gevşemenize yardım ediyor. Dondurma da yaz-kış tüketilebilecek en masum tatlılardan biri. Tabii doğru dondurmayı seçmek de gerekiyor. Örneğin, taze sütten yapılan dondurmalar, kaymakla yapılan dondurmalara göre çok daha düşük kalorili ve daha düşük yağlı oluyor.

Evde tatlı yapmak yerine, taze sütten yapılmış küçük porsiyonlu hazır pudingleri ya da yüksek lif içerikleri ile uzun süre tok tutma özelliğine sahip olan tahıl barları tercih etmek de tatlı ihtiyacınızı kesecek iyi alternatifler arasında yer alıyor. Son olarak çocuk ürünleri olarak adlandırabileceğimiz, süt içmeyen çocuklar için hazırlanmış meyveli, çikolatalı sütler ve en az %60-80 süt içeren, çocuklar için hazırlanmış bazı tatlılar da aslında biz büyükler için de son derece sağlıklı tatlı alternatifleri arasında yer alıyor."

Kaynak: Pudra
0

Ara öğün dedikleri...

Ara öğün nedir? Ara öğünde ne yemeli? Ara öğünlerle ilgili bilmeniz gereken her şey burada...

Ara öğün tüketmeli midir? Aslında acıkmadan bir şeyler yiyorsanız, alışkanlıktan yiyorsunuz demektir. Oysa doğru beslenme, alışkanlıktan değil, vücudumuzun sesiyle beslenmektir. Bu nedenle insanın kendi bedenini tanıması çok önemlidir. Bedeninizle doğru bağlantı, acıktığınızı fark etmek demektir. Doğal olarak acıktığınızda da yemelisiniz.

Yurt dışında uygulanan bazı kilo verme programlarında kişilere 3 öğün beslenmeleri öneriliyor. Ancak bu öğünler öyle programlanıyor ki danışanlar en geç 18’de akşam yemeklerini bitirmiş olmalı ve sonrasında ertesi güne hiçbir şey yememeli. Ancak çok yoğun çalışan bizlerin hayatına baktığımızda, öğlen yemeklerimizle akşam yemeklerimiz arasında uzun bir saat aralığı olduğunu gözlemliyoruz. Öğlen yemeğini ortalama 1’de yiyebilen biri, akşam yemeğini en erken saat 8 civarında yiyebiliyor. Bu da oldukça uzun bir zaman aralığı.

Bedenin yaklaşık olarak yedi saati hiçbir şey yemeden, bir de üstüne çalışarak geçirmesi, çok doğru bir beslenme tarzı değil.

Ne yapmalıyız?

Bu noktada kişinin beslenme düzenini kendi yaşamına uygun olarak planlaması çok önemli. Yedi saat boyunca hiçbir şey yemeden akşam yemeğine geçerseniz muhtemelen kan şekeriniz çok düştüğü için yemekte ihtiyacınızın çok daha fazlasını tüketebilirsiniz.

Sabah 10’da kalkıyorsanız sabahla öğlen arasında bir daha ara öğün yapmaya gerek olmayabilir. Ama sabah 7’de kahvaltı yapıyor ve öğlen 1’den önce yemek yiyemiyorsanız, vücudunuzun ara öğüne ihtiyacı olabilir. Ancak burada en önemlisi, kendi bedeninizi dinlemeniz. Kendinizi diğer insanların şablonlarına adapte etmeyin. Başka birisi için doğru olan, sizin için doğru olmayabilir.

Ara öğün tüketimi nedir?

Ara öğün tüketimi, kan şekerinizi dengede tutarak çabuk acıkmayı ve bir sonraki öğünde çok fazla yemeyi engellerken, metabolizma hızını da artırır. Metabolizma hızının artmasına bağlı olarak da kilo kaybı hızlanacaktır. Ancak herkes ara öğün yemek zorunda değildir. Bununla birlikte ara öğün tüketmek ’zorunda olan’ şeker hastaları, reaktif hipoglisemi sorunu ve mide rahatsızlıkları olan hastalar vardır ki bu grup ara öğün tüketmek zorundadır.

Ara öğün tüketimi, iştahınızı kontrol altına almakta etkilidir. Ara öğünle hem kilo kontrolü sağlamak hem de mide ve bağırsak sisteminizi rahatlatmak daha kolaydır. Bu konuda algılamada yanlışlıklar olduğunu da görüyorum. En önemlisi miktarın ne olduğu?

Ana öğünde fazla yediyseniz, bir de ara öğün yerseniz tabii ki kilo alırsınız. Her öğünde olduğu gibi ara öğünlerde de porsiyon miktarları küçük olmalıdır. Çünkü gereğinden fazla tüketilen her besin vücutta yağa dönüşür.

Ara öğünde ne yemeli?

Vücudunuzun enerji yakımını bir kalorifer kazanına benzetebilirsiniz. Vücudu rölantide çalıştırmak, enerji harcamasında daha etkili olur. Günlük 1500 kalorilik yiyecek toplamını 2 öğün yerine 5 öğünde tüketmeniz, daha fazla enerji harcamanızı sağlar. Çünkü her yediğiniz besinle tüm sindirim sistemi çalıştığı için  yediğinizin yanma enerjisiyle birlikte kilo vermek kolaylaşıyor.

Sadece kilo vermek olarak düşünmeyin, gaz ve sindirim şikayetiniz varsa ve çok hızlı yemek yiyorsanız, öğünleri bölerek yemek çok daha sağlıklı.

Ara öğün faydalıdır ama ara öğünlerde ne tür besinler tüketildiği de çok önemlidir. Genelde ara öğün denildiğinde kişilerin aklına abur cuburlar, yağlı ve şekerli yyecekler gelir. Fakat ara öğünlerde bu tür besinleri tüketmek, kilo almanızla sonuçlanacaktır. Özellikle şekerli besinleri tüketmek, kan şekerinde ani yükselmelere ve sonrasında ani düşüşlere sebep olacaktır.

Ara öğünler için 100-200 kalori civarında sağlıklı seçimler yaparsanız, hem kilo kontrolünü sağlayarak formda kalır hem de kan şekerindeki dalgalanmaları engellemiş olursunuz.

Taze ve kuru meyveler, kolay taşınması açısından iyi birer ara öğün alternatifidir. Beraberinde süt, yoğurt veya ceviz ile tüketimiyse, daha dengeli ve tok tutan seçimlerdir.
Ara öğünlerde lifli besinler tüketmeye özen göstermelisiniz. Çünkü lifli besinlerin midede kalma süreleri fazla olduğundan daha uzun süre tok tutarlar. Meyve ve sebzeler, tam tahıl ürünleri, lifli besinler arasına girmektedir.

Light adı altındaki ürünlerin tüketimine de dikkat edilmelidir. Ara öğün için tercih edilebilir fakat ’nasıl olsa light, kalorisi daha az’ diye bir oturuşta 1-2 paket bitirmenin size yarardan çok zararı olacaktır.

Ara öğünlerde, ana öğün değil ara öğün alındığınızı aklınızdan çıkartmamalısınız.

Ara öğünlerde tüketeceğiniz besinlerde farklılıklar yaratabilirsiniz.


Uzman Diyetisyen
Simge Çıtak

19 Ekim 2011 Çarşamba

0

Kilo vermenin psikolojisi

Zayıflamanın etkili olması için önemli adımlardan biri de psikolojinin farkındalığıdır. İşte adım adım kilo psikolojisi…

İlk adım; günde kaç saatinizi yemek yemeyi ya da rejim yapmayı, rejimi bırakmayı, rejimi bozmayı düşünerek geçiriyorsunuz gözleyin ve kaydedin…

Günde 15 -18 saat ayakta olan birinin benim gözlemlerime göre günde 15 kez (neredeyse saatte 1 kez hatta çoğunlukla daha da yoğun bir şekilde) yemek yemeyi ya da yememeyi düşündüğünü söyleyebilirim. Yemek yemeyi düşündüğünüz anlarda iç sesinizi takip etmeye başlayın ve bunun için kendinize 3 hafta verin.

Dikkat etmeniz gerekenler:
En çok bu iç sesin tonu, vurgulaması,
Sen ya da ben hangi özne ile size hitap ettiği,
Olumlu mu olumsuz mu?
Uzaklaşmacı mı, yaklaşmacı mı?
Eleştirici mi alaycı mı?
Kibar mı, motive edici mi, cesaret verici mi?

Bunları iyice takip edin ve dinleyin iç sesinizi…
Böylece yemek yemek veya diyet yapmakla ilgili bu ses, acaba farkında olmadan sizi nasıl etkiliyor. Bunca zamandır iç sesiniz size nasıl davranmış? Sizi bazen uykuda bile rahat bırakmayıp, 24 saat konuşan bu ses nasıl?

İkinci adım: Yemek yemeye başlamadan önce, yemeğe şöyle bir dikkatlice bakın. Siz en çok çeken yönü ne?
Kokusu mu, görüntüsü mü?
Tadımı, bildik oluşu mu, hepsi mi?
Farklı tatlar mı denemeyi seversiniz?
Anneniz/eşiniz mi yemeklerinizi pişirir?
Sadece kendi yemeklerinizi mi tercih edersiniz?
Hangi lokantalara, tatlılara dayanamazsınız?
İş, arkadaş, akraba ziyaretlerinde onları kırmamak için, ısrarlara dayanamadığınız için, yemek yediğiniz olur mu? Ne kadar sıklıkta?
Öğün arası atıştırdığınız, kuru yemişler, çikolatalar, yağlı birçok besin takip ediyor musunuz?
Akşam yemeği sonrası televizyonun karşısında, farkında olmadan, artık otomatikleşen atıştırmalar, tıkınmalar var mı?
Bunları gram gram, not alsaydınız nasıl olurdu?

Hiç denediniz mi? Eminim düşündünüz, bu konuda konuştunuz… Hatta bir sürü diyet denemeleriniz de oldu. Ama tek tek, her yediğinizin gramlarını 3 hafta boyunca not alırsanız, farklı bir durumla karşı karşıya kalırsınız. Beyniniz, artık otomatikleşen, yemek yeme davranış kalıbınızın dışında, farklı bir davranış kalıbı uygularsa, en azından 1 hafta ile 3 hafta arasında vücuduna neler girdiğini, saniye saniye takip ederse, farklı bir bakış açısı kazanabilir. Yakamayacağımız kadar kalorileri vücuda yüklemek, sadece sağlığımızı bozmakla kalmaz, estetik açıdan ve psikolojik açıdan da bizleri etkiler, yaşam kalitemizi bozar. Bir deyim vardır; “Bizler yediklerimizden ibaretiz ‘’derler. Ayrıca beynimiz ne yediğimizi unutsa bile, vücudumuz hepsini hatırlar.

Üçüncü adım; Daha çok üzülünce mi, sinirlenince mi, yoksa duygu durumunuz ne olursa olsun, mütemadiyen mi yemek yemek istiyorsunuz?
Bunu değiştirmek için, beyninizle ve vücudunuzla, bir takım olumlamalarla konuşmaya başlamak nasıl olurdu? Kendinize sorular sorun.
Yemek yemeden önce, yemek yerken, doyduktan sonra, yemek yemek hissiniz sürekli mi?
Nereniz sizi yemeğe teşvik ediyor?
Sürekli karnınız mı kazınıyor? Mideniz mi aç?
Beyninizde sürekli ‘’ye ya da yeme, yememelisin, diyet yapmalısın, spor yapmadın yine’’ gibi konuşmalar mı geçiyor?

Bütün bunları daha yakından gözlemlediğinizde, dinlediğinizde, takip ettiğinizde gerçekten değiştirmek mi istediğinizi yoksa değiştirmek istiyor’muş’ gibi mi yaptığınızı fark edeceksiniz. Evet, maalesef genelde kabullenmesi zor olsa da, kendisi için yemek yemekten başka bir şeyler yapmayan kişilerle karşılaşıyoruz.

Şimdi bir kez daha düşünün. Sizin iç dünyanızda “yemek yemek” tanımı nedir? Yeryüzünde milyarlarca insanın, kendine özgü özel bir tanımlaması olacaktır. Sizinki hangisi? Nasıl anlamlar yüklemişsiniz yemek yemeye? İçinizde hangi duygular beliriyor bu konudan bahsederken? Kendinize sorar mısınız acaba yemek yemekle ilgili olan bu duygularınızı değiştirme imkanlarınız olsaydı, hangi duygularla değiştirirdiniz? Ya da size benzer duyguları yaşatan, hangi davranış kalıplarını, hangi hobileri yemek yemek kadar isterdiniz? Bunları daha önce hiç düşündünüz mü? Ya da düşündünüz ama uygulamak için harekete geçtiniz mi? Harekete geçmek için önce fark etmek önemlidir. Sonra da, kendimizi olumlamalarla motive ederek, beynimizi, bedenimizi hazırlamak işe yarayacaktır.

Dördüncü ve son adımda, her gün kendinizle randevulaşın. 
En az günde 45 dakika ya da 1 saat telefonların fişini çekerek, bedeninizi ve beyninizi yatağınıza uzanarak, en rahat pozisyonda dinleyin. Spor yapmak, kitap okumak, uyumak vs. buna dahil değil. Çünkü tamamen beynimizi, bedenimizi takip edelim.

Eğer mümkünse 30dakika uzanarak, diğer 30 dakika ayna karşısında bedeninizi izleyerek ve kafanızdan geçen düşüncelerinizi, duygularınızı, bedeninizi inceleyen sizi takip edin. İsterseniz ayna karşısında mayolu egzersizde yapabilirsiniz. Daha da etkili olacaktır. Düşüncelerinizi not aldığınızda, okuduklarınız sizi şaşırtacaktır.

Diyelim ki, o anda aklınıza yaz kıyafetleriz, bikiniler geldi ve sinirlendiniz... Çocuklar, taksitler, aileniz, işler, patronunuz gibi sorunlarınız geldi. Hemen onlara başka bir saate randevu vererek, o zaman dilimini sadece kendinizle geçirin. Bunu 3 hafta uygulayın. Acaba günde sadece 1 saat bile kendinizi incelmiş olarak düşünüyor musunuz? Hayal ediyor musunuz? Görselleştirebiliyor musunuz? Düşünüyorsanız olumlu düşünceler mi, yoksa olumsuzlar mı? Bunları takip edin. Her seferinde olumsuz cümleleri en olumlu haliyle, hayal edip not alın. Diğer saatlerde artık, olumlu kayıtları tekrar edin.

Örneğin, “Evet artık öğün aralarında sürekli atıştırmamam lazım” cümlesi yerine, aynı anlama gelen olumlu bir cümleyi yerleştirin. “Bugünden itibaren, her zaman atıştırmak yerine, sağlıklı ara öğün yemeye hazırım” ya da “Bir şeyler atıştırmak istiyorum ve bunun için meyve veya yoğurt tercih ediyorum” iyi fikir olabilir. “Bunları denemeyi seçiyorum. Ben incelmeyi seçiyorum ve sağlıklı beslenmeye hazırım” gibi cümleler bulmaya çalışın. Beyninizi yeni olumlu alternatiflere hazırlamaya başlayın.

Zorunluluk cümleleri –meli, -malı, -memeli, -mamalı yerine; olumlu şimdiki yada geniş zaman cümleleri kullanarak, harekete geçin.

Uzm. Psk. Seray Şengel

Kaynak: Pudra

18 Eylül 2011 Pazar

0

Kalçaları eriten inanılmaz diyet

Uzmanlar, hareketsizlik ve yanlış beslenme gibi nedenlerden dolayı vücudun alt bölümünde özellikle de kalçalarda toplanan fazla yağlardan kurtulmak için çok özel bir diyet programı uygulamak gerektiğin belirtiyor. İşte kalçaları eritmek için uygulanacak diyet programı…

Uygulayacağınız diyet her yerde kolayca bulup tüketeceğiniz gıdalardan oluşuyor. En önemlisi de oldukça ekonomik oluşu. Diyet kayısı ve badem müsli olarak tanımlanıyor.

Kayısı ve badem müsli

Hazırlayacağınız müslinin tadı oldukça leziz. İçeriğinde badem ve kurutulmuş meyveler ve tahıllar kadar pek çok vücudunuza faydalı gıdalar bulunuyor. Ancak hepsi bir araya getirildiğinde kalça bölgenizdeki yağları hızla eritip, sizi forma sokuyor.

Hazırlanışı

2 fincan yulaf tanesi, 2 fincan kırılmış fındık, 1 fincan buğday, 1 fincan çekirdeksiz kuru üzüm, 1 fincan ayçiçeği tohumu, 1 fincan badem, 1 fincan ince kıyılmış kuru kayısı

Malzemeleri karıştırıp, blenderdan geçirin. Hazırladığınız karışımı tam 12 porsiyon olacak şekilde eşit parçalara ayırın. Her porsiyonda karışımı bir bardak diyet soğuk süt ilave ederek tüketeceksiniz. Tabii üzerine yarım dilim muz da ekleyebilirsiniz.

Her günkü program

Kahvaltı
Bir porsiyon hazırladığınız müsli, bir fincan süt ve dilimlenmiş yarım dilim muz

Saat 11.00
Bir elma

Öğle
Bir porsiyon müsli ve yarım muz

Öğleden sonra
Bir avuç kuru üzüm

Ana öğün
Meyveyle birlikte temel gıdalar

Yatmadan önce
Bir portakal

Meyveler
Elma, kayısı, iki kurutulmuş erik, bir mango

Ana öğünler

Pazartesi
Bir parça tavuk kanat ya da göğüs ızgara, yeşil salata ve bir meyve

Salı
İki yumurtalı omlet, domates ve rendelenmiş havuçla tüketilecek.

Çarşamba
Bir çay fincanı büyüklüğünde yer tutan spagetti. Bir meyve.

Perşembe
İnce dilimlenmiş bir tavuk göğsü. Haşlanmış havuçla servis yapılacak. Dilerseniz yanına haşlanmış brokoli de alabilirsiniz. Bir meyve.

Cuma
Ton balıklı yeşil salata. Bir adet katı pişmiş yumurta. Bir meyve.

Cumartesi
Bir parça hindi göğsü, mısırla karışık yeşil salata. Bir meyve.

Pazar
3 dilim rosto edilmiş biftek, havuçlu brokoli salatası ve iki adet haşlanmış patates. Bir meyve.

12 Eylül 2011 Pazartesi

0

Çok bilinen 20 beslenme yanlışı

Toplumda yerleşmiş bazı kanılar ve yanlış yönlendirmeler bilimsel araştırmalarla elde edilen verilerin aksine hala geçerliliğini korumakta. Oysa biraz araştırdığımızda doğru sandığımız birçok bilginin aslında pek de doğru olmadığı ortaya çıkıyor. İşte en çok bilinen 20 beslenme yanlışı…

1. Su içersem zayıflarım!
Genel kanı: 1500 kişiden 937’si, yani yüzde 63’ü su içmez ise kilo veremeyeceği yönünde düşünmektedir.
Doğru: Su sağlıklı beslenmenin bir parçasıdır. Sodyum, flor, potasyum, kalsiyum ve klor minerallerini sağlar, vücutta oluşan toksik maddelerin uzaklaşması için gereklidir. Kaliteli kilo vermede ise, vücudun ihtiyacı olan kalori, karbonhidrat, protein, vitamin ve diğer bazı mineralleri içermediği için tek başına zayıflamada etkisi yoktur.
Önerimiz: Sadece sağlığın devamı için günde 2 litre su içmek yeterlidir.

2. Ana öğünlerden birini atlarsam kolay kilo veririm!
Genel kanı: 1500 kişiden 1440’ı, yani yüzde 96’sı ana öğünlerden, özellikle kahvaltı veya akşam öğünlerden birini kaldırınca kilo vereceğine inanmaktadır.
Doğru: Sağlıklı kilo vermenin en doğru yolu sabah, öğle ve akşam öğünlerinin iştahı kontrol altına alıp, sık acıkmayı önlediği yönündedir. Çalışmalar öğün atlayan bireylerde kısa süreli kilo vermenin daha sonra hızla yeniden kilonun alınması ile sonuçlandığını göstermektedir.
Önerimiz: Çeşitli besinlerden oluşan küçük porsiyonlu 3 ana öğün ve en az 1 veya 2 ara öğünle sağlıklı kilo verilebilir. Bireylerin hipoglisemileri varsa öğün miktarları artırılır.

3. Az uyursam o kadar hızlı kilo veririm!
Genel kanı: 1500 kişiden 602’si, yani yüzde 40’ı metabolizmalarının az uyuyarak çok çalışacağını ve böylece hızlı kilo vereceklerini düşünmektedir.
Doğru: Uyku süresi kısaldıkça toksik çevreye maruz kalma uzamakta, psikolojik stres artmakta, inaktif yaşama adaptasyon oluşmaktadır. Az uyuyan bireylerin daha fazla yemeğe yöneldikleri görülmektedir.
Önerimiz: Bedenen ve ruhen iyi olmak için en az 5 saat, en fazla 8 saat uyumak gerekir. Uygun zaman aralığında uyumak, gece yemek yeme sendromunu önlemektedir.

4. Sigarayı bırakırsam hızlı kilo alırım!
Genel kanı: 1500 kişiden 849’u, yani yüzde 57’si sigara bırakmanın çevrelerinde tanık oldukları örnekler gibi ciddi kilo aldıracağına inanmaktadır.
Doğru: Çalışmalarda sigara içerisinde bulunan nikotinin metabolizmayı çok az artırdığı ve bırakıldığında da hızlı kilo alımına neden olmadığı bildirilmektedir. Kilo alımı metabolizmadaki ufak değişiklik değil, yerine konulan yiyeceğin türü ve miktarıdır. Amerikan Diyetisyenler Derneği, sigarayı bırakan bireylerin yılda sadece 2 kg aldıklarını belirtmiştir.
Önerimiz: Sigarayı bırakan bireyler sigara yerine şekersiz sakız çiğner ve haftalık 150 dakikalık fiziksel aktivite yaparlarsa kilo almazlar.

5. Saat 19:00’dan sonra bir şey yersem şişmanlarım!
Genel kanı: 1500 kişiden 550 kişi, yani yüzde 37’si en son yemeğini akşam saat 19.00’da sonlandırdığında kolay kilo vereceğine inanmaktadır.
Doğru: Sağlıklı kilo vermek için temel kural yemeğin ne zaman yenildiği değil, gün içerisinde ne kadar yenildiği ve ne kadar fiziksel aktivite yapıldığıdır. Çalışmalar, öğünlerde miktarlar açlık durumuna göre ayarlandığında bireylerin akşam 19.00’dan sonra yemek yediklerinde yağlanmadıklarını, daha kolay kilo verdiklerini göstermektedir.
Önerimiz: Yemek yeme saatine günün ilk öğünü olan kahvaltıyla başlayarak, öğünler arasında en az 3-5 saat boşluk bırakmak gerekir. Böylece en son öğünün ne zaman yendiğinin önemi kalmamaktadır.

6. Kalorisi düşük olan kepekli ürünlerle kolay kilo veririm!
Genel kanı: 1500 kişiden 855’i, yani yüzde 58’i kepekli ürünlerle kilo vermenin daha kolay olacağını düşünmektedir.
Doğru: Kepekli ürünler normal ürünlere göre daha az kalori içermez. Kepek, diyet lifi içeriğini artırarak, kalp damar hastalığı ve bazı kanser türleri gibi kronik hastalıklardan korunmada önemlidir. Kilo vermek için sebze ve meyvelerden yeterince diyet lifi alınabilmektedir.
Önerimiz: Kilo verecek kişinin sağlık profiline göre kepekli ürünlerin miktarı ayarlanmalıdır. Kilo verirken anemisi olan bireye daha fazla kepekli ürün vermek olumsuz sağlık sorununa neden olabilmektedir.

7. Meyve, yemekten 2 saat sonra yenilmelidir.
Genel kanı: 1500 kişiden 1055’i, yani yüzde 70’i, yemek ile meyve yemenin sağlıksız olduğuna inanmaktadır.
Doğru: Meyveler içerdikleri biyoaktif bileşenler nedeni ile beslenmemizin vazgeçilmez parçasıdır. Bu bileşenler öğünle beraber yendiğinde vücudun antioksidan kapasitesinin artmasını sağlar. Öğünle yenilen meyveler daha çok tokluk sağlayarak kolay kilo vermeye yardımcı olur.
Önerimiz: Meyveler günün her anı en az 2 ile 4 porsiyon arasında yenilebilir. Meyveleri öğünle yemek, vitamin ve minerallerin vücutta yararlılığını artırır.

8. Aç iken fiziksel aktivite yaparsam daha çok yağ yakarım!
Genel kanı: 1500 kişiden 1110’u, yani yüzde 74’ü fiziksel aktiviteyi aç karnına yapınca olumlu değişiklikler hissettiğine ve yağlarının yandığına inanmaktadır.
Doğru: Fiziksel aktivite yapmak metabolizmanın hızlanması için önemlidir. Fiziksel aktivite ile yağ yakımı artar, kas yoğunluğu korunur veya artırılır. Bu fiziksel aktivitenin şekli, süresi ve sıklığı ile değişir. Ancak sabah aç karnına yapılan fiziksel aktivite ile yağlar yanarken, maksimum düzeyde kas yıkımı oluşmaktadır.
Önerimiz: Fiziksel aktivite öncesinde karbonhidrat ve protein içeren 200-300 kalorilik bir öğün yenip, en az 1 saat sonra aktivite yapılmalıdır. 1 muz veya 1 avuç badem ile 1 su bardağı süt içmek çok önemlidir.

9. Sabah aç karnına limon veya greyfurt suyu içersem yağ yakarım!
Genel kanı: 1500 kişiden 1144’ü, yani yüzde 76’sı sabah aç karnına limon ve greyfurt suyu içince yağ yakacağına inanmaktadır.
Doğru: Hiçbir besin yağ yakamaz. Bazı besinler içerdikleri kafeinden dolayı kısa süreli etkisi ile vücuda alınan kalorinin enerji olarak kullanılmasına yardımcı olur. Ancak asitli besinlerin böyle bir etkisi asla bulunmamaktadır.
Önerimiz: Bu içecekleri içerek mide asidini arttırıp daha çok acıkmak yerine, salatalara limon sıkmak, meyve olarak ara öğünlerde greyfurt yemek, sağlıklı beslenme adına kabul edilebilir olmaktadır.

10. Zayıflamak ve toksinlerden arınmak için detoks diyeti yapmak zorundayım!
Genel kanı: 1500 kişiden 600’ü yani yüzde 40’ı detoks diyetleri ile toksinlerden arınarak, sağlıklı kilo vereceklerine inanmaktadır.
Doğru: Vücudumuzda doğal işleyen detoksifikasyon mekanizmaları bulunmaktadır. Hayvansal proteinleri yasaklayan detoks diyetlerinin sağlıklı olduğunu düşünmek olanaksızdır. Bu diyetler, keton cisimcikleri denilen zararlı maddelerin vücutta sentezlenmesine, mide bulantısı, halsizlik, baş dönmesi ve sinirliliğe neden olmaktadır. Detoks diyetlerine bağlı kısa süreli ve fazla kilo kaybı, yağ kitlesinden çok kas kitlesi olmaktadır.
Önerimiz: Sağlıklı beslenme zaten vücudun detoksifikasyon yapan enzimlerini aktive eden bir yoldur. Kısa süreli bu uygulamalar ile sağlığımızı tehlikeye atmamak en doğrusudur.

11. Medyada yer alan beslenme bilgilerinin güvenli olduğuna inanıyorum!
Genel kanı: 1500 kişiden 1442’si, yani yüzde 96’sı medyaya güveniyor.
Doğru: Medya, sağlıklı beslenme bilgisinin yayılmasında en önemli etkin kaynaktır. Bu nedenle vereceğimiz bilgilerin kaynaklarını her zaman doğru ve güvenilir kanallardan seçmek gerekmektedir.
Önerimiz: Konuların uzmanlarının kanıta dayalı bilgilerini, topluma anlaşılır olarak vermek en doğru yoldur.

12. Kilo verirken 3 beyaz yasak!
Genel kanı: 1500 kişiden 1073’ü yani yüzde 72’si kilo verirken beyaz şeker, un ve tuzun beslenmeden çıkarılması gerektiğine inanmaktadır.
Doğru: Sağlıklı beslenmede çeşitlilik ve ölçü en önemli faktördür. Şeker, un ve tuzun dengeli bir beslenme programı içerisinde her zaman yeri vardır. Tehlikeli olan bu üçlünün varlığı değil yenme miktarıdır.
Önerimiz: Şeker olarak bal, pekmez, fındık veya çikolata ezmesi kullanılabilir. Tadına bakmadan tuz eklemeyi azaltıp, günde 5 gramı geçmeyecek kadar kullanmak ve ekmekleri, pastaları tam buğday unu ile yapmak yeterlidir.

13. Light ürünlerin kalorisi yoktur!
Genel kanı: 1500 kişiden 1434’ü, yani yüzde 95’i her kategorideki light ürünlerin kilo vermede dilenildiği kadar yenilebileceğine inanmaktadır.
Doğru: Light ürün demek, kalorisi sıfıra yakın değil, normal ürüne göre kalorisi azaltılmış anlamına gelmektedir. Bu nedenle serbest yeme özgürlüğü bulunmamaktadır. Sürekli light ürün yiyerek kilolarını vermiş ve korumuş bireylerin olduğunu gösteren bir bilimsel veri de bulunmamaktadır. Aksine çalışmalar light ürün bağımlılığı olanlarda yo-yo sendromunun daha fazla görüldüğünü belirtmektedir
Önerimiz: Light ürünün anlamı her besin için ayrıdır. Bu nedenle sağlıklı beslenmede doğal ürünleri kullanmak doğru yoldur.

14. Sağlıklı beslenmede kırmızı ete yer yoktur!
Genel kanı: 1500 kişiden 1423’ü, yani yüzde 95’i beslenmelerinden kırmızı eti çıkarınca sağlıklı olacaklarına ve kolay kilo vereceklerine inanmaktadır.
Doğru: Tavuk ve balıkta olduğu gibi ılımlı miktarda yenilen kırmızı etin sağlık üzerine olumsuz etkisi olduğunu, diyetten çıkarılması gerektiğini gösteren bilimsel bir kanıt bulunmamaktadır. Kırmızı et, diğer etlerin içeriklerine benzer oranda kolesterol içerip, haftada en az 2 kere tüketildiğinde de kolesterol üzerine etkisi olumsuz olmamaktadır.
Önerimiz: Yağı görünmeyecek kadar az olan kırmızı et, kaliteli kilo vermek için gereklidir. İçerdiği konjuge linoleik asit (CLA) sayesinde vücudun yağ kitlesini azaltıp, B12, çinko ve demir içeriği ile de hastalıklara karşı koruyucudur.

15. Maydanoz suyu zayıflatır!
Genel kanı: 1500 kişiden 1239’u, yani yüzde 83’ü maydanoz suyunun zayıflamada etkisi olduğuna inanmaktadır.
Doğru: Maydanoz, C vitamini yönünden zengin, idrar söktürücü etkisi olan bir sebzedir. Bu nedenle maydanozun yarattığı geçici kilo kaybı vücut yağ kütlesinden değil, su miktarındandır.
Önerimiz: Maydanozu kilo vermek için değil, salatalara değişik renkte sebzelerden biri olarak koymak, vitamin ve antioksidan açısından destek sağlamak için en doğru yoldur.

16. Hangi yöntemle olursa olsun, verilen kilolar geri alınır!
Genel kanı: 1500 kişiden 1240’ı, yani yüzde 83’ü, ne olursa olsun verilen kiloların geri alınacağına inanmaktadır.
Doğru: Kilo verecek bireyler bunu hızla yapar, kendilerine uygun kilo verme yöntemini değerlendirmez ve buna uygun davranış değişikliği geliştirmezlerse, yeniden kilo alımı kolay olabilmektedir.
Önerimiz: Sağlıklı beslenme alışkanlığı kazandıran diyetler ile kilolar yıllarca korunabilir. Kilo verdikten sonra 6. ay, 1. ve 2. yıl, kilo alımı için riskli dönemlerdir. Bunun için düzenli takip gerekmektedir. Şişmanlığın tedavisi yaşam boyudur.

17. Lahana metabolizmayı hızlandırarak zayıflatır!
Genel kanı: 1500 kişiden 988’i, yani yüzde 66’sı lahanayı besin veya kapsül şeklinde alarak hızlı kilo vereceğine inanmaktadır.
Doğru: Lahana, pırasa, brokoli gibi kükürtlü sebzeler kanser önleyici ve vücuttaki zararlı maddelerin atımını sağladıkları için sağlıklı beslenmenin parçasıdır. Bu besinlerin metabolizmayı hızlandırmak gibi spesifik bir özelliği bulunmamaktadır.
Önerimiz: Lahana diyetlerinde diyetin içeriğindeki lahananın değil, diyetin kalorisinin düşük olmasından dolayı kilo verildiği unutulmamalıdır. Bu nedenle değişik renkte tüm sebzeleri beslenmede bulundurmak, az yediğimiz müddetçe kilo kaybı ile sonuçlanacaktır.

18. Protein diyetleri zayıflamak için kolay bir yoldur.
Genel kanı: 1500 kişiden 1184’ü, yani yüzde 79’u yüksek proteinli diyetlerle kolay kilo vereceğine inanmaktadır.
Doğru: Kısa sürede kilo verdiren yüksek proteinli diyetlerin uzun süreçte uygulanması zordur. Kan kolesterol-ürik asit seviyelerini artırıp, insülin direncine neden olmaktadır. Bunu uzun süre uygulayıp hayat tarzı haline getirmiş bir kişiyi bile bulmak zordur. Yüksek protein diyeti uygulayan bireylerde görülen en önemli sorun, diyeti devam ettiremeyip sıkça şeker krizlerine girerek yüksek miktarda tatlı yemeleridir.
Önerimiz: Kısa sürede kilo verip daha fazlasını almamak için karbonhidrat, protein ve yağı dengeli tüketmek yeterlidir.

19. Zayıflama ilaçları ile hızlı kilo veririm!
Genel kanı: 1500 kişiden 1428’i, yani yüzde 95’i diyet yapmak yerine hızlı kilo vermek için zayıflama ilacı kullanmanın daha doğru olduğu görüşündedir.
Doğru: Şişmanlık bir hastalıktır ancak her şişman birey için ilaç kullanmak doğru değildir. Zayıflama ilaçlarını şişmanlığa bağlı ciddi hastalıkları olan bireyler doktor kontrolünde kullanmalıdır. Bu bireyler bile ilaçları bıraktıklarında yeniden kilo alma riski ile karşı karşıyadır.
Önerimiz: Zayıflama ilaçlarını gelişigüzel almamalı, oluşacak sağlık sorunlarını önemsemeli ve doktorun uygunluk kriterleri gösterdiği bireylerde bile diyet ile beraber belirli bir süre kullanılmalıdır.

20. Elma sirkesi içersem yağlarımı eritirim!
Genel kanı: 1500 kişiden 1323’ü, yani yüzde 88’i elma sirkesinin iştahı engellediğine, yağ yakımını artırarak kilo verme üzerinde etkisi olduğuna inanmaktadır.
Doğru: Çalışmalar, elma sirkesi içildiğinde, içerisinde bulunan asidin yemek borusunu tahriş edebileceğini, midede asidi artırarak açlığı uyaracağını ve reflü gibi ciddi sağlık sorunlarını tetikleyebileceğini bildirmektedir.
Önerimiz: Sirke salatalara tat vermek için kullanılmalıdır; zayıflamak için 0, değil!

0

Göbek eriten 7 ipucu

Göbek bölgesi yağları hem kadın hem de erkeklerde sıklıkla karşılaşılan başlıca problemlerdendir. Uzmanlar, göbek yağlarından şikâyet edenler için hem bel bölgesini incelten hem de göbek yağlarını eriten yedi pratik çözüm sunuyor. İşte göbek eriten 7 ipucu…

Bel simidi olarak adlandıran bel bölgesindeki kalınlık ve göbeğiniz canınızı sıkıyorsa 7 öneriye kulak vermenizde fayda var.

Bel ve karın bölgesinde bir zamanlar gurur duyduğumuz kaslar, 30′lu yaşlardan sonra yavaş yavaş yerini yağa bırakır. Eğer hiçbir önlem almazsak 40-45 yaşına geldiğimizde bu yağların büyük çoğunlukla belde toplandığını ve bel simidini oluşturduğunu görürüz.

İngilizcede “love handle” olarak ifade edilen Türkçeye bel simidi olarak çevrilen vücudumuzun bu bölümünde oluşan kalınlaşma, sağlığı da tehdit eder hale gelir.

Bel simidinin kalınlaşmasında yaşın çok büyük bir önemi var. Kadınlarda östrojen, erkeklerde testosteron hormonları vücuttaki yağ miktarını kollara, bacaklara ve basene eşit miktarda dağıtır. Yaşla birlikte hormonlar eskiden olduğu gibi çalışmaz ve yağ belli bölgelerde birikmeye başlar.

5 yiyecekten uzak durun

Yeme alışkanlıklarınızı değiştirmelisiniz. Beş zararlıyı ise asla tüketmeyeceksiniz. Şeker, kurabiye ve bisküviler, pasta, kola ve patates cipsi. Kızartılmış yiyecekleri ayda bir kere tüketin.

Baklagilleri tercih edin

Neler yiyebileceğinizi bilmelisiniz. Fasulye, mercimek, kiraz, çilek ve vişne en çok tavsiye edilen yiyeceklerdir. Bunlardan günde 20-30 gram tüketebilirsiniz.

Bol su için

Bol su içmek yapabileceğiniz en yararlı önerilerden biri. Su midenizde doygunluk hissine neden olur ve daha az yemenizi sağlar. Alkolden uzak durun. Likör ve bira yağların göbek çevresinde toplanmasına neden olur.

Kalsiyum takviyesi yapın

Vitamin takviyesi çok önemli, özellikle kalsiyum takviyesi. Kalsiyum kemiklerinizi korur ve osteoporozu önler. Doktorunuza danışarak hangi miktarda kalsiyum almanız gerektiğini öğrenin. Göbeğinizi eritmek için zayıflama ilacı kullanmanız ise önerilmiyor.

Bel inceltici spor yapın

Yapılacak en doğru çözüm sporla olacaktır. En iyi sporlar, kick boks, squash, yüzme ve tenis. Bunun yanında aerobik egzersizler de göbek çevresindeki yağı inceltir.

Dik yürüyün, dik oturun

Vücudunuzun duruş şeklini ve yürüyüşünüzü gözden geçirin. Dik yürümeye ve oturmaya özen gösterin. Göbeği içe çekip bırakmak da faydalı olacaktır.

Şekillendirici kıyafet giyin

Vücudunuzu şekillendirici kıyafetler giyebilirsiniz. Bel çevresi için üretilen lycra içeren kıyafetler tercih edin. Ancak mutlaka beden ölçünüze uygun olmalı aksi takdirde faydasını göremezsiniz.

9 Eylül 2011 Cuma

0

Tatlı Krizine Özel Diyet

Adet döneminde artış gösteren östrojen hormonu nedeniyle enerji açığa çıktığını belirten Alman Hastanesi Beslenme Uzmanı Hale Taşkın,“Enerji tatlı besinlerde olduğundan tatlılara yönelme oluyor” diyor

Adet döneminde artış gösteren östrojen hormonu nedeniyle enerji açığa çıktığını belirten Alman Hastanesi Beslenme Uzmanı Hale Taşkın, “Enerji tatlı besinlerde olduğundan tatlılara yönelme oluyor” diyor. Peki kadınlar bu tatlı krizlerini önlemek için ne yapmalılar?

Sendrom kahvaltısı böyle oluyor
Adet öncesi veya genel tatlı krizine mi girdiniz? Açlık krizi sizi çikolatalara mı yöneltti. Hemen durun orada. Sizin için diyetisyen Hale Taşkın’ın hazırladığı “sendrom kahvaltısı”na buyurun.

Sabah Kahvaltısı: Şekerli süt, beyaz beynir (2 dilim), domates salatalık, bir iki tatlı kaşığı bal veya reçel, 2 dilim ekmek.
Ara: Bir porsiyon sütlü tatlı (muhallebi, sütlaç, kazandibi)
Öğle yemeği: Bir kase çorba, bir porsiyon sebze yemeği, salata ve komposto.
Ara: Bir gofret yenebilir, kalorisi düşüktür
Akşam: 100. 150 gram et (3. 4 köfte), salata, 2 dilim ekmek
Ara: Aşure, kabak ve ayva tatlısı olabilir.

Öğünlerinizi bu özel listeye göre düzenlemenin ve sütlü tatlılar tüketmenin dışında neler yapabilirsiniz? Şimdi de bunlara bir göz atalım:

1. Hayatınızdaki erkeği eğitin: 
Hayatınızdaki erkeği, sizi tatlılarla ayartmaması konusunda eğitin. Bu konuda yazılmış kitapları, yazıları okumasını sağlayın. Siz tatlı bariyerini aşmaya kalkışsanız da mücadelenizde size yardımcı olması konusunda ondan destek isteyin.

2. Perhiz yapın: 
Bu dönemde karbonhidratları azaltmak açlık krizlerini önler. Meyve suyu içmeyin, kavun veya elma tüketmeye özen gösterin. Sadece bir öğün elma yeyin.

3. Kafeini yok sayın: 
Kahve, çay, cola ve çikolata adet öncesi sendromunu artırır. Bu dönemde mümkün olduğunca kafeinden uzak durun.

4. Alkole yaklaşmayın: 
Alkol aslında saf şekerdir ve hemen yağa dönüşür.

5. Yiyecek alerjisine dikkat: 
Alerjiniz olan besinleri tüketirseniz etkisini artırmış olursunuz.

6. Jimnastik yapın: 
Adet öncesi dönemde haftada 3 veya 5 seans halinde jimnastik yaparsanız kaslarınız rahatlamış olur.

Alternatif şekerler tüketin 
Tüm bunlara rağmen şeker, çikolata ve başka tatlılardan uzak duramıyorsanız, bir önlem daha alabilirsiniz. Diş Dostu Vakfı’nın Türkiye temsilcisi Selda Alemdar, günümüzde Xylitol, isomalt, maltitol, mannitol ve sorbitol gibi doğal tatlandırıcılarla üretilen şekerlerin ağızda asit oluşturmadıklarını söylüyor. Şemsiye altında gülen diş logosuyla satılan bu ürünler, dişlere zarar vermeyen ürünlerden oluşuyor.
0

Diyette Ara Öğün Yemek Gerekir mi?

Sağlıklı beslenme düzeninde ve diyet yaparken yani herhangi bir zayıflama programı uygularken ara öğün tüketilmesi şarttır.

Sağlıklı beslenme düzeninde ve diyet yaparken yani herhangi bir zayıflama programı uygularken ara öğün tüketilmesi şarttır. Çünkü kan şekeri düzenli yükselip , düzenli alçalması demek hem daha rahat kilo vermemiz hem de kendinizi daha tok hissetmeniz anlamına gelir. Gün içerisinde mutlaka sağlıklı ara öğünler yer almalıdır.

Gün içerisinde 3 saatten uzun aç kalınmamalıdır. Genelde kişilerin yaşam tarzları nedeniyle gün çok uzadığı için şu dönemde 6 öğün beslenmek. Hatta yaz aylarında 8 öğün beslenmek ideal olabilir. Fakat 8 öğünden daha fazla beslenmek de pankreasıyı çok fazla yorabileceği için bundan da kaçınılmalıdır.

Her kişinin kendine özgü bir ara öğünü olmalıdır. Örneğin ; arkadaşınız diyet yapıyorsa ve ara öğünde süt tüketiyorsa bu sizinde süt tüketmeniz anlamına gelmez. Diyet programları kişinin sağlıklı vurguları , kullandığı ilaçlar , kan gpupları , günlük yaşam tarzı , sevdiği ve sevmediği yiyecekler üzerine kurulu olmalıdır.Bu yüzden de beslenme programınızda yer alan ara öğünlerde gene bu niteliklerinize uygun olmalıdır.

Genelde sağlıklı ara öğün alarak tüketebileceğimiz yiyecekler taze veya kuru meyveler , fındık , badem , ceviz gibi sağlıklı kuru yemişler olabilir. Bunun dışında eğer öğlen ve akşam öğününüzün arası çok açıksa kepekli bir tost ya da sokak simidine eşlik edecek bir ayranda sağlıklı bir ara öğün olarak kabul edilebilir.

Ara öğün olmadan beslenilmesi yapılan son bilimsel çalışmalarda ortaya çıkmıştır ki ara öğün tüketmeden diyet yapmaya çalışan insanlar yağ kaybetmek yerine daha fazla yağlanabilmektedir. Kan şekerinin düşmesi demek vücudun daha kolay yağlanması anlamına gelir. Ara öğün burada da kilit rolü oynamaktadır.
0

İncelten 11 sırrı açıklıyoruz

Bu sırlarla birlikte artık vücudunuzun şeklini ve yaşantınızı sonsuza dek değiştirecek bilgiye sahip olacaksınız.

Dr. Charles Clark, Pegasus Yayınları’ndan çıkan ‘Bikini Diyeti’ adlı kitabında, kolay kilo vermenin sırlarını açıklıyor: “Bu sırlarla birlikte artık vücudunuzun şeklini ve yaşantınızı sonsuza dek değiştirecek bilgiye sahip olacaksınız. Bunlar kendini uzman olarak adlandıran çok sayıda kişinin sahip olmadığı beslenme ve sağlık bilgileridir. Artık yeni bir yaşam tarzına sahip olabilir ve kalıcı olacak şekilde kilo verebilirsiniz.”

1- Doyurucu kahvaltı: Ekmek, reçel, mısır gevreği, süt ve şeker gibi yüksek GI değerine sahip  kahvaltıdan uzak durun, çünkü onlar insülin salgılamanıza neden olur. Günde maksimum 1-2 dilim ekmek yiyin. Kehvaltı sofranızı yumurta (kaynatılmış, kızartılmış, omlet şeklinde) salam, jambon, peynir, mayonez, mantar, tütsülenmiş balık, yumurta, lezzetli ev yapımı meyve suları, krep, yulaf ezmesi ya da doğal yoğurtlu taze meyvelerle renklendirin.

2-Öğle yemeği: Düşük GI (Glisemik İndeks) diyetine uygun öğle yemeği seçenekleri fazladır. Farklı insanların farklı yaşam stilleri vardır: Paket mönüler, al-götür öğle yemekleri, restoranda yemek ve bunun dışında evde yemek. GI diyetine uygun öğle yemeği seçeneklerini dizimizin ilerleyen bölümlerinde bulacaksınız.

3- Ana yemekler: Daha doyurucu öğle yemekleri ya da akşam yemekleri neredeyse sonsuz sayıda olasılık sunar. Yemeklerinizi nişasta içeren gıdalar üzerine temellendirmeyin. Bunun yerine lezzetli soslarla tamamlanmış et, balık, kümes hayvanları ve sebzeler gibi besleyici gıdalar tercih edin.

4- Güvenilir atıştırmalar: Öğünler arasında atıştırmak bu diyette, diğer diyetlere nazaran daha az sorun teşkil eder. Eğer bir şeyler atıştıracaksanız, ne yiyeceğinizkonusunda dikkatli olun. Bunun için en iyi yol fındıktır. Diğer atıştırmalıklar ise şöyle:

* Günde birden fazla meyve (Fakat muz, ananas ya da mango değil.)
* Yoğurt, şekersiz ve az yağlı
* Taze sebzeler (dilimlenmiş havuç, kereviz, salatalık)
* Şekersiz marmelat
* Az yağlı ve şekersiz dondurma
* Düşük GI değerine sahip fındık ya da çikolata bar.

5- Alışveriş: Şu ürünleri her zaman evde bulundurun: Baharatlar, tat vermekle kalmaz, yoğun antioksidan özellikleriyle yaşamsal önem taşır. Sarmısak, bilinen en sağlıklı gıdalardandır, yüksek dereceli vitamin ve mineral deposudur. Taze sebzeler, özellikle biberler (kırmızı, yeşil ve sarı, çünkü onlar yüksek vitamin konsantrasyonuna sahiptir), havuç, brokoli ve yeşil soğan satın alın. Domates, likopen adlı güçlü bir antioksidan içerdiği için mümkün olduğunca fazla tüketmeye çalışın.

6- Geniş bir mönü:  Diyete uygun gıdaları bulmak kolaydır çünkü çok geniş bir gıda çeşitliliği içinden seçim yapabilirsiniz. Yasaklanmış gıdalarla uğraşmadan hemen hemen her gıdayı tüketebilirsiniz. Sınırlayacağınız tek şey bazı gıdaların miktarı olacak. Herhangi bir meyve ya da sebzeden günde 5 porsiyon tüketebilirsiniz.

7- Vok tava: Eğer yağlarınızdan kurtulmayı ciddi olarak istiyorsanız, bir vok (derin tava) satın almalısınız. Besleyici gıdalarınızı hızlı ve tatları bozulmadan pişirmenizde bu gereç çok işinize yarayacak. Vok tavayla sonsuz sayıda farklı gıda ürünlerini birlikte pişirebilirsiniz.

8- Egzersiz : Düzenli egzersiz, diyetinizi tamamlar. Yalnızca vücut hatlarınızı düzeltmek için değil, kendinizi daha iyi hissetmeniz için de önemlidir. Bir spor salonuna üye olup uzun saatler boyunca çalışmanız gerekmez. Evinizde de egzersiz  yapabilirsiniz. Her gün sadece 5 dakika ayırarak kaslarınızı geliştirebilir, yağ tabakasının yok edebilir ve selülitlerinizden kurtulabilirsiniz. Eğer haftada 3 kez 15’er dakikalık yürüyüşlere çıkarsanız kalp sağlığınızı korursunuz. (Elbette tüm egzersiz programlarına başlamadan önce doktor onayı alınmalıdır.)

9- Vücut ölçünüz: Diyete başlamadan önce vücut ölçülerinizi not edin. Bu diyette temel amaç, kilo vermekten daha çok vücut şeklinizdeki değişiklikler olacak. Nispeten hızlı bir şekilde kilo vereceksiniz fakat daha çok vücut hatlarınızda farklılaşmalar göreceksiniz. ‘Bikini Diyeti’ ile böyle sadece kilo vermekle kalmayacak, giysilerin içinde daha iyi görünecek ve bikininizi gururla giyeceksiniz.

10- Her gün 4 bardak su: Kabızlık, bu diyette görülmez fakat eğer yeterince su almazsanız olabilir. Günde en az dört büyük bardak su için. Diyetinize uygun diğer içecekleri almayı da ihmal etmeyin.

11- Çoklu vitaminler: Özellikle C vitamini takviyesi sizin kendinizi daha zinde hissetmenizi sağlayacaktır. Eğer portakal ya da limon tüketiyorsanız buna ihtiyacınız olmaz fakat siz yine de rutin bir şekilde vitamin kompleksleri alabilirsiniz.

İşte listeniz

* Sızma zeytinyağı
* Taze zencefil kökü
* Peynirler
* Ekşi kaymak
* Mayonez
* Yumurta
* Taze et, kümes hayvanları ya da kuzu eti
* Taze balık
* Konserve ton balığı
* Donmuş karides
* Taze meyve (Özellikle portakal ve limon)
* Çekilmemiş karabiber tanesi

Dr. Charles Clark kimdir?

Edinburg Üniversitesi’nde ilaç, cerrahi ve tıp biliminde çok az kişinin başarabildiği doktoralar yaptı. Londra ve Edinburg’da klinikleri bulunan Clark, zayıflama ve selülit tedavisinde dünyanın sayılı doktorlarından.

5 Eylül 2011 Pazartesi

0

Kilo Vermeye Engel 7 Sebep


Kilo vermek için her şeyi denediniz mi? Ama hala aynı kiloda mısınız? 

Kilo verme çabalarınızı boşa çıkaran bazı sebepler olabilir. Bunlardan bazıları şunlardır:
1.     Kilonuz zaten normal
Kilonuz normalse ne yaparsanız yapın vücut bu kiloyu korumak için harekete geçer. Kilo almazsınız ama kilo da veremezsiniz.
Çözüm: Dengeli beslenin. Yağ oranı yüksek yemeklerden uzak durun. Kilo verme konusunda stresli olmayı bırakın ve hayatın tadını çıkarın.
2.     Çok az yiyor olabilirsiniz.
Çok az yerseniz vücut yağ depolamaya başlar.Yediğiniz her şeyi depolamaya çalışmasının sebebi uzun süre yemek yememenizdir
Çözüm: Lif oranı yüksek, az yağlı yiyecekler yiyin.
Normal beslenmenizden çok az yemeyin. Yavaş yavaş azaltın. Birden açlık diyetlerine başlamayın. Spor yaparak da kilo verme sürecinizi hızlandırın.
3.  Hormonal dengesizlikler
Hormonal dengesizlikler de kilo vermenize engel olabilir.
Çözüm: Doktora gidin ve böyle bir probleminiz olup olmadığını öğrenin.
4.     İlaçlar
İlaç kullanıyorsanız bazı ilaçlar kilo almanıza sebep olabilir.
Çözüm: Bu sorunu size ilaçları yazan doktorunuzla konuşun. Kilo almaya sebep olan ilaçları belirleyin. Doktor size yeni ilaçlar yazabilir.
5.     Depresyon
Depresyon aşırı kilo almanıza yol açabilir ve hatta dengeli beslenseniz ve düzenli spor yapsanız bile kilo vermek yerine kilo alabilirsiniz.
Çözüm: Bu konuda bir psikologdan yardım alabilirsiniz. Depresyona karşı etkili olan ilaçlar kullabilirsiniz.
6.     Heyecan
Bazen aşırı heyecan da kilo almanıza sebep olabilir. Bu heyecan gereğinden fazlaysa bu konuda bir şeyler yapmanız gerekmektedir.
Çözüm: Bir psikoloğa danışın ve ilaçlar yardımıyla bu sorundan kurtulun. Daha az heyecanlı olduğunuz zaman diyete ve spora başlayabilirsiniz.
7.     Bahaneler
Kilo almanıza sebep olan çeşitli bahaneler vardır. Aşağıdakiler size tanıdık geliyor mu?
  • Kahvaltı yapmak için zamanım yok
  • Diyet yemekler yapamam çünkü ailemdekiler sevmiyor.
  •  Hafta için diyet yapıyorum hafta sonları dayanamayıp her şeyi yiyorum.
Çözüm: Bu durumu düzeltmek için öncelikle bunların bir problem olduğunu kabul edin. Kendinizi kandırmayı bırakın ve amacınıza odaklanın.

4 Eylül 2011 Pazar

0

İncelirken sıkılaştıran Japon formülü

Japon teknolojisi bu defa vücut şekillendirme sektöründe harikalar yaratıyor

Plazmalipo; vücudun depo yağlarının biriktiği göbek, bel, basen bölgeleriyle gevşeme ve sarkmanın sık görüldüğü gıdı, kol ve sütyen altında plazma enerjisini kullanarak incelme ve şekillendirmeyi bir arada yapıyor. Sistem çok daha kısa sürede belirgin sonuçlar alması, düşük maliyeti ve gündelik hayattan kopmadan yaptırılabilmesiyle fark yaratıyor.

Japonlar nihayet güzellik sektörüne de de el attı. Bilim ve teknolojinin nimetlerinden yararlanarak düz bir karna ince bele biçimli basenlere kavuşacağımızı vaad eden bu teknolojinin adı Plazmalipo. Adını ise bölgesel incelmede kullandığı plazma ışığından alıyor. Liposuction ameliyatından, çekinenler ve gündelik yaşamından kopmak istemeyenler için mükemmel alternatifler sunan Plazmalipo; birikmiş yağların ve gevşemiş bölgenin bulunduğu alana standart liposuction uygulamalarının aksine kanülün girdiği düz çizgi üzerinden değil 360 derecelik bir ışık topuyla müdahale ediyor. Liposuction ve liposuction’a alternatif (asist) uygulamalardan farkını da bu ateş topuna borçlu. Düz bir çizgi değil, 360 derecelik bir etki alanına sahip kanül ucuyla plazmalipo daha kısa sürede, çok daha az noktadan giriş yapılarak daha detaylı çalışmaya imkan sağlıyor.

Diğer asist uygulamaların aksine ses ya da radyo dalgaları ile değil kontrollü ısı ile yağlı bölgeye müdahale ettiğinden dolayı fazla yağlarından kurtulan alan sarkıp gevşeyeceğine ısı etkisiyle tıpkı ısınan bir saç telinin gerilip kalınlaşması gibi toparlanıp sıkılaşıyor.

İncelme, toparlanma ve sıkılaşma için birkaç uygulamanın etkisini tek başına sağlayabilen Plazmalipo; 18 yaşından itibaren doktorlarca belirtilmiş bir hastalığı bulunmayan, bölgesel yağ birikintileri, sarkmalar ve gevşemelerden rahatsız olan kadın –erkek herkese rahatlıkla uygulanabiliyor. Uygulama bölgesel incelme yöntemlerinin aksine 45 dk. civarı sürüyor, herhangi bir korse vb. kullanıma, dinlenme süresine ihtiyaç duymuyor, morarma ve his kaybı hemen hemen hiç yaşanmıyor ve etkiler 20 günden itibaren gözlenmeye başlanıyor.

Hiçbir yağ fazlası olmayan ancak kol, gıdı sütyen çizgisindeki katlanmalar, sarkmalardan şikayet edenler için de hayat kurtaran formüller sunan Plazmalipo hakkında sistemin Türkiye’deki öncülerinden Yeditepe Üniversitesi Tıp Fakültesi, Plastik, Rekonstrüktif ve Estetik Cerrahi Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Cihat Nazmi Baran bilgi verdi.

Plazmalipo plazma ışığı teknolojisiyle çalışıyor. Bu ne tür bir ışıktır, incelme teknolojisi olarak nasıl kullanılır açıklar mısınız?

PlazmaLipo; Bölgesel yağ birikimlerinin Plazma enerjisi kullanılarak etkili biçimde kolayca eritilmesi ni sağlayan Japon bilim insanlarınca geliştirilmiş bir teknolojidir.

Basitçe anlatacak olursak liposuction’a alteratif asist sistemlerde kullanılan lazer ışınıdır. Bu ışın yağlı doku içinde doğrusal bir şekilde ilerleyerek sadece önüne gelen yağ hücrelerini eriterek etki eder. Yeni teknoloji ile yani plazmalipo bu doğrusal olarak (tek yönde) etki gösteren lazer ışınını, 360 derece, yani her yönde ilerleyen, dolayısıyla çok daha fazla yağ dokusunu çok kısa sürede eritebilen plazma ışınına dönüştürür.

Plazmalipo ile yağ eritmenin dışında cilt üzerinde de sıkılaşma ve gerilme etkisinden söz ediliyor bunu sağlayan nedir?

Plazmalipo sahip olduğu teknoloji sayesinde şimdiye kadar yapamadığımız, içeriden dışarıya doğru cildi kuvvetli bir şekilde uyarma işlemini gerçekleştirmemizi sağlamakta. Yüzeysel plazmalipo uygulaması sonrasında özellikle, kollar, gıdı ya da çene gibi cerrahi çözümlerin zor olduğu bölgelerde ileri derecede sıkılaşma ve gerilme meydana gelmekte. Bu sayede sadece bölgesel incelmede değil, aynı zamanda ameliyatsız cilt germe uygulamalarında da hızlı, güvenli ve etkili sonuçlara ulaşabilmek artık plazmalipo ile mümkün olacak.

Plazmalipo uygulama süresini ne kadar kısaltıyor?

Plazma enerjisi, 360 derecelik bir etki alanına sahip olduğu için her bir uygulamada çok daha fazla yağ dokusu eritiliyor. Bu özellik, daha az enerji kullanılarak yapılan ve daha kısa süren seanslarda, hastanın maksimum verimi almasını sağlıyor. Bir örnek vermek gerekirse yapılan çalışmalar sonucunda gösterildiği gibi, klasik liposuction ile 140 dk. süren bir uygulama sadece PlazmaLipo kullanılarak gerçekleştirildiğinde 20 dk. civarında sürüyor. Bu kısa seans süreleri hastalara,
minimal travma, güvenli uygulama ve daha düşük maliyet olarak geri dönmekte.

Plazmalipo hangi bölgelerde kullanılabilir?

Özellikle göbek bölgesi, bel çevresi, sırt, basenler, diz içi, ayak bileği, kollar ve gıdı en çok talep edilen ve en iyi sonuçları aldığımız bölgeler. Ayrıca özellikle erkeklerde görülebilen jinekomasti (göğüs büyümesi ) vakalarında sonuçlar son derece yüz güldürücü.

Plazmalipo teknolojisinin avantajlarından bahseder misiniz?

PlazmaLipo teknolojisinin öne çıkan özellikleri arasında bence en önde geleni , uygulamaların son derece güvenli olması. Daha önce karşılaşılan yanık, kanama, dalgalı cilt görünümü gibi problemler gerekli önlemler alınarak ve gelişmiş teknoloji kullanılarak çözümlenmiş durumda. İkinci önemli özellik, Plazma enerjisinin etkinliği sayesinde çok kısa seans sürelerine sahip olmamız. Bu özellik hem istenilen sonuçlara daha kolay ulaşılmasını mümkün kılıyor hemde uygulama sonrası iyileşme dönemi gibi bir ihtiyacı ortadan kaldırıyor. Uygulama sonrası hastalarımız normal yaşamlarına devam edebildikleri için çok mutlu oluyorlar. Tabii bütün bu olumlu özelliklerin sonucunda hastalar açısından, daha düşük maliyet oldukça önemli bir avantaj sağlamakta.

Bu sistemin diğer tedavilerle kombinasyon durumu nedir? Hangi tür uygulamarla birlikte kullanılabilir?

PlazmaLipo özellikle aşırı yağ birikimleri, ciltte oluşabilecek sarkmalar gibi morfolojik bozuklukların, ameliyat gibi daha agresif uygulamalara başvurmadan, etkili ve kısa sürede düzeltilebilmesine olanak sağlayan ileri bir teknoloji. Zayıflama, bölgesel incelme, gevşemiş cilt yapısını toparlama amacıyla, kavitasyon, radyofrekans, ThermoC, İntracel gibi diğer yöntemlerle kombine edilerek ya da tek başına son derece yüz güldürücü sonuçları mümkün kılmakta.

Tedavi süresince ve tedavi ertesi hastalara ne gibi tavsiyelerde bulunuyorsunuz?

PlazmaLipo uygulaması esnasında oldukça hafif bir lokal anestezi yeterli olduğundan, uygulamanın çok kısa sürmesininde katkısıyla, hastalar son derece rahat ve konforlu bir seans geçirmekteler. Seans sonrası çoğu hastamız normal yaşamlarına devam etmekte. Bazı durumlarda 1 ya da 2 gün süreyle çok hafif bir bandaj kullanılması önerilmekle birlikte, bu uygulama kesinlikle dışarıdan bakıldığında farkedilmiyor ve hareket kısıtlamasına yol açmıyor.

Kimler Plazmalipo sistemiyle tedavi olamaz?

PlazmaLipo güvenli ve etkili bir teknoloji. Ancak diğer birçok uygulama ve tedavide olduğu gibi ileri derecede kalp, akciğer hastalığı olanlarda, ileri derecede karaciğer ve böbrek fonksiyon bozukluklarında ve ayrıca hamile hanımlarda kullanılmasını önermemekteyiz.

Plazmalipo için ideal hasta tipini tarif eder misiniz?

PlazmaLipo, vücudunda her türlü diyet, spor vb. çabalara rağmen ortadan kaldırılamayan aşırı yağlanma ve yağ birikimleri ile yüz, kol ya da vücuttaki cilt gevşemelerinde ve sarkmaları olan, metabolizması düzgün çalışan 18 yaş üzeri kadın erkek başarıyla kullanılan etkili ve güvenli bir teknoloji.

Diğer sistemlerle kıyaslandığında Plazmalipo’nun avantajı var mı?

Klasik lazer lipoliz yönteminde, örneğin göbek ya da basen bölgesinde incelme sağlamak amacıyla 2-3 seans uygulama yapmak gerekebilirken, yeni plazmalipo sistemi ile tek seans uygulamada aynı sonuca ulaşabilmekteyiz. Ayrıca bu tek seansın süreside oldukça kısa. Benzer amaçla kullanılan, ultrasonic liposuction gibi yöntemlerde de tek seansda emilen yağ miktarı kısıtlı olmakta ayrıca kanama, morarma, doku nekrozu gibi hem hastaları hemde hekimleri sıkıntıya sokan komplikasyonların görülme sıklığı daha fazla. PlazmaLipo biz hekimlere, adeta bir heykeltraş gibi, hastalarımızın vücutlarını şekillendirebilme fırsatını sunmakta.

0

Az yemeyi başarın!


BBC’deki “Gıdalar Hakkındaki Gerçekler” programının yapımcısı Jill Fullerton Smith, aynı adlı kitabında, bugüne dek uzmanlardan edindiği ve araştırmalardan derlediği bilgilerle “Neden aşırı yeriz?” sorusunun yanıtını şöyle ve

Porsiyon büyüklüğü psikolojisi

Basit olmalı: Kilo almak istemiyorsanız, ihtiyacınız olandan fazlasını yemeyin. O halde neden çoğumuz durmadan fazla yiyor?

Bedenimizin doyduğunu söylemek için çeşitli yöntemleri vardır ama çoğumuz sinyalleri göz ardı ederiz ve yemeye devam ederiz. Bunun pek çok nedeni vardır. Bir kısmı biyolojiktir, belki de yiyecek bulmanın daha zor olduğu evrim zamanlarından kalan. Ancak araştırmalar psikolojinin de büyük rol oynadığını gösteriyor.

Yediklerinize dikkat edin

Ne kadar yediğimizi belirleyen gıdanın hacmi ve enerji içeriğinden başka unsurlar da vardır. Örneğin dikkatimiz dağınıksa, derin bir sohbete dalmışken ya da televizyon seyrederken daha fazla yemeye meyilli oluruz.

Gıdaların paket ve etiketleri de çok önemli olabilir. Bir gıda poşetinin büyüklüğü ve biçimi, hatta yiyeceğin adı bile algılama şeklimizi etkiler. Hoşumuza gitsin ya da gitmesin, karşılığında ne kadar ödemeye istekli olduğumuzu ve ne kadarını tüketeceğimizi de.

Tatlı midesi

Tek bir gıda yerine karşısına çok çeşitli yiyecek çıkarılması bile, diyet yapanın başarısızlığına neden olabilir. Ana yemeğin sonunda ne kadar tokluk hissederseniz hissedin, tatlıya her zaman yeriniz olduğunu bilirsiniz. Bir közlenmiş patates yemenizin imkanı yoktur, ama ufak bir kase dondurmaya yer açarsınız. Bazıları buna “tatlı midesi” der.

Farklı tatlar için farklı iştahlar

Aslında bunun nedeni tümüyle psikolojik olmayabilir. Bazı beslenme uzmanları farklı tatlar için farklı iştahlarımız olduğunu düşünüyor. Belki de bunun nedeni, beslenmemizde çeşitlilik olmasını sağlamaktır. Bu doğruysa, yiyeceklerin kolay erişildiği bir dünyada az yemeye çalışanlar için çeşitlilik gerçekten de tehlike işareti olabilir.

Bir araştırmada altı ayrı çeşit jelibon verilen gönüllüler, sadece dört çeşit verilenlere kıyasla, iki kat fazla yediler. İhtiyacınız olan tüm besin öğelerini almak için beslenmede çeşitlilik elzemdir. Ancak öğün içinde olmalısınız. Diyet yapıyorsanız, açık büfelerden uzak durmak iyi bir fikir olacaktır.

Yeme psikolojisi deneyi

Aşırı yemenin psikolojisi konusunda önde gelen araştırmacılardan bir New York’taki Cornell Üniversitesinden Profesör Brain Wansink’tir.
Profesör Wansink, bir dizi heyecan verici deneyle pek çok endişe verici davranışı açığa çıkardı.

Araştırmalarının büyük kısmı ve başkaları tarafından yapılan benzer çalışmalar sadece belli öğün zamanlarında yeme davranışı üzerine odaklanıyor. Ancak insanların bir öğünde ihtiyaç duyduklarından fazlasını yediklerinde, genellikle bir sonraki öğünde daha az yiyerek dengeyi sağladıklarına yönelik pek çok bulgu var.

Büyük porsiyon almayın

Bir büyük boy whopper, kova boyutunda kola, dağ gibi patates kızartması ve sonra da sinemada devasa porsiyonda patlamış mısır… Daha büyük porsiyon fast food kazançlı gibi duruyor. Normal porsiyonlara göre azıcık daha fazla tutuyor ve doyduğunuzda bir kısmını bırakabiliyorsunuz.

2005’te “büyük porsiyon” seçmenin olası etkilerini araştırmak için Wansink bedava patlamış mısır dağıttığı bir sinema gecesine ev sahipliği yaptı. Film izlemeye gelen gönüllülere ya orta boy (120 gram) ya da büyük boy (240 gram ) kutularda patlamış mısır verildi. Ayrıca bu kutuların bir kısmındaki patlamış mısırlar bayat, bir kısmı tazeydi.

Şaşırtıcı bir şekilde kendilerine büyük kutu verilenler orta boy kutu verilenlere göre, yüzde 45 fazla yemişti, yaklaşık 100 kalori daha fazla almıştı. Bu etki bayat patlamış mısırlar için de geçerliydi. Büyük kutu alanlar orta boy alanlara göre yüzde 30 daha fazla yedi.

Televizyon seyrederken havuç

Gönüllülere televizyon seyrederken atıştıracakları poşet poşet şekerleme verilerek ve partilerde tabaklar dolusu açık büfe yiyecekler sunularak yapılan benzer deneyler de benzer sonuçlar verdi.

Wansink insanların bilinçaltında kendilerine sunulan porsiyonun uygun porsiyon olduğunu varsaydıklarını ileri sürüyor. Tabii ki bundan yararlanıp büyük porsiyonlarda sağlıklı yiyecekler sunabilirsiniz. Televizyon seyrederken ya da bir parti için yiyecek hazırlarken koca kaselerde havuç ve diğer sebzeler ileri bir adım olabilir.

Göz payı

Yemek yerken daha fazla yememize neden olan en güçlü psikolojik motivasyonlardan biri, tabaklarımızdakini bitirme gereği gibi gözüküyor. Bu çocukluğumuzda akşam yemeği sofrasında öğrendiklerimize bağlı olabilir ya da müsriflikten hoşlanmıyoruzdur. 2005’te Wansink, üniversite kampüsünde yaptığı zekice bir deneyin sonuçlarını yayımladı.

Wansink bir masanın üzerine dört çorba kasesi yerleştirdi. Deneye katılanlara yeni bir domates çorbası tarifi denendiği ve istedikleri kadar içebilecekleri söylendi. Katılımcıların haberi yoktu, ama kaselerden ikisinin dibi yoktu, bunlara gönüllüler boşaltırken Wansink ekibinin yavaşça kaseleri doldurmasına olanak veren bir alet takılmıştı.

Ortalama olarak, yeniden dolan kaselerden içenler, diğerlerine göre yüzde 73 daha fazla çorba içtiklerini söylediler ve daha fazla tokluk hissettiklerini de kaydetmediler.

Göz zevki daha az yedirebilir

Dibi olmayan çorba kasesi deneyinde görsel ipuçları önemli: Kase hala doluysa, daha fazla yersiniz. Ancak bazı durumlarda gözleriniz daha az yemenizi de sağlayabilir. Şayet ne kadar yediğinize ilişkin bir gösterge verilirse size… Bir başka dahiyane deneyinde Wansink, insanların jelatin biriktiğinde daha az şekerleme ve kemikleri tabakta kaldığında daha az tavuk baget yediğini gördü.

back to top